Ճշմարտություն մարտիկներն են ապրում! Şervanên rastiyê dijîn! Hakikat savaşçıları yaşıyor!
Üzerinde yaşadığımız coğrafyada savaşlar, göç, hastalık, açlık hiç eksik olmamış aksine ivmesi her geçen gün hızla yükselmektedir. Bereketli topraklar paylaşım savaşında emperyalist haydutlar tarafından kan gölüne çevrilirken bütün acı, gözyaşı ve savaşın faturası en ağır biçimde burada yaşayan mazlum halklara ödetilmiştir/ödetilmektedir.
Büyük Felaket ile yurdundan imha edilerek dağılan Ermenilerden sonra bu kez sırada Filistin halkı vardı. Filistinliler Büyük Felaket (El Nakba) ile yüz yüze kaldı.1948 yılında Filistin halkının topraklarını işgal ederek kurulan İsrail devleti,70 yıldır Filistin halkına zulmetmekten geri kalmadı. Milyonlarca Filistinli çeşitli ülkelere göç ederek mülteci konumunda yaşamaktadır. Bir gün vatanlarına, topraklarına, evlerine dönebilmenin kavgasını veren Filistinliler bugün yine bir kez daha katliama maruz kalıyorlar. Yine başka bir halk olan Kürtler önce dört parçaya bölünmüş, ancak ulusal birlik rüyası asla son bulmayan ve bunun çabasında olan Kürtlere dönük katliamlar devam ederken Kürt sorunu dört parçada devletlerin “güvenlik politikalarının” baş gündemine oturmuştur.
Her sınıf, iktidar ve mücadele yürüten örgütlenme ya halka ya burjuvaziye hizmet eder. Bunun arasında üçüncü bir yol olmamış, bundan sonra da olmayacaktır. 1,5 milyon Ermeni’nin ölümü ile sonuçlanan Ermeni Soykırımı’nı kabul etmemek, tarih ile yüzleşmemek, Kürtlerin varlığını inkar etmek, UKKTH savunmamak, reddetmek bugün yaşanılan krizlerde devlet açısından hep bir sorun dinamiği olarak ele alınmıştır. Dolayısıyla bu konuda hak ve özgürlükleri savunmak, Ermeni ile Kürt sorunu karşısında mazlum halkların mı yoksa soykırımcı, talancı bir geleneğin yanında mı olduğumuzu belirleyecektir.
İttihat ve Terakki yöneticileri Talat-Enver-Cemal üçlüsünün önderliğinde gerçekleşen gizli toplantılarda “Hıristiyanların tasfiye edilerek Anadolu’nun Türkleştirilmesi” için raporlar hazırlandı. Uygulamaya konuldu. 3 bin yıldır bu topraklarda yaşayan bir ulus olarak Ermeniler 1.5 milyon insan katledilip, bir o kadarı da sürgünlere yollanılarak bu politikalar doğrultusunda soykırıma uğratıldılar. Soykırıma giden yolun örgütlenmesi ise Teşkilat-ı Mahsusa’nın kurulması ile başladı. İlk önce cezaevlerinden bulunan katil, ağır suçlu kişiler özel afla serbest bırakıldılar. Kafkaslardan, Balkanlardan gelen muhacirler Teşkilat-ı Mahsusa etrafında silahlandırıldı. 15-60 yaş arasında olan Ermeni erkekler seferberlik adı altında toplanarak yol inşaat gibi işlerde çalıştırıldı. Soykırım planının uygulanması için erkek Ermeniler etkisizleştirildi.
Balkanlar ile Afrika’da kontrolden çıkan, Doğu’da Rusların işgal ettiği topraklar Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı arifesinde Osmanlı’nın kötü olan durumunun ağırlaştığına işaret ediyordu. Hakimiyeti altındaki bütün toprak parçalarını kaybetmenin vermiş olduğu dürtü ile elindeki toprakları da kaybetmemek için yeni yol ve yöntemler bulma çabasına itiyordu bu egemenleri. Her ne kadar bu yeni yol ve yöntemler ulus ve azınlıkların kanlı bir şekilde sürülmesini, coğrafyanın acıların coğrafyasına dönüştürülmesine neden olsa da… Bunun için Talat-Enver-Cemal üçlüsü, Ermenilerin bölgeden uzaklaştırılması için Kanlı Tehcir planını uygulamaya koydu.
