Cumartesi Ekim 24, 2026

Delinin biri kuyuya “Taş” atmış…

Politik alanın sınırları kimi zaman kırılganlık duvarlarına dayanır. Gün gelir koşullar bazen, esneklik ile ilkesizlik arasındaki sınırları olanca yüküyle inceltir. Bunun bir gerekçesi Marksizm’den doğru yöntemle nasip almamakken diğer gerekçesi ise toplumsal muhalefetin karşısında doğru konumlanmamak olmaktadır.

Bilindiği üzere yakın bir zaman sonra yerel seçimler gerçekleşecek ve bir süredir adaylar, bölgeler, parti ve ittifakların tutumları yoğun şekilde tartışılıyor. Bu yazı vesilesi ile ele almak istediğimiz konu tüm bu tartışmalara içre bir şekilde adaylardan birisinin, CHP Beyoğlu Belediye Başkan Adayı Alper Taş’ın “HDP solu kapsamıyor, daha güçlü bir çatıya ihtiyaç var” mealindeki açıklamasıdır.

Derdimiz sadece Alper Taş’ın sözleri ile kuyuya attığı taşı değil 40 akıllının taşı çıkaramayaşını irdelemektir. Zira olay; olayın bir kıymeti olduğu için değil, olayın kıymetsizliği yaşadığımız coğrafyanın sosyalist solunun tipolojisini çizdiği için konuşulmalıdır.

Her Sürecin Liberal Sloganı: Solun Birliği

Esas itibari ile Alper Taş’ın röportajdaki bahse konu sözler ile eksikliğini ifade ettiği şey yanlış değildir.

“Biz bu iki çizginin dışında sosyalist solun, devrimci solun bağımsız ve kolektif bir ekiple Türkiye’ye ilişkin fikrini toplumla buluşturma konusunda ortak adayla seçime girelim istedik. Bu olmadı. HDP tamam barajı aştı ama bir şey ifade etmedi. Sonuçta Türkiye’nin siyasi tablosu değişmedi. Barajı geçmesin diye demiyorum, barajı geçmeye büyük misyonlar biçtiğinde bunun karşılığı da olmuyor. Bugün memlekette sosyalist bir hareket eksikliği var. HDP bunun karşılığı değil. İçerisinde sosyalistlerin olması sosyalist hareket anlamına gelmiyor. Solda başka bir alan açmamız gerekiyor. Bu Kürt hareketi için de sosyal demokrat hareketi için de önemli. Her ikisi de kendilerinin dışında gelişebilecek emek-sınıf eksenli sosyalist hareketin büyümesiyle pozitif anlamda kendilerini şekillendirebilirler” derken kast ettiği ittifaklara, ulaşılabilinen en geniş nüfuz alanı ile birleşmesine yönelik temenni olumludur. Gel gelelim sözü eylemle sınandığında, siyasal sürecin imbiğine sokulduğunda süzülen şeyin başka olduğu görülmektedir.

Burada sıkıntının ilki Alper Taş’ın “sosyalistlerin çatısı”nda HDP’ye yer vermemesi, sosyalistlerin ulusal sorun karşısındaki görevlerini silikleştirmesi anlamına gelmektedir. Zira Alper Taş’ın ve düşündaşlarının anladığı sol dünyaya sadece mülkiyet ilişkilerinden bakan ve bunun dışındaki mücadele olanaklarını küçümseyen bir çerçeveye mi sahiptir yahut ulusal sorun temelinde süren özgürlük mücadelesinin biçimleri bu camianın boyunu aşmakta mıdır bilemiyoruz. Lakin pratiğe yansıyan şeyin sosyal şovenizmle malul bir siyasal çizgi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

