Cuma Eylül 25, 2026

ÇİRKİN KRAL`IN ARDINDAN-Özden Çiçek

Türkiye edebiyatının  önemli yazarlarından İnci Aral`ın, Yılmaz Güney`in yaşamını konu alan  kurgu romanı Sevgili (Kırmızıkedi Yayınevi), okurlarla buluştu.

Kitap yayımlanır yayımlanmaz çeşitli tartışma ve spekülasyonlar beraberinde gelse de, yazının konusu kitabı tanıtmak olmayacak. Aksine Sevgili romanından sonra Yılmaz Güney`i filmlerinin dışında kendi yazıları ve çeşitli anlatımlarla detaylı tanımak fikrinden hareketle, bir değerlendirme yazısı oluşturabilmek. Yılmaz Güney`in iyi bir sinemacı olmasının yanında  düşünce, kültür ve eylem insanı olduğunu bir kez daha hatırlamakta fayda var.

 

En başından söylemek gerekirse Yılmaz Güney, sanatıyla bir paradigma değişikliği oluşturan ender sanatçılardan biridir.  Üstelik ülke gerçeklerinden esinlendiği sanat eserleri sayesinde evrensel öneme de sahip olmuştur. Buradan hareketle  Sabahattin Ali, Ruhi Su, Nazım Hikmet veYılmaz Güney gibi sanatçıların sanat ve siyasal kimlikleriyle sınıf kimliklerinin  yan yana yürüdüğünü görürüz.

 

Yılmaz Güney, bulunduğu ortamlarda yaptığı konuşmalar ve özellikle siyasal meselelere ilgisi ve de yaklaşımı sayesinde, onun düşünce ve siyaset insanı da olduğunu söylebiliriz. Diğer türlü sadece sinema filmi çektiğini söylersek, bir gözümüzü kapatmış olacağız. Filmlerinde ekonomik sorunlar, sınıfsal farklılıklar, emek gaspı, ulusal sorun, kadın sorunu…gibi konuları rahatlıkla görebiliyoruz. Denilebilinir ki; Türkiye tarihini anlatan yüzlerce ya da binlerce kitaplar içersinden Yılmaz Güney`in sineması ayrıca  önemli bir olanaktır bizler için.

 

Elbette çok yönlü bir sanat insanıyla karşı karşıya olduğumuzu bilmemiz gerekiyor. Yazdığı romanlar, şiirler ve öyküler edebiyat alanına girmiş önemli eserler olarak da kendisini koruyor. Kaldı ki sinemasında  izlediği yolu edebi eserlerinde de izlemiştir. Konular ve kişiler gerçek yaşamın karakterleridir: işsiz kalan, sömürülen, ezilen, bedenini satan… insanı konu etmiştir. Diğer taraftan yaşam içinden seçtiği konulara nedensellik ilkesini de akılda tutarak göstermiştir okuyucuya.

 

Yayımlanmış yazılarına bakacak olursak Yılmaz Güney felsefeye, materyalist felsefeye de yabancı değildir. Okuduğu kitaplar ve ardından yazdığı polemik yazıları buna örnektir. Sinema dünyasında Çirkin Kral olarak lanse edilse de materyalist felsefeyi özümsemesiyle beraber  daha sonra sınıf mücadelesi için elinden gelen tüm çabayı gösterecektir.

 

Bildiğimiz üzereYılmaz Güney,  herhangi bir sinema okuluna gitmedi. Ancak çok küçük yaşlardan itibaren sinemaya ilgi duymaya başlamış, şehre gelen her filmi büyük bir ilgiyle hafızasında saklı tutmuştur. Daha sonra dönemin sinema ustalarından edindiği deneyimlerle bilgisini pekiştirecek , sinema ufkunu ve dünyasını bir tuğla işçisi gibi günbegün örecektir.

 

Bir diğer konuda Yılmaz Güney, slogan düzeyine indirgenmiş bir sanat tutumunu  reddeder. Üstelik bununla kalmayıp slogan düzeyine inen siyaseti de irdeleyecek kadar derinlikli ve temkinli bir yaklaşım içersindedir. Kimileri için sanatı siyasetin gölgesinde kaldığı söylenir, oysa; siyasi kişiliği olmasaydı sanatı   bu denli gelişkin olur muydu? Ya da dünya sinemasında yer edinmiş Yol filminin adını bu denli duyabilmemiz mümkün olur muydu? Bu anlamıyla estetikbilimci John Ruskin`in belirlemesinde olduğu gibi Yılmaz Güney; kafası, bileği ve yüreğiyle sanatını oluşturdu.