1915’te İçişleri Bakanı olan Talat Paşa Halep Valisi’ne gönderdiği genelgede şöyle diyordu: “Hükümet’in Türkiye’de yaşayan mevzu bahis insanları tümüyle yok etmeye karar verdiği konusunda bilgilendirilmiş bulunuyorsunuz. Önlemler ne kadar trajik olursa olsun varlıkları ortadan kaldırılmalıdır. Yaşa, cinsiyete, bakılmadan vicdan muhasebelerine girişilmemelidir.” Bu emir, tüm coğrafyada söylemin kesinliğine ek vicdansızlıklarla birleşerek yürürlüğe konuldu. Muhtemelen planın kurucularına bile parmak ısırtacak şekilde “vicdan muhasebesine girişmekten” uzak bir şekilde hem de!
Binin üzerinde Ermeni halkının önderleri bir şafak vakti evlerinden alınarak tutuklandılar. Ayaş, Çankırı ve Çorum’a sürüldüler. Yine en değerli sosyalist devrimci Hınçak Partisi önderleri 15 Haziran 1915’te Beyazıt Meydanı’nda idam edildiler.
24 Nisan 1915’ten 24 Nisan 1972 Manifestosu’na…
24 Nisan1915 Büyük Felaketi Osmanlı hegemonyası altında bulunan Suriye topraklarında tamamlanmıştır. Mardin, Diyarbakır ve Urfa üzerinden gelen kafileler El Bab, Resul Ayn, Halep, Rakka ve cehennem olarak bilinen Der Zor çöllerinde bulunan Meskene, Dipsi gibi kamplarda 300 bin Ermeni’nin ölümü ile sonuçlanmıştır. Der Zor Kaymakamı Salih Zeki, Zor soyadını bu şehirden almıştır. Talat Paşa’dan gelen emirler doğrultusunda hareket ederek 200 binden fazla Ermeni’nin kanına girmiştir. Katliamlardan sonra durmamış, Bakü’ye geçmiş, kendini gizleyerek TKP’nin kuruluşunda yer almıştır. Daha ileri giderek Kemalistlerle Mustafa Suphiler arasında diyalog sağlayarak Suphilerin Karadeniz’de hunharca öldürülmesinde önemli rol oynamıştır.
Ermeni ulusunun yok edilmesinden sonra iktidarı ele geçiren yeni cumhuriyet Türkiye’sinde Kemalistler Kürt isyanları ile karşı karşıya geldiler. 1921 Koçgiri,1925 Şeyh Sait, 1928 Ağrı, 1930 Zilan,1938 Dersim İsyanları ve PKK’nin kuruluşuyla bugün doruk noktasına ulaşan Kürt halk hareketinin kökenleridir u isyanlar. Koçgiri halk hareketi, Cumhuriyet tarihinde ilk Kürt ayaklanması olması bakımından ö nemlidir. Eski bir İttihatçı olan Sakallı Nurettin Paşa “Zo’ları hallettik, sıra Lo’larda” diyerek, bu halk hareketini bastırmaya gelmiştir. Ermeni ve Rumlara yönelik gaddarlık ve zalimlikleri ile ün yapmış Nurettin Paşa aynı zamanda İzmir yangınının planlayıcısındandır.
Son olarak Ermeni soykırımından sonra Kemalist dönemin en barbar katliamlarından biri olarak Dersim soykırımını saymalıyız.1937-38 yılında Seyit Rıza ile 6 arkadaşının idamı ile sonuçlanan Dersim Tertelesi, ulus devlet projesinin hayata geçirilmesinin önünde Dersim coğrafyasındaki azınlık ve inanç zenginliğinin, Kızılbaş kimliğinin engel olarak görülmesi, 1915 soykırımında 20 bin Ermeni’ye kucak açan, koruyan, gizleyen Dersimlilere intikam duygusuyla hareket edilmiş olmasının sonucudur.
Kamuoyunda bugün de tartışılan, haklarında övgü ile söz edilen, ulusal kahramanlar olarak gösterilen Kuvay-i Milliyeciler Ermeni ve Rum katliamlarında yer almış, Teşkilat-ı Mahsusa’da görev almış eli kanlı birliklerdir. Ermenilerin mallarına, mülklerine el koyan bu çeteler aranan, cezaevlerinden salıverilen kesimlerden oluşmuştur. Bu çeteler için Mustafa Kemal, Kürt önderlere mektup göndererek “Ermeniler geri gelecek, kırım nedeniyle intikam alacaklar” şeklinde çağrılar yapmış, bu birlikler savaş sonrası yeniden sahneye çıkarılarak bu kez Kürt halkının katledilmesi planlarında yer almışlardır.
