Bir Partizan’ın “çağın direnişi” günlüğü
Katliam ve soykırım bir gelenektir TC devletinde. Esasında Türk ideolojisinin zorla kabul edilmesi için TC tarafından uygulanan en etkili yöntemdir. Tıpkı 1915 Ermeni Soykırımı, 1927 Koçgiri, 1938 Dersim Katliamı; 1980 Askeri Faşist Cunta Darbesi; 90’lardaki faili meçhuller.... Bugün de özgürleştirilmiş Rojava topraklarında, TC yine bir işgal, imha ve katliam pratiğine girişiyor. Komünist önder Kaypakkaya yoldaşın ve enternasyonalizmin öğretisiyle; faşist TC ordusuna ve onun işbirlikçi çetelerine karşı mevzilendik. Çünkü biz söz verdik; İbrahim Kaypakkaya’yı nerede zulüm varsa orada yaşamaya ve yaşatmaya devam edeceğiz. Cephede yerini almış bir yoldaşımızın kaleminden:
31 Ocak 2018
Bugün bir Afrin sabahına daha uyandım. Kalabalıklar içinde yalnız olmak duygusunu hissediyorum bazen. Aklım geride kalan yoldaşlarda. Aynı ülkede olup yoldaşlardan bu kadar uzak olabilmek ne de kötü. Bazen insan ne yapacağını şaşırıyor. Savaş konusunda ne yapacağımı biliyorum. Bu konuda netim. Ama herkese herşeyi anlatamıyorsun. Dile getirmek kolay olmuyor işte bazı şeyleri. Ama ne hissetiğini ne düşündüğünü sen biliyorsun. Savaş ve direniş konusunda fikir birliğimiz var evet. Ancak duygusal olarak her insan başka yaşar fırtınalar içinde.
Bir evde kalıyoruz 2 gündür. Malum uçak saldırılarına karşı önlem. Henüz Afrin’i vurmadı uçaklar. 2 güne cepheye geçeceğiz sanki. Afrin diğer Rojava şehirlerine göre daha modern ve güzel. İnsanlarla çok sohbet etme fırsatım olmadı daha. Yaşam devam ediyor. Ama bir tedirginlik var tabii. Bu çok belli oluyor. Düşmanı kesinlikle mağlup etmemiz gerektiğine bir kez daha inandım. Ne olacak nereye gidecek biz ve bunca inanan insan? Onlar için kazanmak zorundayız.
Burada hava daha soğuk sanki. Daha yüksek olmasından kaynaklı galiba. Ama alışacağız. Herşeye alıştığımız gibi… Başka seçenek var mı? Ölüme alışıyor insan…. Aynı mevzide çarpıştığın yoldaşının ölümüne alıştığın gibi… Yoksa her ölümle yeniden mi doğuyor insan? Evet, bu doğru. Çünkü; “Ölüm, canlanan yaşamdır Kaypakkayalarda.”
2 Şubat 2018
Bugün 2 Şubat. Dersim’de beş kardelenimizi kaybettiğimiz gün. Hüzün ve öfke duygularım biri birine karışıyor. Dersim şu an beyaza bürünmüştür, soğuktur hem de çok soğuk; fakat bu soğukta dağlarda savaşan yoldaşlarımı düşündükçe içim ısınıyor.
Bugün öğleden sonra cepheye geldik 4 kişi. Sonradan 1 MLKP’li (Şehit Özgür) arkadaş daha dahil oldu. Şu an tepenin kenarında bir köydeyiz. Düşman arada obüs atıyor. Aramızda köylüler de var.
