Perşembe Eylül 17, 2026

Burjuvazinin MLPD'yi Kriminalize Etme Taktikleri

Kapitalizmin krizinin derinleşmesi, burjuvazi ile proletarya arasında varolan sınıf çelişmesini de keskinleştirici bir rol oynamaktadır. Burjuvazi, böylesi dönemlerde, proletaryanın öncü örgütü üzerindeki baskılarını artırma ve onu sınıftan tecrit etmenin taktiklerini izler.

Alman Tekelci burjuvazisi, MLPD’nin proletarya içindeki etkinliğinin artmasını engellemek ve onu tecrit etmeye çalışmaktadır. Kapitalizmin ekonomik, finans ve siyasi krizinin derinleştiği, toplumun genel olarak burjuva sistemine karşı güvensizliğinin geliştiği bir süreçte, Alman tekelci burjuvazisinin temsilcisi birçok siyasi kurum çok yönlü ve aşamalı olarak, MLPD üzerindeki baskılarını artırmakta, küçük burjuvazi yoluyla da onu işçi sınıfı ve emekçiler içinden tecrit etmeye çalışmaktadır.

MLPD’nin işçi sınıfı içinden tecrit edilmesi görevini, bütün burjuva partilerin yerine getirmeye yeminli olmasının yanında, esas olarak işçi sınıfından yana gibi gözüken küçük burjuva devrimcileri (oportünist, revizyonist ve anarşistler) de bu görevi üstlenmiş gibi. Tekelci burjuvazi, “sol” görünümlü, anarşist ve maceracı bu tasfiyeci gruplara, bu görevi vermiş gözükmektedir. Çünkü, bu grupların ezici çoğunluğu, Stalin şahsında, işçi sınıfının dünya görüşü olan Marksizme-Leninizme karşıdırlar. Burjuvazi ve neonaziler ile bazı anarşist-maceracı küçük burjuva gruplar, siyasal farklılıkları olsa da, MLPD düşmanlığında birleşmiş durumdalar.

Burjuvazi, MLPD’nin önderlerine konuşma yasağı getiriyor. Geniş kitlelerin katıldığı festivallerini yasaklıyor, merkezi bürolarını kapatıyor. Neonazi faşistler ise, MLPD’nin önder ve ileri gelen kadrolarını açıktan ölümle tehdit ediyor. Küçük burjuva anarşist-maceracı gruplar ise yürüyüş ve mitinglerde MLPD’ye saldırıyor. Tekelci burjuva devletin polis şefleri, burjuva basınında ve tv’lerdeki açık oturumlarda MLPD’yi hedef alıyor.

Küçük burjuva marjinal maceracı gruplarda, yürüyüş ve mitinglerde MLPD saflarında yürüyenlere sprey boya sıkarak saldırmakta, onun bayraklarını indirmeye çalışarak, yırtarak polisin görevini üstlenmekte bir sakınca görmüyorlar. Onlar, ML bir partiyi düşmanlaştırmakta burjuvaziyle aynı saflarda hizalanmanın ayırdına varamayacak durumdalar ya da bilinçli olarak planlı davranmaktalar. Bunun sonuçlarını görmüyor olduklarını varsaymakla hareket edemeyiz, onların bu küçük burjuva yaklaşımlarını, düşmanla onları taraf yapan MLPD ‘ye yönelik saldırılarını görmemek ML yolunda yürüyenler için naif bir yaklaşım olsa gerek.

Üzücü olan, kendine ML diyen Türkiye’li bazı gruplarda bu anarşist-maceracı grupların MLPD’ye yönelik karşı-devrimci saldırılarını görmezden gelerek, onları destekler duruma düşmektedirler.

Burjuvazinin MLPD’den rahatsızlığı anlaşılır. Çünkü iki karşıt sınıftırlar ve MLPD; proletaryanın ideolojik olarak kazanılmış ve pratik olarak deneyimlenmiş ML partisidir . Almanya çapında çalışması ve büyük fabrikalarda örgütlenmesi vardır. Büyük işçi direnişlerinde MLPD’nin imzası vardır. Tekelci burjuvazi bu nedenle MLPD’ye saldırmaktadır. Ancak, proletaryanın dünya görüşünden yoksun küçük burjuva tasfiyeci (likidatör) gruplarda, burjuvazinin bu karşı-devrimci taktiklerini, kendi taktikleri olarak benimsemişlerdir.

