Çarşamba Eylül 23, 2026

CHP bir alternatif değil AKP'nin sınıf kardeşidir!...

Kapitalist toplumda temel çelişki emek-sermaye arasındaki çelişkidir ve kapitalist toplum içerisindeki temel iki sınıftan burjuvazi ile proletaryanın ve bu iki sınıf menfaatine faaliyet yürüten en basitinden en karmaşığına bütün siyasi örgütlerin sınıf savaşının neresinde durduklarını belirleyen de bu çelişkidir. Elbette Türkiye toplumunun sosyo-ekonomik yapısına paralel, bu temel çelişkinin yanında başka çelişkiler de bulunur ve bu çelişkiler sınıf mücadelesinin dinamiklerini oluşturur.

Türkiye büyük burjuvazisinin siyasi temsil araçlarından birisi bugün AKP ise diğeri de ezelden beri CHP’dir. Dolayısıyla Türkiye’de sınıf savaşında AKP ile CHP arasında işçi sınıfı başta olmak üzere Kürt ulusuna ve çeşitli azınlık milliyetlere, Alevilere ve çeşitli azınlık inançlara, kadınlara, LGBTİ+’lara, doğaya ve çevreye karşı gösterecekleri tutum arasında temelden bir fark yoktur. Bu tür bir fark olduğuna inanmanın kendisi sınıf bilincinden ya da Marksist sınıf teorisinden uzak olmakla açıklanabilir.

Son dönemde ne yazık ki devrimci saflara da nüfuz eden “hele bir AKP gitsin de!” yaklaşımı oldukça problemlidir. Türkiye’de sınıf mücadelesinin devrimci örgütler tarafından yoğunlaştırıldığı tüm dönemlerde Türkiye hakim sınıfları tarafından iktidara getirilen CHP’nin iktidarı boyunca işçi sınıfı ve emekçi halka yönelik kitlesel katliamlar işlenmiş olması tesadüf değildir. Dersim, Ağrı, Zilan, Maraş, Sivas, Çorum, Sivas ’93, Gazi Mahallesi, Ulucanlar ve 19 Aralık Hapishaneler katliamlarının sözde sosyal-demokrat ama özünde faşist bir parti olan CHP döneminde işlenmiş olması dahi CHP’nin faşist kimliğine ilişkin önemli bir veri sunmaktadır.

Devrimci mücadelenin seyrinin gerilemesine bağlı olarak devrimci saflara da hakim olan kimi apolitik söylemlerin iddia ettiklerinin aksine ne CHP ne de Kılıçtaroğlu “siyaset bilmezliklerinden” değil; kendilerine verilen görevi yerine getirdikleri için AKP’nin şimdiye kadar can simidi olagelmiştir.

CHP öz itibariyle Türkiye komprador büyük burjuvazisinin bir kesiminin partisidir ve Türkiye işçi sınıfına, Ermeni Soykırımı, Kürt Sorunu, Alevi Sorunu konularında AKP’den farklı bir program ya da söyleme de sahip değildir. Bu durum, onun sınıfsal ilişkileri ve bu ilişkilere göre şekillenen karakteri gereğidir.

Kapitalist toplumda sınıfların ve onların temsilcilerinin davranışlarını belirleyen emek-sermaye çelişkisinde nerede durduklarıdır. Bu gerçeğe rağmen örneğin CHP gibi burjuva siyasi örgütünden işçi sınıfı ve emekçiler lehine siyaset yürütmesini beklemek ahmaklıktır.

Mao’nun deyimiyle bu tıpkı taştan civciv çıkması beklentisinde olmakla aynıdır: “Materyalist diyalektik görüşe göre, doğadaki başlıca değişmeler, doğadaki iç çelişkilerin gelişmesiyle olur. Toplumdaki başlıca değişmeler de toplumdaki iç çelişkilerin, yani üretici güçlerle üretim ilişkileri arasındaki çelişkilerin, sınıflar arasındaki çelişkilerin, yeni ile eski arasındaki çelişkilerin gelişmesiyle olur. Bu çelişkilerin gelişmesi, toplumu ileri iter ve eski toplumun yerine, yeni toplumun geçmesi süreci başlar. Materyalist diyalektik, dış nedenleri hiç hesaba katmaz mı? Elbette katar. Materyalist diyalektik, dış nedenleri değişmenin koşulu, iç nedenleri ise değişmenin temeli olarak görür. Dış nedenler, iç nedenlerin aracılığı ile etkili hale gelir. Uygun bir sıcaklıkta yumurta civcive dönüşür. Ama bir taşı civciv yapabilecek bir sıcaklık yoktur, çünkü bu iki şey, aslında farklıdır.” (Mao Zedong, Çelişki Üzerine İki Dünya Görüşü, Eriş Yayınları, s. 30-31)