İkinci bir sıkıntı ise, bahse konu yaklaşım ayrıca yaşadığımız coğrafyanın siyasal sürecine ve seçimlerin de üzerine oturduğu politik arenanın güncel haline de kör bakmak anlamına gelmektedir. Zira, AKP’nin dış politikasından tutalım da seçimleri de içine alacak şekilde son yıllardaki temel meselelerinin tümünde bir Kürt rengi bulmak hiç de zor değildir. Suriye politikasından kayyumlara, OHAL uygulamalarından fezlekelere kadar AKP’nin siyasal pratiğinin önemli bir bölümü Kürt halkının karşısında ve onun kazanımlarını geriletmek temelindedir. Bu siyasal cenderede sol birlikteliği emek temelli mücadeleler kapsamına indirgemek, ittifak tanımını HDP’siz tahayyül etmek sosyalist olmanın sınırlarını liberalizmin sınırları ile kaynaştırmaktan başka bir anlama gelmemektedir.

Diğer bir sıkıntı ise Alper Taş’ın ittifak algısının kapsam ve boyutları ile ilgilidir. Devrimci sosyalistlerden sosyal demokratlara değin kimi muhalif bulduysa aynı torbaya koymaya kalkan bu algıdaki Troçki’den miras liberalizmin keskin kokusu hemen görülmektedir.

Bir şeye karşı olmanın tek başına bir siyasal nitelik edinmeye yetmediğini en yoğun Haziran Hareketi pratiği ile bilmesi gereken Alper Taş’ın orada muvaffak olamadan devletin kurucu partisi CHP’den aday olması ise ilkeden yoksun bir birlikçiliğin ne denli bir savrulmaya kapı aralayabildiğinin net örneğidir.

 

Solun Utanç Duvarı: Kemalizm

Tüm bu keşmekeş içerisinde biliyoruz ki Alper Taş olumsuz bir niyet taşımamaktadır. O ve düşündaşlarının bu savunuları temelde egemen sistem ve onun kurucu ideolojisi ile kurduğu ilişkiden zemin bulmaktadır. Ve maalesef ki burada yalnız da değillerdir.

Sol mahallede ciddi bir yaygınlık gösteren bu sosyal şovenizme bulaşık liberal yönelimin temelde Kemalizm’le hesaplaşmamak, onun siyasal niteliğini faşizm olarak tespit etmemekle bağı vardır. Zira Kemalizm dün de bugün de TC’nin siyasal sürecine yönelik tartışılabilecek her başlıkta karşımıza çıkmakta, ülke siyasetinin kangrenleşmiş her sorununda yüzünü göstermektedir. Devletin niteliğini belirleyen temel olarak Kemalizm’i sorgulamadan, “Kemalist değiliz ama Mustafa Kemal devrimcidir.

Onun cumhuriyetini ilerleteceğiz” mealindeki bir yaklaşımın, solun çekim merkezi olamadığı bir dönemde CHP’nin kapısına çıkması bu nedenle hiç de şaşırtıcı değildir.

Diğer yandan yaşadığımız coğrafyada Gezi İsyanı sonrası toplumsal muhalefetin günden güne geriye çekilmesi, gelinen aşamada AKP’nin öyle ya da böyle inşa ettiği başkanlık sistemi karşısında etkin bir müdahale zemininin olmayışı sol açısından asgari müştereklerin en geri zemine çekildiği bir siyasal arena inşa etmiştir. Böylesi suyun ziyadesi ile bulanık olduğu dönemlerde egemen sistemi net bir tanıma kavuşturmadan siyaset yapmanın sosyalist niteliği aşındırmak dışında bir işlevi ise yoktur.

Vaziyet böyle olunca da “sosyalist”ler CHP’yi çatı yapabilmekte, Gezi İsyanının bütün cenkleşme sürecini Taksim pikniği ile geçirenlerin Haziran adını alması gibi yaşadığımız coğrafyanın devrimci tarihinde devletle karşı karşıya gelmeden sosyalist adını almak da mümkün olabilmektedir.

