Perşembe Ekim 1, 2026

Birinci Dünya Savaşı Sırasında Ermenilerin Kıyımı – Raymond Kévorkian

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Türk milletine dayalı bir ulus devlet inşası projesi, Türk olmayan unsurların dışarıda bırakılması fikrini zımnen öngörüyordu. Toprak kayıpları, özellikle Balkan Savaşlarında (1912-1913) alınan aşağılayıcı mağlubiyet, Jön Türk merkez-i umumisinin üyelerinin radikalleşmesine yol açtı ve kamuoyu nazarında Birinci Dünya Savaşı sırasında Rum ve Ermenilerin “cezalandırılmasını” mümkün kılan bir şeytanlaştırma sürecini hazırladı.

Radikalleşme Süreci ve Kararın Alınması

Almanya ve Avusturya Macaristan’ın yanında savaşa girilmesi Osmanlı İmparatorluğu’nun Türk olmayan unsurlarının, özellikle Ermenilerin, yok edilmesine uygun bir çerçeve üretir. Savaş ilanı, Ağustos 1914’ün başından itibaren yirmi ila kırk yaş arası Ermeni erkeklerin ki 28 Şubat 1915’ten beri resmen silahsızlandırılmışlardır, seferberlik kapsamında çağrılmasına ve daha sonra ortadan kaldırılmalarına izin verir. Bu durum Ermeni toplumunu savunmasız bırakacaktır.

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin şefleri tarafından planlanan Küçük Asya’nın etnik olarak bir örnekleştirilmesi Ermeni ve Süryanilerin sistematik olarak yok edilmesi girişimi şeklini alır. Yok etme planının uygulanmasına başlanması kararı, Jön Türk merkez-i umumisinin 20 ila 25 Mart 1915 arası gerçekleştirilen bir çok toplantıları esnasında alınmıştır.

Kıyımın ilk aşaması (Nisan-Ekim 1915)

Askere alınmış Ermenilerin ortadan kaldırılmasından sonra 24 Nisanı 25 Nisana bağlayan gece İttihat ve Terakki Cemiyeti İstanbul’da ve taşra şehirlerinde daha önceden oluşturulmuş listeler uyarınca siyasi, iktisadi, entelektüel ve dini alanlarda önde gelen Ermenilerin tutuklanmasına girişti. Taşrada Türk yetkililer 24 Nisan 1915’de yayınlanan bir kararname uyarınca harekete geçti. Bu belge özel şahısların elinde bulunan silahların beş gün içinde askeri komutanlıklara teslim edilmesi, aksi halde bunların müsadere edileceğine hükmediyordu.

Özellikle Ermenileri hedef alan bu genel hüküm yetkililerin arama yapmak, sert sorgulamalar gerçekleştirmek, yerel ileri gelenleri hapse atmak ve bunları işkenceden geçirmek, amacıyla evlere, eğitim kurumlarına, kiliselere girebilmesine olanak sağlıyordu. Bunun sonucu Ermeni nüfusunun genelini şüpheli ve suçlu duruma düşürmektir. Bu uygulamalar, asi olarak görülmemek için ilke olarak yetkililerle işbirliği yapmayı reddedemeyen yerel Ermeni kurumlarını çok hassas bir duruma sokuyordu. Bunlar korkunç bir ikilemle karşı karşıyaydılar; silahların toplanması öncelikle onlara tevdi edilmiş bir sorumluluk olduğundan silahlarını teslim etmeyi reddedenleri kınamak durumundaydılar, bununla birlikte silahlar olmadan ahalinin yağmacıların veya aşiretlerin insafına kalacağının da farkındaydılar.

Katliam, tehcir ve ölüm yürüyüşleri

Bazı bölgelerde daha önceden uygulanmaya başlansa da, Erzurum, Van ve Bitlis’i içeren üç doğu vilayetinde Ermeni nüfusun tehciri bakanlar kurulu tarafından ancak 13 Mayıs 1915 tarihinde kararlaştırıldı. 23 Mayıs tarihinde İskân-ı Aşâir ve Muhacirîn Müdüriyeti bu vilayetlere yerinden edilenlerin Musul vilayetine yerleştirileceğini bildirdi. Birkaç hafta sonra 7 Temmuz 1915’te Müdüriyet yerinden edilenlerin götürüleceği yerler olarak Deyr-i Zor, Harran ve Kerek sancaklarını belirtti. Bu bölgeler yaşamanın mümkün olmadığı çöl arazileriydi.

