Cuma Ekim 16, 2026

Darbeciliğin dayanılmaz hafifliği ya da “yemişim tüzüğü” rahatlığı!

Her siyasal hareket, belli bir program çerçevesinde ve onun işleyişini düzenleyen bir tüzük üzerinde yükselir, inşa edilir. Program hareketin azami ve asgari hedeflerini, yaşadığı toplumu nasıl tanımladığını anlatırken tüzük ise hareketin iç işleyişini ve uyumunu düzenler. Bir yanıyla tüzük vücudun organları arasındaki etkileşimi ve ahengi sağlayan sinir sistemi ağı ve onun çevrelediği damarları tarifler. Program, siyasal hareketin yol haritası ise tüzük de bu yolda ilerleme iddiasındaki öznenin karakterini anlatır. Siyasal hareket bu bağlamda ona niteliğini veren programına paralel savunduğu görüşlere uygun bir tüzüğü, örgütsel mekanizmaları ve işleyişi savunur, savunmalı. Sözgelimi, düzenin korunması ve yeniden üretilmesini kendine temel amaç edinen ve bunu programına koyan bir siyasal oluşumdan, demokratik, özgürlükçü bir tüzük ve işleyiş beklemek de yanlış olacaktır. Sömürü ve zulüm üzerinden ayakta kalan, kendisine biat etmeyen herkese zorun türlü yollarıyla yönelen ve onları baskı altında tutan; asimile etmeye çalışan, saldırı ve katliamlar düzenleyen bir düzenin varlığını korumayı kendine düstur edinmiş bir hareket doğal olarak savunduğu görüşlere paralel bir örgütlenme inşa edecektir.

AKP’den CHP ve MHP’ye, tüm düzen partilerinin tekçi, anti-demokratik, gücü elinde bulunduranın söz ve yetki hakkına sahip olduğu ve dışındaki herkesi örgütün sıradan bir parçası haline getirdiği bir yapıya sahip olmaları şaşırtıcı değildir. Bu tür siyasal hareketlerde çoğu zaman yazılı hale getirilen ve işleyişi başta yönetici organlar olmak üzere örgütü oluşturan mekanizmaların görev ve yetkilerinin sınırlarını belirleyen kurallar açıkça ihlal edilir. Bir avuç azınlığın milyonların emeği ve alınterinin sömürüsü ve gaspını meşru göstermek için yalan, ikiyüzlülük ve sahtekârlıktan başkaca bir yol olmadığı herkesin malumudur. Bu temel üzerinden var olan bir siyasal hareketin bu meziyetlerden nasipleneceği de bir başka gerçektir.

 

“Yemişim Tüzüğü” Rahatlığı

Kendini, ezilenlerin her türlü baskı ve sömürüye karşı öfkesi ve mücadelesinin bir parçası olarak görenler açısından durum farklılık arz eder/etmelidir. Türk, Kürt uluslarından ve çeşitli milliyet ve mezheplerden emekçilerin, kadınların, LGBTİ’lerin özgür bir gelecek kavgasının asli unsuru ve önderi olma iddiasındaki siyasal hareketler ve özneler bu niteliklerini başta programlarında devamında onu tamamlayan tüzüklerinde ortaya koyalar. Komprador burjuvazi ve toprak ağalarının sömürü ve zulüm düzeninin alaşağı ederek, onun yerine halk demokrasisi ve sosyalizmi inşa etmeyi amaçlayan siyasal hareketin, öznenin tüzüğü de bu niteliklere uygun olmalıdır/uygundur. Demokratik merkeziyetçilik ilkesi üzerinde, gönüllülük temelinde, bir irade ve eylem birliği bu örgütsel işleyişinin temel iskeletini oluşturur. Düzen partilerinin aksine tekçilik değil örgütü oluşturan her birey ve organın fikirlerini özgürce ifade ettiği, eleştiri ve özeleştiride eşitliğin uygulandığı bir kültürel iklimi savunur.

Örgütün kararları tüm yetkili organların ve üyelerin katılımı ve üretimiyle zenginleşen tartışmalarla belli bir doygunluğa ulaştıktan sonra merkezi bir karar haline gelir. Bu saatten sonra her üye ve organ bu fikri savunmak zorundadır. Demokratik merkeziyetçilik ilkesinin esası budur. Tüzük tam da bu ilkeyi de kapsayacak şekilde örgütün yönetici organlarının işleyişini onların diğer organlarla ilişkilerini üyelerinin birbirleri karşısındaki yetki ve sorumluluklarını belirleyen bir kurallar bütünüdür. Tüzük, örgütü bir arada tutan temel yapıtaşıdır. Bir yanıyla herkese eşit mesafede ve herkes için bağlayıcı olandır.

