Daha Neyi Bekliyoruz?
Yazıya ülkedeki tüm demokrasi güçlerini, toplumsal dinamikleri, siyasal yapı ve kurumları, dostlarımızı, canlarımızı, Zorunlu Din Dersine karşı başlatılan ve önemli bir hak alma mücadelesi olan “Oturma Eylemleriyle” dayanışmaya davetle başlayayım..
Demokrasi mücadelesinde bazen bir çığlık, bazen sessiz bir duruş, ya da bir oturma eylemi, Plaza De Mayo Anneleri ile Cumartesi Annelerinin Oturma Eylemlerinde olduğu gibi çığ misali büyüyerek tüm ülkeye, hatta başka ülke ve kıtalara da ulaşabiliyor.
Arjantin’de 77 yılında cunta tarafından evlatları, eşleri, babaları katledilen beyaz başörtülü Plaza De Mayo Annelerinin çığlıklarının, direnişlerinin birçok ülkeler, denizler ve okyanusu aşıp Galatasaray Meydanındaulaştığı gibi. Buenos Aires’in Mayıs Meydanında “Nunca mas” (bir daha asla) çığlığıyla başlayan o görkemli direniş, 1995 yılında Galatasaray Meydanına ulaştı ve önce “Kaybedenler Kaybedecek”, sonra da “Failler Belli, Kayıplar Nerede” çığlığıyla ülke gündemindeki yerini aldı ve bu Cumartesi 506. oturma eylemiyle devam edecek.
İşte tam da bu süreçte 11 haftadır bir başka oturma eylemi de başladı ve ülkenin çeşitli şehirlerinde sürdürülüyor. Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) İstanbul Şubeleri, Alevi çocukları için adeta işkenceye dönüşen, Alevilerle Aleviliğin asimilasyonu için 12 Eylül faşist darbesi sonrası ve özellikle de AKP iktidarınca sürdürülen eğitim politikalarına karşı “Zorunlu Din Dersine Hayır” ve “İmam da, Hatip de Olmak İstemiyoruz” şiarıyla süresiz oturma eylemi başlattık. Bu eylemlerinin amacı, bir asimilasyon aracı olan Zorunlu Din Derslerinin kaldırılması, tüm eğitim sisteminin giderek İmam Hatipleştirilmesi, 4+4+4 formülüyle de çocuk imam, çocuk gelin uygulaması ve eğitimin gericileştirilmesi projesine son verilmesi, eşit yurttaşlık taleplerimizin duyulması, karşılanması mücadelesidir.
Kadıköy Altıyol Boğa Heykelinde her hafta Pazar günleri saat 13:00-14:00 arasında 1 saat olarak gerçekleştirilmeye başlanan ve sonraki haftalarda Ankara, İzmir, Adana, Erzincan ve Malatya’da da sürdürülen oturma eylemleri Alevilerin ve Alevi çocuklarının çığlıkları olarak ülkeye yayılmaya başlandı. Ancak bu çığlığa güç katılması kaçınılmaz bir zorunluluk olarak orta yerde durmaktadır.
Ülke medyası ve basını ki, büyük kısmı iktidarın işbirlikçisi ya da baskısı altındadır, bu “Oturma Eylem”lerine ya duyarsız davranıyor, ya görmezden geliyor ve haber yapmaktan, kamuoyunu bilgilendirmekten kaçınıyor. Biz, iktidarla işbirliği içinde olan, iktidarın borazanlığını yapan, iktidardan korkanların bu tavırlarını anlıyoruz.
Ama öte yanda demokrasi cephesinde olan, olduğunu iddia eden, düzene muhalif basın ve medya kuruluşlarının bu konudaki duyarsızlıkları ve ilgisizliklerini hiç anlamıyoruz ve anlamamız da mümkün değil. Hele konu ile birinci dereceden ilgisi olan, adında “Eğitim” sözcüğü olan, demokrasiden, eşitlikten, insan haklarından yana olan bir sendikanın bugüne kadar eğitim öğretimle, bu asimilasyoncu ve gerici din dersleri uygulamasıyla ilgili ne bir demeç, ne bir eylem gerçekleştirmemiş olması son derece üzücü, bir o kadar da şaşırtıcıdır.