Tehcir ve ortadan kaldırma süreci bölge bölge incelendiğinde tarihsel Ermenistan kabul edilen altı doğu vilayetindeki Ermeni ahaliyi yok etme planının ilk hedef olduğu görülür. Daha sonra gerçekleşen Batı Anadolu’daki Ermeni yerleşimcilerin tehciri tamamlayıcı bir tedbir olarak gözükmektedir. Doğuda plan silah altına alınmış olsun ya da olmasın tüm erkeklerin acilen ortadan kaldırılmasını ya da emek güçlerinden rasyonel bir biçimde faydalanmayı öngörürken, batı bölgelerinde erkekler aileleriyle birlikte tehcir edilmiştir.

1915’in Nisanından Ağustosuna kadar çoğunluğu kadın ve çocuk olan 1.040.782 Ermeni’nin bulunduğu 306 tehcir konvoyu Suriye ve Mezopotamya’daki toplama kamplarına doğru yola çıkmıştır. Yerinden edilenlerin en yoğun olduğu aylar Haziran (225.499), Temmuz (321.150) ve Ağustostur (276.800).

Tehcir edilmeyen dokuz yüz bin Ermeni’nin kaderi çok farklı biçimlerde tecelli etmiştir. Üçüncü ordu tarafından askere alınan yaklaşık yüz yirmi bin kişi kısa süre içinde öldürülmüştür. Altı doğu vilayetinin yetişkin erkekleri yaşadıkları yerlerin yakınlarında katledilmiştir. Van vilayetinin kuzeyinde, gene kuzey ve Erzurum’un doğusundaki kırsal bölgelerde, Muş ovasındaki köylerde, Bitlis’in ilçelerinde, Siirt ve Sason’da ahali yaşadıkları yerlerde katledilmiştir. İstanbul ve İzmir’deki Ermeni nüfusun bir kısmı yerlerinde kalmıştır. Kuzeydeki sınır bölgelerinde mukim Ermeniler Kafkaslara doğru kaçabilmiştir. Vanlı Ermeniler etraftaki yerleşimlerden kaçanlarla birlikte şehre sığınmıştır. Çatak ve Hizan’ın dağlı ahalisi ise Ağustos 1915’teki geri çekilişi sırasında Rus ordusunu takip etmiştir. Birkaç bin kadın ve çocuk ise Türk ve Kürt arkadaşları tarafından saklanmıştır.

Kıyımın ikinci aşaması (Şubat-Aralık 1916)

Kıyımın son aşaması büyük oranda Anadolu ve Çukurova, az miktarda da Ermeni vilayetleri kökenli hayatta kalanları hedeflemekteydi. Şiddetin bu aşamadaki esas adresi Suriye ve Mezopotamya’da bulunan yirmi kadar toplama kampıydı. Bunlar İskân-ı Aşâir ve Muhacirîn Müdüriyeti tarafından Ekim 1915’ten itibaren kurulmuştu. Müdüriyetin başındaki Müftüzade Şükrü Kaya Bey Ağustos sonunda Halep’e tehcir edilenlerle ilgilenecek bir birim oluşturmak amacıyla gelmişti. Bu birimin başına Abdülahad Nuri getirilecekti.

Dahiliye Nezaretine bağlı İskân-ı Aşâir ve Muhacirîn Müdüriyeti ile doğrudan doğruya Jön Türk merkez-i umumisine bağlı Teşkilat-ı Mahsusa arasındaki eşgüdüm tehcire tabi tutulan ve bölgeye gelen yüz binlerce kişinin yok edilmesinde temel mekanizmayı kesinlikle sağlamıştır.

