Pazar Ekim 18, 2026

Cambaza Değil, Tehlikeye Bak!

IŞİD (şimdi İD) hak ettiğinden daha büyük ölçüde gündemi işgal etmeye devam ediyor. İD ile mücadele bağlamında ABD emperyalizminin önderliğinde batı emperyalistleri ve bölge egemen devletlerinin bir dizi toplantı yaptığı bir süreç yaşanıyor. 4–5 Eylül tarihinde NATO toplantısında ve 10 Eylül’de B. Obama’nın yaptığı konuşmanın hemen akabinde, önce 11 Eylül’de S. Arabistan’ın Cidde kentinde bölgenin Sünni ülkeleri, sonra 16 Eylül’de Fransa’da yine bölge ülkeleri ve NATO üyesi ve bağlaşığı olan 30 devletin toplantıları yapıldı. Bunun yanında ABD’nin ve yakın bölge ülkelerinin ikili bir dizi görüşmesi gerçekleşti. Bu toplantıların ve mekik diplomasisinin gündemi İD’in alt edilmesi.

İD’ye Büyük Gelen Lokma: Rojava’nın En Küçük Parçası Kobanê!

Bir yandan bunlar olurken, diğer yandan İD S. Kürdistanı’nda yeni bir hamle yaptı. Defalarca denemesine rağmen düşürmeyi başaramadığı Kobanê Kantonu'na 16 Eylül’de YPG’nin açıklamasına göre şimdiye kadarki en kapsamlı saldırılarından birini daha yapmaya başladı. Emperyalistler, kendileri için oldukça soyut olan bu düşmanla nasıl ve ne biçimde mücadele edeceğini düşünürken, Kürtler için son 3 yıldır oldukça somut, vahşi ve kanlı bir düşman olan İD saldırılarına devam etmektedir.

Emperyalistlerin ve gerici devletlerin İD üzerinden yürüttüğü politik hesaplar ve karşılıklı hamleler sürerken, İD’nin yeniden S. Kürdistanı’na güçlerini odaklayarak saldırması oldukça anlamlı görünmektedir. Bu saldırının arkasında, İD’nin kendine yönelecek emperyalist ve gerici müdahale başlamadan, Kobane’de kazanım elde ederek, bu müdahalenin alanını S. Kürdistanı’na kadar uzatma hesabı olduğunu düşünmek için çok sebep var. İD zaten bugün sadece savaşını Kürt cephelerinde yürütmektedir. Ama Kürdistan’ın Irak parçasından da Suriye parçasında da ciddi hiçbir kazanım elde edememiştir. Şimdi başında güya emperyalist ve bölge ülkelerinin “müdahale kılıcı” dolaşırken S. Kürdistanı’na tüm gücüyle yönelmesi emperyalizmi ve bölge gericiliğini S. Kürdistanı’na taşıyacak zemin oluşturma hesabından başka bir şekilde okumak mümkün değildir.

Ki henüz bu saldırılar belirginleşmemişken ve emperyalist patentli “İD karşıtı” koalisyonda ne düzeyde ve hangi eksende rol alacağı “belli olmayan” TC’nin Irak ve Suriye’den gelecek göç dalgasına karşı “tampon bölge” oluşturması tartışmaları gündeme geldi. Erdoğan, 15 Eylül’de Katar ziyareti dönüşü “tampon bölge”nin oluşturulması üzerine Genelkurmayın çalışma yürüttüğünü ve durumu değerlendireceklerini ifade etti. Ve bu sözlerin üzerine İD saldırısı ve Suruç’a Kürtlerin göç dalgası başladı. Daha önceki göç dalgalarının aksine bu defa medya canlı yayınlarla ve manşetlerden vererek bu göç dalgasını büyük görmeyi tercih etti. Elbette ki “tampon bölge” ve İD tehlikesinin sınırlarımıza kadar dayandığı yorumlarıyla birlikte bu haber verildi.

Kanamayı Durdurmak İçin “Tampon”a Sarılmak!