Tüzük kolektifin toplam çıkarını savunur. Ona yönelik darbe/darbecilikse toplamın çıkarı yerine kendi küçük dar çıkarını ve iktidarını koyar. Darbeciliğin temelinde de bu olgu yatar: Kendi hegemonyasını korumak ve sürdürmek adına bütünün çıkarlarını feda etmek. Bu örgütün toplamı için büyük bir yıkıma, bozguna, dağılma ve parçalanmaya yol açsa bile. Bu anlayış, bir kere tüzüğü ihlal ettikten sonra durmaz. Ona, “tüzüğe uy” çağrısı yapanları, işlediği suçu fark eden, görenleri tasfiye edilmesi gereken rakipler olarak hedef tahtasına çiviler. Artık tüzük ve onun gerektirdiği her türlü hukuk ihlal edilmiş ve örgüt adeta orman kanunlarına terk edilmiştir. Son birkaç yıldır yaşadığımız sorunların temelinde bu vardır. İki yıldır ekilen kin ve nefret tohumları bugün kurumların basılması ve çalışanlarına şiddet uygulanmasıyla taçlandırılmıştır. Örgütsel işleyiş ve hukukun yerle bir edildiği ve sözün, şiddet ve provokasyon ortamına terk edildiği bir iklimi yaratanların objektif olarak karşı devrime hizmet ettiği açıktır.

Tarih, darbeleri yapanların, darbeciliğin sınıf mücadelesi karşısında yenilmeye mahkûm olduğunu ve son adreslerinin de tarihin çöplüğü olduğunu yeterince göstermiştir. Darbe yapanların üst perdeden bağrışmaları, tehditleri ne darbeciliklerini ne de işledikleri suçları gizleyemez, aklayamaz!

Bir Partizan

50365

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Partizan'dan

9 Mayıs1945 Zafer Günü kutlu olsun

II.Dünya savaşı,insanoğlu'nun tanık olduğu,dünya tarihinin en korkunç savaşlarından biridir.Milyonlarca insanın hayatını kaybettiği,çok ağır yıkımların olduğu,Yahudi soykırımı ile kitlesel ölümlerin yaşandığı en kanlı savaştır.100 milyondan fazla askeri personelin katıldığı,50 milyona yakın insanın hayatını kaybettiği bu savaş onarılması  çok büyük yaralar açmıştır.1939-45 yılları arasında cereyan eden bu savaş,Almanya'nın Polonya'yı işgal etmesiyle başladı.8-9 Mayıs 1945 yılında Adolf Hitler'in yer altında,saklandığı sığınağında,Kızıl Ordu'nun Berlin'i ele geçirdikten sonra kafasına kurşun

Siyasi Polis, Provokatör veya ruh hastalarıyla uğraşmak zorunda kalmak! Engin Gören

Birkaç gün önce bir sitede bir “yazı” çıktı: “H.Aksu kimdir?” başlığıyla. Yazıyı yazan kadar bu tür yalan, karalama, kışkırtma-provokatörlük üzerine kurgulanan yazıları yayınlayan site de sorunlu olup ortak yön buluyor demektir. Aynı mayadan oluşu mu veya ilkesiz ve kontrolsüzlüğünden mı kaynaklanıyor bilemiyoruz. Ama bu durum ve yaklaşım içinde bulunan bir sitenin ciddiyet taşımayacağı da açıktır. Umarız yayın çizgisini gözden geçirirler diyelim ve geçelim.

AMED’İN ARMENAK BAKIRCIYAN’I, İSTANBUL’UN ORHAN BAKIR’I, DERSİM’İN ALİ AĞASI!

Seni sessizliğimi bozarak anlatmak çok istedim. Uzun zaman düşündüm. Seni anlatacağımı hala bilemiyorum. Orhan yoldaş tanışıklığımız 1974'ün ortalarına denk geldi. Aramızda örgütsel bir bağlantı yoktu. Ama bizi birbirimize çeken bir çekim merkezi vardı. Çok zaman öğrenci gençlik eylemlerinde omuzdaş olmuştuk. Seninle Tunceli'ler derneğinde bir kaç kez karşılaştık. Sonra DGD'de görüşmüştük, ismini İBO koymuştun veya yoldaşların İBO ismini sana uygun bulmuştular. Söylentiler bizim çevrede yaygın halde yayılarak ;'' Bir gurup Ermeni yoldaşın bize kayıldığı '' söyleniyordu.

