Perşembe Ekim 8, 2026

Cambaza Değil, Tehlikeye Bak!

IŞİD (şimdi İD) hak ettiğinden daha büyük ölçüde gündemi işgal etmeye devam ediyor. İD ile mücadele bağlamında ABD emperyalizminin önderliğinde batı emperyalistleri ve bölge egemen devletlerinin bir dizi toplantı yaptığı bir süreç yaşanıyor. 4–5 Eylül tarihinde NATO toplantısında ve 10 Eylül’de B. Obama’nın yaptığı konuşmanın hemen akabinde, önce 11 Eylül’de S. Arabistan’ın Cidde kentinde bölgenin Sünni ülkeleri, sonra 16 Eylül’de Fransa’da yine bölge ülkeleri ve NATO üyesi ve bağlaşığı olan 30 devletin toplantıları yapıldı. Bunun yanında ABD’nin ve yakın bölge ülkelerinin ikili bir dizi görüşmesi gerçekleşti. Bu toplantıların ve mekik diplomasisinin gündemi İD’in alt edilmesi.

İD’ye Büyük Gelen Lokma: Rojava’nın En Küçük Parçası Kobanê!

Bir yandan bunlar olurken, diğer yandan İD S. Kürdistanı’nda yeni bir hamle yaptı. Defalarca denemesine rağmen düşürmeyi başaramadığı Kobanê Kantonu'na 16 Eylül’de YPG’nin açıklamasına göre şimdiye kadarki en kapsamlı saldırılarından birini daha yapmaya başladı. Emperyalistler, kendileri için oldukça soyut olan bu düşmanla nasıl ve ne biçimde mücadele edeceğini düşünürken, Kürtler için son 3 yıldır oldukça somut, vahşi ve kanlı bir düşman olan İD saldırılarına devam etmektedir.

Emperyalistlerin ve gerici devletlerin İD üzerinden yürüttüğü politik hesaplar ve karşılıklı hamleler sürerken, İD’nin yeniden S. Kürdistanı’na güçlerini odaklayarak saldırması oldukça anlamlı görünmektedir. Bu saldırının arkasında, İD’nin kendine yönelecek emperyalist ve gerici müdahale başlamadan, Kobane’de kazanım elde ederek, bu müdahalenin alanını S. Kürdistanı’na kadar uzatma hesabı olduğunu düşünmek için çok sebep var. İD zaten bugün sadece savaşını Kürt cephelerinde yürütmektedir. Ama Kürdistan’ın Irak parçasından da Suriye parçasında da ciddi hiçbir kazanım elde edememiştir. Şimdi başında güya emperyalist ve bölge ülkelerinin “müdahale kılıcı” dolaşırken S. Kürdistanı’na tüm gücüyle yönelmesi emperyalizmi ve bölge gericiliğini S. Kürdistanı’na taşıyacak zemin oluşturma hesabından başka bir şekilde okumak mümkün değildir.

Ki henüz bu saldırılar belirginleşmemişken ve emperyalist patentli “İD karşıtı” koalisyonda ne düzeyde ve hangi eksende rol alacağı “belli olmayan” TC’nin Irak ve Suriye’den gelecek göç dalgasına karşı “tampon bölge” oluşturması tartışmaları gündeme geldi. Erdoğan, 15 Eylül’de Katar ziyareti dönüşü “tampon bölge”nin oluşturulması üzerine Genelkurmayın çalışma yürüttüğünü ve durumu değerlendireceklerini ifade etti. Ve bu sözlerin üzerine İD saldırısı ve Suruç’a Kürtlerin göç dalgası başladı. Daha önceki göç dalgalarının aksine bu defa medya canlı yayınlarla ve manşetlerden vererek bu göç dalgasını büyük görmeyi tercih etti. Elbette ki “tampon bölge” ve İD tehlikesinin sınırlarımıza kadar dayandığı yorumlarıyla birlikte bu haber verildi.

