Cuma Kasım 6, 2026

Burjuvazinin Seçimi

Türk tekelci burjuvazisi, AKP ile 16 yıl dikensiz bir gül bahçesi yaşadı. Ekonomi büyüdü. Sermaye palazlandı ve daha fazla merkezileşti. Büyük holdinglerin bir çoğu artık uluslararası çok uluslu tekeller haline geldi. Ancak, gelinen aşamada, “pembe büyüme”nin sonuna gelindi ve burjuvazinin önemli bir kesimi at değiştirmek istiyor.

AKP ile 16 yıllık süreç, “ılımlı islamcılık” adı altında kitlelerin susturulması, demokratik hakların ortadan kaldırılması ve toplumun bütünüyle islam cenderesi içine sokularak yönetilmesi ve sermayenin önündeki demokratik kitle engellerinin aşılması hesaplanmıştı ve bunların büyük bir kısmı başarıldı. 

Buna bağlı olarak, Irak ve Suriye’deki emperyalist savaş ve işgaller, Türk egemen sınıfların emperyal iştahlarını artırmıştı. Büyük emperyalist güçlerin aralarındaki dalaştan yararlanarak bölgesel bir güç olmanın yanısıra petrol yataklarına ve Şam’a ulaşmayı hedeflemişlerdi. Ancak, olmadı yolları esas olarak Kürt Ulusal Hareketi tarafından kesildi. 

Tekelleşme, yeni servünleri de zorunlu olarak dayatır. Sermaye kollarını en ücra köşelere kadar uzatma eğilimi içindedir. Bunu işgal ya da sermaye ihraçları ile gerçekleştirmeye çalışırlar. Zaman zaman biri öne geçsede, sömürü ve egemenlik alanlarını genişletme eğilimi her zaman vardır.

Ülkenin ekonomik ve siyasal olarak ciddi bir bunalımın içine girmesi ve her türlü şiddet kulanılmasına rağmen yöentilemez olması, burjuvazi için Erdoğan dönemindeki “altın” devrin sonuna gelindi. Daha ilerisi, ülkenin parçalanması ve iç savaşın kaçınılmaz oluşu gibi olgularla karşı karşıya kalması eğilimini güçlü bir şekilde barındırmaktadır.

AKP iktidarının sonlanmasını salt AB ve ABD burjuvazsi değil, aynı zamanda Türk egemen sınıfların büyük bir bölümü de istiyor. Esas belirleyici olan Türk tekelci burjuvazisinin eğilimidir. 

Türk tekelci burjuvazisinin AKP-Erdoğan kliğini istememesinin birinci nedeni ekonomik bunalım ve bu bunalımın büyüme ve ciddi bir krize dönüşme potansiyeli taşıması. Diğer emperyalist tekellerin sermaye yatırımında frene basması ve doğrudan yatırımları kısıtlaması. Bu salt AKP-Erdoğan yönetimine karşı siyasal bir tavırdan öte, dünya emperyalist ekonomisinin içinde bulunduğu bunalımla doğrudan ilgilidir. Ülkelerdeki iç faşistleşmelerin artması, emperyalistler arası çelişmelerin emperyalist yeni bir savaşa dönüşme olasılığının yüksek olması vb. etmenleri de buna eklemek gerekiyor.

Diğer yandan Türk devletinin (özel-kamu) borç yükü 430 milyar ABD dolarını geçmiş bulunmaktadır. Ve salt bir yıl içinde 180 milyar ABD doları kadar borç ödenecek olması, devlet kasası boş olan burjuvaziyi „siyasal at“ değiştirmeye itmektedir. 

Ekonomik kriz, borç içinde olan büyük tekelleri bankalarla yeniden “borç yapılandırma” anlaşma sına gitmesi sorunun ciddiyetini ortaya koymaktadır. Yıldız Holding ve peşinden Doğuş Holding’in bankalarla yeniden borç yapılandırma anlaşma yapması ve ülkenin en büyük tekeli Koç Holding’inde aynı yolu izleyeceği söylentileri çıkması, burjuvaziyi yeni siysal yönelimlere iten etkenlerin başında geliyor. 

Kısacası Türk egemen sınıfların önemli bir kesimi yönetim atını değiştirmek istiyor. Ancak, AKP-Erdoağn kliğinin arkasında ki sermayenin de eli nal toplamıyor. AKP iktidarı döneminde büyüyen ve daha fazla palazlanan büyük bir sermaye kesimi var. Bu kesim, AKP iktidardan düştüğü anda ciddibir kriz ile karşı karşıya kalacaklarını bildikleri gibi, sermayelerinin küçüleceğini hatta daha büyükler tarafından yutulabileceklerini de düşünmektedirler. Bunlar daha çok uluslararası iş yapan büyük inşaat tekelleridir.