Tehcir edilenler idaresi tarafından yönetilen kamplar üç temel aks boyunca kurulmuştu. Bir tanesi Bağdat demiryolu boyunca Suruç, Kobane, ve Serê Kanîyê kamplarını ihtiva etmekteydi. İkincisi İslahiye Halep hattı boyunca Mamura, Bab, Lale, Tefrice, Ahterim, Rajo, Azaz ve Manbij kamplarını içermekteydi. Sonuncu ve en ölümcül hat ise Fırat nehri boyunca Meskene, Dipsi Abuharar, Hamam ve Rakka kamplarını içine alarak uzanıyordu. Bu hattın sonunda Deyr-i Zor vardı.

Ekim 1915’ten Mart 1916’ya kadar tehcir edilenlerin yekûnu hastalık ve yetersiz beslenmeden ötürü artarak azalmaktaydı. Kamplarda bu dönemde herhangi bir günün sabahında yüzlerce ölü bulunuyordu. 1916 Şubatında kamplarda beş yüz bine yakın Ermeni hala hayattaydı. Bunlar Halep ve Şam ile Fırat ve Deyr-i Zor arasında dağınık bir biçimde bulunmaktaydılar. Yüz binden fazla insan Şam ve Ma’an arasında, on iki bin kişi kadar Hama ve çevresinde, yirmi bin kişi Humus ve çevre köylerde, yedi bin kişi Halep’te, beş bin kişi Basra’da, sekiz bin Bab’da, beş bin Manbij’de, yirmi bin Serê Kanîyê’de, on bin Rakka’da, üç yüz bin kişi kadar da Deyr-i Zor ve etrafında bulunmaktaydı. 22 Şubat 1916’da Dahiliye Nazırı Mehmet Talat Fırat hattı boyunca bulunan toplama kamplarında kalan son Ermenilerin de ortadan kaldırılmasını emretti.(1)

Operasyon Serê Kanîyê kampını hedeflemekteydi. 17 Mart 1916’dan itibaren beş gün içerisinde kampta tutulan kırk bin kişinin temizlenmesi gerçekleştirildi. Bir sevkiyat genel müfettişi, İsmail Hakkı Bey Ağustos 1916’da bölgeye gelerek Meskene’den Deyr-i Zor’a kadar bütün toplama kamplarının temizlenmesini koordine etti. Bu 1916 yılının Temmuzundan, Aralık ayına kadar devam etti. Kaymakam Salih Zeki Deyr-i Zor bölgesine yerleştirilmiş 192.750 tehcir edilen Ermeni’nin yok edilmesini Marat, Suvar, Şeddadiye, Haseke ve Markade kamplarında gerçekleştirdi.

Bu kitle şiddetinin bilançosu

Savaşın sonunda hayatta kalanlar iki kategoride sınıflandırılabilir. Ekim 1918 ateşkesinden sonra kurtarılan Bedevi aşiretlerinin kaçırdığı birkaç bin çocuk ve genç kız ile çoğu Çukurovalı Halep, Humus, Hama, Şam, Ma’an ve Sina hattına tehcir edilmiş ve çoğu ordu hizmetinde çalışan yüz binden fazla kişi. Bu sonuncular 1917 ve 1918 boyunca Filistin ve Suriye’deki yavaş ilerleyişi esnasında Britanya ordusu tarafından bulunduklarında tarif edilemez bir durumdaydılar.

Başka yerlerdeki sayılara bakarsak on binlerce hayatta kalan İran ve Kafkasya’da, seksen bin kadar İstanbul’da, on bin kadar İzmir’de, birkaç bin ise Bulgaristan’da mevcuttur.

Savaş öncesi yaklaşık iki milyonu bulan Osmanlı İmparatorluğunun Ermeni nüfusunun, üçte ikisinden fazlası Birinci Dünya Savaşı sırasında yok edilmiştir. Bu bir milyon üç yüz bin insan anlamına gelmektedir. Bu sayıya Osmanlı ordusu ve ona bağlı paramiliter güçler tarafından İran ve Rus Azerbaycan’ında ve Kafkaslarda yürütülen askeri operasyon ve katliamların kurbanı Ermeni sivil halk da eklenirse kesinlikle bir milyon beş yüz bine yakın bir sayıya ulaşılır.