Çetelerden bazıları Marmara bölgesinde Dayı Mesut, Yahya Kaptan (ki kendisi Mustafa Suphileri Karadeniz’de hunharca öldürme emrini yerine getiren kişidir), Kara Aslan, İpsiz Receplerdir. Karadeniz’de Topal Osman’dır. Adana’da Avni Paşalardır. Bu gerçeği göremeyen bazı sol çevreler mahkeme savunmalarında verdikleri mücadelenin “ikinci kurtuluş savaşı”, kendilerinin de “ ikinci Kuvayi Milliyeciler” olduğunu söylemekte; bu gerçekleri görmezden gelmektedirler.
Mustafa Suphilerin ölümünden sonra yanlış bir politik hat izleyen TKP, tamamen Kemalistlerden medet umar duruma düştü. Kanla bastırılan Kürt ulusal hareketler için “Dersim’de feodal gericilik eziliyor” diyerek, bu katliamlara arka çıkmış, Kürt ulusal mücadelesine ta o vakitten Türk egemenler safında yer tutarak mesafesini koymuştur.1925 Şeyh Sait ayaklanması için söyledikleri “arkalarında İngiliz emperyalizminin parmağı var” söylemleri de bu duruşlarının başka bir göstergesi olmuştur. Bu 60 yıllık tarihi koşullanışın analizini yapan ve buradan radikal sonuçlara ulaşan komünist önder Kaypakkaya, 72 Manifestosu’nda bu dönemleri bu bilinçle kaleme almış ve genç yaşında Kürt meselesiyle komünist hareket arasına çekilen duvara güçlü bir darbe vurmuştur.
24 Nisan 1972 yılında kurulan Türkiye Proletaryası’nın öncü müfrezesi, kendi ismini, revizyonist-oportunist akımlar ile TKP’den kesin olarak farklı olduğunu göstermek için TKP/ML olarak ilan etmiştir. Kaypakkaya’nın günümüzde bu kadar güncel olmasının sebebi ileri sürdüğü tezlerin, sosyal pratik karşısında hala hayat buluyor olmasıdır. 60 yıllık aradan sonra bile hala sosyal şoven, milliyetçi akımlarla arasına kalın çizgi çekerek Kürt milli meselesi, Kemalizm tahlili, azınlıklar sorunu ile Ermeni soykırımı konularına verdiği önem ve bu konudaki devrimci tarih okuması hala değerini korumakta ve bugün Türkiye devrimci hareketinin bu konudaki kırılmalarına öncülük etmektedir.
Kuşkusuz Kaypakkaya’nın güncelliğini sürdürme konusunda kendi mücadelesi, tezleri, cüreti bir buz kırmakla birlikte, esasın, onun açtığı gediği büyüterek işçi sınıfının, ezilen cinsiyet, ulus, azınlık ve inançların üzerinden yükselen faşist Kemalist iktidara karşı aynı çizgiden mücadeleyi sürdürmek olduğu açıktır. Bunun güncel karşılığının ise Kürt meselesinde alınan tutumlar üzerinden değerlendirilmesi gerektiği açıktır.
Putin ile Erdoğan’ın eli kanlı
Dört parçaya bölünen Kürt ulusunun özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi emperyalist ve uşaklarının uykularını kaçırırken Rojava Kürdistanı’nda Kürt halkının kazanımlarına tahammül edemeyen işgalci, soykırımcı Erdoğan “bedeli ne olursa olsun asla müsaade etmeyeceğiz” açıklamasında bulunarak faşist Kemalist iktidarın güncel kopyası olduğunu kanıtlamıştır bir kez daha. Ve tarihsel devlet refleksine sahip olduğunu göstermiştir.
Bu yüzden Kaypakkayacılar Kürt sorunu ve Rojava devrimine kayıtsız kalmamış, burada yerlerini almıştır. Bedel ödemekten çekinmemiştir. Komutanını şehit vermiştir. Tüm bu koşullarda Kaypakkaya geleneğinin tavırsız kalmaması, bu konuda tarihi misyonunu oynamak için adım atması, büyük idealleri olan bir hareket için olmazsa olmazları arasındadır. Herkesin umutla bu adımı beklediği bir sırada Kaypakkaya geleneği içinde yaşanan ayrılığın önemli bir gerekçesinin Rojava üzerinden olması acı bir durum olsa da tesadüfî değildir.
