Cuma Eylül 25, 2026

Can Serdar… /Nubar Ozanyan

Dünyayı, kim olduğunu anlamaya-tanımaya çalışan Heval Serdar, bildiğini söyleyen ve söylediğini bilen insandı. Yaşamı boyunca bir yandan bir şeyler yazdı, bir yandan yazılacak değerler bıraktı. Bu uzun ve çileli yolda bütün hakikat savaşçıları gibi büyük acılar çekip bedeller ödedi. Amed 5 No’lu Zindanı’nda gizli bir Ermeni, açık bir devrimci olarak ağır işkenceler gördü. Sağlam ve onurlu duruşundan; ezilenden ve mazlumdan yana olan, net tutumundan dolayı kalbi zulme ve soykırımlara dayanamadı. Eylül ayının soluk bir gününde ölümsüzleşince geride tanımlanması zor ve ağır bir hüzün, tamamlamamızı istediği görevler ve zalimlere karşı sıkılı bir yumruk bıraktı.

Amedliydi. Nenesi Ermeni’ydi. Daha yürümeye ve çevresini tanımaya başladığı çocukluk yıllarında nenesinin masal gizemliliğinde anlattığı Ermeni Soykırımı’nı dinlemeye başladı. Çocuk dünyasına ait ilk hayallerinde kendisi olmanın adımlarını atmaya başladı. Masal anlatımları onun gerçek kimliğinin tohumları oldu. Yaşadıklarını şifresiz anlatamayan nenesi, o çocuk dünyasına neler mırıldandı? Neler anlatmak istedi? Neden yaşanılanları masal renginde anlattı? Doğrudan ve şifresiz anlatamaz mıydı? Heval Serdar, o ana kadar kendisine verilen isim ve öğretilen kimliğin gerçek olmadığını anladıkça kökenini sorgulamaya başladı. Ermeni olduğunu öğrenince tüm yaşamı boyunca görünmez olanların hikayelerini aradı. Arayışının derinliğinde onların masal dili olmaya çalıştı. İlk kez anlatılmamış olan Müslümanlaş(tırıl)mış Ermenilerin hikayesini “Nenemin Masalları”nı yazdı. Ardından sayısız isyan ve hüzün şiirleri kaleme aldı. Amed Zindanı’nın vahşetini kendisine özgü ustalıkla mizah dilinde yazınca dikkatleri daha fazla üstüne çekti. Her anlattığı aslında kendi hikayesiydi. “Nenemin Masalları” da bir anlamıyla masal tadındaki kendi hikayesiydi.

Soykırımın yüz yıllara varan bir zaman diliminde bile sürüp giden korku olduğunu gördü. Nenesi sonra annesi neden Ermeni olduklarını uzun süre gizledi? Kim bilir daha kaç insan görünmezlik içinde açık kimliğini gizleyerek yaşıyor? Nenesi nasıl bir vahşete ve nasıl gözü dönmüş bir zulme tanıklık etti ki; bütün Ermeniler gibi yüreklerini tutsak eden korkunun etkisinden bir türlü kurtulamadı. Soykırım, sadece ölüm ve sürgün değildir. Yüz binlerce Ermeninin kendilerine ait bir mezar taşına bile sahip olmadan, kum tanelerine isimlerinin yazılarak ruhlarının çöllere savrulmasıdır soykırım. Yüz binlere varan kadın ve çocuğun en sevdiklerinin gözleri önünde tecavüze uğramasıdır. Açlık ve hastalıktan kırılmasıdır. Geride kalanların zorla Müslümanlaştırılarak görünmez olmalarıdır. Serdar Can, görünmez olanların çocuğuydu. Gerçek kimliğini öğrendiğinde bunu ne gizleme yoluna gitti ne de kimliğinden dolayı anlamsız bir utancın zayıflığını yaşadı. Can Serdar, Ermeni Soykırımı sonrası yüz binlere varan insanın kalbinin bir yanının Kürt diğer yanının Ermeni gerçekliğinin kendisi oldu.