 

(1) Takvim-ı Vekayi [Resmi Gazete], n° 3540, 5 Mayıs 1919, s. 5. Talat’ın 12 Nisan 1919’da Jön Türklerin yargılandığı ceza mahkemesinin duruşmasında okunan telgrafı.

 

64524

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Son Haberler

Sayfalar

Misafir yazarlar

TKP-ML Avrupa Komitesi: Kuruluşunun 50. Yılında Partiyle Devrim Yürüyüşümüz Devam Ediyor!

1972-2022… Kesintisiz süren 50 yıllık devrim yürüyüşümüz, partimizin yol göstericiliğinde devam ediyor.

24 Nisan 1972, Türkiye ve T. Kürdistanı açısından kritik önemde bir tarihtir. Yeni bir sayfanın açıldığı bir milattır.

TKP-ML MK: 50 Yıllık Mücadelemiz, Geleceği Kazanma İrademizdir!

YAŞASIN PARTİMİZİN 50. KURULUŞ YILI!

Partimiz 50 yaşında! 24 Nisan 1972’de İbrahim Kaypakkaya önderliğinde sınırlı sayıda kadro ve militan tarafından kurulan partimiz, bugün 50. yaşını kutluyor. Bir insan için uzun ancak sınıflar mücadelesi ve toplumlar tarihi açısından kısa bir süre olan bu zaman diliminde Partimiz, önemli başarı ve zaferler kazandı. Yenilgiler aldı ve gerilemeler de yaşadı. Ancak hiçbir zaman devrim iddiasından ve Halk Savaşı ısrarından, silahlı mücadelenin gerekliliği-zorunluluğu bilincinden kopmadı.

Leninist Emperyalizm Tanımının Bulanıklaştırılması

Rusya’nın 24 Şubat (2022)’da Ukrayna’ya saldırısıyla birlikte, emperyalizm üzerine tartışmalarda sıklaştı.  Ve kendini solcu olarak adlandıran bir kısım siyasi hareket ve bazı yazarlar, Rusya’nın emperyalist olmadığını, ama emperyalist amaç güden işgalci bir güç olarak değerlendirdi. Bazıları ise, “anti-emperyalist cephede” değerlendirmeye devam ediyorlar.

İlham ve güç kaynağımız…(Sentez)

Proletarya partisinin kuruluşunun ve mücadeleye atılışının ellinci yılındayız. Bu süre içinde mücadelesini kesintisiz sürdüren proletarya partisi, bundan sonra da mücadelesini sürdürecektir. Onu var eden koşullar devam ettikçe varlığını devam ettirecektir. Sınıf bilinçli proletaryanın öncü müfrezesinin ülkemizdeki varlık nedenleri, günümüzde sistemin çöküntü içine girdiği koşullarda çok daha kendisini dayatır duruma gelmiştir.  Elbette ki o, üstlendiği tarihsel rolü yerine getirecektir. Çünkü mücadelesine yol gösteren sağlam temellere dayalı ideolojik-politik bir pusulası vardır.

Beyaz dağ’dan arta kalan çığlık dizelerinin şairi EMİR ALİ YAGANI kaybettik… Hasan Hayri Aslan

Son yıllarda Dersim’in çok değerli kültür insanlarını kaybettik. Sılo Qız, Emre Saltık, Hasan Saltık, Mehmet Çetin, Remzi Aydın…  birer yıldız gibi kayıp gittiler. Remzi Aydın için “Gri İklimden Maviye yolculuk” yazı çalışmamı yaparken 9 Şubat günü EmirAli’nin ölüm haberi ile sarsıldık. Epey zamandır yolları taşımak zor geliyor bana; ziyaret edemedim, kısa mesajlaşmalarla yetindik. 13 Kasım 2018’de söyleşi için o gelmişti bulunduğum kente. O sıra aldığım kitaplardan “Beyaz Dağda Bir Gün”ü şöyle imzalamış: “İhtiyar, ne böyle yaşanmışlıklar, ne de bu kitap olaydı!