Kaypakkaya gibi Kürt meselesinde buz kırmış bir önderin ardılları olarak bu tür bir konuda böylesi bir ayrışmaya gitmek acı olan yan olsa da; bilimsel olan ve tesadüfi olmayan olgu ise Kürt meselesi gibi Kemalist faşist diktatörlüğün hedef tahtası gördüğü ve kalıtsal refleksler verdiği bir konuda “gri” duruşun kabul görmeyeceğidir. Yani Kürt meselesine dair güncelin hak ettiği net duruşu sergileyen/bu yönlü adımlar atanlar ise bundan uzak duranlar ve net olamayanların yan yana duramayacağı günlerin gelip çattığının göstergesi olmuştur bu ayrılık… Elbette bu “gri” duruşun altında yatan ideolojik olarak sahip olunan çizgidir. Kürt meselesine yaklaşımda Kaypakkaya’nın söylemlerini taklit etmenin bu gerçeğin önüne geçme durumu olmadığı, bu çizginin sahipleri dışında emekçi halklar nezdinde açıktır.
Her önüne gelenin “Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanayız” açıklaması yapmasına karışın Suriye artık bölünmeye doğru gitmektedir. Rusya ile ABD arasında süregelen pazar kavgasında çelişkileri kullanarak Osmanlı hayallerini gerçekleştirmeye çalışan Türkiye, Zeytin Dalı ile Fırat Kalkanı işgal hareketleri ile Suriye’nin bir parçasına göz dikmiştir. Cerablus, El Bab, Azez’den sonra Efrin’i de işgal ederek iki yüz binden fazla Kürdü evlerinden, yurtlarından etmiş, çeteleri sahiplenerek faşist Kemalist diktatörlüğün hala ilk günkü reflekslerini koruduğunu göstermiştir.
Rusya ile yapılan kirli pazarlıklarda cihatçıların korunması karşılığında önce Halep boşaltıldı. Arkasından Guta’nın boşaltılması karşılığında Efrin’in işgal edilmesine müsaade edildi. Tüm dünyanın gözleri önünde cereyan eden ÖSO ve çetelerinin yağma, talan, linç, tecavüz olayları yaşandı. Halen devam eden çetelerin yaptıklarının siyasi sorumluları Erdoğan ile Putin’dir. ÖSO’yu öven Erdoğan çetelere “Suriye’nin Kuvayi milliyesi” demektedir. Yoksul Kürt halkının el konulan ganimetlerini “helal” diye teşvik eden, “Efrin’den aldığınız ganimetler size yeter” diyecek kadar, her şeyi alenen ortaya dökmektedirler.
Yüz yıl önceden yaşanan Ermeni trajedisi, bugün Erdoğan tarafından Kürtler üzerinden sürdürülmektedir. Talat Paşa’nın “bir tek Ermeni kalmasın” derken; Erdoğan da bugün çeteler, TSK, istihbarat üyeleri ve atadığı Valiler yoluyla “bir Kürt bırakmamaya” yeminli görünüyor.
Ancak egemenlerin durumları ve konumları bu şekildeyken buna karşı savaşanların durumları yüz yıl öncesinin aynısı değildir! Rojava devrimi sadece Kürt ulusunun mücadele yeteneğine ve olanağına bırakılamayacak denli enternasyonalist mücadelenin odak noktası olmuştur. Jack Klebs (ABD), Alina Sanchez (Arjantin), Anna Campbell (İngiliz), Haukur Hilmarson (İzlanda), Samuel Prada Leon (Fransa), Olivier Francois Jean (İspanya), Sjoerd Heeger (Hollanda), İvana Hoffman (Almanya), Jac Holmes (İngiliz), Oliver Hall (İngiliz), Ryan Logic (Britanya), Robert Gradt (ABD), Soro Zinar (Britanya), Luke Ruttler (İngiliz), Paolo Todd (ABD), Michael Israel (ABD), Anton Leschek (Almanya), Antonio Cassun (Kanada), Ramon Maria Rull Linhoff (İspanya)’lar bu uğurda boşuna şehit düşmemişlerdir.