Buradan özellikle Eğitim-Sen’e ve tüm dost kurumlara bir kez daha çağrıda bulunuyoruz. Ve diyoruz ki: gericiliğin ve şeriat özleminin tüm toplumu her gün biraz daha baskı altına almasına, eğitim-öğretimin, tüm sosyal yaşamı islami faşizme göre dizaynetmesine rağmen, daha neyi bekliyorsunuz? Konuşmanız, alanlara çıkmanız için daha neler olması gerekiyor? Bilmelsiniz ki, bu zehir sadece Alevi çocuklarını değil, herkesi zehirleyecek. Bunun farkına ne zaman varacak bu dostlarımız?
Ülkedeki demokrasi güçleri ve dinamiklerinin, yani siyasi partilerin, siyasi örgütlenmelerin, sendikaların, meslek örgütlerinin, yöre derneklerinin ve bazı Alevi örgütlerinin de bu konuda duyarsızlıkları asla kabul edilemez. Bu dostların biran önce geleceğimizi ilgilendiren bu acil konuda duyarlılık göstereceklerini ümit ediyoruz
Bu dinamiklerin ve temsilcilerine anımsatmak isteriz ki, gerçek laiklik sorunu da, Zorunlu Din Dersleri de, Eğitimin gericileştirilmesi, çocukların imam ya da hatipleştirilmesi hiç bir şekilde sadece bir Alevilik ve sadece Alevilerin sorunu değildir..
Bu sorun demokratların, sosyal demokratların, devrimcilerin, sosyalistlerin, komünistlerin ve gerçek laiklikten, demokratik bir ülke hedefi olanların, adı “eğitim” ile anılan sendikaların, meslek örgütlerinin sorunudur. Bu sorun demokrasi isteyenlerin sorunudur..
Başladığım çağrı ile bitireyim.. Tüm demokrasi güçlerini, dostları, devrimci dayanışmaya, yanımıza davet ediyor ve kendisine insanım diyen herkesi bir hak alma ve demokrasi mücadelesi olan Oturma Eylemlerimize bekliyoruz….
Erdal YILDIRIM
PSAKD Kadıköy Şube Yöneticisi
6 Aralık 2014, İstanbul
Erdal Yıldırım
2012 yılı sonlarından itibaren sitemize yazılarıyla yeni bir soluk katan yazarımız genellikle Aleviler ve sorunları üzerine makaleler yazmaktadır.
erdalyildirim@kaypakkaya-partizan.net(hazırlanıyor)
Son Haberler
Sayfalar
2020’NİN 18 MAYIS’INDA ONA DAİR
“Dün nasılsa bugün de öyle,
öldürülür taşıyanlar ışığı,
başkaları alır onların yerini,
ışığa dokunamaz ama kimse.”[1]
Bertolt Brecht’in, “Ondan beridir ki, umudu var dünyanın...” betimlemesinde olduğu gibi, tarihin ön saflarındaydı…
Baş eğdirilemeyen mücadelesine ilişkin olarak hepimiz; Louis Aragon’un, “Sevmiş olmaktandır övüncüm/ başka değil,” dizelerini anımsatandı…
“Cehennemin giriş kapısı”nı yıkan(1) KAYPAKKAYA ve onun öğrettikleri..
O’nun yolunda düşen yoldaşlarımın anısına...
Doğanın bahar üretkenliğiyle, işçi sınıfının sınıf ruhunu haykırdığı 1 Mayıs’ıyla; Mayıs ayı, Kaypakkaya ayı desek, diğer aylar gücenir mi bilmiyorum. Bilinen bir şey varsa, o da, Kaypakkaya’dan öğrenmenin ayı ve günü olmadığıdır.