Kanamayı Durdurmak İçin “Tampon”a Sarılmak!

İD’nin, TC’nin iştahını kabartacak şekilde S. Kürdistanı’nda tampon bölge oluşturmaya zemin hazırlamaya çalışması yadırgatıcı olmamalıdır. İD’nin emperyalist saldırıları S. Kürdistanı’nı ve bir bütün olarak Kürdistan üzerinden karşılamayı hesaplaması oldukça mantıklıdır. Oyunun buradan kurulması, emperyalist ve bölgenin gerici güçlerinin S. Kürdistanı’na doğrudan burnunu sokması demektir. İD ile mücadele adı altında S. Kürdistanı’nın bombalanması, Kürtlerin emperyalizme ve başta gerici Türk devleti ve diğer devletlere mahkum hale getirilmesi hesabı göz ardı edilmeyecek kadar güçlüdür. Bu durum Kürt ulusal hak ve kazanımlarına karşı bir saldırı anlamına gelecektir. (ABD Savunma Bakanı Jack Hagel, ordu yönetimi Suriye’de ki İD hedeflerinin vurulması yönlü planını onayladı açıklamasını 18 Eylül’de yaptı.)

Ancak TC’nin tam bu aşamada “tampon bölge” tartışması bir çeşit cambaza bak oyunudur. Zira “tampon bölge” oluşturmak askeri ve politik dengeler açısından ön görülemez bir çatışma, savaş anlamına gelecektir. Hem emperyalistler arası, hem bölgenin güç dengeleri ve ilişkilerin politik karakteri TC’nin işgali anlamına gelecek bu hamlesine müsaade etmemektedir. Ki TC’de bölgedeki tüm iştahına ve saldırganlık arzusuna rağmen böyle bir hamle yapacak kadar dengesini kaybetmiş gözükmüyor. Ama bu tartışmayla birlikte kendi güvenliğine ve bölge içinde alacağı konuma dair bir çeşit mesaj verme kaygısı güdüyor. Bu mesajın esasının Kürt hareketine yönelik olduğu çok açıktır.

TC Suriye’de kolu kanadı kırılmış, kendi politikasına eklemlenmiş ve hamiliğini kabul etmiş bir Kürt politik çizgisi yaratma derdindedir. Bir yandan bölgede şu an aldığı politik tutumla İD’ye cesaret verip, Kürtlerin üzerine daha güçlü gitmesine zemin sunarken, kendi sınırında “tampon bölge” tehdidiyle sınıra dayanan binlerce Kürdün sınırdan geçişine 2 gün müsaade etmeyerek, tel örgüler önünde yığılmasını sağlayıp, bir yandan kendince terbiye etmeyi amaçlarken, diğer yandan kararsızlığının ne boyutta olduğunu gösterir niteliktedir.

Buna bir de A. Öcalan ve PKK ile yürüttüğü “barış” ve “çözüm süreci”nin yumuşak yüzünü eklemekte fayda var. Bu gelişmelere aldığı tavır aynı zamanda görüşmelerde kendi elini güçlü tutmaya dönük yaklaşımlardır. Karşısında elinde olabildiğince fazla güç, koz ve olanakla oturan bir Kürt hareketi istememektedir. Bir yandan görüşmeleri derinleştirirken, diğer yandan bölgede Kürt Ulusal Hareketi'nin kazanımlarını aşındırmak için elinde hangi olanak varsa onu sonuna kadar kullanmaya çalışmaktadır.

TC Cumhurbaşkanı'ndan ve Başbakanı'ndan “Devşirilmiş Terörist” Yapmak!