Burjuvazinin iki kanadı şu anda seçim sandığında yarışmaktadır. Biri AKP-Erdoğan ve diğeri ise M. İnce nezzdinde “kemalist” kanat. Aslında her ikisi de burjuvazinin yarış atı. Her ikisi de burjuvazi adına, kitleleri oyalama, yönlendirme ve yönetme araçları olarak öne çıkarılmıştır.

Türkiye ve Kürdistan halkları, özellikle son 8 yıllık baskı ve bunalımdan bıkmış durumdadır. Katliamlar, kutuplaştırıcı yönlendirmeler, ırkçılık, faşizm ve tüm demokratik hakların ortadan kaldırılması, kitlelerin önemli bir kesimini “barış, kardeşlik ve adalet” vaat eden M. İnce’nin arkasında hizlandırmaktadır. Oysa, İnce’nin işçi sınıfı ve emekçilere vereceği pek bir şey yok. Tersine, burjuvazinin selameti için kemer sıkma politikasını kitlelere dayatmak zorunda kalacaktır. Uluslararası sermayeye olan 430 milyar ABD dolarını büyük tekeller değil, işçi ve emekçilere ödettirilecektir.

Eğer İnce seçilirse, yapabileceği tek bir şey; toplumu kutuplaştırıcı ve düşmanlaştırıcı politika yerine, sınıf uzlaşmacı “hepimiz kardeşiz” politikasını yaşama uygulamaya çalışacaktır. Burjuvazinin sert ekonomik (sömürü) politikalarını “yumuşak” tarzda kitlelere vermeye çalışacaktır. Bu görev diğer ülkelerde de genelde hep sosyal-demokratlara yaptırılmıştır.

Türk egemen sınıfları AKP’nin “düşman Kürt” politikası yerine, “barış içinde bir arada yaşama” politikasına yeniden geçiş yapacak gibi gözükmektedir. Kürt Ulusal Haraketi’nin de ikinci tura kalırsa İnce’yi destekleyeceğini söylemesi bundan kaynaklanmaktadır.

TDH zayıf olması, işçilerin egemen sınıf partileri arasında bölünmesi, içinde bulunulan bunalıma ciddi bir alternatif olamamaktadır. HDP’nin varlığı ise reformist bir düzeyde kalmaktadır. Faşist ve sosyal demokrat burjuva partilerine karşı HDP’nin desteklenmesi bu nedenle olmasına karşın, işçi sınıfını reformizme teslim etmemenin taktikleri geliştirilmelidir.

Bu seçim de, işçi sınıfı ve emekçiler açısından faşizmi geriletmenin taktikleri öne çıkarken, burjuvazi açısından ise ekonomik ve siyasal krizi atlatmak için „siyasal at“ değiştirme taktiklidir.

Bu seçimi Erdoğan’ın yendien kazanması halinde ise ekonomik ve siyasal bunalımın daha da derinleşeceğidir. Ancak, burjuvazinin hangi kanadı kazanırsa kazansın, ciddi toplumsal ve siayasal çalkantılı bir sürece girdiğimizi şimdiden söyleyebilirz. Sınıf hareketinin yükselme eğilimi oldukça güçlüdür.

46458

Yusuf Köse

Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.

yusufkose@hotmail.com

http://yusuf-kose.blogspot.com/

 

 

Yusuf Köse

Almanya'da Faşizme Karşı Kitlelerin Büyük Protestosu

Alman emperyalist burjuvazisi, son yıllarını ekonomik kriz içinde geçirdi ve bu krizi savuşturabilmiş değildir. Tersine, giderek derinleşmektedir. Kendileri için söylenen “Avrupa'nın hasta adamı” sözüne karşı, ekonomi bakanın Lindener'in doğrudan ağzıyla; “hasta değil, yorgun adamı” olduğunu kabul etti.

Çutakımız Hrant (Nubar Ozanyan)

Soykırımcıların, hafıza katillerinin tüm çabalarına karşın Ermeni halkının ve ilerici insanlığın hafızasında halen dipdiri olan Hrant Dink; özgürlüğün ve adalet arayışının simgesi olarak anılmaya devam ediyor. Yüzbinlerin hem kalbine hem de duygularına bu denli etkili ve sarsıcı dokunmayı başaran Hrant Dink, bu gücü Ermeni soykırım gerçekliği kavrayışından, özgürlüğe ve adalete olan güçlü inancından, tutarlı duruşundan alıyordu.

Bir Sol Liberal Aydının Ezilen Ulus Milliyetçiliği Temelinde Ulus Sorununa Yaklaşımının Eleştirisi

Giriş:

Uluslar kapitalizmin şafağında ortaya çıkmıştır. Ancak, kapitalizmin emperyalizme evrilmesiyle de ulusal sorunlar çözülebilmiş değildir. Hala ezilen uluslar ve bunların kendi kaderlerini özgürce tayin etme mücadeleleri sürmektedir. Özellikle emperyalizmin ortaya çıkmasıyla birlikte, ezilen ulus sorununun çözümü doğrudan proleter devrimlere bağlanmıştır.