Maceracı ve marjinal tasfiyeci grupların, MLPD’ye yönelik saldırgan tavrıları, burjuvazinin MLPD’yi kriminalize etme çalışmalarına hizmet etmektedir. Bütün ML parti ve devrimci örgütlerin ortaklaşa mücadeleyi geliştirmeleri gerekirken, bazılarının, tasfiyeci-macerajı grupları kollamaları, onların Marksist-Leninstlere karşı saldırılarına kol-kanat germeleri kabul edilemez.

Bugün, anti-faşist, anti-emperyalist birleşik cepheyi bütün alanlarda geliştirme görevi acilken, küçük burjuva maceracı grupların enternasyonal proletaryanın birliğine kast eden eylemleri teşhir edilmeli, gerçek niyetleri ve ML düşmanlıkları kitlelere, bıkmadan usanmadan anlatılmalıdır.

“Sol” maceracılık ve oportünizm yenilgiye, Marksizm-Leninizm zafere götürür!

Not: MLPD: Almanya Marksist-Leninist Partisi (Marxistisch-Leninistische Partei Deutschlands)

Yusuf Köse 

8608

Yusuf Köse

Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.

yusufkose@hotmail.com

http://yusuf-kose.blogspot.com/

 

 

Son Haberler

Sayfalar

Yusuf Köse

DİK DURUP BOYUN EĞMEYENLER[*]

 

 

“Yol daima ayaklarınızın altında,

rüzgâr daima arkanızda olsun.”[1]

 

“Bu bir çıkmaz sokak. 3.Dünya savaşı yaklaşıyor.” Mu gerçekten de?

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Medvedev, 11-12 Temmuz 2023 tarihlerinde Vilnius’ta gerçekleşen NATO Liderler Zirvesi’nde Ukrayna’ya yapıla gelen silah yardımlarının daha da arttırılması kararına ilişkin olarak şu değerlendirmede bulunmuş:

“Çıldırmış olan Batı, başka bir şey düşünemez oldu. Aptallık noktasına kadar en yüksek düzeyde öngörülebilirlik içerisindeler. Bu bir çıkmaz sokak. 3.Dünya Savaşı yaklaşıyor.” (1)

“Kim Daha Kötü Kaypakkaya’cı?”

Halkın günlüğü gazetesinde yayımlanan bu makaleyi yerinde ve doğru tespitlerinden ayrıca Kaypakkaya'yı anlama ve algılama yönünden değerli bir yazı olması sebebiyle okumanızı tavsiye ederiz.

“Kim Daha Kötü Kaypakkaya’cı?”

Kaypakkaya’yı sevmek (Deniz Faruk Zeren)

Kim, ne zaman onun ismini ansa devletin en katı, en soğuk, en acımasız yüzüyle karşı karşıya kalıyor!

Kim ne zaman onun fotoğrafını assa, taşısa, devletin sorgularıyla, kelepçesiyle, zındanlarıyla tanışıyor!

Kim, ne zaman onu sevdiğini, izinde yürüdüğünü söylese vay haline!

Bu dünyada, bu ülkede sevilmesi suç olan kaç insan var?

On yıllar önce katledilmiş, katilleri açığa çıkarılmak bir yana korunup gizlenmiş, mezarına giden yollara bile karakollar kurulmuş, adına yazılan şarkılar yasaklanmış bu insan güzeli, İbrahim Kaypakkaya’yı sevmek neden suç?

“Özgür yaşa ya da öl” (Nubar Ozanyan)

Sömürgecilik pratiği ve politikası hemen her yerde ve anda benzerlikler taşımaktadır. Amerika’dan Fransa’ya, Hollanda’dan Portekiz-İspanya’ya uzanan sömürgeci tarihin işgal ve yıkıma dayalı ayak izleri hep aynıdır. Sözde yoksul ve geri kalmış ülkelere medeniyet götüren uygar ülkeler(!) sömürgeci tarihlerini kolonyal çıkarlarına göre yazarlarken yerli halklar ise tarihi direniş ve isyanla yazmaktadır. Bu hikaye, yeni biçim ve kodlarda sürdürülse de özü ve gerçekliği hep aynı kalmaktadır.

