Pazar Kasım 8, 2026

Burjuvazinin Seçimi

Türk tekelci burjuvazisi, AKP ile 16 yıl dikensiz bir gül bahçesi yaşadı. Ekonomi büyüdü. Sermaye palazlandı ve daha fazla merkezileşti. Büyük holdinglerin bir çoğu artık uluslararası çok uluslu tekeller haline geldi. Ancak, gelinen aşamada, “pembe büyüme”nin sonuna gelindi ve burjuvazinin önemli bir kesimi at değiştirmek istiyor.

AKP ile 16 yıllık süreç, “ılımlı islamcılık” adı altında kitlelerin susturulması, demokratik hakların ortadan kaldırılması ve toplumun bütünüyle islam cenderesi içine sokularak yönetilmesi ve sermayenin önündeki demokratik kitle engellerinin aşılması hesaplanmıştı ve bunların büyük bir kısmı başarıldı. 

Buna bağlı olarak, Irak ve Suriye’deki emperyalist savaş ve işgaller, Türk egemen sınıfların emperyal iştahlarını artırmıştı. Büyük emperyalist güçlerin aralarındaki dalaştan yararlanarak bölgesel bir güç olmanın yanısıra petrol yataklarına ve Şam’a ulaşmayı hedeflemişlerdi. Ancak, olmadı yolları esas olarak Kürt Ulusal Hareketi tarafından kesildi. 

Tekelleşme, yeni servünleri de zorunlu olarak dayatır. Sermaye kollarını en ücra köşelere kadar uzatma eğilimi içindedir. Bunu işgal ya da sermaye ihraçları ile gerçekleştirmeye çalışırlar. Zaman zaman biri öne geçsede, sömürü ve egemenlik alanlarını genişletme eğilimi her zaman vardır.

Ülkenin ekonomik ve siyasal olarak ciddi bir bunalımın içine girmesi ve her türlü şiddet kulanılmasına rağmen yöentilemez olması, burjuvazi için Erdoğan dönemindeki “altın” devrin sonuna gelindi. Daha ilerisi, ülkenin parçalanması ve iç savaşın kaçınılmaz oluşu gibi olgularla karşı karşıya kalması eğilimini güçlü bir şekilde barındırmaktadır.

AKP iktidarının sonlanmasını salt AB ve ABD burjuvazsi değil, aynı zamanda Türk egemen sınıfların büyük bir bölümü de istiyor. Esas belirleyici olan Türk tekelci burjuvazisinin eğilimidir. 

Türk tekelci burjuvazisinin AKP-Erdoğan kliğini istememesinin birinci nedeni ekonomik bunalım ve bu bunalımın büyüme ve ciddi bir krize dönüşme potansiyeli taşıması. Diğer emperyalist tekellerin sermaye yatırımında frene basması ve doğrudan yatırımları kısıtlaması. Bu salt AKP-Erdoğan yönetimine karşı siyasal bir tavırdan öte, dünya emperyalist ekonomisinin içinde bulunduğu bunalımla doğrudan ilgilidir. Ülkelerdeki iç faşistleşmelerin artması, emperyalistler arası çelişmelerin emperyalist yeni bir savaşa dönüşme olasılığının yüksek olması vb. etmenleri de buna eklemek gerekiyor.

Diğer yandan Türk devletinin (özel-kamu) borç yükü 430 milyar ABD dolarını geçmiş bulunmaktadır. Ve salt bir yıl içinde 180 milyar ABD doları kadar borç ödenecek olması, devlet kasası boş olan burjuvaziyi „siyasal at“ değiştirmeye itmektedir. 

Ekonomik kriz, borç içinde olan büyük tekelleri bankalarla yeniden “borç yapılandırma” anlaşma sına gitmesi sorunun ciddiyetini ortaya koymaktadır. Yıldız Holding ve peşinden Doğuş Holding’in bankalarla yeniden borç yapılandırma anlaşma yapması ve ülkenin en büyük tekeli Koç Holding’inde aynı yolu izleyeceği söylentileri çıkması, burjuvaziyi yeni siysal yönelimlere iten etkenlerin başında geliyor. 

Kısacası Türk egemen sınıfların önemli bir kesimi yönetim atını değiştirmek istiyor. Ancak, AKP-Erdoağn kliğinin arkasında ki sermayenin de eli nal toplamıyor. AKP iktidarı döneminde büyüyen ve daha fazla palazlanan büyük bir sermaye kesimi var. Bu kesim, AKP iktidardan düştüğü anda ciddibir kriz ile karşı karşıya kalacaklarını bildikleri gibi, sermayelerinin küçüleceğini hatta daha büyükler tarafından yutulabileceklerini de düşünmektedirler. Bunlar daha çok uluslararası iş yapan büyük inşaat tekelleridir.