CHP’nin sınıfsal karakteri onun bugüne kadar sadece devletin resmi güçleri ile ilişkili olmakla sınırlamadı; ama aynı zamanda kontrgerilla güçleri ile de farklı biçim ve boyutlarda ilişkili olmasına neden oldu.

Bir mafya liderinin itirafları ile yeniden gündeme gelen bu ilişkiler de göstermektedir ki; mesele sınıf düşmanlığı olduğunda bütün burjuva siyasi partileri aynı düşmanlık paydasında işçi sınıfına karşı bir araya gelmektedirler.

 “CHP Demokrasi Getirmeyecek, Faşizmi Restore Edecek!”

Elbette CHP’nin de AKP ile çelişkileri ve bu çelişkilerden doğan muhalefeti söz konusudur ama bu iddia edildiği gibi “demokrasi”, “özgürlükler” adına değil; bütün ihalelerin AKP ile iltisaklı müteahhitlerce alınıyor olmasının verdiği bir kâr kavgasından doğan muhalefettir. Bu tür bir muhalefetin demokrasi mücadelesine katkı sunacağına inanan bir kişinin gerçekte demokrasi mücadelesinin ne olduğuna ilişkin bir fikri yoktur.

Önemli bir nokta; CHP, üzerinde yaratılan yanılsama nedeniyle Türkiye işçi sınıfı ve emekçilerinden ciddi bir destek almaktadır. Yönetiminin işçi sınıfına düşman olmasına karşın tabanının işçi sınıfından oluşması CHP’yi “çelişkinin kendisi” haline getirmektedir. Kimi gerçek anlamda demokrat parlamenterlerin olması ya da kimi bölgelerdeki yöneticilerin demokrat kişilikleri işçi sınıfından oluşan bir tabana sahip olmasının sonucudur ve burjuvazi için siyaset yapan üst yönetimle demokrat parlamenterler ve parti örgütleri arasında da bu çelişkinin farklı yansımaları görülmektedir.

CHP’nin işçi sınıfı ve emekçi halka düşman merkezi siyasetine karşın onun tabanının işçi sınıfına ve halka dayanıyor olması sınıf bilinçli proletaryanın bu partinin tabanını dikkate almasını koşullamaktadır. Bu zorunluluk AKP tabanı için de geçerlidir elbette.

Toparlayacak olursak; CHP’nin öz olarak AKP ile arasında fark yoktur. Faşizmin fraglı mı cüppeli mi olduğu öze değil biçime dair bir sorundur. Ancak CHP’nin sınıf düşmanı karakterini tespit etmek bizi bu partinin tabanını oluşturan kitlelerden uzak durmamıza neden olmamalıdır.

Mafya liderinin itirafları ile senelerdir dile getirilen “kontrgerillanın parlamentodan esnaf örgütlerine her yerde örgütlü olduğu” gerçeği, kontrgerillanın dahilinde olan biri tarafından tasdik edilmiş oldu. Özellikle basın içerisinde örgütlü kimi unsurlar aracılığıyla kontrgerillanın hesabına çalıştıkları farklı sermaye grupları lehine ihale takipçiliğinden, haraç almaya bir dizi pratiğin de parçası oldukları açığa saçıldı.

Son günlerde mafya liderinin açıklamaları ile AKP unsurlarının mafya ilişkilerinin ortalığa saçılması, burjuva siyasetinin ahlaksızlığının da tasdiklenmesi oldu. Kimi çelişkilerin şu aşamada bastırılamayacak durumda olması gerek itiraflarda bulunan mafya lideri üzerinden gerekse başka yenileri üzerinden AKP içerisindeki farklı sermaye gruplarının yaşadığı çelişkilerin ve bu grupların farklı mafya ilişkilerinin ortaya çıkacağını göstermektedir.

