Perşembe Eylül 17, 2026

Bu bahar umut biriktirmek için fazlasıyla nedenimiz var! – Orhan Ünal

 “Her fırtına küçük bir damla ile başlar…” DAİŞ çetelerine karşı son öldürücü darbeyi indirdiklerinde enternasyonalist devrimci ve aynı zamanda halk ordusunun bir savaşçısı olan Tekoşer Pilîng yoldaş zaferin adı olarak ölümsüzleşti. Ondan geriye, devrim iddiasının sembolü olan bu mütevazi sözler kaldı.

Ülkemizin yakın tarihi incelendiğinde bu sözlerin, ülkemiz devrimi açısından ne kadar da anlamlı olduğu görülecektir. Gecenin sabaha, karanlığın aydınlığa döndüğü zaman dilimindeyiz. Şafak atarken ufukta beliren alaca kızıllık belirmeye başlamıştır.

Son Newroz kutlamaları bize biriken damlaların fırtınaya dönüşme emarelerinin belirdiğini, buzun kırıldığını ve yolun açıldığını göstermiştir.

Son altı yılın genel bir tablosunu çıkardığımızda, TC Gezi ve Kobane serhildanlarından duyduğu korkuyla kitlesel katliamlar yaparak kitlelerin gelişen mücadelesini kırmak istemişti. Ankara’da, Suruç’ta çeteler eliyle bu katliamları örgütlerken, T.Kürdistanında buna da gerek görmeyerek Sur’da, Cizre’de ve Nusaybin gibi yerlerde kendisi doğrudan katliamlara girişmişti. Bu katliamların da etkisiyle kitlelerde görece bir geri çekilme durumu yaşanmıştı. Elbetteki ne T. Kürdistanında ne de Türkiye metropollerinde başta işçi sınıfı olmak üzere, Kürtler, kadınlar, çevreciler, LGBTİ+lar sokaktan hiç çekilmediler. Bu süreçte sokaktaki bu direnç noktaları, kendi başına birer damla olarak sürekli mayalandı.

Son Newroz bu damlaların kendi akarında akarak birleştiğine şahit olan görüntülerle doluydu. Başta elbetteki Kürt halkı olmak üzere, Newroz alanlarında herkes vardı. Her renkten yüz binlerce insanın verdiği ve haykırdığı en anlamlı slogan ise birleşik mücadeleye vurgu yapan “Birlik, Mücadele, Zafer” sloganıydı. Kurtuluşun tek başına gelmeyeceğini anlatan, “Ya hep beraber ya da hiç birimiz” diyerek meydanları dolduran kitlelerin verdiği bu mesajı kendine öncülük anlamında belli misyonlar biçen hareketlerin doğru okuması gerekir. Birleşik mücadelenin önemi bir kez daha alanlarda test edildi. Birleşik mücadele güçlerinin direniş hattı bir çekim merkezi olarak öne çıkmaktadır. Kitlelerin, Newroz alanlarında verdiği mesajın adresi bu açıdan öncelikle birleşik mücadele perspektifiyle konumlanan hattın kendisinedir. Bu hat kitlelerin bu yıkıcı eylemi ile birleştiği oranda faşizmin sonu da ufukta görünecektir.

Bu bahar umut biriktirmek için fazlasıyla nedenimiz var! Boğaziçi’nde gençliğin faşist kayyumu tanımaması ve direnişe geçmesi; bir çok yerde irili ufaklı işçi direnişlerinin yaygınlık ve militanlık kazanması sınıf mücadelesinin yolunu açan önemli büyük direniş noktaları olarak tarihe kayıt edilmiştir. Yine İstanbul Sözleşmesinin feshine ve katliamlara karşı kadın ve LGBTİ+ların sokağı terk etmemesi ve en son 8 Mart’ta  sokakların ve meydanların  her türlü engele rağmen direniş alanına çevrilmesi umudumuzu büyütmüştür. Kadınların ve LGBTİ+ların sokaktaki direnişi artık sürekli bir isyana dönüşmüştür. Kadın isyanı, ezilenlerin diğer kesimlerine ilham kaynağı olmaktadır. Ve bu anlamda oldukça da öğreticidir.