Burjuvazinin iki kanadı şu anda seçim sandığında yarışmaktadır. Biri AKP-Erdoğan ve diğeri ise M. İnce nezzdinde “kemalist” kanat. Aslında her ikisi de burjuvazinin yarış atı. Her ikisi de burjuvazi adına, kitleleri oyalama, yönlendirme ve yönetme araçları olarak öne çıkarılmıştır.

Türkiye ve Kürdistan halkları, özellikle son 8 yıllık baskı ve bunalımdan bıkmış durumdadır. Katliamlar, kutuplaştırıcı yönlendirmeler, ırkçılık, faşizm ve tüm demokratik hakların ortadan kaldırılması, kitlelerin önemli bir kesimini “barış, kardeşlik ve adalet” vaat eden M. İnce’nin arkasında hizlandırmaktadır. Oysa, İnce’nin işçi sınıfı ve emekçilere vereceği pek bir şey yok. Tersine, burjuvazinin selameti için kemer sıkma politikasını kitlelere dayatmak zorunda kalacaktır. Uluslararası sermayeye olan 430 milyar ABD dolarını büyük tekeller değil, işçi ve emekçilere ödettirilecektir.

Eğer İnce seçilirse, yapabileceği tek bir şey; toplumu kutuplaştırıcı ve düşmanlaştırıcı politika yerine, sınıf uzlaşmacı “hepimiz kardeşiz” politikasını yaşama uygulamaya çalışacaktır. Burjuvazinin sert ekonomik (sömürü) politikalarını “yumuşak” tarzda kitlelere vermeye çalışacaktır. Bu görev diğer ülkelerde de genelde hep sosyal-demokratlara yaptırılmıştır.

Türk egemen sınıfları AKP’nin “düşman Kürt” politikası yerine, “barış içinde bir arada yaşama” politikasına yeniden geçiş yapacak gibi gözükmektedir. Kürt Ulusal Haraketi’nin de ikinci tura kalırsa İnce’yi destekleyeceğini söylemesi bundan kaynaklanmaktadır.

TDH zayıf olması, işçilerin egemen sınıf partileri arasında bölünmesi, içinde bulunulan bunalıma ciddi bir alternatif olamamaktadır. HDP’nin varlığı ise reformist bir düzeyde kalmaktadır. Faşist ve sosyal demokrat burjuva partilerine karşı HDP’nin desteklenmesi bu nedenle olmasına karşın, işçi sınıfını reformizme teslim etmemenin taktikleri geliştirilmelidir.

Bu seçim de, işçi sınıfı ve emekçiler açısından faşizmi geriletmenin taktikleri öne çıkarken, burjuvazi açısından ise ekonomik ve siyasal krizi atlatmak için „siyasal at“ değiştirme taktiklidir.

Bu seçimi Erdoğan’ın yendien kazanması halinde ise ekonomik ve siyasal bunalımın daha da derinleşeceğidir. Ancak, burjuvazinin hangi kanadı kazanırsa kazansın, ciddi toplumsal ve siayasal çalkantılı bir sürece girdiğimizi şimdiden söyleyebilirz. Sınıf hareketinin yükselme eğilimi oldukça güçlüdür.

46529

Yusuf Köse

Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.

yusufkose@hotmail.com

http://yusuf-kose.blogspot.com/

 

 

Yusuf Köse

Partizan;Salgın Bahanesiyle Sermayeye Kıyak Emekçiye Sömürü; Emeğimiz ve Haklarımız için 1 Mayıs’a

Mart ayıyla birlikte bir yılı geride bırakan pandemi tedbirlerinin gölgesinde giriyoruz Bir Mayıs’a bir kez daha.

Nisan’da yürümek! (Nubar OZANYAN )

Özgür ve onurlu yaşamı yaratma ve yaşatma mücadelesini güçlü benimseyen, bunu yüreğinde hisseden hakikat devrimcileri, nefsine ve kibrine yenilmiş sultanları ve paşaları altedebilirler/altedeceklerdir.

Bakış Can : ‘‘Kaypakkayacılık‘‘ mı, Kaypakkaya’nın İdeolojik, Siyasi Komünist Çizgisi mi?

Son günlerde polemik başlatan ve polemik yapan iki yazı ilgimizi çekti; önemli bulduk, okuduk ve üzerine bir kaç söz söylemeyi gerekli gördük ki, yazılar kesinlikle dikkate değerdir.

Kavgamızın Dursun 'u, Yüreğimizin yoldaşına...(Hülya Onur)

Yürek yüreğe değmiş,

Kavgada yoldaş olmuşsak,

Ne çıkar toprak bağrına bassa da,

Filiz olur büyürsün ancak...

Gülüş olursun anılarda,

Yoldaş olursun kavgalarda,

Örnek olursun yarınlarda...