22683

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Partizan'dan

Güzel Ana'nın öyküsüdür: ‘Dünyanın bütün anneleri birleşin’(Ayşegül Tözeren)

Güzel Şahin’in önce hastaneye kaldırılış haberi kulağıma çalındı. Ardından farkettim ki sokakta gördüğüm, tanıştığım kim varsa Güzel anne için endişeleniyor, onun kaldırıldığı hastaneye koşmuş. Fotoğrafına baktım, Cumartesi Anneleri oturumlarından, cezaevi önündeki özgürlüklerinden tanıdık bir dost yüzü olduğunu anladım. Birkaç gün sonra da vefat haberi geldi. Yaşıtları pek evden bile çıkmazken, o politik eylemlilikten hiç kopmamıştı. İster istemez Güzel annenin hikayesini merak ediyordum. Bazen insanın kalbi bir hikayenin peşine düşer ya... Öyle oldu.

Bizim Ulaş'lar...Şemdin Şimşir

"Bir acının izini sürdüm durmadan/ Aydınlık bir gelecek adına./ Geçmişte kalanı kitaplardan aldım/ Yaşadığımı koydum üstüne / Hayatı bir yoğun acıda kavradım..."

Bizimkileri anlatmak zordur, bizim Ulaş'ları, çünkü bizimkiler inançları uğruna ölümün eşiğinde bükülmeden duranlardır. Spartaküs, Marks, Engelslerle başlayan bizimkiler. İlk onlar direnç ve bilimle donatılar kavgayı, tarihin yasalarını, geleceğin yönünü yine onlar, yani bizimkiler çizdiler.

Serdar ve Güzel Ana'nın ardından...

İki güzel, yiğit ve fedakar yoldaşımızı kaybetmenin acısı ve hüznü içerisindeyiz. Beklenmedik ölümleri ile bizleri derin ve tarifi imkansız bir acıya düşürdüler. Yaşamlarının büyük bölümünde kolektifimiz in çalışmalara dâhil olan, eylemlerden eylemlere koşan bu iki can yoldaşımızın yerlerini doldurmak kuşkusuz çok zor. Onların yerlerini doldurmak ancak anılarına ve miraslarına sahip çıkılarak, düşlerini gerçeğe dönüştürerek gerçekleştirilebilir. Çünkü onların düşleri, demokratik halk devriminin ta kendisidir.

TKP/ML Örgütlenme Komitesi “Güzel Şahin ve Serdar Can yoldaşlarımız devrim mücadelemizin her anında hep bizimle olacak!”

Devrim emektarlarından ve Kaypakkaya geleneğinden Serdar Can ve ardından PŞTA’lı Güzel Şahin’in (Güzel Ana) ölümsüzleşmesi üzerine bir açıklama yayınlayan TKP/ML Örgütlenme Komitesi “Analarımıza layık olmak, mücadelemizi devrimle taçlandırmak, onların karşılarına Demokratik Halk İktidarını kurmuş olarak çıkmak için bir kez daha yemin ediyor, anıları önünde saygı ve minnetle eğiliyoruz” dedi.

Elimize e-posta yoluyla ulaşan açıklamayı haber değeri taşıdığı için olduğu gibi yayınlıyoruz.

TKP/ML TİKKO Rojava Komutanlığı:“Partimizin şen çocuklarından, şen Analarına…”

Sonsuzluğa uğurlanan Serdar Can ve Güzel Şahin için bir açıklama yapan TKP/ML TİKKO Rojava Komutanlığı “Nasıl ki yollar yürümeyi öğrettiyse, sonsuzluğa uğurladığımız her bir yoldaşımız da bizlere zaferimizin yolunu gösteriyor. Devrimin muzaffer yolunda partimizin şen çocukları ve şen analarıyla birlikte yürümeye, onlardan öğrenmeye Güzel Ana’mızın her fırsatta dile getirdiği, "Gençler dağlara, Parti iktidara" sloganını her anımızda yaşatacağımıza, onların özlemlerini gerçekleştireceğimize söz veriyoruz” dedi. Elimize e-posta yoluyla ulaşan haber şu şekilde:

Hatun Tuğluk Ezilen Halkların Vicdanına Yer Etmiştir, Unutulmayacaktır! – İmera Fera Yeşilgöz

İnsanlık değerlerinin günbegün yok edilmeye çalışılması yeni değildir. Evvelden beridir, AKP iktidarı , iktidarını kendinden olmayanın yok edilmesi üzerine kurmuştur. İşçi sınıfının ve halkların sürekli ve yeniden sömürülmesi ile güç elde etmiş ve bu gücü gerçekleştirdiği katliamlarla, toplum içerisinde kutuplaşma ve beraberinde ayrıştırma yaratarak elinde tutmayı hedeflemiştir.

TKP/ML-TİKKO Dersim Komutanlığı: “Varlığı ile Partimizi onurlandırdı, pratiği ile ordumuzu şereflendirdi!”

14 Ağustos’ta Rojava’da ölümsüzleşen TİKKO Komutanı Nubar Ozanyan için bir açıklama yapan TKP/ML TİKKO Dersim Komutanlığı “Bizler TKP/ML TİKKO Genel Komutanlığı’na bağlı Dersim’de ve Rojava’da savaşan halk savaşçıları olarak TİKKO’nun savaş generali Orhan Bakırciyan yoldaşın bizlere devrettiği savaş bayrağını taşımaya devam edeceğiz” dedi. Elimize e-posta yoluyla ulaşan açıklama şu şekilde:

Varlığı ile partimizi onurlandırdı, pratiği ile ordumuzu şereflendirdi!

Meydanlarımızın Serdar’ı Güzel Şahin Ölümsüzdür!

Yüreğimizin bir parçası daha aramızdan ayrıldı. Her duruşunda tarihsel bir çınarı temsil eden, gülüşünde varlığını adadığı mücadelenin sıcaklığı ve enerjisinde geleceğe olan umut ile Güzel’imizi, Türkiye Devrimci Hareketinin Anasını kaybettik. Onun direngenliğinde bilincimizin önüne serilen inanç ile onun kararlılığını heybemize koyduk.

18 Eylül günü Partizan geleneğinin önemli kişilerinden Serdar Can’ın Gazi’de gerçekleşen anma töreninde fenalaşarak hastaneye kaldırılan Güzel Anamız iki günlük yaşam mücadelesini bizlere miras bırakarak aramızdan ayrıldı.

TKP/ML GDPK ve Dersim Komutanlığı’ndan açıklama:

“Dimdik ayakta duranlar darbeci tasfiyeciliğin saldırılarını alt edecektir!”

H. Merkezi: Elimize e-posta yoluyla ulaşan bir habere göre açıklama yapan TKP/ML Geçici Dersim Parti Komitesi ve TKP/ML TİKKO Dersim Komutanlığı “Bilinmelidir ki, bu türden saldırılara maruz kalan yoldaşlarımız yalnız değildir. TKP/ML TİKKO gerillaları olarak yoldaşlarımızın, taraftar ve militanlarımızın yanındayız. Onlarla omuz omuzayız.

Güzel Ana'yı yıldızlara uğurladık!

Devrimcilerin anası Partizancıların yoldaşı Güzel Ana sonsuzluğa yürüdü. YIldızlar yoldaşı olsun.

Kürtlerin ayrılma hakkı gasp edilemez!

Kürtler, Mezopotamya coğrafyasının yerleşik kadim halklarından biri olmasına karşın, son yüzyıllarda bir devleti (Doğu Kürdistan’da kurulan kısa ömürlü Mahabad Cumhuriyeti’ni saymazsak) olmayan ve çeşitli ülkelerden tarafından parçalanarak sömürgeleştiren bir ulus olma haksızlığını, ağır bedeller ödeyerek yaşamaktadır, yaşatılmaktadır.

Sayfalar