Salı Ekim 20, 2026

Darbeciliğin dayanılmaz hafifliği ya da “yemişim tüzüğü” rahatlığı!

Her siyasal hareket, belli bir program çerçevesinde ve onun işleyişini düzenleyen bir tüzük üzerinde yükselir, inşa edilir. Program hareketin azami ve asgari hedeflerini, yaşadığı toplumu nasıl tanımladığını anlatırken tüzük ise hareketin iç işleyişini ve uyumunu düzenler. Bir yanıyla tüzük vücudun organları arasındaki etkileşimi ve ahengi sağlayan sinir sistemi ağı ve onun çevrelediği damarları tarifler. Program, siyasal hareketin yol haritası ise tüzük de bu yolda ilerleme iddiasındaki öznenin karakterini anlatır. Siyasal hareket bu bağlamda ona niteliğini veren programına paralel savunduğu görüşlere uygun bir tüzüğü, örgütsel mekanizmaları ve işleyişi savunur, savunmalı. Sözgelimi, düzenin korunması ve yeniden üretilmesini kendine temel amaç edinen ve bunu programına koyan bir siyasal oluşumdan, demokratik, özgürlükçü bir tüzük ve işleyiş beklemek de yanlış olacaktır. Sömürü ve zulüm üzerinden ayakta kalan, kendisine biat etmeyen herkese zorun türlü yollarıyla yönelen ve onları baskı altında tutan; asimile etmeye çalışan, saldırı ve katliamlar düzenleyen bir düzenin varlığını korumayı kendine düstur edinmiş bir hareket doğal olarak savunduğu görüşlere paralel bir örgütlenme inşa edecektir.

AKP’den CHP ve MHP’ye, tüm düzen partilerinin tekçi, anti-demokratik, gücü elinde bulunduranın söz ve yetki hakkına sahip olduğu ve dışındaki herkesi örgütün sıradan bir parçası haline getirdiği bir yapıya sahip olmaları şaşırtıcı değildir. Bu tür siyasal hareketlerde çoğu zaman yazılı hale getirilen ve işleyişi başta yönetici organlar olmak üzere örgütü oluşturan mekanizmaların görev ve yetkilerinin sınırlarını belirleyen kurallar açıkça ihlal edilir. Bir avuç azınlığın milyonların emeği ve alınterinin sömürüsü ve gaspını meşru göstermek için yalan, ikiyüzlülük ve sahtekârlıktan başkaca bir yol olmadığı herkesin malumudur. Bu temel üzerinden var olan bir siyasal hareketin bu meziyetlerden nasipleneceği de bir başka gerçektir.

 

“Yemişim Tüzüğü” Rahatlığı

Kendini, ezilenlerin her türlü baskı ve sömürüye karşı öfkesi ve mücadelesinin bir parçası olarak görenler açısından durum farklılık arz eder/etmelidir. Türk, Kürt uluslarından ve çeşitli milliyet ve mezheplerden emekçilerin, kadınların, LGBTİ’lerin özgür bir gelecek kavgasının asli unsuru ve önderi olma iddiasındaki siyasal hareketler ve özneler bu niteliklerini başta programlarında devamında onu tamamlayan tüzüklerinde ortaya koyalar. Komprador burjuvazi ve toprak ağalarının sömürü ve zulüm düzeninin alaşağı ederek, onun yerine halk demokrasisi ve sosyalizmi inşa etmeyi amaçlayan siyasal hareketin, öznenin tüzüğü de bu niteliklere uygun olmalıdır/uygundur. Demokratik merkeziyetçilik ilkesi üzerinde, gönüllülük temelinde, bir irade ve eylem birliği bu örgütsel işleyişinin temel iskeletini oluşturur. Düzen partilerinin aksine tekçilik değil örgütü oluşturan her birey ve organın fikirlerini özgürce ifade ettiği, eleştiri ve özeleştiride eşitliğin uygulandığı bir kültürel iklimi savunur.

Örgütün kararları tüm yetkili organların ve üyelerin katılımı ve üretimiyle zenginleşen tartışmalarla belli bir doygunluğa ulaştıktan sonra merkezi bir karar haline gelir. Bu saatten sonra her üye ve organ bu fikri savunmak zorundadır. Demokratik merkeziyetçilik ilkesinin esası budur. Tüzük tam da bu ilkeyi de kapsayacak şekilde örgütün yönetici organlarının işleyişini onların diğer organlarla ilişkilerini üyelerinin birbirleri karşısındaki yetki ve sorumluluklarını belirleyen bir kurallar bütünüdür. Tüzük, örgütü bir arada tutan temel yapıtaşıdır. Bir yanıyla herkese eşit mesafede ve herkes için bağlayıcı olandır.