Ve en son TC’nin Gare’ye yönelik işgal harekatından hezimetle dönmesi, tarihsel bir dönemeç olarak tarih sayfalarına kaydedildi bile. Özellikle gerillanın Gare’de TC’yi bozguna uğratması askeri ve siyasi dengelerde bir kırılma olmasa bile önemli bir çatlak yaratmıştır. Gare’de TC’nin almış olduğu yenilgi, basit bir yenilgi değildir. Askeri ve siyasi sonuçlarını ileriki dönemlerde daha iyi görebileceğimiz, emarelerini şimdiden hissettiğimiz önemli bir eşiktir. Bu eşik Kürt halkından ve ezilenlerden yana aşılmıştır. Bunun mimarı direnilebileceğini ve kazanılabileceğini gösteren gerilladır.

Halkların Birleşik Devrim Hareketi’nin “Faşizmi Yıkacağız, Özgürlüğü Kazanacağız” şiarı doğrultusunda başlatmış olduğu hamlenin de bu zeminin döşenmesinde değerli katkıları olmuştur. Düşmanın her gün psikolojik savaşın bir gereği olarak “bitirdik, hareket edemez hale getirdik” propagandasına karşın, yaptıkları eylemlerle ve bunu süreklileştirerek yapılamaz denileni yapmış ve özellikle şehirlerde güçlenen bir silahlı mücadele hattı oluşturmuştur. Büyük şehirlerde her yerin eylem alanına çevrilmesi, TC’nin dikkatlerinin buraya yönelmesi anlamında etki gücünü göstermektedir. Faşist kalemler daha fazla HBDH’tan bahseder duruma gelmişlerdir. Bunun elbetteki yaklaşan sonları ile doğrudan bağı vardır. Silahlı birleşik mücadele hattının güçlenerek her alana yayılması faşizmin korkularını daha fazla büyütecektir.

Halkların Birleşik Devrim Hareketi, ezilenlerin mücadelesinin ileri mevzilere taşınmasında önemli bir araçtır. Bazı hareketlerin kendilerini yalnızlaştırmak pahasına izledikleri sekter ve dağıtıcı tarzın aksine bir araya gelindiğinde bunun ortaya çıkardığı potansiyel, kitleleri domine eden bir yerde durmaktadır. Kitlelerin artarak sokağa, meydanlara taşmasında birleşik mücadelenin belirleyici bir payı vardır. Kürt Özgürlük Hareketi ve Türkiye Devrimci Hareketi şu an bulundukları pozisyondan daha fazlasını temsil etmektedirler. Elli yıllık bir mücadele tarihi ve birikimdir söz konusu olan. Bu açıdan “Faşizmi Yıkacağız, Özgürlüğü Kazanacağız” kampanyası, için için dipten kaynayan bir devin helezonlar halinde yüzeye çıkmasını sağlamıştır. Şimdi bunu dev dalgalara dönüştürmenin zamanıdır.

Faşizm yıkılacak, gözümüz özgürlükte…

AKP/MHP faşist iktidarının kitleler nezdinde hiçbir inandırıcılığı kalmamıştır. Uzun bir süredir durgunluk dönemine girdiğine dair yapılan tespitler gelinen aşamada artık yıkılma süreci olarak tanımlanabilir. AKP/MHP iktidarının geriye sayımı başlamıştır. Bunun içindir ki, bir taraftan baskı ve şiddetin dozunu artırırken diğer taraftan yağma ve talana hız kazandırmış durumdadır.

AKP/ MHP iktidarının özellikle son dönemde attığı attığı her adım, kendileri için tırmık etkisi yapmaktadır. Yani her defasında tırmığa basmakta ve tırmığın şiddeti yüzünde patlamaktadır.

AKP/MHP faşist iktidarının son dönemde attığı her adım, kendisi için sonu hızlandırmaktan başka bir işe yaramamaktadır. İktidarın içine girmiş olduğu girdap ona esneme payı dahi bırakmamaktadır. Açıkladıkları “İnsan Hakları Eylem Planı” ellerinde kalmıştır. Mecalsiz ve takatsizdirler.