KEMALIZM MI?...MARKSIZM-LENINIZM MI ?

 

1 Mayıs 2014; Son Sözü Direnenler Söyler!

2014 1 Mayıs’ı; baskı, şiddete ve tüm engellemelere karşın yine büyük bir coşku ve kararlılıkla işçi ve emekçiler tarafından kutlandı.

2014 1 Mayıs’ını diğer 1 Mayıs’lardan ayıran en önemli yan, Gezi İsyanı sonrasında yaşanan ilk 1 Mayıs olmasıydı. Haziran İsyanın da, göğü fethe çıkan yığınların, kendi yaşamına dair her yerde sesini yüksek sözle söylemesi, giderek özneleşmesi, gücünün ve kudretinin farkına varması, toplumsal mücadeleye yeni bir soluğun katılması anlamına geliyordu.

Özgürlük Yürüyüşü

 

Hangi halktan, dinden veya mezhepten olursak olalım hiçbirimiz bilindik hırsızlar şebekesinin  çöreklendiği bu sömürü düzenini ve Tayyip diktatörlüğünü hak etmiyoruz. Bu diktatörlüğe  artık bir dakika bile tahammülümüz kalmamıştır. Onlar tarafından yönetilmek ayıplı bir durumdur, bu utançtan bir an önce kurtulmak gerekiyor.

Savaş Başladığı Yerde Kazanılır

Çeşitli milliyetlerden Türkiye işçi sınıfı için Taksim’in tarihsel bir önemi vardır. Bu önem, sınıfın siyasal savaşımın genel olarak bu alanda verilmesinden kaynaklıdır. Bu gerçeği bilen Türk egemen sınıfları yıllarca Taksim’i 1 Mayıs’larda işçi sınıfına yasaklamıştır. Yasaklamakla kalmayıp 1 Mays 1977 yılında onlarca işçiyi katlederek burjuva sınıf tavrını net olarak ortaya koymuştur. İşçi sınıfı da aynı kararlılıkla mücadele ederek bugüne gelmiştir. Ve işçi sınıfı, Taksim’i, ölüler verek kazanmıştır. Bu nedenlede, 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak için direnmiş ve savaşmıştır.

TKP/ML TİKKO Militanlarından Eylem

Elimize e-posta yoluyla ulaşan bir açıklamaya göre TKP/ML TİKKO’nun kuruluşunun 42. savaş yılını selamlayan militanlar, İstanbul’da; Gazi, Sarıgazi, Yenidoğan ve Gülsuyu Mahallelerinde eylemler gerçekleştirdiler. Açıklamayı güncelliğinden ve haber değeri taşıdığı için paylaşıyoruz:

TKP/ML militanları Sarıgazi’de Kaymakamlığı yaktı

İstanbul: Bugün Taksim’e girmek isteyen kitleye yönelik saldırıyı protesto etmek için Sarıgazi’de yapılacak eylem öncesi TKP/ML militanları bir korsan gerçekleştirerek, Kaymakamlığı tamamen ateşe verdi.

Bugün Taksim’e çıkmak isteyen kitleye karşı uygulanan polis terörüne karşı Sarıgazi’de DHF, ESP, EMEP, Halkevleri ve Partizan tarafından bir protesto eylemi örgütleme kararı alındı. Eylem öncesi Demokrasi Caddesi’nde bir korsan düzenleyen silahlı TKP/ML militanları, Kaymakamlığa yönelik bir saldırı gerçekleştirdi.

Kaymakamlık tamamen yakıldı

TKP/ML MK'si:"Taksim hayal değil gerçek!"

Sokakları tutuşturmaya, barikatlar kurmaya, alanları zaptetmeye;

Taksim'i bir kez daha kazanmaya, 1 Mayıs'a!

Elinden gelen her şeyi yapmak

Egemenler her daim devletin bekaası ve güvencesi için sömürü ve baskı politikalarını gizlemeye, kendilerine yönelebilecek öfke ve tepkiyi yarattıkları hayali düşmana yöneltmeye çalışırlar. Bunun için her dönem içte ve dışta bir düşman bulmakta zorluk çekmezler.  Halkın biriken öfke ve isyanı “iç ve dış düşmanlara” yöneltmeye çalışarak, kurtulduklarını zannederler.

Sayfalar