Kırk yedi yıllık yaşamı içersinde yüzü aşkın film, sayısız filme yönetmenlik ve elliden fazla yazılmış senaryolar mevcuttur.  Diğer yandan farklı türlerde yazılmış edebi eserleri ve siyasal yazıları bize derinlikli gözlem yeteneğine sahip, düşünen ve üreten bir sanatçıdan söz ettiğimizi gösteriyor. Üstelik ülke koşullarına paralel tutsaklık günleri ve yıllarına rağmen o, düşünmekten ve yaratma eyleminden asla geri durmamıştır. Sevgiliromanında  da bahseldildiği gibi ‘zor günlerin adamı’dır Yılmaz Güney. Bir yanda sevdiği insanla hayat sürdürme çabasının yanı sıra, diğer yanda  da devrimci sanatını sinemaya aktarma uğraşısı hiç kolay olmadı bunca hapislik ve sürgün yaşamına rağmen. Bu anlamıyla sinemasını  yani sanatını sınıf kavgasının bir nedeni olarak görüyordu.  Yaşamının son dönemlerinde bir şeyi daha kendine sorun etmişti. O da sınıf eksenli tüm yapıların birliğinden yana bir tutum sergileme ve bunun örgütlenmesini sağlamak idi.

 

Düşündükleriyle ve eyledikleriyle insanın her halini bize gösteren  biridir o. Fikirlerinde, davranışlarında ve sanatında insanın gelişim sonucu, nerelere varacağını gösteriyor bizlere. Dahası ilkin derinlikli  kavrayışın bir  insanı, hangi bilinç koşullarına taşıdığının bir örneğidir de aynı zamanda.

“Arkadaşlar! Dışarıda bir şeyler oluyor, farkında mısınız? Uykuda olanları sarsın, uyandırın. Herkese söyleyin, yakında ışıklar kesilebilir. Karanlıkta ne yapacaksınız?”

Yılmaz  Güney bu sözüyle, karanlıkta  el yordamıyla yürünemeyeceğine işaret ediyor. Bizlere bir ışık gereklidir ve  o ışığın ancak ve ancak bilimsel materyalizm olduğunu duyuruyor. Ve  elimizdeki ışık eğer sanat ise, o da kaynağını hayattan almalıdır. Biz sanat ilgilileri için en görkemli ışığın, toplumcu sanattan yana tutum göstermek olduğunu öğütlüyor. Aydınlığa çıkmak için sanat bir ışık ise, sanatın ışık saçan örneklerini bilmek, okumak, izlemek ve görmek biz sanat ilgilileri için önemli bir ödev/görev olsa gerek. Şan olsun güzel ve umutlu şeylerin yaratıcılarına, şan olsun Yılmaz Güney`lere!

Özden Çiçek

03.09.2017 / Hannover

Eğitimci / Müzisyen 

48139

Hamas[1] -siyonist İsrail devleti denkleminde gazze'deki soykırım:

Açıklanan rakamlar muhtelif olsa da 7.Ekim.2023 ile 30.Mayıs.2024 tarihleri arasında, ezici çoğunluğu çocuk ve kadın olmak üzere, toplamda 36 bin Filistinli hunharca katledilmiş durumda. Yaralı sayısının 80 bini aştığı ve keza binlerce kişinin akıbetlerinin bilinmediği söylenmekte.

Yirmi saplı ilmik (Nubar Ozanyan)

Zulmün sınırının ve çapının olmadığı, çığlığın ve yüksek sesle ağlamanın yasak olduğu topraklarda yaşıyoruz. Ermeniler, Kürtler, Aleviler geçmişte yaşadıklarının yaslarını tutmaya vakit bulamadan daha kapsamlı acıların içine itiliyorlar. Diktatörler bir yandan halkların bembeyaz barış sayfalarına zulümlerini kara kalemle yazarken diğer yandan yaptıkları kötülüklerin ve işledikleri cinayetlerin unutulması ve bir daha hatırlanmaması için ellerinden gelen her şeyi yapmaya çalışıyorlar. Halkların hafıza ve belleklerini silerek sahte bir tarih yazımıyla kirletiyorlar.

Emperyalizm Üzerine Notlar-3

Emperyalizm, Bağımlılık ve Eşitsiz Gelişme

 

Soru 3:

Türkiye Mali olarak ABD ve AB Emperyalistlerine Bağlıdır

Cevap:

Türkiye'nin mali olarak, mali olarak daha güçlü emperyalist ülkelere ihitiyaç duyduğu hatta bağımlı olduğu bir gerçektir. Ancak bu bağımlılık, bir yarı-sömürge ya da bağımlı ülke bağımlılığı gibi olmayıp, finansal olarak daha büyük olmamasıyla ilgilidir.

Bir Kez Daha: Tehlikenin Farkında mıyız?

Bundan kısa bir süre önce, Erdoğan iktidarının; “Türkiye Yüzyıl Maarif Modeli” ile teşebbüsüne soyunduğu stratejik hamlenin Türkiye ve K. Kürdistan toplumu açısından nasıl ve ne türden güncel bir tehlike ve tehdit oluşturduğuna dair kısa bir yazı paylaşmıştım.

Ermenistan’da Tavuş Hareketi Üzerine

Ermenistan Apostolik Kilisesi Tavuş İdari Başpiskopos’u Bagrad Galstanian önderliğinde başlatılan sivil itaatsizlik gösterileri, halkın yoğun katılımı ile devam ediyor. Ermenistan’a ait dört köyün, Azerbaycan’a iade edilmesi bardağı taşıran son damla oldu. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın derhal istifa etmesi isteniyor. 4 Mayıs’ta başlayan gösteriler, yol güzergahı üstünde bulunan Lori, Sevan, Geğarhunik… şehirlerinden halkın yoğun katılımı ile Yerevan’da sonlandırıldı. 26 Mayıs’ta Cumhuriyet Meydan’ında düzenlenen miting ile yüz binlere ulaştı.