Sondan başlamak gerekirse bir gece yarısı TC’nin cumhurbaşkanı kararnamesi ile İstanbul Sözleşmesinden çekilmesi, kadınlar ve LGBTİ+lar için bardağı taşıran son damla olmuştur. Uzun bir süredir iktidarın gündeminde olan konu, atılan bu pratik adımla birlikte resmileşmiş oldu. İlk imzacılarından olduğuyla övünülen bu sözleşme artan kadın cinayetleri karşından hetero-patriarkal sistemin ayağına dolanan bir hal almaya başladı. Sözleşmenin uygulanması için mücadele eden kadınlar karşısında faşizm çareyi sözleşmeden çekilmekte bulmuştur. Bu çekilme ile birlikte kadın katillerine destek mesajları verilmesinin yanında kadın cinayetlerinin önünü sonuna kadar da açmış oldu. Elbetteki TC’nin bu sözleşmeden çekilmesi kadın isyanı ile karşılandı. Kadınlar bu kararı tanımayacaklarını beyan ederek, ardından sokaklara çıkarak ve çeşitli mücadele yöntemleri  geliştirerek gösterdi. Kadın hareketinin bu mücadelesi AKP/MHP iktidarını yıkacak bir potansiyele sahiptir. Çünkü bu isyan sadece belli bir kesimden kadınların tepkisi olmaktan çoktan çıkmış ve toplumsal bir hareket halini almıştır. AKP/MHP faşist iktidarının kadınlardan ve onların mücadelelerinden bunca korkması boşuna değildir. Bunun için her fırsatta kadınlara saldırmaktan geri durmamaktadır. “Gözümüz özgürlükte” diyen kadınların isyanı her tarafa yayılmış durumdadır.

AKP/MHP iktidarının korktuğu diğer bir kesim de elbetteki Kürtlerdir. Gare bozgunu sonrası hıncını HDP’den çıkarmaya çalışmışlardır. İlk etapta yüzlerce HDP’li göz altına alınmış ve HDP’ye kapatma davası açılmıştır. Devamında zindanlardaki çıplak arama işkencesi ve onur kırıcı uygulamaları teşhir ettiği için, HDP milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nu hedef tahtasına koyarak önce millet vekilliğini düşürmüş sonrasında Gergerlioğlu meclisten çıkmayarak direnişe geçince, en savunmasız olduğu bir anda; ibadetini gerçekleştirmek için abdest aldığı bir sırada göz altına alınmıştır. Bu olay bile iktidarın kaybetme korkusuyla ne kadar şuursuzlaştığının kanıtı niteliğindedir. Kendi kitlesinde dahi tepki toplayacağı açık olan bir saldırıyı gerçekleştirmekten geri durmamaktadır. Bu saldırı elbetteki öncelikle Kürt halkına yöneliktir. HDP’ye yönelik bu saldırılar karşısında halk cevabını Newroz alanlarına akarak vermiştir. Bu açıdan HDP’ye yönelik saldırıların Kürtlere geri adım attıramayacağı, tam tersine bunun AKP/MHP iktidarını yıkıma götürecek bir tepkiye dönüşeceği görülmüştür.

AKP/MHP iktidarının dikiş tutturamadığı bir diğer alan da ekonomide yaşanmaktadır. Uzun zamandır ciddi bir krizle boğuşan sistem, bu alanda atılan her adımda krizi derinleşerek büyütmektedir. Merkez Bankasının kasasını hem yağmalayarak, hem de savaş ekonomisine dönüştürerek sıfırlayan iktidar, son çare olarak kuyumculardan belli bir miktarda altın istemek zorunda kalmıştır. Merkez Bankasının başkanını değiştirmesi de piyasaları olumsuz etkilemiş ve TL’nin dolar karşında erimesi hızlanmıştır. Faşist TC devleti, uzun bir zamandan beri hem içeride hem de dışarıda savaş politikası izlemiş ve yatırımlarının çoğunu özellikle bu alana yapmıştır. Bu süreçte özellikle iktidarı destekleyen sermaye grupları palazlanırken ekonomi de dibe çökmüştür. Savaş uzadıkça Türk devletinin kaynakları da tükenmiştir. Bu husus ekonomiyi krize sokan ve sürdürülemez duruma getiren etkenlerin başında gelmektedir. Bu açıdan TC’nin attığı her adım tırmık etkisi yapmakta, kurtulayım derken yeniden tırmığa basmaktadır.

AKP/MHP iktidarının her alanda yaşadığı kriz bir iktidar krizidir. Bu meseleye sadece bir hükümet olayı olarak bakılamaz. Devlet içinde iktidarlaşmış bir yapıdan söz edilmektedir. AKP başkanının “beka” vurgusu arkasında bu gerçek vardır. Bu açıdan AKP/MHP faşist iktidarının yıkımı devlet yapılanması içerisinde yaşanacak bir yıkımdır. Bu gerçeğin görülmesi gerekir. Ve AKP/MHP faşist iktidarı, başka bir egemen sınıf kliğine dahi olsa iktidarı bırakmamak için her türlü yola başvuracak durumdadır. Kendi içlerinde de kriz şiddet ve zor araçları ile yol alacaktır. Bu iktidarın elinde bu açıdan esas olarak devletin ordusu, polisi ve yargısından başka bir şey kalmamıştır.

