Salı Ekim 13, 2026

Çakma komünistler! (Deniz Aras)

Her genç Kaypakkayacının biraz da alaycı bir alaycı mutlaka karşılaştığı bir cümledir “Köylü devrimcisi”! Kastedilen elbette İbrahim Kaypakkaya ve onun görüşlerini savunanlardır. Bu tanımı yapanlar için zaman mefhumu sanki bir avantaj olarak kullanılır. Zaman geçtikçe Kaypakkaya’nın görüşlerinin eskidiği sanılır ya da umulur. Kaypakkaya artık eskide kalmıştır ve şimdi “yeni şeyler” söyleme zamanıdır!

Ama sınıflar mücadelesi ve içinde yaşadığımız toplumun çelişkileri, Kaypakkaya’nın görüşlerini doğrulamaya devam ediyor. Onun coğrafyamızda komünist bir önder olarak ortaya çıkmasına vesile olan çelişkilerin varlığı ve sınıf mücadelesi sürdükçe görüşleri de güncelliğini sürdürüyor.

Kaypakkaya’nın Türk devleti tarafından katledilmesinin üzerinden yarım asır geçmesine rağmen ileriye sürdüğü tezlerin günümüz koşullarında halen bir başvuru kaynağı olması, bir yanıyla Kaypakkaya’nın coğrafyamızda sol ve devrimcilik adına en ileri duruşun temsilcisi olduğunu, diğer yanıyla da tezlerinde bahsini ettiği toplumsal çelişkilerin çözülemediğini göstermektedir.

Geçtiğimiz hafta Şeyh Said merkezli yaşanan tartışmalar, Kaypakkaya’nın, coğrafyamızda devrim ve komünizm mücadelesinde söz söyleyen ve pratik tutum alanlar açısından nasıl bir ölçü olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. Amed Belediyesi’ne atanan kayyumun bir bulvara Şeyh Said ismini vermesi çakma komünistler tarafından “Cumhuriyet’i savunma” adına kınanmış, açıklamaya tepkiler gelmiş ve ardından Şeyh Said adı üzerinden Kürt ulusuna, bu ulusun tarihi şahsiyetlerine saldırıya dönüşmüştür. Öyle ki Şeyh Said’i Hitler faşistiyle karşılaştırıp, Hitler’i yeğ tutan alçaklar bile çıkmıştır.

Diğer yandan BDP döneminde Amed Belediyesi tarafından Şeyh Said ismi 2011 yılında bir bulvara verildiği için davalar açıldığı da biliniyor. Bugün mesele, rejimin ve onun emrindeki “bağımsız yargı”nın, Kürt ulusuna ve onun iradesine yönelik faşist yaklaşımının çarpıcı örneklerinden birine dönüşmüştür: Halihazırda Kürtler, Şeyh Said ismi nedeniyle yargılanırken, rejim ise bundan siyasi rant devşirmeye çalışmaktadır. Rejim, Şeyh Said’i kullanarak seçimler için Hizbulkontra Partisi’ne alan açmaya çalışmaktadır.

Kendilerine “komünist” adını verenler ise durumdan vazife çıkarıp, rejimin belediyelere kayyum atamasını protesto edip, ikiyüzlülüğünü teşhir edeceklerine, kayyum belediyesinin Şeyh Said ismini kullanmasını mesele yapıp, Kürt halkına saldırmayı marifet sanıyorlar. Şeyh Said’in dini kimliği öne çıkarılarak Kürt ulusal isyanını “şeriat ve feodal gericiliğin” simgesi olarak tanımlayarak Kemalist Cumhuriyet’in gerici faşist karakterini gizlemeye çalışıyorlar. Ve buna da komünistlik diyorlar!