İD’nin, TC’nin iştahını kabartacak şekilde S. Kürdistanı’nda tampon bölge oluşturmaya zemin hazırlamaya çalışması yadırgatıcı olmamalıdır. İD’nin emperyalist saldırıları S. Kürdistanı’nı ve bir bütün olarak Kürdistan üzerinden karşılamayı hesaplaması oldukça mantıklıdır. Oyunun buradan kurulması, emperyalist ve bölgenin gerici güçlerinin S. Kürdistanı’na doğrudan burnunu sokması demektir. İD ile mücadele adı altında S. Kürdistanı’nın bombalanması, Kürtlerin emperyalizme ve başta gerici Türk devleti ve diğer devletlere mahkum hale getirilmesi hesabı göz ardı edilmeyecek kadar güçlüdür. Bu durum Kürt ulusal hak ve kazanımlarına karşı bir saldırı anlamına gelecektir. (ABD Savunma Bakanı Jack Hagel, ordu yönetimi Suriye’de ki İD hedeflerinin vurulması yönlü planını onayladı açıklamasını 18 Eylül’de yaptı.)

Ancak TC’nin tam bu aşamada “tampon bölge” tartışması bir çeşit cambaza bak oyunudur. Zira “tampon bölge” oluşturmak askeri ve politik dengeler açısından ön görülemez bir çatışma, savaş anlamına gelecektir. Hem emperyalistler arası, hem bölgenin güç dengeleri ve ilişkilerin politik karakteri TC’nin işgali anlamına gelecek bu hamlesine müsaade etmemektedir. Ki TC’de bölgedeki tüm iştahına ve saldırganlık arzusuna rağmen böyle bir hamle yapacak kadar dengesini kaybetmiş gözükmüyor. Ama bu tartışmayla birlikte kendi güvenliğine ve bölge içinde alacağı konuma dair bir çeşit mesaj verme kaygısı güdüyor. Bu mesajın esasının Kürt hareketine yönelik olduğu çok açıktır.

TC Suriye’de kolu kanadı kırılmış, kendi politikasına eklemlenmiş ve hamiliğini kabul etmiş bir Kürt politik çizgisi yaratma derdindedir. Bir yandan bölgede şu an aldığı politik tutumla İD’ye cesaret verip, Kürtlerin üzerine daha güçlü gitmesine zemin sunarken, kendi sınırında “tampon bölge” tehdidiyle sınıra dayanan binlerce Kürdün sınırdan geçişine 2 gün müsaade etmeyerek, tel örgüler önünde yığılmasını sağlayıp, bir yandan kendince terbiye etmeyi amaçlarken, diğer yandan kararsızlığının ne boyutta olduğunu gösterir niteliktedir.

Buna bir de A. Öcalan ve PKK ile yürüttüğü “barış” ve “çözüm süreci”nin yumuşak yüzünü eklemekte fayda var. Bu gelişmelere aldığı tavır aynı zamanda görüşmelerde kendi elini güçlü tutmaya dönük yaklaşımlardır. Karşısında elinde olabildiğince fazla güç, koz ve olanakla oturan bir Kürt hareketi istememektedir. Bir yandan görüşmeleri derinleştirirken, diğer yandan bölgede Kürt Ulusal Hareketi'nin kazanımlarını aşındırmak için elinde hangi olanak varsa onu sonuna kadar kullanmaya çalışmaktadır.

TC Cumhurbaşkanı'ndan ve Başbakanı'ndan “Devşirilmiş Terörist” Yapmak!