Bu açıdan AKP/MHP faşist iktidarının açtığı topyekun savaşa karşı, ezilenlerin her alanda topyekun bir direniş ve mücadele hattı örgütlemesinden başka yol bulunmamaktadır.

Mart ayı, safını ezilenlerden yana belirlemiştir. Mart yerini Mayıs’a devrettiğinde iktidarın korkusu kat be kat büyüyecektir, bundan şüphemiz yoktur. Damlaların fırtınaya döndüğü günleri yaşıyoruz.

Komünist bilge, önderimiz İbrahim Kaypakkaya yoldaşın elli yıl öncesinde söylediği “küçük gruplar, büyük cüretler” sloganı bugün en büyük ilham kaynağımız olmaya devam ediyor. Cüretimiz büyüdükçe faşizmin korkusu da ona paralel büyüyecektir.

15340

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Son Haberler

Sayfalar

Misafir yazarlar

Süryani Soykırımı: SEYFO (Nubar OZANYAN )

Ortadoğu tarihin ve medeniyetin gizemleriyle doludur. Kadim halkların yurdu, uygarlıkların beşiği olan bu topraklar aynı zamanda en büyük kıyım ve kırımların da acımasızca yaşandığı coğrafyadır. Süryanilerin ataları tıpkı Ermeniler, Pontuslu Rumlar, Asuriler gibi büyük bir felakete uğradılar. Yaşadıkları topraklardan koparılan yüzbinlerce Süryani, tıpkı Ermeniler ve Pontuslu Rumlar gibi Osmanlı asker ve jandarması tarafından zorla ölüme sürüldü. Üzerinde yaşadıkları toprak, dağlar, vadiler, nehirler mezarları haline geldi.

Devrimci Kamuoyunun Bilgisine!

"KARANLIĞIN TANRILARI" FERMAN BUYURMUŞ: HALİL GÜNDOĞAN'IN SURATINA TÜKÜRMEK ÖNÜMÜZDE DURAN DEVRİMCİ GÖREV VE SORUMLULUĞUMUZDUR.

 

Halil Gündoğan

 

İsviçre/ Basel 1 Mayıs etkinliğinde ve ardından 24 Mayısta Zürich'te yaşananlara dair kaleme aldığım "provokasyon 'siyaseti' üzerine" ve "bir kez daha provokasyon 'siyaseti' üzerine" başlıklı iki yazım üzerine, belli bir odaktan yönlendirildiği açık olan, "sosyal-medya korsanları"nca, itibar cellatlığı yapılarak hakkımda kara propaganda başlatıldı.

Hatıra Değil, Hafızadır Çeliğe Su Veren(ler)[*]

“Büyük aşklar yolculuklarla başlar

Ve serüvenciler düşer bu yollara ancak
Onlar ki dünyanın son umudu
Soyları tükenen birer çılgındırlar
Ne bir adresleri vardı onların yeryüzünde
Ne de aşktan başka bir sığınakları
Ama yaşarlar dünyanın dört bir yanında
Ölümle alay ederler sanki
Derler ki,

Muhammed Ohannes…(Nubar OZANYAN )

Muhammed Ohannes, Ermeni Soykırımı sonrası Deyr ez-Zor'da zorla Müslümanlığı kabul ederek yaşama hakkına sahip olmuş Ermeni bir annenin dördüncü nesil çocuğudur. Maratuk Dağı’ndan, Bingöl’ün zozanlarından inmek zorunda bırakılıp çöl kumlarına tutunarak yaşamaya çalışan on binlerce Ermeni anneden birinin umudu olmuştur.

Stefan Engel ile Röportaj

İdeolojik mücadeleyi güçlendirin!

REVOLUTIONÄRER WEG'in yazı kurulu yönetçisi Stefan Engel ile Burjuva İdeolojisinin ve Anti-Komünizmin Krizi kitabının yayınlanması vesilesiyle röportaj

Bu hafta, senin yönetimin altındaki yazı kurulunca oluşturulan Burjuva İdeolojisinin Krizi ve Anti-Komünizmin Krizi kitabı yayınlandı. Bu kitapta neler var, neleri içeriyor?