Tüzük kolektifin toplam çıkarını savunur. Ona yönelik darbe/darbecilikse toplamın çıkarı yerine kendi küçük dar çıkarını ve iktidarını koyar. Darbeciliğin temelinde de bu olgu yatar: Kendi hegemonyasını korumak ve sürdürmek adına bütünün çıkarlarını feda etmek. Bu örgütün toplamı için büyük bir yıkıma, bozguna, dağılma ve parçalanmaya yol açsa bile. Bu anlayış, bir kere tüzüğü ihlal ettikten sonra durmaz. Ona, “tüzüğe uy” çağrısı yapanları, işlediği suçu fark eden, görenleri tasfiye edilmesi gereken rakipler olarak hedef tahtasına çiviler. Artık tüzük ve onun gerektirdiği her türlü hukuk ihlal edilmiş ve örgüt adeta orman kanunlarına terk edilmiştir. Son birkaç yıldır yaşadığımız sorunların temelinde bu vardır. İki yıldır ekilen kin ve nefret tohumları bugün kurumların basılması ve çalışanlarına şiddet uygulanmasıyla taçlandırılmıştır. Örgütsel işleyiş ve hukukun yerle bir edildiği ve sözün, şiddet ve provokasyon ortamına terk edildiği bir iklimi yaratanların objektif olarak karşı devrime hizmet ettiği açıktır.

Tarih, darbeleri yapanların, darbeciliğin sınıf mücadelesi karşısında yenilmeye mahkûm olduğunu ve son adreslerinin de tarihin çöplüğü olduğunu yeterince göstermiştir. Darbe yapanların üst perdeden bağrışmaları, tehditleri ne darbeciliklerini ne de işledikleri suçları gizleyemez, aklayamaz!

Bir Partizan

50472

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Partizan'dan

12 Eylül yargılandı... mı?

“Eğer biz imkânsızı yapmazsak,olanaksız ile karşı karşıya kalacağız.”[1]

Geçtiğimiz günlerde, Türkiye 12 Eylül darbesi aktörlerini “yargıladı”, “mahkûm etti”, hatta mahkeme darbeci generallerin “rütbelerinin sökülmesine” hükmetti…

Böylece, onyıllar sonra da olsa, “adalet yerini bulmuş”, ülke “darbe geçmişiyle hesaplaşmış”, ve bu yolla da “demokratikleşme yolunda çok önemli bir adım atılmış” ve hatta (galiba) “ileri demokrasi”ye geçilmişti…… mi?

Pontos bir ülkedir ve sahte aydinlar bu gerçegi degistiremez /Tamer Çilingir

Eline silah verilip, Hrant Dink’i katleden kişi, kendisinin Türk olduğunu ve Türklüğe zarar veren herşeyin düşmanı olduğunu söylüyordu. Peki ‘‘Türkiye‘‘ diye adlandırılan devletin sınırları içinde neden ‘‘en Türk‘‘ o idi?

Ya da aynı gerekçeyle Trabzon’daki Santa Maria Aziz Meryem Katolik Kilisesi’nin papazı Andrea Santoro’yu  2006’da öldüren 16 yaşındaki çocuk nasıl bir ruh hali içindeydi? Neden onca Türk milliyetçisi olmasına rağmen ‘‘Türklük‘‘ adına ‘‘vatan‘‘ için Trabzonlu bu çocuk cinayet işliyordu?

Dersimin Büyük Bilgesi: Firik Dede

Seni sevenlerin can içinde canısın / Aşıklar katredir sen ummanısın / Gönül bir gemidir sen dümenisin   / Yelken açmak ister bu dervişlerin” Virani                                                                                            Aslen Dersim Ovacık’lı ve Devreş Cemal ocağının bir bireyi, asıl adı Seyfi Firik Dede olan Firik Bava yaşamı boyunca Alevi Kızılbaş geleneğine, yol’una, ritüellere ve öğretisine göre yaşayan ve bu öğretiyi topluma da sözleriyle, şiirleriyle ileten bir bilgedir.

Özgür Gelecek, Halkın Günlüğünleşebilir mi ?/

Acaba objektif olmayı becerebilen kaç insan Türkiye solunun kadrolaşma ihtiyacını aktif toplumsal davranışlar içerisinde karşılamadığını söyleyebilir ? 

Evet kaç insan ?

Kim bilir ?

Neyse yazımın konusu da  bu değil.

Hemi yazımın konusu bir zamanlar kitleleşme tabanı olanlarca şimdi  dışlananlar olsaydı ben eylerdim ?

Düşününsenize bir kez ne makalenin giriş, geliş, sonuç arasındaki ilişkisi kalırdı. 