Bu çakma komünist, gerçekte ise sosyal şovenistlerin ısrarla görmezden geldiği husus; Kürt ulusal hareketinin, ezen ulusun hakim sınıflarının zulmüne, zorbalığına, imtiyazlarına yönelmiş olmasıdır. Ulusal baskının kaldırılması, ulus ve milliyetler arasında eşitliğin sağlanması, hakim ulusun hakim sınıflarının imtiyazlarının kaldırılması, dil üzerindeki yasaklama ve sınırlamaların son bulması, her alanda ulus ve milliyetler arasında eşitliğin ve ulusal devlet kurma hakkı eşitliğinin tanınması, bütün bunlar demokratik ve ilerici taleplerdir. Dolayısıyla gerçek komünistler, bu demokratik içeriği kayıtsız şartsız desteklerler.

Çakma komünistler ise Türk hakim sınıflarından daha çok Kürt ulusal hareketine saldırmaktadırlar. Deyim yerindeyse kraldan daha çok kralcı kesilmektedirler. Kürtlere uygulanan ulusal baskı ve katliamları “gericilikle mücadele” diyerek olumlayan bu sosyal şovenler, örneğin belediyelere kayyum atanmasına karşı çıkmayıp, kayyumun Şeyh Said ismini kullanmasını dert etmektedirler. “Gericiliğe karşı cumhuriyeti savunmak” adı altında Kürt ulusunun en genel demokratik muhtevasının karşısında yer almakta, Türk şovenistleriyle aynı safta buluşmaktadırlar.

Bu çakma komünistlerin söz konusu tavrını her daim yapıldığı gibi “alavere dalavere Kürt Memet nöbete” diyerek görmezden gelsek bile “Yaşasın Cumhuriyet” diyerek savundukları rejimin niteliği o dönemden günümüze kadar ortadadır.

Adını gasp ettikleri gerçek Türkiye Komünist Partisi’nin lideri Mustafa Suphi ve 15’lerin bir komployla katledilmesinden, 1923’te 1 Mayıs bildirisi dağıttıkları için İstanbul Uluslararası İşçi Birliği’nin kapatılmasına, 1926 yılında Seyrüsefayin Şirketi’nde çalışan işçilerin grevinin bastırılmasından 1927 Ağustos ayında Fransızlara ait Adana-Nusaybin demiryolunda çalışan işçilerin grevine saldırılmasına kadar bir dizi pratiğin sahibi olan cumhuriyeti ilerici ilan etmek ancak ve ancak bu çakma komünistlerin işi olabilir.

Bir de bu çakma komünistlerin ve bilumum Kemalistlerin çok sevdikleri ve tekrarlamaktan bıkmadıkları Şeyh Said İsyanı’nın arkasında “İngiliz parmağı” olduğu iddiasıdır. Bu iddianın doğru olmadığı, dahası gerçekte “İngilizlerle iş tutanın” dönemin Cumhuriyet iktidarı olduğu açığa çıkmışken halen bu safsatayı propaganda etmek, tam anlamıyla alçaklıktır.

Bu alçaklığa Kaypakkaya yıllar önce şöyle değinmiştir: “İngiliz emperyalizminin, Şeyh Sait hareketinde parmağı olduğunu iddia ederek Türk hükümetinin, Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkını çiğnemesini, kitle katliamlarına girişmesini vs. haklı ve ilerici göstermeye çalışanlar, bir kere daha tekrarlayalım, iflah olmaz Türk şovenistleridir. …Bir milletin kendi kaderini tayin hakkı, emperyalizme alet oldukları veya olabilecekleri iddiasıyla kısıtlanamaz veya ortadan kaldırılamaz; böyle bir iddiayla bir milletin ‘ezilmesi ve gadre uğraması’ savunulamaz. Kaldı ki, sözkonusu dönemde bizzat Türk hükümeti, İngiliz ve Fransız emperyalistleriyle işbirliği halindedir.”