TKP-ML MK:Yol Göstericimiz, İlham ve Güç Kaynağımızdır Partimiz!

24 Nisan 1972, İbrahim Kaypakkaya önderliğindeki bir avuç komünist tarafından, karanlığa tutulan meşalenin kurumsallaşma adımı olarak tarihe geçti. Dönemin, savaş ve direniş geleneği, Mahir ve Denizlerle birlikte örülüyordu. Anti-emperyalist kavgada yakalanan ivme, devrimci militan bir mücadele yaratmıştı. İbrahim yoldaş, savaş cephesine proletaryayı temsilen katıldı.

Zafer ve yenilgilerle dolu bir tarih! (1)

Dünyada 1965-1970 yılları arasında emperyalist-kapitalist sistemin kaynaklık ettiği ana çelişkiler giderek şiddetleniyordu. Bu başlıca çelişkiler; emperyalizm ile ezilen halklar ve uluslar arasındaki çelişki, emperyalist-kapitalist ülkelerde proletarya ile burjuvazi arasındaki çelişki ve yine çeşitli emperyalist ülkeler arasındaki çelişkilerdi.

Lorenzo Orsetti… (Nubar OZANYAN)

Yolculuk boyunca başını arabanın arka koltuğuna yaslayarak uyurdu. Yaptığımız yolculuklarda Lorenzo’yu uyanık görmek neredeyse mümkün değildi. Araç içinde uyuyarak saatlerce yolculuk yapabilirdi. Ama “yeni bir özgürlük hamlesi olacak” cümlesini duyduğunda ne gözünde uyku belirtisi ne de yorgunluktan eser kalmazdı. Barış halinden savaş haline, uyku halinden silahlı tekmil haline nasıl hızlıca geçildiğinin örneğiydi Lorenzo.

Burjuvazi Parayı, İşçiler Ekmeği Düşünüyor

Burjuva sınıfı, daha fazla kar elde etmek için daha fazla alanı kontrol altına almak ve bunun için de daha fazla silahlanmak istiyor. Ağızlarında “barış” yok ve hiç bir zamanda “barış”  kelimesini tam anlamıyla kullanmadılar. “Barış” dedikleri anda da yine kafalarında savaş vardı.

Azami kar için birbirlerine karşı savaş açarken, savaşa sürdükleri askerler yine işçilerdi. Savaşta ölenler, bombalarla param parça edilenler, evleri yıkılanlar, göç yollarına  düşenler, burjuvaların egemenlik savaşında hiç bir çıkarı olmayan, ama, onlar vasıtasıyla sürdürülen bir savaş....

Sağlam proleter karakter örneği …Ali Asker YER

Pazar günü Stuttgart Arena Kültürhaus’da evgili yoldaşımız Ali Asker YER’in anma toplantısındaydık. Salon ve çevresi sevenleri ve yoldaşlarıyla doluydu. Bu sevgi seli hiç kimseyi şaşırtmadı, çünkü o gerçekten çok sevilen gerçek bir proleter devrimciydi. Onun yaşamından kareler içeren sinevizyon gösterimi sırasında salonu derin bir sessizlik ve hüzün kapladı, çok sayıda insanın gözleri ıslak ıslaktı. Hiç birimiz onun bu zamansız gidişine katlanamamıştık.

50. Yılın Deneyimi Newroz Ateşinin Görkemiyle1 MAYIS ALANLARINA!

Başta Kürt halkı olmak üzere Mezopotamya halklarının isyan ve direniş günü olan bir Newroz’u daha geride bıraktık. 8 Mart’ta kadınların dalgalandırdığı isyan bayrağı, 21 Mart Newrozlarında başta Kürt halkı olmak üzere Türkiyeli işçi ve emekçilerin kitlesel ve coşkulu eylem ve mitinglerine sahne oldu. 2020 Newroz’u salgın bahane edilerek yasaklanmış, 2021 Newroz’u salgının etkisi altında kalmıştı.

2022 Newroz’u ise gerek Kürt ulusunun artan özgürlük talebi ve gerekse de yaşanan ekonomik krizin derinleşen etkisiyle görkemli bir katılıma neden oldu.

Sayfalar