“CHP’yi demokrasi cephesıne katılmaya zorlama” yaklaşımları üzerine - 2

Sol-sosyalizm adına adeta akıllara durgunluk veren yaklaşım örnekleri bu saptama ve belirlemeler. Yani sanki de CHP işbirlikçi tekelci burjuvazinin temsilcilerinden ve T.C Devleti’nin koruyucu-kollayıcı ana güçlerinden olan bir sosyal demokrat parti değil de sol, sosyalist veya halkçı bir partiymiş gibi tenkit ve değerlendirme konusu yapılıyor. Hal böyle olunca da burada kusur, varlık nedeni gereğince davranan bir sosyal demokrat partinin değil; sosyal demokrat partiye, sahip olmadığı/olamayacağı payeleri yükleyen yaklaşımların olur doğallığıyla.

İdeolojik Netlik ve Örgütlülük

Günümüzde özgür bir geleceğe doğru yapılacak her hamle, sınıf bilinçli bir duruşu ve buna uygun bir örgütlülüğü zorunlu kılar. Tüm bunlar da yoğun bir emeği ve fedakarlığı gerektirir. Sınıf bilincinden yoksun, kendiliğinden hareketlerle köklü değişimlerin-tarihsel kopuşların yaratıcısı olunamaz. Proleter ideolojiyle donanmış partilerin tarihsel misyonu tam da burada ortaya çıkıyor. Yine partisiz-örgütsüz bir duruşla özgür bir geleceğe dair hesaplar yapılmaz.

AKP-MHP FAŞİST DİKTATÖRLÜĞÜNÜN K. KÜRDİSTAN’DA FİİLİ OLARAK UYGULADIĞI, SÖMÜRGE SİYASETİDİR.

Sömürge siyasetinin en belirgin özelliği, yerel halkın iradesinin gasp edilerek, yok sayılmasıdır. Bunun yerine, sömürgeci merkezi yönetimin doğrudan kendi memurlarını oraya yönetici olarak atamasıdır. Bunun adı bir dönem OHAL Valisi, sıkıyönetim komutanı, bölge müsteşarı oluyorken; bugün de Kayyum belediye başkanı, muhtar vs. vs. oluyor.

Günümüz koşullarında sömürge veya ezilen bağımlı uluslara, azınlıklara, baskı altındaki inançlara ve ezilen cinse karşısömürge siyasetinin aldığı biçim; aleni bir şekilde, koyu faşizmden başka bir şey değildir.

Piroğlu Ecevit (Nubar Ozanyan)

Özgürlük uğruna bedeni ölüme yatırarak bir mevsim aç kalmak… Onurlu ve özgür bir yaşam için kendisine ait olan her şeyi feda etmek. Budur, özgürlük mahkumlarının hikayesi! Dünya ve ülkemizin zindan direniş tarihi buna fazlasıyla tanıktır. Amed zindanından Metris zindanına uzanan direniş tarihi fazlasıyla buna tanıktır. Kolay mı saatlere günlere aldırmadan her gün herkesin gözü önünde santim santim erimek; yaşamın nimetlerine dokunmadan açlığa yatmak… 120 günden daha fazla süren bir direnişi sürdürmek; düşünmek ve hayal etmek bile insanı ürkütüyor.

ABRÜST - leylekler getirdi kız... leylekler...

"Sol Kal Sol Yaşa"

Sol tatile  gitmişken...

Toplumsal yapı da; bir an bile parlamentarizmi savunmakta vazgeçmediğini ilan eden her insan ve siyasi yapı da ağır  saldırılara maruz kalıyorken...

seçimlerle  siyaset yapmak istiyen  devrimcilerde proletaryaların her geçen  gün ağırlaşarak hissettiği  solcusuzluğa  karşı da proletaryanın karşısına umut olma uğruna olsa da "Sol Kal Sol Yaşa" diyerekte çıkamıyorken...

fırsatta buyken... fırsatta buyken... 

yazın gitsin kız... yazın gitsin...

abrüst... falan filan...

sanat da diyin gitsin.

Zap’a bomba Colemerg’e kayyum (Nubar Ozanyan)

Türk patronlarının ve generallerinin Kürt ve emek düşmanlığı kapsamlı ve planlıdır. Sınırlı bir zaman ve belli bir dönemle sınırlı değildir. Süreğendir. Demokrasiyi gerçekte değil sözde bilir. Uygulamada değil yasalarında yazılı haliyle tanır. Ki bunu bile kaale almaz. Tarihten günümüze dek en iyi yaptığı şey işgal ve Türk olmayan halkların canını almaktır. Emek ve topraklara konmaktır. En iyi bildiği ise “Yakma-Yıkma-Çökme”dir. İkiyüzlü ve sahtekâr olduğu kadar kinci ve intikamcıdır.

Sayfalar