Türkiyeli devrimcilerin burada konumlanışı, halkların birleşik mücadelesi için bedel ödeyişi bu konuda üzerlerine düşen görevleri yerine getirme çabalarının göstergesi olmuş ve yüz yıllık faşist diktatörlük karşısında Kürt ulusunun yüz yıl önceki kaderle yeniden yüz yüze gelmesine karşılık direnişin adı olmuşlardır. Bu uğurda ölümsüzlüğe uğurladığımız hakikat savaşçıları Ulaş Bayraktaroğlu, Gökhan Taşyakan, Ulaş Adalı, Doğan Kırefe, Mehmet Kurmaz, Muzaffer Kandemir, Destan Temiz, Hasan Ali, Ayşe Deniz Karacagil, Bayram Ali Akdeniz, Nurhak Can, Taylan Demircioğlu, Sinan Ateş, Zeynel Seyid Rıza, Özgür Avaroni, Tiraj Alişer, Suphi Nejat Ağırnaslı, Nubar Ozanyan, Rıfat Horozlar bu hakikat savaşında her daim var olmaya devam edeceklerdir!
Son Haberler
Sayfalar
Hamas[1] -siyonist İsrail devleti denkleminde gazze'deki soykırım:
Açıklanan rakamlar muhtelif olsa da 7.Ekim.2023 ile 30.Mayıs.2024 tarihleri arasında, ezici çoğunluğu çocuk ve kadın olmak üzere, toplamda 36 bin Filistinli hunharca katledilmiş durumda. Yaralı sayısının 80 bini aştığı ve keza binlerce kişinin akıbetlerinin bilinmediği söylenmekte.
Yirmi saplı ilmik (Nubar Ozanyan)
Zulmün sınırının ve çapının olmadığı, çığlığın ve yüksek sesle ağlamanın yasak olduğu topraklarda yaşıyoruz. Ermeniler, Kürtler, Aleviler geçmişte yaşadıklarının yaslarını tutmaya vakit bulamadan daha kapsamlı acıların içine itiliyorlar. Diktatörler bir yandan halkların bembeyaz barış sayfalarına zulümlerini kara kalemle yazarken diğer yandan yaptıkları kötülüklerin ve işledikleri cinayetlerin unutulması ve bir daha hatırlanmaması için ellerinden gelen her şeyi yapmaya çalışıyorlar. Halkların hafıza ve belleklerini silerek sahte bir tarih yazımıyla kirletiyorlar.
Emperyalizm Üzerine Notlar-3
Emperyalizm, Bağımlılık ve Eşitsiz Gelişme
Soru 3:
Türkiye Mali olarak ABD ve AB Emperyalistlerine Bağlıdır
Cevap:
Türkiye'nin mali olarak, mali olarak daha güçlü emperyalist ülkelere ihitiyaç duyduğu hatta bağımlı olduğu bir gerçektir. Ancak bu bağımlılık, bir yarı-sömürge ya da bağımlı ülke bağımlılığı gibi olmayıp, finansal olarak daha büyük olmamasıyla ilgilidir.
Bir Kez Daha: Tehlikenin Farkında mıyız?
Ermenistan’da Tavuş Hareketi Üzerine
Ermenistan Apostolik Kilisesi Tavuş İdari Başpiskopos’u Bagrad Galstanian önderliğinde başlatılan sivil itaatsizlik gösterileri, halkın yoğun katılımı ile devam ediyor. Ermenistan’a ait dört köyün, Azerbaycan’a iade edilmesi bardağı taşıran son damla oldu. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın derhal istifa etmesi isteniyor. 4 Mayıs’ta başlayan gösteriler, yol güzergahı üstünde bulunan Lori, Sevan, Geğarhunik… şehirlerinden halkın yoğun katılımı ile Yerevan’da sonlandırıldı. 26 Mayıs’ta Cumhuriyet Meydan’ında düzenlenen miting ile yüz binlere ulaştı.