Yanı başında Ermeni devrimcilerle tanışınca daha fazla doğduğu ve yaşadıkları toprakların tarihini-dilini öğrenmeye çalıştı. Komutan Martager’le yolu Bekaa’da kesişirken ikisinin de yollarının bir gün Ermenistan’a düşeceğini hiç ama hiç tahmin etmemişti. Devrimci mücadele bilinen yollarda yürümek kadar tahminlerin çok üzerinde önceden öngörülmeyen patikalara çıkılmasıdır. Yazılmayan yollara düşülmesidir. O da bu öngörülemeyen yola bir gün düşeceğini kestiremedi. Ermenistan’da kaldığı süre içinde sayısız aydın-yazar ve Batı Ermenistan topraklarından gelip Sovyet Ermenistanı’na yolu düşen insanlarla tanıştı. Neden aradan bir asır geçmesine karşın halen bir kısım Ermeni’nin “nerelisin?” sorusuna “Muşluyum-Vanlıyım-Sasonluyum” yanıtı verdiğini merak etti. Bir derviş gibi dolaştığı köy ve kasabalarda, Erivan sokaklarında koltuğunun altında satranç taşları ve tahtası eksik olmadı. Ermenilerin satranç oyununda neden bu kadar usta olduklarının sırrını öğrenmeye çalıştığında beş bin yıllık tarihsel bir geçmişin derinliklerine gitmek zorunda kaldı.

İbrahim Kaypakkaya’nın fikirlerine inandı. 12 Eylül’ün karabasan zulmünde Kürdistan dağlarının ilk gizli Ermeni gerillası oldu. Soykırım sonrası ilk Ermeni fedaisi olarak Hazro’da düşman güçleriyle girdiği çatışmada ne teslim oldu ne de biten mermilerine yenik düştü. Parçaladı silahını, vermedi elini işgalciye. Gözlerinden asla gitmedi çatışmada yitirdiği iki yiğit yoldaşının yere düşen sureti.

Bekaa’da gördüğü ilk Ermeni komutanı Martager ile ikinci kez karşılaştığında düşünce ve duyguları onu bir kez daha görünmezlerin tarihine ve geçmiş anılarına götürdü. İlk komutanının Rojava’da ölümsüzleştiğini öğrendiği an, o gün yaşamının en yaslı günü oldu. Kalbi sıkıştı. Zulüm ve işkence dolu zorlu yolculukta zayıflayan kalbi zulme ve soykırım acılarına dayanamadı. Bizlere veda ettiği törende ise Güzel Anamızı kaybettik. Komutan Martager, Can Serdar ve Güzel Ana sanki birbirlerine halen söylenmemiş sözleri varmış gibi bakarak ölüme birlikte yürüdüler. Birlikte ölümsüzleştiler… 

(21.09.2020, Yeni Özgür Politika)

12267

Nazaret VARTANOĞLU / Ermeni Soykırımını Lenine "mal etmek "gafleti

Soykırımın yüzüncü yılına ramak kala Sarkis Hatspanyan tarafından yazılan bir yazı Ermeni Soykırımını çarpıtmakta ve Lenin'i soykırımın “suç ortağı” vb. ithamlarla suçlamaktadır. Sardarabad Zaferi ile ilgili yazdığı yazıda Hatspanyan tarafından getirilen bu suçlama tarihsel gerçeği yansıtmadığı gibi, soykırımın ardındaki gerçek sorumluları kamufle etmeyi beraberinde getirmektedir. 

Gezi / Haziran ile Gençliği .”[2]

“Gençlik, sahip olunmaya değer tek şeydir.”[2]

Hepimiz Hacettepe-Beytepe kampüsündeki bir amfinin isminin ‘Ali İsmail Korkmaz Amfisi’ olarak değiştirmek için Ali İsmail’(ler)in, Ethem’(ler)in, Mehmet’(ler)in, Abdullah’(lar)ın, Medeni’(ler)nin, Ahmet’(ler)in, Ferit’(ler)in yani Gezi/ Haziran isyanının ölümsüzlerin yoldaşları olarak buradayız…

Siyaset ve Taktik Üzerine Kısa Bir değerlendirme

"Siyaset ve taktik partinin canıdır. “Türkiye ve Kürdistan devrimini iyi kavramak için siyaset nedir? Taktik nedir? Bunların doğru kavranması gerekiyor.  Legal, yarı legal faaliyet yürüten partilerde,  gerekse illegal faaliyet yürüten partilerde, özellikle de Komünist partilerinde mevcut emperyalist sisteme ve ona bağımlı sömürge -yarı sömürge ülkelerdeki faşist diktatörlüklere karşı yürütülen sınıf savaşında izlenmesi gerekli siyaset ve taktik zafer ve yenilgide belirleyici rol oynamaktadır.

Seçim tiyatrosu ve esir figüranlar

Bir ağanın eli sopalı kâhyasını marabalarına seçtirmesi ile bu düzenin  cumhurbaşkanını halka seçtirmesi arasında esasta bir fark yoktur. Marabaların seçtiği kâhya nasıl ki marabaların değil de ağanın temsilcisi ise, bu düzende halka seçtirilen  cumhurbaşkanı da halkı değil devleti ve düzeni temsil eder. Kâhya görevi gereği ağaya, cumhurbaşkanı da doğal olarak kurulu düzene hizmet eder. Çünkü bu düzen öyle kurgulanmış ve anayasası, kanunları, yargısı, parlamentosu, silahlı kuvvetleri, emniyet ve istihbarat teşkilatı ve her derece bürokrasisiyle temelden çatıya kadar öyle inşa edilmiştir.