Rakka’dan sonra ilk kez cepheye geldim. Efrin’e kadar hep DAİŞ’e karşı savaştım. İlk defa TC ordusuyla doğrudan savaşacağım. Biraz heyecanlıyım. Eskiden teknik bizden yanaydı. Şimdi tekniğe karşı savaşıyoruz. Biliyorum karşımızdaki düşman çetin ve zorlu. ÖSO’ yu saymıyorum tabii. Onları böcek gibi görüyorum. Dikkat edersek aksi bir durum olmaz. Biraz da şans var işin içinde tabii. Düşman ne kadar güçlü olursa olsun ne için savaştığının bilincindeysen bütün zorlukların üstesinden gelebilirsin. Öfkemi bilincimle yönetip, namluyu düşmana yöneltiyorum. Kendim dışında 4 arkadaşın sorumluluğu var ayrıca. Başaracağımıza inanıyorum. Bir aksilik olmayacak. Kendimize güvenimiz tam. Bir çatışma lazım bana burada. Sonrası tamamdır. Bugün telefonda Arnos yoldaş ile konuştum. LY yoldaş ve diğer arkadaşlar iyiymiş. Bir sıkıntı da yokmuş. Bu iyi bir moral oldu bana. Aklım onlarda haliyle.
Şu an mangada oturuyoruz, hava da soğuk. Bu cephenin komutanı Heval Şervan’la tanıştık. Saatlerdir bizle oturuyor. Esprili, iyi bir arkadaş. Ama biraz kilolu. Hareketi bekliyoruz. Bakalım nasıl olacak? Kendimizi iyi hissediyoruz, çay içeceğiz birazdan. Bundan sonra hergün yazarım galiba.
3 Şubat 2018
Durumumuz çok iyi. Sabah uyandık. Gece bir yere gitmedik. Arkadaşlar büyük bir tepeyi gerilla tarzı ile tutacağımızı ve eylem inisiyatifinin bizde olduğunu söylediler. 2 arkadaş başka bir tepeye, 3 arkadaş başka bir tepeye gideceğiz. 40 dakikalık yürüme mesafesi vardı. Ayrıca yüksek bir tepe. Tepeye çıkarken gerilla tarzında ilerleyeceğimizi düşündükçe heyecanlandım. Çok da mutlu oldum. Tepeye çıkarken karşıdan iki arkadaş geldi. Onlar bizi çıkaracaktı. İki arkadaş da tanıdık çıktı. Biraz konuştuktan sonra tepeye çıktık. Hayli yüksek bir tepeydi. 10 gibi tepeye vardık. Arkadaşlar alanı tanıttılar bize. Düşmanın bulunduğu köyleri ve bildikleri kadarıyla mevzilerini gösterdiler ve biz de alanı tanımaya çalışıyorduk. Düşmana biraz yaklaşıp, dürbünle daha iyi izledik. Bu arada düşman fazlasıyla obüs atmakta.
Keşif yaparken Amanos’u gördüm. Bu nasıl bir güzellik? Kocaman bir dağ. Beni, büyüleyecek derecede etkiledi doğrusu. Bizden daha önce tepede kalan arkadaşlar gitti. Geceleyin ilk eylemimizi yapacaktık. Arkadaşlara haber verdik. Çok heyecanlıydım. Hayatımda ilk defa gerilla tarzı bir eylem yapacaktık. Geçici olarak kalacağımız yeri kamufle edip bir şeyler yedik. Kendimize kalmak için bir kaç yer ayarlamıştık. Tulum, şemsiye ve matimiz vardı; biraz erzak, su ve sigara. Gece biraz soğuk olacak gibi. Arnos yoldaşla konuştum tekrar. Yoldaşlar iyilerdi. Şimdi, bugünlük son sigaramı içiyorum bunları yazarken. Artık diğer sigarayı yarına içeceğim. Gece ısı vereceği için içmiyoruz.
Bakalım, ilk gerilla gecem, ilk eylemim nasıl gececek? Öğrendikçe daha fazla uyum sağlayacağıma inanıyorum. Şu an alışma sürecindeyim. Yerim çok iyi değil. Ondan biraz bozuk yazıyorum. Burde geçireceğim her dakika bile benim için çok önemli. Partimiz ve yoldaşlar için de öyle. Büyük bir deneyim olacak. LY ve Arnos yoldaşın defterime yazmış oldukları notu tekrar okudum. Okudukça güç kazanıyorum.