İflah olmaz Türk şovenistleri, benzer tavrı Rojava devrimi sürecinde de gösterdiler. Kendilerine devrimci ve hatta komünist diyenler, Rojava’da başta Kürt ulusu olmak üzere bölge halklarının DAİŞ’e ve Türk gericiliğine karşı mücadelesine kayıtsız kalıp, dahası Rojava’daki mücadeleye katılan devrimcilere “Ameriga için petrol kuyularına bekçilik yapıyorlar” gibi alçakça iftiralarla saldırmaktan geri durmadılar.

Bu iflah olmaz Türk şovenistlerinin, Kürt düşmanlığında somutlanan saldırılarının yanında Türkiye devrimci ve komünistlerinin kahir ekseriyeti Kürt ulusal özgürlük hareketiyle aynı safta ve ortak düşmana karşı birleşik devrimci mücadele içindedir. Bu pratik tutum, ezilen ulus ve milliyetlerin mücadelelerinin demokratik muhtevasını desteklemelerinin doğrudan sonucudur. Coğrafyamızın gerçek komünist ve devrimcileri, aynı yaklaşımla Filistin ulusal hareketinin Siyonist İsrail’e karşı haklı ve meşru mücadelesinin demokratik muhtevasını da desteklemektedirler. Ancak bu destek, bilinçli bir şekilde “Yahudi karşıtlığı” ve dahası “solun antisemitizmi” olarak propaganda edilmektedir. Bu tutum çakma komünistlerin Kürt düşmanlığına kan taşımaktadır.

10318

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Son Haberler

Sayfalar

Misafir yazarlar

Şehitlerimizin bütünselliği ve kültürel inşamız üzerine

İnançla bezenip bilinçle yoğrulup ve kavganın şartlarını kavganın içerisinde tanımlamanın, ölümün ufkunda ölümü yenenlerin ve geleceğin her adımına ışık saçacak şekilde tarihsel misyonu yerine getirmenin adı olarak şehitlerimiz bugüne dair olan ne varsa onun analizi ve sentezidir. Onların tarihsel deneyimleri içinde olayların hiçbir hükmü yoktur. Zira tarih olaylarla tanımlanamayacak kadar gerçek ve inatçıdır. Olgudan beslenir ve kendini olgular içinde bilince, sınıf mücadelesinin silahına dönüştürür.

Güvenli alanları terk edelim

İçerde ve dışarıda Türk devletinin yaşadığı kriz her geçen gün farklı bir boyut kazanarak devam ediyor. Türk devletinin esas olarak Kürt sorunu merkezli yön verdiği politikaları, ezilenlere yönelik baskı, saldırı ve şiddet oldu. Özellikle Suriye ve Irak Kürdistanı’ndaki Kürt halkının ulusal hak kazanımlarına yönelik tehditler devam ederken, Türkiye sahasında farklı toplumsal kesimlerin öfkesini dizginlemek ve bir araya gelişleri engellemek için baskı sürekli diri tutuldu.

Bir soluk devrim: hem çırak hem usta

“Ölüm her yerde aynıdır, ama ne mutlu halkının kurtuluşu için şehit düşene.” Yervant Topuzyan

Onlar dünyayı değiştirmek isteyen, ezilenlerin haklı mücadeleleri için tüm benlikleriyle bedel ödemekten çekinmeyenler…  Her biri farklı yerlerde aynı haklı mücadelenin neferleri, devrimin hem ustaları hem çıraklarıydılar. Biri harcı karan, biri tuğlayı yerleştiren, diğeri sıvayı yapan…

Koşulları ve an’ı değerlendirmek olarak POLİTİKA -4-

Ortak düşmana karşı ortak mücadele verebilmek olarak politika

Bu son bölümünde ortak düşmana karşı birlikte hareket edebilme, ittifaklar oluşturma olarak politika ve doğru, etkili politika üretiminin örgüt üzerindeki etkisi üzerinde kısa bir şekilde duracağız. Bu iki başlık özellikle kolektifimizde son yaşanan kriz dolayısıyla ayrı bir yazı dizisinin konusu olarak ele alınmalıdır. Bu bölüm, buna giriş olarak değerlendirilebilir.