Ne de :

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ VE DELİ SAÇMASI

Cumhurbaşkanlığı seçimleri taktik bir muhteva içermiyor. Bilakis stratejik muhteva içermektedir. Taktik her zaman stratejiye uygun, ona bağlı ele alınmak zorundadır. Eğer ki başvurulan taktik eylem -örgütlenme ve politika stratejimize hizmet etmiyorsa uygulanan taktik politika yanlıştır. Bundan vazgeçilmelidir. Taktikle strateji iyi kavranıp doğru ayrıştırılmıyor. Birinin uzun vadeli bir programı içerdiği, diğerinin ise kısa vadeli politik atılım veya geri çekilmeleri içerdiği doğru kavranamamaktadır. 

Cumhurbaşkanlığı seçimi ile düzeni meşrulaştırma seçimi boykot et !

Türk devletinin en üst temsilcisini belirlemek için, 10 ağustos 2014 tarihinde yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimi, bir taraftan egemen kliklerin temsilcisi oldukları sermaye gruplarının çıkarlarına kullanmak iken, diğer yandan da düzenin devamlılığını sağlamaya yönelik bir oyundur. Bundandır ki, mevcut düzen partileri devletin bekasını “güçlendirmek” için yalan ve yanlış bilgilerle halkı maniple ederek bu sürece dahil etmek için bizleri bu oyunun bir tarafı yapmayı hedeflemektedirler.

Pastırmacıyan ailesinin kaderi / Ragıp ZARAKOLU

Erivan. Anadolu’da Ermeni devrimci gerilla hareketi, Zeytun, Sason, Van, Şebinkarahisar gibi yörelerin kırsalında, 1890’ların ilk yarısında başladı. Amaç, esas olarak öz savunma, Ermeni köylerinin çeşitli aşiretler tarafından yağmalanmasının önüne geçilmesi, 1877 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında yerinden yurdundan edilen Ermeni köylülerinin geri dönmesinin sağlanması idi.

Halifeden bozma başkan adayı yeni Mustafa Kemal mi ?

Cumhurbaşkanlığı için AKP’nin adayı uzun ve bıktırıcı bir tartışmanın sonunda “nihayet” açıklandı. 1 Temmuz’da şaşaalı bir toplantıyla T. Erdoğan aday olarak ilan edildi. Yani Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı için kendisini tercih etti diyebiliriz.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine dair... Doğru politika boykot politikasıdır.

Son dönemde özellikle ulusal baskıya karşı verilen mücadelenin yarattığı devrimci-demokratik mevzileri sahiplenme, bu mevzileri güçlendirme anlayışıyla hareket ettiğimiz malum. Bu yönelime uygun olarak “yeni” türden örgütlenmelerin içinde de yer alarak egemenler karşısında etkin bir muhalefet oluşturmanın gerekliliğini de savunduk. Bundan vazgeçmiş değiliz. Bilakis, bu alandaki eksikliklerimizin giderilmesi gerektiğine daha çok dikkat çekiyoruz. Bu dönem içindeki seçimlerde bu yönelimimizin gereğini yerine getirmeye özel dikkat gösterdik. Eksikliklerimizin yoğunluğu bu gerçeği değiştirmez.

Ağarlar ve Veli Küçükler dışarıda, Sarp Kuray zindanda

Devlet cezaevine kapattığı evlatlarıyla sulh yaptı ve hepsini salıverdi. Mehmet Ağarlar ve Veli Küçükler şimdi dışarıda ama Sarp Kuray yıllardır zindanda. Eli kanlı katiller ortalıkta cirit atıyor, Sarp Kuray ise F tipi zindanın çarmıhında çürütülüyor. Sadece Sarp Kuray değil, her siyasi görüşten binlerce siyasi tutsak yıllardır, on yıllardır mezar evlerinin karanlığında tutuluyorlar.

Tamer Çilingir : Pontos'un son Partizanı:Eleni Çavuş

Son partizan, bir kadındı… Silahlar bırakılmış, mübadeleye uygun olarak sürgün başlamış, bütün Karadeniz’de kendini Rum olarak ifade edenler çoktan gitmişlerdi… Sadece bir partizan, sadece bir kadın terketmedi, 3 bin yıllık topraklarını…

Sadece o kalmıştı koca Karadeniz’de “Ben Rumum, ne aslımı inkar edeceğim ne de gideceğim vatanımdan” diyen… 1924 yılının Aralık ayında son çatışma haberi geldi Nebyan’dan (Bafra)… Yüzlerce askerin kuşattığı bir mağarada günlerce direnen “Eleni Çavuş adlı Pontoslu Rum Partizan ölü olarak ele” geçirilmişti.

Sayfalar