4 Şubat Sabahı
Bugün durumumuz çok iyi. Gece düşmana sızma yapıp vurduk. Gece 11 gibi tepenin en yüksek kısmına geçip asağıya doğru indik. İnerken termalle izliyoruz etrafı. Düşmanın 2 mevzisi vardı. Şehit Bayram Ali’de M 16, Şehit Özgür’de BKC, bende de kleş vardı. Ağaçların arasından üstümüzü başımızı çize çize indik. Çok yavaş ve sessiz gitmeye özen gösteriyorduk. En ufak bir ses bile canımızı cok sıkıyordu. Süründüğümüz anlar da oldu. Kan ter içinde kalmıştık. Düşmana tahminen 60 metre kadar mesafe kaldı. İlk defa eylem yapacağımız için daha fazla yaklaşmak istemedik. Düşmanın sesi geliyordu uzaktan. Arapça konuşuyorlardı ve rahat hareket ediyorlardı. Arada ışık yakıyorlardı. Önce 1 saate yakın izledik. Bayram Ali’yi bir 10 metre sol çapraza gönderdim. Özgürü de sağ çapraza. Ben de ortada kaldım. Biraz öne çıktım. Az çok yerlerini öğrenmiştik zaten. Sonra ilk vuruşu başlattım. Düşman da karşılık vermeye başladı belli bir süre sonra. İlk vuruşlar isabetliydi. Düşman rastgele tarıyordu. Uzaktan rastgele doçka atmaya başladılar ama çok yukarıdan gidiyordu. Zaten ilk 1 dakikadan sonra bağırma sesleri geldi. Arada inleme sesi de geliyordu. Korkmuşlardı ve onları vurmuştuk. Durup hızlıca termalden baktım kaçıyorlardı.
Daha da vurmaya başladık. Diğer arkadaşlara da devam edin dedim. Sonra karşılık kesildi biz de durduk. Kontrollü düşmanın üzerine gittik Özgür’le. Yakınlaşınca el bombası atıp taramaya başladık. Termalden baktım tekrar. Hareket yoktu. 2 tane yaralıları vardı. Ses çıkarıyorlardı. Onları da vurduk sonra. Üzerlerindeki 2 cihazı aldık. Biraz bakındım karanlıktı çok mühimmat gözükmüyordu. 9 tane cenaze vardı. Daha fazla olabilir çok emin değildim. Çünkü kaçanlardan da vurmuştuk muhtemelen. Sonra hemen geri koşmaya başladık. Koşarken kafamızı eğiyorduk. Obüs yağmaya basladı. Doçka da atıyorlardı ama biz uzaklaşmıştık biraz. Tabii koşarken herkes en az birer defa düştü. Karanlıktı ve ağaçlar vardı. Hepimiz nefes nefeseydik.
Şehit Bayram Ali “nasil vurduk dayi yav” diye bağırıyordu. Yaklaşık 8 dakika boyunca vurduk. 5 dakika demiştik oysaki. İnsan kendini kaybediyor o an ama bir dahaki sefere daha kısa tutacaktık. Düşman obüs yağdırıyordu. Araziye rastgele doçka atıyorlardı. Sağ kalıp kaçanlar gidince tahmini alanı gösterdiler galiba. A4 de atıyorlardı. Kalacağımız alana varmadan bir yerde durduk. 2 saat bekledik. Obüs daha seyrek atılmaya başlanınca kalacağımız yere gittik. Normalde gece sigara içmiyorduk ama bu durumun üzerine kesin içmemiz gerekiyor dedik ve içtik. Çok mutluydum. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Yoldaşlara bunu anlatmayı sabırsızlıkla bekliyorum. Her gün yeni bir şeyler yaşayıp öğrenmek çok güzel.