Dağın Sara’sı (Sakine Cansız), Nubar Ozanyan

Aradan yıllar geçse de direngenliğin hikayesini yazan Sara (Sakine Cansız), unutulmadan konuşulup anılıyorsa bu onun istisna bir kişilik olduğunu gösterir. Unutulmayacak kadar değerli çalışmalar yürüten, her dönem geride okunacak notlar bırakan Sara, Kürt Özgürlük Hareketi’nin öncü soluğu olmayı başarmış bir devrimcidir.

Cüret edip özneleşelim, kurtuluş için örgütlenelim ve hep birlikte devrimle özgürleşelim!

– Merhaba, kendinizi tanıtır mısınız?

– Merhabalar, ben Rosa Avesta, TKP-ML Komünist Kadınlar Birliği (KKB) temsilcisiyim.

– TKP-ML KKB olarak 5 Mayıs 2023 tarihinde yaptığınız açıklamada 1. Kongrenizi yaptığınızı açıkladınız. Bu Kongreye gelinceye kadar geçen süreci özetleyebilir misiniz?

Sosyalizm Bayrağının Arkasına Saklanan Sosyal Şovenizm!

Yerel seçim süreci, egemen sınıflar arasındaki kapışmanın yeni adresi olarak giderek ısınan bir gündem olarak karşımıza çıkıyor.

2023 Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinde AKP-MHP faşist ittifakı ve merkezinde CHP’nin yer aldığı “Millet İttifakı” arasındaki mücadeleden ilki ezici bir üstünlükle galip çıktı. Daha doğrusu, devlet aklı, önümüzdeki dönem için yola “CHP’nin de onayıyla” Türk-İslam senteziyle, gerici ve faşist bir ittifakla devam etme kararı aldı.

Vahşet ve zulümle biten yıllar (Nubar OZANYAN)

Yeni yıl ezilen halklara yenilik adına bir şey getirmedi. Zulmün bir devamı, vahşetin bir tekrarı yeniden yaşatılıyor. Dünyanın muktedirleri, sermayenin generalleri Orta Doğu’yu yeniden paylaşmak, hegemonyalarını pekiştirmek için her gün daha fazla sayıda savaş gemisini denizlere sürüyorlar. En kıyıcı silahlarını yeni bir paylaşım savaşı ve çatışmaları için hazırlıyorlar. Filistin, Kurdistan, Ukrayna savaşın ve çatışmaların en sert ve en tahripkar geçtiği ülkeler olma gerçekliğini korumaya devam ediyor.

Roza Luxsemburg ve Karl Liebknecht Yaşıyor, Lenin Yol Göstermeye Devam Ediyor!

 

Roza Luxsemburg ve Karl Liebknecht bundan 105 yıl önce dönemin SPD hükümetinin Freikorsp (Gönüllüler Alayı) askerleri tarafından kurşuna dizilerek katledildiler.

Birinci emperyalist paylaşım savaşının ufukta görünmeye başladığı 1907 yılında toplanan İkinci Enternasyonal çıkması muhtemel savaşa karşı “hazır olunması” ve “savaş bütçelerine hayır” denmesi çağrısında bulundu.

Gerici Zorun Panzehiri, Devrimci Zordur

Görsel ve yazılı basında her gün çürümüş, kokuşmuş sistemin icraatlarına tanıklık ediyoruz. Artık uyuşturucu baronlarına, çetelere dair haberler “sıradan” vakalar haline gelmiş durumda. Tabi ki, bizim işimiz bunların çetelesini tutmak değildir.

“Mücadele, İsyan, Örgüt ve Ezilenlerin Savaşına Doğru…”

Oldukça sarsıcı bir yılı geride bıraktık. Artsakh’da, Rojava’da, Gazze’de işgal saldırıları sürerken Afganistan’da halk Taliban zulmüne katlanmak zorunda kaldı.

Yeni ticaret anlaşmaları ve pazar paylaşım savaşları nedeniyle Ortadoğu halkları Kafkaslar’dan Arap Yarımadası’na zulme uğramaya, göçe zorlanmaya, açlığa ve yoksulluğa hapsedildi. Şimdi yeni bir yıla girerken bu emperyalist ve gerici saldırıları direniş ile karşılayan Ortadoğu halkları zaferlere muktedir…

 Bölgede tırmandırılan savaş

AKP veya CHP’ye Kaybettirmek mi? 3. Yol mu?

Devrimci mücadelenin gerilediği, devrimci-komünist ve yurtsever hareketlerin kitleler üzerindeki etkisinin önemli oranda azaldığı bir sürecin içinden geçiyoruz.

Sayfalar