Faşizmin kirli ilişkilerinin daha doğrusu gerçek yüzünün açığa çıkması sonucunda, kendini yeniden restore etmesi için CHP öne çıkarılmaktadır. Mafya elebaşısı bile CHP’ye misyon biçmektedir. Bunun bir çözüm yolu olmadığı ortadadır.

Çünkü CHP “çökme ve katletme” rejiminin kurucu partisidir. AKP ile sınıf kardeşidir. Madalyonun diğer yüzüdür. Gerçek çözüm faşizme karşı birleşik devrimci mücadeleyi yükseltmekten geçmektedir.

8756

’’Yüce Türk ulusu adına' Tecavüz:Leyla Poyraz

Türkiye Cumhuriyeti  Devleti’nin mahkemelerinde kararlar açıklanırken, ”YÜCE TÜRK ULUSU ADINA…’’ başlığını kullanılır, ’’Yüce Türk adaletinin savunucusu’’ yargıçlarca… Onlar bu kararları alırken, ’’yüce Türk ulusu adaletinin’’ onlara verdiği yetkilere dayanarak bazı indirimler yaparlar. İşte bu ’’yüce Türk ulusu adına’’ yapılan bazı indirimler şunlardır:

Kadın programında ’’babam bana tecavüz etti’’ diyen kızını öldürenin, ’’babasını kamuoyunda mahcup etti’’ indirimi.

 Eşini katledenin , ’’kot giyiyordu, piercing takıyordu, çantasında doğum kontrol hapı buldum’’ indirimi.

Burjuvazi insanlığı pazarda tüketmiş

 

Her gün bir kadın öldürülüyor. Sokak ortasında. Gözlerimizin önünde.

Gülüşleri karatılıyor insanlığımızın.

Bir işçi katlediliyor, sömürü atölyelerinde

Bir ulus, egemen ulus tarafından yok sayılıyor. Üzerine bombalar yağdırılıyor.

Dilinden ve ulusal kimliğinden dolayı insanlar öldürülüyor.

Dininden dolayı insanlar boğazlanıyor. Yok ediliyor, soykırım yapılıyor.

Etrafı 8 metre yüksekliğinde duvarların içine hapsediliyor.

Yoksullar, denizin ortalarında boğuluyor. Çalınan aşlarına ulaşabilmek için.

Ülkeler yağmalanıyor.

Hrant, “nefret suçları” ve “zehirli kan” üzerine [1]

“Bizi gömmeye çalıştılar, tohum olduğumuzu bilmeden…”[2]

Biraz şu mahut “zehirli kan” meselesinden bahsedelim mi?

Ahparik Hrant katledileli sekiz yıl oldu… Onu Agos’un önünden Balıklı Ermeni Mezarlığı’na uzanan son yolculuğunda yüzbinlerle uğurlayalı sekiz yıl geçti…

Hangi Sınıftan Yanasınız?

Sinfli Toplumlar Tarihi Sinifli Toplumlar Tarihidir-1

SSCP ve CKP tarihini Amerikan Horror hikayelerinden, Trockist efsanelerden ogrenmeye kalktiginizda, bulacaginiz tek sey Gulyabani masallaridir.

Tarih de ideolojinin bir konusudur; ona nerden, hangi sinifin penceresinden baktiginiza gore elinizde bir tarih algisi olusur...

Sinifli toplumlarda sinifsiz gercek yoktur!

Tarihi incelerken tarihin hep iki boyutu oldugunu gorursunuz. Bu sinifli toplumlar icin tipik bir durumdur. Ve ayni zamanda yasamin dialektigi karsitlarin birligidir.

Ermeni soykırımını tarihçiler belirlesin yalanı :Furkan Çay

Soykırım konusu Türkiye’de tabu haline gelmişken devletlü takımının bu konu hakkındaki açıklamaları, soykırımı inkarını kemikleştirmekten başka bir işe yaramıyor. Son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan yine soykırımı konusunu tarihçilere bırakmak gerektiğinden bahsetti ve soykırımı konusunda TC devletinin resmi soykırımı tezinden bir adım öteye gidemedi. Sanki yaşamımızı belirleyen bütün gerçeklikleri bugüne kadar hep tarihçilerden öğrenmişiz gibi.
Cumhurbaşkanı’nın arşivleri tarihçilere açmaya hazırız sözleri hiç inandırıcı değildir.