Bu arada çok yakın mesafeden insan öldürmek çok güzel bir duygu degil kesinlikle. Ama öldürmek ve ölmek zorundayız. Ne ölümü yüceltiyor ne de öldürdüklerimizi aşağılıyoruz. Altınçağ’a ulaşmak için bunu yapmak zorundayız.
4 Şubat Akşamüstü
Dün gecenin etkisindeyiz hala. Hava sahası kapalı. Bu bizim işimize geliyor. Yine de tedbirli; ama daha rahat hareket ediyoruz. Hava sahasının kapalı olmasından kaynaklı düşman yoğun olarak obüs atıyor. Yakınımıza düştü iki tanesi. Ama birşey olmadı. Obüsün büyük metal parçaları var. Pervane sesi çıkıyor üzerimizden geçtiği zaman. Birşeyler yiyip harekete geçmemiz gerekiyordu. Bu zamanların değerini bilmek lazım. Ne kadar vursak iyidir. Bu kez farklı bir yere keşif yaptık. Düşman nereye vursak o alana daha dikkat edecekti. Dünkü alanı tercih etmeyecektik. Gerçi dünkü yerde düşmanın kaldığını sanmıyorum ve bu kez beklemedikleri bir zamanda, gündüz vurmaya karar vermiştik; ama gündüz çok fazla yakınlaşamayacaktık. Geri çekilmemiz zor ve kayıpla sonuçlanabilirdi. Bugün yanımıza iki arkadaş gelmişti. Biri yerel, diğeri kadroydu. İki arkadaş da Arap’tı. Kadro olan iyi Kürtçe biliyordu. Telefondan sürekli Feyruz açıyorlardı. Güzel sesi vardı Feyruz’un.
Keşfimizi yaptık. Düşman bir mezradaydı. Görünene göre iki eve girip çıkıyorlardı. Açıkta çok fazla hareket ediyorlardı. Aptallık olsa gerek. Ağaçların daha sık olduğu bir yerden saldıracaktık. Bu kez beş kişi gittik. İki arkadaşı biraz daha geride bırakacaktık. 200 metreye yakın bir mesafeye yaklaştık. 2 arkadaşı oraya bıraktık. Onlar savunma pozisyonunda kalacaklardı. Biz biraz daha ilerledik. Biraz mesafe açıp yayıldık. Birkaç tanesi dışarda dolaşıyordu. Önce açıktaki düşmanları vuracaktık. Onları vurduktan sonra biswing atacaktık eve. Dışarıdakilerden 3 tanesini duüşürdük. Diğerleri evlerin arkasına kaçtılar. Sonra 2 tane üst üste biswing attık. Düşman yine taramaya başladı bizi. Ama bazı mermiler tam isabetliydi. Türk askerleri olabilir. Üzerimize geliyordu. Biz de onların attıkları yere karşılık vermeye başladık. Çatıya çıktı iki tanesi. Sanki biswing atacaklardı. Onlardan birini düşürdük. Diğeri de kaçtı. Evler arası koşturdular birkaç kere. Ne yaptıklarını tam anlayamadık. Onlara da atmaya başladık. Çatışma esnasında sağ-sol, ileri-geri yapıyorduk yerlerimiz çok deşifre olmasın diye. Ama yine de anlaşılıyordu. Biswing attılar 5 metre sağımda patladı galiba. Kayalardan kaynaklı gelmedi parça. Kayalar mevzilerimizdi zaten. Tekbir çekmeye başladılar. Biz hala devam ediyorduk. Arada pencerelerden de atıyorlardı. İsabetli atınca oraya tekrar kullanmıyorlardı.