Kaypakkaya ardılı hareketin bölünme ve ‘birlik” sorunu üzerine

  1. Çok parçalılık, bölünme/kopuşma ve ayrışma sorunu.

‘Yakın tarih’ olarak, 1968 süreci ve 1970 başlarında ortaya çıkışı itibariyle ele alındığında görülecektir ki Türkiye ve K. Kürdistan Devrimci Hareketi (TKKDH), sınıflı toplum gerçekliğinin doğal bir gereği olarak da zaten parçalı/çok bölüklü olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Bu, elbette anlaşılır ve kabul edilebilir bir durumdur.

Sınıf Savaşımı Uzun Bir Yürüyüştür

Bugün karşı karşıya olduğumuz yoksulluk tablosu, kapitalist gelişmenin ve sermaye birikiminin kaçınılmaz sonucudur. Yaratılan zenginlikler bir tarafta birikirken diğer tarafta ise yoksullaşma ve yıkım büyümektedir. Bu, kapitalizmin genel yasasıdır. Proletaryanın yoksullaşması, bir avuç egemen sınıfın ise zenginliğine zenginlik katmasıdır.

KATLİAMININ 30. YILINDA MADIMAK VE ES GEÇİLEN BAŞBAĞLAR.

Sözüm öncelikle komünist ve sol- sosyalist kesime: Ne zaman gerçek anlamıyla adil olmayı ve çifte sıtandartçı yaklaşımları terk etmeyi başaracağız acaba? Ne zaman 'bizim cenah' dediğimiz kesimlerce de  halka karşı işlenmiş ağır  suçları tereddütsüzce kınayacağız acaba?

Çok genelleme yaparak, üzerinde durmak istediğim esas konuyu bunun gölgesinde silikleştirmek  istemiyorum.

Her 2 Temmuz'da Madımak katliamı kınanırken; Başbağlar katliamı neden sessizce es geçiliyor acaba?

Komünistlerin Birliği Çağrılarına Dair

MKP’li arkadaşlar, arada kısa molalar vermekle birlikte, uzunca bir süreden beridir ki komünistlerin birleşmesi gerektiğine dair çağrılar yapmaktalar. Ve mütemadiyen yakınıp durmaktalar: "Muhataplarımızdan yanıt alamıyoruz" diye. 

Evet, görüldüğü kadarıyla muhatapları bu çağrılara ilgisiz olmalılar ki, yanıt vermiyorlar. MKP’li arkadaşlar da kendilerince bir basınç oluşturma adına; adeta Temcit pilavı misali, her fırsatta bu çağrılarını yinelemekte ve muhataplarını kamuoyuna şikâyet edip durmaktalar.

Aşka ve Hayata Dair Tutkulu Dizeler

“Şiirsiz toplum eksiktir.

Şiirsiz insan yalnızdır.”[1]

 

İzmir’in Şakran 2. Nolu T-Tipi Zindanı’nda yatan Hasan Şeker’in, ‘İki Acı Esinti’[2] başlıklı şiir kitabı; aşka ve hayata dair tutkulu dizeleriyle çıkageldi postadan…

Avrupa da İbrahim olmak!

18 Mayıs 1973‘den bugüne Kaypakkaya yoldaşın işkencede katledilişinin ellinci yılı.

50 yıldır söndürülemeyen meşaledir İbrahim Kaypakkaya!! Bu yazının amacı İbrahim Kaypakkaya‘yı anlatmak değil, Onu anlatan onlarca yazı yayınlandı bu yazı da başlıktan da anlaşılacağı üzere İbrahim Kaypakkaya‘yı Avrupa‘da anan ardıllarının pratik, teorik düzlemde, Kaypakkaya‘yı nasıl andıkları? Neyi, nasıl, ne kadar anladıklarını  irdelemek  bu yazının amacı.

Sayfalar