Buluşmak,kavuşmak birlikte yürümek:Ganime Gülmez

Bugün buluştuk. “Buluşmak” hep “kavuşmak”la kardeş sanırım sürgünde! Eve dönüp “duygularım kaçmadan” bugünü yazmak, paylaşmak istiyorum. Çünkü yarın, yine duygularımızın başka gediklere girmek zorunda kalacağı yaşamlara döneceğiz.

Herkese ve her şeye ragmen

Bu aralar kendimle yerle gökle tanrıyla insanlarla hayvanlarla ne aklıma geliyorsa sataşıyorum.
 “tanrıya mektuplar”  adlı kitapları olan Hasan Basri Aydın üstadım aklıma geliyor. Birçok mahkemesine katıldım, kendi mahkemelerimin dışında sanırım en çok Hasan Basri Aydın ın mahkemelerine katıldım. Hatta “ sultan Ahmet adliyesi, yol olur her pazartesi” diye de şiir bile yazdım.

Tarihte kadın

Kadının yeri hakkında kısır bilgiler (bilgisizlikler) içimize o kadar sinmiş ki; kadının bugünkü haksız konumu kadın tarafından bile kabullenilmiştir. Bu kabullenişin başarıyla sürdürülmesindeki önemli etkenlerden biri de verilen tarih bilincidir. “Böyle gelir, böyle gider” güdümünde gördüğümüz ve bize böyle hissettirilen tüm dünya dönemleri haliyle biz de bilinç bulanıklığına neden olmaktadır. Bunun üzerine de okumayan, araştırmayan, elindeki ile yetinen kuşaklar yaratılınca da bu cehalet içimize iyice sinmiştir.

TKP/ML Hapishane Kadın Komitesi, Beşler için

2 Şubat 2011’de Dersim’de gerilla barınaklarında yaşanan göçük sonrası şehit düşen ve geçtiğimiz günlerde mezar yerleri açıklanan ve görkemli bir törenle toprağa verilen TKP/ML TİKKO’lu 5 kadın gerillayı andı.

“Kadınlar olarak daha çok öne çıkmanın zamanıdır”

Erdoğan Aydın’nın Son Kitabı ve Tarihe Sınıfsız Bakış Üzerine /Osman Tiftikçi

Genelde İslam ve tarih üzerine yaptığı çalışmalarla tanıdığımız Erdoğan Aydın’ın, son olarak, Osmanlı’nın Son Savaşı isimli kitabı yayınlandı. Erdoğan Aydın bu kitabında Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı’na nasıl girdiğini araştırıyor. E. Aydın’ın çalışması esas olarak siyasi karar alma süreçleri üzerinde, uluslararası anlaşma ve karşılıklı yazışmalar, gizli açık görüşmeler, özetle sorunun biçimsel yanları üzerinde duruyor. Bu konuda ulaştığı birçok belgeyi de okuyucuya sunuyor.

Evet O, Sunuz. Siz O, Sunuz

Güzeli yaşama aktarabilme çabası kitselleşebilme (cennete gidebilme ) çabası değil insan olabilme çabasıdır.

Hikaye bu ya.

Kapitalizmin insanlar yüzerinde yol açtığı kirliliğin, yabancılaşmanın.... köylerine de bulaşmaması için nehir... kenarlarında giydikleri tangalarla yıllarca mücadele vermiş şehirliler....

Ülkelerin sosyo ekonomik yapılarında hiç bir şey değişmediğini ispatlamaya çalışan kliplerini... çekebileceklerini düşündükleri köylerine gelirler.

İsyankar değerler toplamı: Alevilik

“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür Ve bir orman gibi kardeşçesine Bu hasret bizim.”[2]

 

Alevîlerin hâli, Türkiye’nin laik olmadığının, ayrımcılık ve baskı gerçeğinin kanıtıyken; Hasan Ali Kızıltoprak’ın işaret ettiği üzere, “Alevîlik, değerler toplamıdır.”

Evet, “yürü bre hızır paşa/ senin de çarkın kırılır/ güvendiğin padişahın/ o da bir gün devrilir” diye haykıran bir değerler toplamıdır Alevîlik…

Hani Hacı Bektaş-ı Velî’nin, “hararet nardadır, saçda değil/ keramet baştadır, taçda değil/ her ne arar isen kendinde ara”!

Sayfalar