Yazma, Kafa Yorma…

Uzun bir süredir hemen her vesileyle altını çizdiğimiz hususlardan birisini, araştırma inceleme yönümüzün zayıflığı ve yazı yazma alışkanlığımızın olmayışı –ya da yeterince olmayışı– oluşturuyor.

Bir kafa yorma, dert edinme işi olan bu konudaki zafiyetimiz, ilgi derecemizin ne olduğu hakkında fikir vermektedir.

Durum bu konuda yeteneğimizin olup olmadığıyla alakalı değil. Zira biliniyor ki; araştırma ve yazma yeteneği, diğer pek çok olayda olduğu gibi pratikle edinilmekte, uğraş içine girmekle kazanılmaktadır.

Kevork Çavuş (Nubar OZANYAN )

Mayıs’ta, baharın ve yeşilin en canlı renklerini yaşanır. Mayıs aynı zamanda devrim ve özgürlükler uğruna canlarını feda edenlerin fazlasıyla dolu olduğu bir aydır. Her halkın özgürlük ve mücadele tarihinde sayısız kahraman ve isimsiz direnişçiler vardır. Bazıları sadece kendi halkı tarafından bilinir. Bazıları ise yeterince bilinmez. Başlarına gelen felaket ve acıları ifade edecek sözcüklerin henüz icat edilmediği bir halkın edilgen ya da boyun eğen kurbanlar olduğu yanılgısı her zaman yaşanabilir.

CIA’nın Anti-Komünist “Özgür Düşünceli” Entellektüelleri-3

Türkiye’de Anti-Komünist Paropagandanın Tarihi: “Bu Kış Komünizm Gelecek...”

Türkiye’de anti-komünizmin tarihi, Osmanlı’nın son 50 yılını da içine alacak şekilde uzanır. Ancak,  bilinçli komünizm düşmanlığı 1920’de Mustafa Suphi önderliğinde Bakü’de 1920 yılında kurulan Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) kuruluşuyla başaladı dersek yanlış olmaz. Çünkü 1917 Rus Devrimi, bütün dünyada işçilere, köylülere, tüm ezilen ve sömürge uluslara kurtuluşun yolunu ve umudunu aşılarken, başta emperyalist burjuvazi olmak üzere tüm gericilere de korku salmıştır.

TKP-ML EB: Paris Komünü’nün 150. Yıldönümünde Bir Kez Daha!

“Saraylara savaş, kulübelere barış, yoksulluğa ve tembelliğe ölüm!”

Proleter devrimin ilk deneyimi olan Paris Komünü, nesiller boyu öğrenilebilecek paha biçilmez bir hazine bıraktı. Bugün, 150. yıldönümünde Komün’ün derslerinden ders almak son derece önemlidir. Çünkü Komün’ün dersleri MLM karşıtı tüm düşüncelere karşı mücadelede hala geçerli. Özellikle oportünizme ve revizyonizme karşı mücadelenin temel dayanaklarını Komün’ün ortaya çıkardığı ders ve deneyimlerde bulabiliriz.

Timsah Gözyaşlarının Arasında Devrime Olan İhtiyaç: Filistin

6 Mayıs 2021’de İsrail Yüksek Mahkemesi’nin Kudüs’ün Şeyh Cerrah Mahallesi’nde oturan Filistinli ailelerin evlerinden zorla çıkarılmasına karar vermesi üzerine başlayan protestoların ardından bir de Mescid-i Aksa’daki Filistinlilerle İsrail askerleri arasında başlayan çatışmalar beraberinde Filistinli direniş örgütlerinin İsrail devletine ültimatomunu getirdi.

BİR KEZ DAHA PROVAKASYON 'SİYASETİ' ÜZERİNE

1 Mayıs'ta İsviçre/Basel'de yaşananlar üzerinden; "Provakasyon 'siyaseti‘ne dair bir değerlendirme yazısı kaleme almış, ve  Partizan/ Yeni Demokrasi mensubu  küçük bir  grubun provakatif yaklaşım ve tutumlarına dikkat çekmiş ve ilgili kurumun, mensubu olduğu bu kişiler hakkında gereğini yaparak kamuoyuna  doyurucu bir açıklamada bulunacağına dair bir beklenti içinde olacağımı ifade etmiştim.

Sayfalar