6-7 dakika sonra kademeli, bir bir geri çekilmeye başladık. Geri çekilme işin en zor kısmı olsa gerek. Yüksek bir yere konumlanıp onları izlemeye başladık. Çok hareket etmek istemiyorduk, obüs yağıyordu. Yine A4 ve doçka kullanıyorlardı. Saat 3 gibi daha hızlı hareket ederek ölü ve yaralılarını çıkardılar. Panzer geldi iki tane. Bizim vurduğumuz yere gece bakacaklardı sanki. Yaralı ve ölü görebildigimiz 8 taneydi. Başka var mı bilemiyorum. 4 gibi yerimize geri döndük. Birşeyler yedik ve yazmaya başladım. Yoldaşlarla konuştum. Durumları iyiymiş. Aklım hep onlarda. Uzun ve soğuk bir gece gece olacak. Yağmur da yağabilir sanki. Bu gece biz de alanımızı kontrol edeceğiz. Sızma yapabilirler.
5 Şubat
Bugün düşmanın hareketliliği vardı köyün içinde. Düşman sızma yapıp yanımızdaki tepeye yaklaşmıştı. Tepedeki arkadaşlar farketmemis, bizden destek istediler. Tepenin aşağısına hakim bir yere geçip düşmanı vurmaya başladık. Mesafeden kaynaklı bize yakın duran 4 tanesini vurduk. Diğerleri geldikleri köye kaçmaya başladılar. Aynı zamanda tepedeki arkadaşlar da vurmaya başladı. Onlar da vurunca düşman perişan bir hale geldi. Öğlen tekrar keşif yapıp tekrar vurmaya karar verdik. Cephane sıkıntımız yoktu. Hevaller istedikçe fazlasıyla gönderiyorlardı. Kurye arkadaşlar erzak ve cephaneyi eşekle ya da motorla taşıyıp posta kutusuna kadar bırakıyorlardı. Bu kez düşman hareketliliği olan büyük köyü vurmaya karar vermiştik. Ama oraya çok fazla yakınlaşamazdık. Çünkü çıkmamız çok zor olurdu. Orda ağır silahlar vardı. Oraya ancak operasyon yapılabilirdi. Ama buna rağmen vurmayı deneyecektik. Pratikten teoriye yani. 300 metre mesafeye kadar yakınlaştık. Üst üste 2 tane biswing atıp, BKC ile kesintisiz vurduk birkaç yeri. 2 kişiyi kesin vurmuştuk. Diğerlerini bilemiyoruz. Zaten herşey 1 dakikaya yakın sürdü ve biz çok hızlıca geri çekildik. Yerimize geldikten sonra hava kararana kadar dinlendik. Geceleyin, ne olur bilemeyiz artık.
6 Şubat
Düşman geceleyin yandaki tepeye tekrar sızma girişiminde bulundu. O tepeden ne istiyorlar hala anlamış değiliz doğrusu. Arkadaşlar geceleyin telefonla bize haber verdiler. Düşmanı mutlaka vurmamız gerektiğini söylediler. Geceleyin arkadaşların tarifi üzerine söyledikleri alana yaklaştık. Tabi termali kullanarak ilerliyorduk. Düşman sızma yaptığı için farkettiğimiz ilk anda onları mesafeye bakmadan vuracaktık. Gece olmasından kaynaklı ağır ilerliyorduk. Çünkü pusuya düşebilirdik. Etrafı iyi kontrol ediyorduk….
7 Şubat sabahı
Dün gece bulunduğumuz Cela alanında 16 arkadaş şehit düştü.