Demem o ki sen de unutulmazlarımızdansın artık be Dursun...

İyi ki, yüreklerimize, kavgada omuzumuza yoldaşça, dostça, sırdaşça, arkadaşça dokunup da geçtin...

Kötü bir bahar şakası yaptın bize .

Cemrelerin ikincisinde, sulara düştüğü günde, berrak bir 65 yılın 45 mücadele yılını bırakarak ardında...alıp başını gittin.

Bu bahar umut biriktirmek için fazlasıyla nedenimiz var! – Orhan Ünal

 “Her fırtına küçük bir damla ile başlar…” DAİŞ çetelerine karşı son öldürücü darbeyi indirdiklerinde enternasyonalist devrimci ve aynı zamanda halk ordusunun bir savaşçısı olan Tekoşer Pilîng yoldaş zaferin adı olarak ölümsüzleşti. Ondan geriye, devrim iddiasının sembolü olan bu mütevazi sözler kaldı.

Ülkemizin yakın tarihi incelendiğinde bu sözlerin, ülkemiz devrimi açısından ne kadar da anlamlı olduğu görülecektir. Gecenin sabaha, karanlığın aydınlığa döndüğü zaman dilimindeyiz. Şafak atarken ufukta beliren alaca kızıllık belirmeye başlamıştır.

Δημήτρης Κουφοντίνας: “Dayanışma, Mücadelede Bizleri Birleştiren Yaşamsal Koşuldur!”

İki ayı geçkin bir süre açlık grevi yapan ve grevini 14 Mart’ta ülkedeki dayanışma eylemlerinin talebinin üzerine çıkması nedeniyle sonlandıran Dimitris Koufontinas, Yunan basınının dışında dünya basınında da yer edindi. Ayrıca geldiğimiz aşamada Yunanistan iç siyaseti üzerinde hükümetin bütün baskı ve sansürüne rağmen güçlü bir etken olarak yer alan açlık grevi eylemi; Yeni Demokrasi hükümetinin bütün terörize etme çabalarını boşa çıkarmanın yanında sokakta güçlü bir dayanışma ağı da kurdu.

17 Kasım ve Koufontinas…

Bizim Mazlum (Keko) (Nubar Ozanyan)

21 Mart’ın bir sabah serinliğinde karagözlü Mazlum Doğan’ın (Keko) devrimci eylemi zindandaki tüm tutsaklarda deprem sarsıntısı yarattı. Onurlu bir devrimci feda pratiğini başkasından istemez. Mazlum üç kibrit çöpüyle isyan ateşini tutuşturdu. Faşizmin kalbine saplanan hançer oldu.

Özgürlüğümüz İçin İsyan ve Direnişi Newroz’la Büyütelim!

Newroz, baharın gelişi, aradan geçen yüzlerce yıllık zamanda, kültürel ve toplumsal olarak Kürdistan’ın tarihine bir direniş bayramı olarak geçmiştir. Kürt halkının üzerinde önce feodal despotluğun sonrasında ise uluslaşma ile birlikte ezen ulusun baskı ve zulüm icraatları hiç eksik olmamıştır.

Bu nedenledir ki Demirci Kawa efsanesinden bu yana, Kürt halkının isyancı Kawa’ları da hiç eksik olmamıştır.

Tarihsel Deneyimin Işığında Birleşik Mücadele

Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin (BPKD) Çin’de gürleyen top sesleri, işçi sınıfı ve gençlik içerisinde yankısını buldu. Fransa’da başlayan Avrupa’ya oradan da dünyaya yayılan eylemlilikler gerçekleşti. Tüm dünyada işçiler, emekçiler, gençlik özgürlük, devrim ve sosyalizm türküleriyle, marşlarıyla sokakları, meydanları doldurdular.

Bu Dava Mahkeme Salonlarında değil, Sokaklarda Kazanılacak!

Bugün günlerden 18 mart 2021

Erken Kalktim bugün saat 9,00 da Stuttgart/ Stammheim Cezaevinde Baslayacak durusmaya mutlaka yetismeliydim,öylede yaptim!

TKP-ML MK SB:Newroz,zulme karşı parolamız olsun!

Newroz, başta yüz yılı aşkın bir süredir emperyalizmin “savaş tahtası” olarak kullandığı, halkları birbirine düşman edip talan-yağma-katliamdan başka bir şey getirmediği Ortadoğu olmak üzere, dünya halklarının zalimlere karşı mücadelesini simgeler. Bu simgesel ve tarihsel günü bu yıl da Ortadoğu’da başta emperyalistler ve TC faşizmi olmak üzere, bölge gericiliğinin özel olarak Kürt halkına genel olarak ise ezilen, sömürülen tüm halklara yönelik faşist saldırganlığının arttığı bir dönemde karşılıyoruz.

Sayfalar