Artı-Değerin Kaynağı-5.Bölüm
İşçi sınıfının değişimi, esas olarak başka bir incelemenin konusu olmakla birlikte, konuyu burada, makalenin genel içeriğine bağlı kalarak, kısaca ele alınacaktır. Dijitalleşmenin artması, üretim sürecinde yüksek teknolojinin giderek daha fazla yer almasının, işçi sınıfı üzerinde yaratacağı etkilere de değinmek gerekiyor.
Koronavirüs ve Emperyalistler Arası Çelişki
Birleşmiş Milletler, koronavirüs pandemisi sürecinde dünyanın en yoksul ülkelerinde yaşayan 700 milyon insanın açlık ve salgından kurtarılması için 90 milyar doların yeterli olduğunu ve bu miktarın da “en zengin 20 ülkesinin küresel ekonomiyi (yani tekelleri kurtarmak için-yn.) ayakta tutmak için ayırdığı 8 trilyon dolar değerindeki destek paketinin yalnızca yüzde 1’ne tekabül’’ ettiğini açıklayarak aslında bir gerçeğe işaret etmektedir. Üreten işçi ve emekçiler olmasına rağmen, çok küçük bir azınlık yaratılan değerleri gasp etmektedir.
Artı-Değerin Kaynağı-4.Bölüm
Uluslararası Yüksek Teknoloji Tekellerinin İşgücü İstihdamı
Burada bütün tekelleri ele almayacağız. Ancak öne çıkan uluslararası yüksek teknoloji tekeli Foxconn’u kısaca burada inceleyecek. Foxconn’un ele alınmasının nedeni, piyasada yüksek teknoloji ürünü olarak öne çıkan markaları üretmesi ve onlara parça tedarik eden önde gelen tekellerden birisi olması ve aynı zamanda işçileri en zor koşullarda çalıştırdığı ile ün kazanmış Tayvan menşeli uluslararası niteliğe sahip bir haydut tekel.
40. ölüm yıldönümünde sevgi ve saygı ile… (1.ve2. bölüm)
Aradan dile kolay 40 yıl geçmiş… Acılarımız dün gibi taze, halen iyileşmeyen yaralara rağmen unutulmayan, halkın sevgisini kazanmış, her milliyetten halkın gönlünde taht kurmuş, enternasyonalist devrimci Armenak Bakır’ı sevgi ve saygıyla anıyoruz.
Rus-Amerikan-İran tangosu ve Kürt düğümü (Fehim Taştekin )
Yine herkes Kürt mevzisine çalışıyor. Biri topla-roketle vurarak, diğeri tahkim ederek, ayartarak. Kürtler üzerine kurulan denklem kadar karmaşığı zor bulunur.
83. yılında… Bazı yaralar asla kapanmaz!
1915 yılında gerçekleştirilen Ermeni Soykırımı’nın ortaya çıkarmış olduğu travma ve acıların yaraları henüz bu topraklar üzerinde kapanmamışken, bu sefer Ermenilere sahip çıkan Dersim halkına karşı soykırım uygulandı. Kürt, Alevi-Kızılbaş inancına göre kabesi insanlık olan ve bu yüzden tarihte çeşitli baskı ve kırımlara maruz kalan bu halk, Ermenilere sahip çıkmanın bedelini çok ağır bir şekilde ödedi.
Halklar Masum Mu?
Yayınladığım son yazılar konusunda, arkadaşlardan açık sayfalara ve emailime gelen eleştirilere tek tek cevap yerine, buradan toplu cevap vermeyi daha uygun buldum.
Arkadaşlar, Ermeni jenositi konusunda halkların bir bölümünü suçlu ilan etmenin, yanlış olduğunu; ezilen, katliama uğrayan bir halkın, bir başka halkı katletemeyeceğini, dolayısıyla halkların masum olduğunu söylüyorlar.
Birleşik Mücadelenin Önemi Giderek Artıyor
Nihai hedefimiz devrimdir. Yasal ve yasa dışı tüm eylemlerimiz devrimin gerçekleşmesi içindir. Devrimin öncü kurmayı ola-rak parti, işçi sınıfı önderliğinde toplumun tüm bağlaşıklarını örgütleyerek, belirlediği stratejinin yol göstericiliğinde devrimi gerçekleştirir.