…
Nerden mi buldum bunu? Bilmiyorum tam olarak. İnsan birçok şeyi düşünüyor. Karşıtlarını da düşünüyor aynı zamanda. Doğal olarak düşünceler yaşamda; ya karşılık buluyor ya da boşa çıkıyor. Ölüm ve yaşam. Ölüm kolay. Yaşamak ve yaşatmaktır esas zor olan. Kolaya gidersem (ölüme) aklım arkada bıraktıklarımda kalacak. Ölümden korkmuyorum, ama ölüm herşeyin sonlanmasıdır. Bundan, “Ölümden ötesi mi var?” diyor insanlar. Ne zaman öleceğim ben acaba? Kimse bilemez. Ama bazen, “Yeterince yaşadım galiba” diyorum. Bazen gerçekten fazladan yaşıyoruz gibi ya da bedavadan. Herkes bu yaşamda birşeylerden korkar. Ben kendimden değil etrafımdakileri kaybetmekten korkuyorum. Bu korku çok fazla bende… Bu kadar korkmam bağlılıktan geliyor olsa gerek. Bu aralar fazlasıyla öfke doluyum. Düşmanın üzerine gidip intikam almalıyım. Öfkem dinmiyor. Öldürdükçe öldüresim mi geliyor acaba? Ama hata yapmamalıyım. Benim hatam herkesin sonu olabilir. Sorumluluk gerçekten zor bir iş. Savaşçı olmak daha kolay. Zoru seçtim ben.
Bunu hep yapacağım. Mesele zoru seçmekte zaten ve zor olanı tutkuyla, bilinçle sevmekte. Ben mücadelemi ve yoldaşlarımı seviyorum. Güzel olan da bu değil midir? Hayattaki bir çok şeyi biz seçiyoruz. Bazı seçimlerimiz zorunlu oluyor tabii. Pişman olmaya hakkım yok yani. Bu tepede olmak yerine evde de olabilirdim. Bunu ben seçtim. Yaşam bize hergün doğru yanlış birşeyler öğretiyor, öğreniyoruz. Ne güzel birşey öğrenmek. Sigarayı az içmem gerektiğini de öğrendim burda. Nerden çıktı bu sigara meselesi şimdi? Yazarken sigara içiyorum ondan herhalde. Peki bunları niye yazıyorum ben? Edebiyat yapma girişimi mi acaba bunlar? Operasyona gideceğiz bu gece. Belki bir şeyler ters gider. Ondan biraz da edebi yazayım dedim.
Bir Partizan
Son Haberler
Tüm Türkiye Diyarbakır Cezaevidir
Kürt işçilerine, halkına ve gençlerine saldırmak Türkiye’de normal hale getirilmiş. Kürtlere parya ve birçok ülkede görüldüğü gibi saldırılması gereken mülteciler olarak yaklaşılıyor. Amedli bir Kürt ile Yozgatlı bir Türk aynı görülmüyor. Bu ayrımcılığı da bizzat Türk devlet yöneticileri yapıyorlar. Kürtler, Aleviler ve başka kimlikten topluluklar bu ülkenin özgür ve eşit vatandaşları olarak görülmüyor. Ne anayasal ne yasal ne de toplumsal kültürde bu topluluklar eşit görülüyor. Bunu yaratan da Türk devlet politikalarıdır.
Kuşak, kuşak azalırken…(İsmail Cem Özkan )
78 kuşağı üzerine çok laf edilmeli, onların özverileri, ütopyaları, hayalleri, yaşayamadıkları gençlikleri, verilen görevi layığı ile yerine getirme telaşı, kaybettiği arkadaşının arkasında onun anısını yaşatma mücadelesi...
Bir de bugünden onlara bakış...
Rojava’nın geleceği (Mustafa Peköz)
Rojava’nın toplumsal bir örgütlenme modeli olarak ortaya çıkması ile küresel güçlerin Ortadoğu stratejisi arasında önemli bir bağ var. Bu durum doğru kavranılmazsa ve gerekli sonuçlar çıkartılmazsa bugünden geleceğe yönelik stratejinin başarılı bir şekilde uygulanması da oldukça zor olacaktır.
Rojava’yı Var Eden Sosyolojik-Politik Dinamikler
İsviçre mülteci entegre kampları: Ucuz iş gücü pazarı
İki yıla varan bir süredir İsviçre' de kamplarda yaşamaktayım. Bu süre içerisinde kendi isteğim dışında ( biri sürgün edildiğim deport kampı olmak üzere) toplam altı kampta kaldım.