Seçim sonuçları: şantajlara rağmen halk sistemin bekçilerine sırt çevirdi*

 

Siyaset temsilcilerinin yeniden biçimlenmesi nasıl olursa olsun, 25 Ocak seçimlerinde ortaya çıkan olgu şudur: Jean-Claude Juncker'in (AB Komisyonu başkanı çn.) ülkemizde ki temsilcileri, bütün çabalarına rağmen halkımız tarafından seçilmeyerek, köşeye sıkışmasalar bile ağır bir yenilgi yaşamışlardır.

"Türkiye 2015'i en az hasarla atlatmaya çalışıyor" Taner Akçam

Taner Akçam'la Ankara'nın 2015 yaklaşırken izlediği politikaları, Türkiye'de soykırımın tanınmasının nasıl anlaşıldığını ve bu konuda izlenebilecek modelleri konuştuk. Akçam'a göre Türkiye'de adaletsizliğin giderilmesi, suçun kabul edilerek tazminat ödenmesi gibi konulardan kasıtlı ve bilinçli olarak bir kaçma söz konusu.

REPAIR: Ermeni soykırımıyla ilgili çalısmaya sizi ne yöneltti ? Bir adaletsizlik olarak mı gördünüz ?

Egemenlerin halifesi olmaktansa ezilenlerin sahabesi olmak devrimcidir

Özellikle Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde İslami direniş hareketlerinin yükselişiyle birlikte, İslam’ın ideolojisi bölgelerde giderek yayılıyor. Bu yükseliş hâkim sınıf sözcülerince terör faaliyeti olarak ilan edilip dar anlamda İslam ideolojisinin karşısında önlem almak arayışının politikasıdır. Bu aynı zamanda orta sınıfa da yansıyan ve onlarda dile “İslam’ın aşırı ucu” ya da “radikalizm” şeklinde tanımlanıyor. Bu tanımlamalar özellikle ılımlı İslam’ın reformist anlayışını Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde egemen dil anlayışının yaygınlığını oluşturuyor.

Kobanê’de Partizanca Direnişin İzinden…

 

Ortadoğu’da, emperyalistler ve onların işbirlikçi, uşağı hükümetler ile onların güdümündeki çeteler tarafından işgal edilen, özgürlük ve geleceği tutsak alınmaya çalışılan Kobanê, 134 günlük kahramanca bir direniş sonucunda özgürlüğüne kavuştu.

Kobanê, Rojava’da Kürt halkının kendi yönetimlerini inşa etmesi, öz örgütlülüklerini kurmasıyla birlikte ortaya çıkarmaya başladığı, filizlenerek büyümeye başlayan kazanımlarına yönelik kuşatma ve saldırıların kilitlendiği noktaydı.

Ah.. Cancağızım Kürtler ah..

Kürtler yüzde on barajı asacaklarmış.

Toplumun ilerici demokrat kesimlerin desteğini de alarak.

Ah.. cancağızım Kürtler ah...

Bari ilerici demokrat kesimlerin desteğini de alarak manipülasyonlarla da insanların zihinlerine kazınmış yenilmez görüken sisteme olan inancı taru duman edeceğinize inanıyorsunuz bu inancınızın doğru olup olmadığını belediye seçimlerini kaybeden Ferhat Tunç' a sorsaydınız.

Ah cancağızım Kürtler ah..

Kürtler yüzde onluk barajı aşamasalar da her şeye hazırlarmış.

Ya... akp' nin 310' nu aşamamasına hazırlar mı ?

Soykırımın 100. Yılında Bir Özür Borcumuz! Fusun Erdoğan

 

Ermeni meselesinde tutarlı bir tavır ortaya koyamamak, Türkiye devrimci hareketinin önemli zaaflarından biri olagelmiştir.

Bu zaaf devrimci ve sosyalistlerin değişik zamanlarda Ermeni halkına yapılan soykırım ya da tarihsel adaletsizlikler, haksızlıklar karşısında da, doğru tutum almasını önlemiştir.

Soykırımın 100. yıldönümü yaklaşırken, geçmişle yüzleşme ve hesaplaşmanın tartışıldığı bu süreçte, Türkiye ilerici, devrimci, sosyalist hareketinin bu zaafıyla yüzleşmesi önemli bir görev olarak varlığını sürdürüyor.

Sayfalar