Kim getirdiyse O Götürecek

ABD emperyalistlerinin BOP çerçevesinde ılımlı islam projesiyle bölgede koçbaşı olarak kullanılmak için iktidara getirilen RTE ve AKP si zor günler yaşıyor.2000 li yılların başlarında ABD emperyalistleriyle karşılıklı çıkar ilişkilerinde bahar havası yaşayan RTE ve AKP si orta doğu  politikasında tam hizmetten/işbirliğinden kaytarınca ,başka bir deyişle de bazı politikalarda/uygulamalarda ABD emperyalistlerine ters düşünce efendilerinin gözlerinden de düştüler.

Herşeyi Anlamlaştırdığımızda Daha Hoş Görülü Oluruz

Bir hırsıza dahil acaba ne zorluklar yaşıyordu da bu yola başvurdu diyen bir toplumda:

Tam bir hayal kırıklıkları.

Ne diyorlardı ne diyorlardı.

"Sosyalizm .... ihanet eden bürokrat burjuva önderlik altında yenilmiştir."

Koca bir ekim devriminin 100 yılını anmalarının ardında geriye kalan tek şey bu.

Ne tek bir satır komünist toplumun örgutlüğünün nasıl olacağını tartışan bir devrimcinin, zoru anlamsızlaşan, sosyalizmin örgütlüğünün  komünizm olduğunu kabul edip etmeyeceğine dahil yazı.

Ne de:

TKP/ML ÖRGÜTLENME KOMİTESİ:Kuruluşunun 40. Yılında PKK'yı ve Kürt Özgürlük Mücadelesini Selamlıyoruz!

27 Kasım 1978’de Lice’nin Fis köyünde kurulan Kürt Özgürlük Mücadelesinin öncü gücü Kürdistan İşçi Partisi'nin 40. mücadele yılını kutluyor, özgür bir Kürdistan kurma mücadelesinde toprağa düşen tüm PKK şehitlerinin anıları önünde saygıyla eğiliyoruz.

Hat Değişikliği-Ragıp Zarakolu

Osmanlı Türkiye’si 1914 yılında geleneksel Batı raylarından, geleneksel Batının yeni hırslı çocuğu Almanya’nın hattına kaydı. Bedel çok ağır oldu.

Bu nedenle genç cumhuriyetin temel politikası, bir yandan yeni dünya gücü Sovyetleri kollarken, ülkeyi yeniden geleneksel Batı ittifakı raylarına çekmek oldu. Ki bunun sonucu ise, Sovyetlerle Ankara Antlaşmasının yenilenmesi sağlanamazken, Büyük Britanya ve Fransa ile tam 2. Dünya Savaşı öncesi imzalanan (elbette “Hatay” rüşvetinden sonra) ittifak antlaşması oldu.

ÖSO'nu Al da git!

Astana'da yapılan görüşmelerde ''Suriye'de çatışmasızlık bölgeleri oluşturulması'' kararının alınmasının ardından Rusya öncülüğünde İran ve Türkiye'nin katılımıyla Soçi'de üçlü bir zirve gerçekleştirildi.

Bu zirvede alınan en önemli karar önümüzdeki günlerde ''Suriye'deki tüm kesimlerle bir araya gelinecek olan bir ulusal kongre gerçekleştirilecek'' olması. Yapılacak bu kongreye PYD'nin katılması da gündemde.

Tecrit etme ve teslim almanın bir öğesi olarak TTE -2-

 “Hedef TTE’nin bertaraf edilmesiydi”

Cezaevi mücadelesi sert, hareket alanı olabildiğince sınırlı ve silahlar oldukça eşitsizdir. Ancak bu alanlarda irade ve bilinç geçişkenliğinde, burjuva-feodal argümanlara göğüs germekte mümkündür, öyle de olmuştur.

Koşulları ve an’ı değerlendirmek olarak POLİTİKA -3-

“... Devrimci taktikle çoğunluk olunur!”

Sayfalar