Ama TC’nin Kürtleri zayıf düşürmek için elinde yeterince koz olmadığı açıktır. “Tampon bölge”, bir dizi aktörün yanında aynı zamanda Kürt Ulusal Hareketi'nin rızası alınmaksızın, ona rağmen yaşama geçirilemeyecektir. Kürtleri hem içerde hem de bölgede zayıf düşürme politikası artık gülünç olmaktadır. Zira TC bölgede kolu kanadı kırılmış durumdadır. İD ile mücadele konusunda efendisi ile belli sorunlar yaşamaktadır. ABD Dışişleri Bakanı J. Kerry’nin deyimiyle; “zorlukları var önümüzdeki süreçte karar verecekler” (Kongre Dışilişkiler Komitesi Toplantısı 17 Eylül) durumundadır. ABD basını her gün yeni bir haberle TC’nin Suriye’de İslamcı gruplarla ne herzeler yediğini ifşa etmektedir. Hatta İD’nin Hacıbayram Camiini kullanarak “terörist devşirdiğini” T. Erdoğan ve A. Davutoğlu’nun bu camide Cuma namazı çıkışı çekilmiş fotoğrafını yayınlayarak vermektedir. Yani cumhurbaşkanına ve başbakana “devşirilmiş terörist” çağrışımı yapacak kadar saldırganlığı ileri taşımıştır. ABD’nin “saygın” ve egemen basınında bu haberlerin sadece gazetecilik mesleğinin icrası olarak görmek mümkün olmayacağına göre, TC’ye basın yoluyla tehditler savrulduğunu söylemek mümkündür. Bunlara son olarak bölgede bugün en güvenilir müttefiki olan Barzani’nin meclis başkanı aracılığıyla son süreçte TC’den yana yaşadıkları hayal kırıklığı vurgularını da eklemek gerekir.

Bitmeyen ve Bitmeyecek Kürt Politikası: Düşmanlık!

Kendi ajandasını ABD’nin ajandasına uydurmaksızın kendi geleceğini ve çıkarlarını göremeyen faşist TC’nin efendisiyle ilişkisindeki durum bu denli gerilmişken, bölge üzerinde ki etkinliği-itibari sürekli zayıflarken Kürtleri zayıf düşürmeye yönelik hamlelerinin gerçekleşmeyeceği açıktır. Bölgede etkinlik sağlama adı altında elinde kalan yegâne kozun Kürt barışı olduğu açıktır. Ki A. Davutoğlu sürekli “istikrar adası” olduklarını bölgedeki tüm karmaşa ve kaos içinde tek olumlu olanın “çözüm süreci” olduğunu vurgulayarak ifade ediyor.

Kendileri adına bölge politikası için tek olumlu olanın Kürt barış süreci olduğu açıktır. Türk egemen sınıfları bu durumu tespit etmelerine rağmen hala ve ısrarla boyutlu gerginlik vesilesi olacak şekilde Kürt düşmanlığı politikası izlemekten de geri durmamaktadır. Bunu anlamak için son süreçte iki açıklamaya bakmak bile yeterlidir. Kürt hareketinin bölgedeki etkinliği karşısında dışişleri bakanı M. Çavuşoğlu'ndan (PKK’yi kast ederek bölgeye gidecek silahların “terör örgütlerinin” eline geçmesine müsaade edilmemesi açıklaması), Meclis Başkanı Cemil Çiçek'e (PKK’nin İD karşısında başarısının bir ilizyon yaratmaması gerektiği, PKK’nin hala terör yaptığı açıklaması) kadar uzanan ifade edilmiş “kaygı”lar, düşmanlık dozunun dünden hiç de farklı olmadığını gösterir türdendir.  Türk egemen sınıflarının durumu için kullanılacak en uygun deyim ise (kellerden ve fodullardan özür dileyerek) “Hem kel hem fodul”dur.