“CHP’yi demokrasi cephesıne katılmaya zorlama” yaklaşımları üzerine - 2
Sol-sosyalizm adına adeta akıllara durgunluk veren yaklaşım örnekleri bu saptama ve belirlemeler. Yani sanki de CHP işbirlikçi tekelci burjuvazinin temsilcilerinden ve T.C Devleti’nin koruyucu-kollayıcı ana güçlerinden olan bir sosyal demokrat parti değil de sol, sosyalist veya halkçı bir partiymiş gibi tenkit ve değerlendirme konusu yapılıyor. Hal böyle olunca da burada kusur, varlık nedeni gereğince davranan bir sosyal demokrat partinin değil; sosyal demokrat partiye, sahip olmadığı/olamayacağı payeleri yükleyen yaklaşımların olur doğallığıyla.
İdeolojik Netlik ve Örgütlülük
Günümüzde özgür bir geleceğe doğru yapılacak her hamle, sınıf bilinçli bir duruşu ve buna uygun bir örgütlülüğü zorunlu kılar. Tüm bunlar da yoğun bir emeği ve fedakarlığı gerektirir. Sınıf bilincinden yoksun, kendiliğinden hareketlerle köklü değişimlerin-tarihsel kopuşların yaratıcısı olunamaz. Proleter ideolojiyle donanmış partilerin tarihsel misyonu tam da burada ortaya çıkıyor. Yine partisiz-örgütsüz bir duruşla özgür bir geleceğe dair hesaplar yapılmaz.
AKP-MHP FAŞİST DİKTATÖRLÜĞÜNÜN K. KÜRDİSTAN’DA FİİLİ OLARAK UYGULADIĞI, SÖMÜRGE SİYASETİDİR.
Sömürge siyasetinin en belirgin özelliği, yerel halkın iradesinin gasp edilerek, yok sayılmasıdır. Bunun yerine, sömürgeci merkezi yönetimin doğrudan kendi memurlarını oraya yönetici olarak atamasıdır. Bunun adı bir dönem OHAL Valisi, sıkıyönetim komutanı, bölge müsteşarı oluyorken; bugün de Kayyum belediye başkanı, muhtar vs. vs. oluyor.
Günümüz koşullarında sömürge veya ezilen bağımlı uluslara, azınlıklara, baskı altındaki inançlara ve ezilen cinse karşısömürge siyasetinin aldığı biçim; aleni bir şekilde, koyu faşizmden başka bir şey değildir.
Piroğlu Ecevit (Nubar Ozanyan)
Özgürlük uğruna bedeni ölüme yatırarak bir mevsim aç kalmak… Onurlu ve özgür bir yaşam için kendisine ait olan her şeyi feda etmek. Budur, özgürlük mahkumlarının hikayesi! Dünya ve ülkemizin zindan direniş tarihi buna fazlasıyla tanıktır. Amed zindanından Metris zindanına uzanan direniş tarihi fazlasıyla buna tanıktır. Kolay mı saatlere günlere aldırmadan her gün herkesin gözü önünde santim santim erimek; yaşamın nimetlerine dokunmadan açlığa yatmak… 120 günden daha fazla süren bir direnişi sürdürmek; düşünmek ve hayal etmek bile insanı ürkütüyor.
ABRÜST - leylekler getirdi kız... leylekler...
"Sol Kal Sol Yaşa"
Sol tatile gitmişken...
Toplumsal yapı da; bir an bile parlamentarizmi savunmakta vazgeçmediğini ilan eden her insan ve siyasi yapı da ağır saldırılara maruz kalıyorken...
seçimlerle siyaset yapmak istiyen devrimcilerde proletaryaların her geçen gün ağırlaşarak hissettiği solcusuzluğa karşı da proletaryanın karşısına umut olma uğruna olsa da "Sol Kal Sol Yaşa" diyerekte çıkamıyorken...
fırsatta buyken... fırsatta buyken...
yazın gitsin kız... yazın gitsin...
abrüst... falan filan...
sanat da diyin gitsin.
Zap’a bomba Colemerg’e kayyum (Nubar Ozanyan)
Türk patronlarının ve generallerinin Kürt ve emek düşmanlığı kapsamlı ve planlıdır. Sınırlı bir zaman ve belli bir dönemle sınırlı değildir. Süreğendir. Demokrasiyi gerçekte değil sözde bilir. Uygulamada değil yasalarında yazılı haliyle tanır. Ki bunu bile kaale almaz. Tarihten günümüze dek en iyi yaptığı şey işgal ve Türk olmayan halkların canını almaktır. Emek ve topraklara konmaktır. En iyi bildiği ise “Yakma-Yıkma-Çökme”dir. İkiyüzlü ve sahtekâr olduğu kadar kinci ve intikamcıdır.