Ama TC’nin Kürtleri zayıf düşürmek için elinde yeterince koz olmadığı açıktır. “Tampon bölge”, bir dizi aktörün yanında aynı zamanda Kürt Ulusal Hareketi'nin rızası alınmaksızın, ona rağmen yaşama geçirilemeyecektir. Kürtleri hem içerde hem de bölgede zayıf düşürme politikası artık gülünç olmaktadır. Zira TC bölgede kolu kanadı kırılmış durumdadır. İD ile mücadele konusunda efendisi ile belli sorunlar yaşamaktadır. ABD Dışişleri Bakanı J. Kerry’nin deyimiyle; “zorlukları var önümüzdeki süreçte karar verecekler” (Kongre Dışilişkiler Komitesi Toplantısı 17 Eylül) durumundadır. ABD basını her gün yeni bir haberle TC’nin Suriye’de İslamcı gruplarla ne herzeler yediğini ifşa etmektedir. Hatta İD’nin Hacıbayram Camiini kullanarak “terörist devşirdiğini” T. Erdoğan ve A. Davutoğlu’nun bu camide Cuma namazı çıkışı çekilmiş fotoğrafını yayınlayarak vermektedir. Yani cumhurbaşkanına ve başbakana “devşirilmiş terörist” çağrışımı yapacak kadar saldırganlığı ileri taşımıştır. ABD’nin “saygın” ve egemen basınında bu haberlerin sadece gazetecilik mesleğinin icrası olarak görmek mümkün olmayacağına göre, TC’ye basın yoluyla tehditler savrulduğunu söylemek mümkündür. Bunlara son olarak bölgede bugün en güvenilir müttefiki olan Barzani’nin meclis başkanı aracılığıyla son süreçte TC’den yana yaşadıkları hayal kırıklığı vurgularını da eklemek gerekir.

Bitmeyen ve Bitmeyecek Kürt Politikası: Düşmanlık!

Kendi ajandasını ABD’nin ajandasına uydurmaksızın kendi geleceğini ve çıkarlarını göremeyen faşist TC’nin efendisiyle ilişkisindeki durum bu denli gerilmişken, bölge üzerinde ki etkinliği-itibari sürekli zayıflarken Kürtleri zayıf düşürmeye yönelik hamlelerinin gerçekleşmeyeceği açıktır. Bölgede etkinlik sağlama adı altında elinde kalan yegâne kozun Kürt barışı olduğu açıktır. Ki A. Davutoğlu sürekli “istikrar adası” olduklarını bölgedeki tüm karmaşa ve kaos içinde tek olumlu olanın “çözüm süreci” olduğunu vurgulayarak ifade ediyor.

Kendileri adına bölge politikası için tek olumlu olanın Kürt barış süreci olduğu açıktır. Türk egemen sınıfları bu durumu tespit etmelerine rağmen hala ve ısrarla boyutlu gerginlik vesilesi olacak şekilde Kürt düşmanlığı politikası izlemekten de geri durmamaktadır. Bunu anlamak için son süreçte iki açıklamaya bakmak bile yeterlidir. Kürt hareketinin bölgedeki etkinliği karşısında dışişleri bakanı M. Çavuşoğlu'ndan (PKK’yi kast ederek bölgeye gidecek silahların “terör örgütlerinin” eline geçmesine müsaade edilmemesi açıklaması), Meclis Başkanı Cemil Çiçek'e (PKK’nin İD karşısında başarısının bir ilizyon yaratmaması gerektiği, PKK’nin hala terör yaptığı açıklaması) kadar uzanan ifade edilmiş “kaygı”lar, düşmanlık dozunun dünden hiç de farklı olmadığını gösterir türdendir.  Türk egemen sınıflarının durumu için kullanılacak en uygun deyim ise (kellerden ve fodullardan özür dileyerek) “Hem kel hem fodul”dur.

Türk egemen sınıfları artık Ortadoğu’da oyun kurma, dengeleri belirleme yeteneğinden tümüyle mahrum kalmıştır. Şimdi “tampon bölge” vs tartışmaları ile cambaza bak oyunu oynayarak, gerçekliğini gizlemeye çalışmaktadır. İD’nin saldırılarından kaynaklı göç hareketlerinden dahi Kürtleri kendine mahkum bırakmaya çalışacak kadar ufku daralmış bir zavallılık içindedirler. “İnsani yardım” melekliği ile rol üstleneceğini açıklarken, dün 2000 tırla yapılan “insani yardım” şimdi trenlerle İD militanlarına, S. Kürdistanı’na sevk edilmesine döndü. TC’nin insani yardımdan anladığı tırlarla silah, trenlerle-otobüslerle Kürt katletmek için insan kaynağı sevkiyatına yardım etmek olarak algılanıyor. TC genetiği bozuk bir ürün gibidir. Ezilen halk ve uluslara düşmanlığı ve özellikle Kürt düşmanlığı bakidir. Biçimi, dozu, tarzı değişse de özü-özeti değişmemektedir.  