Türk egemen sınıfları artık Ortadoğu’da oyun kurma, dengeleri belirleme yeteneğinden tümüyle mahrum kalmıştır. Şimdi “tampon bölge” vs tartışmaları ile cambaza bak oyunu oynayarak, gerçekliğini gizlemeye çalışmaktadır. İD’nin saldırılarından kaynaklı göç hareketlerinden dahi Kürtleri kendine mahkum bırakmaya çalışacak kadar ufku daralmış bir zavallılık içindedirler. “İnsani yardım” melekliği ile rol üstleneceğini açıklarken, dün 2000 tırla yapılan “insani yardım” şimdi trenlerle İD militanlarına, S. Kürdistanı’na sevk edilmesine döndü. TC’nin insani yardımdan anladığı tırlarla silah, trenlerle-otobüslerle Kürt katletmek için insan kaynağı sevkiyatına yardım etmek olarak algılanıyor. TC genetiği bozuk bir ürün gibidir. Ezilen halk ve uluslara düşmanlığı ve özellikle Kürt düşmanlığı bakidir. Biçimi, dozu, tarzı değişse de özü-özeti değişmemektedir.  


88249

Ermeni tarihi ve ittihat terakki dönemi

Türk'ler 11.Yüzyıl'dan itibaren,Anadolu'ya gelmeye başladılar.Doğu,Güney ve Orta Anadolu'da etkin çoğunluğu oluşturan topluluklar Ermeni'lerden oluşmaktaydı.Toros'larda ''Klikya Ermeni Devleti'' vardı.Batı'da Roma vatandaşı Rum'lar,Güney'de,Süryani'ler,Karadeniz'de Pontus krallığı ile Hristiyan Laziki'ler vardı.Osmanlı'nın kuruluş dönemlerinde ,Türk'lerin ve diğer müslümanunsurların,Anadolu halklarının yanında ancak on'da birini oluşturuyordu.Türk'ler zamanla zor yoluyla savaşarak Anadolu'ya zorla yerleştiler.Hristiyanlığı ilk kabul eden topluluk olan Ermeni'ler,Türk'lerin-Osmanlı'ların isl

İran; Kürdistan için büyük tehlikedir!...-Dursun Ali Küçük

Bölgede en başta Kürdistanın kuruluşunu engellemek istemektedir:

1915 – 2015

24 Nisan 1915 Mazlum  bir ulusun soykırıma uğratılma tarihidir.

24 Nisan, uygarlığın ,kültürün maddi ve manevi zenginliklerin toprak altına gömülmesi, küller içinde kaybedilmesi,hafızalardan silinip unutturulmak istenmesinin acı tarihidir.Anadolu mozaiğinin önemli ve renkli dokusu bu tarihsel kesitte silinmek ve unutturulmak istenmiştir.Bir uygarlık ile bir kültür 3000 yıldır Anadolu topraklarından vahşice yokedilmştir.

Birinci Dünya Savaşı Sırasında Ermenilerin Kıyımı – Raymond Kévorkian

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Türk milletine dayalı bir ulus devlet inşası projesi, Türk olmayan unsurların dışarıda bırakılması fikrini zımnen öngörüyordu. Toprak kayıpları, özellikle Balkan Savaşlarında (1912-1913) alınan aşağılayıcı mağlubiyet, Jön Türk merkez-i umumisinin üyelerinin radikalleşmesine yol açtı ve kamuoyu nazarında Birinci Dünya Savaşı sırasında Rum ve Ermenilerin “cezalandırılmasını” mümkün kılan bir şeytanlaştırma sürecini hazırladı.

Radikalleşme Süreci ve Kararın Alınması

Marx’tan Mao’ya Marksist Düşünce Diyalektiği

Bu kitap, polemiksel bir üslupla, esas olarak düşüncenin diyalektiğini ele almaktadır. Bu bağlamda, proletaryanın sınıf mücadelesinde teorinin maddi bir güç halini alması ve maddenin düşünceye, düşüncenin ise maddeye dünüşmesi nesnel gerçekliği tartışmasını devam ettirmektedir.

Düşüncenin nereden geldiği, ne olduğu ve maddeyle ilişkisinin nasıl olduğu gibi sorular, ilk filozoflardan bu yana tartışılan ve üzerinde düşünce üretilen bir konudur. Ozellikle

TKP/ML: Newroz, ateşten zırhı kuşananlara selamdır!