88426

Ne Yapacağını Bilen ve Kararlı Erdoğan, CHP ve HDP ile Kedinin Fare ile Oynadığı Gibi Oynuyor

Erdoğan ne yapacağını biliyor: hiçbir şekilde; ne olursa olsun açıkça el koyduğunu söylediği fiili başkanlık mevkiini-mevzisini terk etmemek.

Çünkü bir tek geri adımı; en küçük bir zaaf belirtisi bile, hem uluslar arası mahkemelere hem de Türkiye’deki mahkemelere sanık olarak çıkmakla sonuçlanacak bir düşüşün ve gerileyişin yolunu açacaktır.

Bu akıbeti engellemek için HER ŞEYİ yapmaya hazırdır.

Bu tespiti yapmayan, bugün Türkiye’de politika yapamaz.

Devlete mi yönelmeli yoksa Erdoğan’a mı?

 AKP bugün devletin yönetsel organları olan yürütme, yasama ve yargıya hâkim durumda, ancak devletin önemli mevzilerinde hâlâ CHP, MHP ve diğer hâkim sınıf kanatlarında etkinliği var. Devlet denince, çıkarlar birleşince egemenlerde akan sular durur, devreye ordu, polis yargı girer.   Devleti 'koruma 'adına katliamda, zulümde, işkencede,  sokak ortalarında yargısız infazda sınır tanınmaz.  Kadınlarımızın öldürülmüş bedenlerine insanlığa sığmayan alçak bir şekilde tecavüz edilir, meydanlarda 'korku salma ' adına bedenleri teşhir edilir.  Faşizm bir devleti tüm kurumlarıyla yönetme şeklidir.

Sürekli faşizm ve devrimci hazırlık -Umut Munzur

Suruç’ta yeni kontra örgütü İŞİD eliyle gerçekleştirilen bombalı saldırıyla 32 devrimci-demokrat yaşamını yitirdi. Adana ve Amed’de gerçekleştirdiği saldırılarla istediği amaca ulaşamayan AKP hükümeti, Suruç’ta gerçekleştirdiği intihar saldırısıyla önümüzdeki sürece ilişkin önüne koyduğu politikaları hayata geçirecek zemini yakalamış oldu.

Devlet Kürtleri Öldürürken 'KCK 'yı Uysallaşmaya Çağırmak’ ne anlama geliyor?

  Geçmişten günümüze  demokrasi güçleri arasında  iki yol , iki bakış açısı , iki çizgi ,, iki ayrı ideolojik dünya görüşü  arasında mücadele kıyasıya devam etmektedir. Stratejik  ve taktik mücadele biçimleri üzerinde  belirlemeler yapılır, politik hat  hatlar belirlenir. Ona uygun  döneme uygun çağrılar yapılır. Buraya kadar her şey normal. Çünkü her grup ve birey  kendi dünya görüşünü açıklamakta özgürdür.  Farklılıklar anlamında bunda bir sakınca yoktur, olmaması da gerekiyor. Demokrasi ve sosyalizm güçlerini diğer gerici -faşist güçlerden ayıran en temel özelliklerden  birisidir.

TC BUNU HEP YAPTI

Türk devletinin PKK’ye yönelik askeri saldırı başlatmasını, salt Erdoğan’ın "başkanlık ihtirasına" bağlayanlar çoğaldı. Özellikle bir çok demokrat aydın ve yazar, bu saldırıların Erdoğan’ın tek başına iktidarda kalması için yaptığını yazmaya başladılar.

Bu bir yanı ile doğru iken, esas yanıyla da doğru değildir. Kürtlere yönelik saldırı bir devlet politikasıdır. AKP ve Erdoğan yok iken de Kürtler baskı ve kırımlara uğramışlardır. Geçmiş bir yana, sadece Demirel ve Çiller döneminde en büyük katliam ve baskılara maruz kalmışlardır.