Binlerce yıl evvel Demirci Kawa'nın yaktığı, baharın müjdecisi isyan ateşi; bugün Rojava'da ve özelde de Kobanê'den yanmaya devam ediyor. Newroz ateşinin sıcaklığında başta Kürt halkı olmak üzere bu coğrafyanın ezilen kadim milliyetleri ve azınlıkları ile bu ateşi harlamanın, bu ateşte yanmanın zamanıdır.

BİZ SÜRGÜNLER "MAĞDUR"DEĞİLİZ.

Faşizme, faşist diktatörlüğe karşı verdiğimiz özgürlük, demokrasi ve bağımsızlık mücadelesinde biz haklı, doğru ve onurlu bir mücadele yürüttük.  12 Eylül askeri faşist diktatörlüğü de bu mücadelemizin bir parçasıydı. Neticede güçler dengesi ve bazı yanlış stratejik ve taktik hatalarımız bizlerin yenilgisine sebep oldu. Aradan geçen 35 yıllık uzun bir zaman dilimi dahi, hala 12 Eylül faşizminin kanlı- katliam, işkence ve zulüm izlerini üstümüzden silip atamadı.

Armin T. Wegner’in yazılarında 1. Büyük Savaş:Sait Çetinoğlu

“Hastanenin kapısında Ermeni papazın siyah sakalı beliriyor. Öğleye doğru ölmüş olan bir Ermeni askerin cenazesini almak için gizlice geliyor. Hamallar sırtların­da çarşafa sarılmış sallanan cesetle karanlıkta sessiz­ce kayboluyorlar.”

Duygusal tepki! İsmail Cem Özkan

Sol, 12 Eylül yenilgisinden sonra kendisini izleyici konumda, olayların arkasından sadece yorum yapar halde buldu. Bu yorumcu konumuna o kadar alıştı ki, Marks’ın 11. Tez’i sadece geçmişte söylenmiş güzel bir söz olarak algılanır oldu. Zaman zaman o söz kullanılsa da, nasıl olsa devrimcileri değil, felsefecileri ilgilendiriyor algısı bilinç altına işlenmiş olduğunu düşünüyorum. Bu ihtiyaç yok algısı sanırım solun kılcal damarlarına kadar işledi!

Tarihi Çanakkale Yalanları:KADİR AKIN

Çanakkale Savaşlarının bu kadar aktüel hale gelmesi, Tayyip Erdoğan’ın 100’e yakın devlet başkanı, başbakan ya da ülke temsilcisini bundan bir süre önce, 24 Nisan’da Çanakkale’de yapılacak törenlere davet etmesi ile başladı. Üzerinde türlü rivayetler sürdürülse de aslında Çanakkale Savaşı, I. Dünya Savaşı çerçevesinde İtilaf Güçlerinin, içinde Osmanlı’nın da olduğu İttifak Güçlerine saldırısının adıdır.

"Türkiyelileşme" üzerinde dolaşan kirli eller! Sefa Ünal

28 Şubat 2015’de HDP heyeti ile Hükümetin ayrı ayrı metinleri ortak kürsüde açıklaması, Kürt meselesinin barış ve uzlaşma ile yol almasında önemli bir eşiğin aşıldığı iddiasına neden oldu. Bu açıklamanın muhtevasını egemen sınıflar ve onun medyası “silah bırakmada” tarihi adım olarak doldururken, Kürt hareketi silah bırakmanın müzakerenin gerçekleşmesi ve ilerletilmesine bağlandığı şeklinde doldurmaktadır. Şimdiden bu bakış açısı farkının uzun soluklu bir tartışmaya zemin sunduğu görülmektedir. Yapılan açıklamada silah bırakma eksenli PKK’nin kongresini toplama çağrısı söz konusu.

Sayfalar