KUZEY KÜRDİSTAN (BAKUR) ROJAVA’YLA BİRLEŞMELİDİR

7 Haziran Genel Seçimleri’nden sonra Türk devletinin Kürtlere yönelik saldırılarını artıracağı biliniyordu. Akp’nin tek başına seçimleri kazanması halinde bile bu saldırının olacağı aşikardı. Çünkü devlet, Suriye Kürtlerinin başarısının ve özerk bir yapı haline gelmelerini istemedi. Bunu çeşitli şekillerde önlemeye çalışmış olmasına karşın, önleyemedi ve PYD önderliğindeki güçler İŞİD’i Kürt bölgelerinden temizleyerek büyük başarı elde ettiler.

"Devlet Her şey yapar; Meşrudur!

Ülkemizde devlet demek baskı demektir. Devlet demek, devlete egemen olanların sömürü çarkını sürdürmesi demektir. Devlet demek azınlığın çoğunluk üzerindeki tahakkümü demektir. Devlet demek eşitsizlik demektir. Devlet demek, devlete egemen olan ırkın diğer azınlık ulus ve milliyetlere baskı, yasak, işkence, zorla asimile ederek dilini, kültürünü, gelenek  - göreneklerini, tarihi şekillenmesini yok etmek demektir. Devlet demek Cinsiyetçilik ayrımı yapmak demektir.  Devlet demek, kadınlara, çocuk yaştaki kızlara tacizi  -tecavüz ü meşru görmektir.

“Ya Savaşlar Devrime Yol Açar Ya da Devrimler Savaşı Önler” Mao

Emperyalist sermaye sistemi sömürü ağını devam ettirmek için ülkesel, bölgesel ve dünya genelinde savaşlar çıkararak egemenliğini sürdürmek ister. Sermayenin bu egemenlik stratejisi insanlık adına kural, hukuk, adalet, özgürlük gibi ne varsa hepsini ayaklar altına almakta milyonlarca insanımızın kanını akıtmaktan bir sakınca görmemektedir.

 

Suruç katliamını nasıl okumalıyız?

“ Devlet soğuk ifritlerin en soğuğudur. O soğuk hep yalan söyler. Devlet tüm iyi ve kötü dilleriyle yalan söyler, her söylediği şeyde yalan söyler ve sahip olduğu her şeyi çalmıştır.” Nietzsche

Yazarken ağlatan bir katliam; Suruç katliamı…

TKP/ML-TİKKO Rojava Komitesi

“Pirsus’ta yaşanan katliamın sorumlusu TC. devletidir”

Faşizmin sayısız ve sınırsız katliam ve soykırımlara imza attığını bildiren açıklamada TC’nin en azgın ve en koyu ırkçı ve gerici politikalara sahip olduğu vurgusu yapılıyor.  TC Faşizminin emekçilerin gençlerin ve kadınların kanıyla beslenmeden sömürü ve hegemonyasını sürdüremediğine dikkat çekilen açıklamada Şunlara değinildi: “Varlık nedeni emekçi devrimci kanı olan TC faşizmi insanlık ve uygarlık düşmanı yüzünü Pirsusta onlarca devrimci genci katlederek yüzlercesini yaralayarak bir kez daha göstermiştir.

TKP/ML-YDK:ACIMIZ BÜYÜK, HESABINI SORACAĞIZ

SURUÇ KATLİAMININ FAİLİ İŞİD OLSADA, ASIL SORUMLULAR TÜRK DEVLETİ VE EMERYALİSTLERDİR!

Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu'nun Rojava'nın yeniden inşası için başlattığı kampanya toplantısı faşist İŞİD tarafından kana bulandı. 20 Temmuz 2015 tarihinde ülkenin dört bir yanından Suruç'a gelen ve Amara Kültür Derneğinde buluşan yüzlerce genç, Rojovaya geçmek için beklerken İŞİD adlı faşist çetenin düzenlediği ihtihar saldırısı sonucu 32 genç yaşamını yitirirken, yaralanan yüzün üzerinde genç ise hala yaşam mücadelesi veriyor.

Sayfalar