Şunu net olarak gözlemlemiş oldum ki; kantonlar arası bir takım uygulama farklılıkları olmakla birlikte, tümünde sistem kesinlikle aynı temel mantıkla işliyor: Gerek ilk kamplarda ve gerekse de entegre kamplarında mülteciler ucuz iş gücü olarak görülmekte ve kullanılmaktadır.
Tüm kamplarda, kamp yönetimi alenen TAŞARONLUK yapmaktadır.
Devrimcilik Bir Merhalelik Değil Son Nefese Dek Olmalı!
Toplumsal gelişme ve üretim ilişkilerine bağı olarak değişen sınıflar mücadelesi, tarihin her döneminde değişik biçimlere bürünerek bugünlere kadar gelmiştir.
İlk sınıflı toplum olan köleci toplumda köle sahipleriyle köleler arasındaki başlayan sınıf çatışması, sırasıyla feodal toprak ağalarıyla yoksul köylüler; kapitalist toplumda burjuvazi ile proletarya ve sınıfsız topluma geçmenin alt aşaması olan demokratik halk diktatörlüğü ya da sosyalist sistemde de eskiyle yeninin kıyasıya mücadelesi bu başlıca sınıf çatışmalarının öne çıkan göstergeleridir.
Kendini Aldatma Sanatı ( Emre Erdal)
Sanat gibi incelik ve üstün yaratıcılık gerektiren saygın bir etkinliğin, aldanma/aldatılma ve kendini kandırma gibi hiç de güzel şeyler çağrıştırmayan zihni tasarım ve edimlerle ne ilgisi var denilse yeridir. Öyle ya, toplumsal yaşamın, insan ruhunun bütün labirentlerine destursuz dalan, sorgulayan sanatın kendini ya da dışındakileri aldatma gibi misyonlarla ne işi olabilirdi?
İleri!.. Daha ileri!!! (Orhan Ünal)
Haklarını almak için gittikleri Ankara yürüyüşü dönüşü geçirdikleri trafik kazasında yaşamlarını yitiren Tahir Çetin ve Ali Faik İnter emek mücadelemizin günümüzdeki sembolleri oldular. Onların adları unutulmayacaktır. Bağımsız Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Tahir Çetin’in ve babasının alamadığı ve oğluna mücadelesini “miras” bıraktığı tazminatı için yılmadan mücadele eden Ali Faik’in mücadele hayatları yol göstericidir.
Peker’in İtiraflarının İşaret Ettiği Gerçek: Mafya, Uyuşturucu ve Kara Para Devleti!
Faşist mafya lideri Sedat Peker, çıtayı düşürse de itiraflarına devam ediyor. R.T. Erdoğan’la helalleşeceğine yönelik son video sonrası itiraflarına ara veren Sedat Peker, bir süre sonra İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu hedefine alarak açıklamalarını sürdürdü.
Avrupa’da Alevi hareketinin çıkmazı….
Alevi toplumuna dönük bütün çirkef saldırı ve katliamların ardında her zaman siyasi bir zemin oluşturulmuştur. Toplumun en kırılgan ve toplumsal çelişkinin en hassas noktasından birini oluşturması açısından da önemlidir.
Bir halkın iftiharı: Mehmet Hayri Durmuş
Yakın tarihimize göz attığımızda, önemli birçok olayla karşılaşırız. Bunlardan biri de 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişi'dir.
14 Temmuz 1789'da Paris halkı krallığın zulüm merkezine dönüşen Bastille Hapishanesi'ni basarak baskıya ve zulme karşı nasıl ayaklandıysa 14 Temmuz 1982 günü Amed Zindanı'nda Büyük Ölüm Orucu Direnişi'ni başlatan devrimciler de kimliksiz, kültürsüz ve inançsız yaşanmayacağını göstererek büyük bir direnişin öncülüğünü yaptı ve Kürt halkına büyük bir miras bıraktılar.
14 Temmuz yürüyüşü (Nubar OZANYAN )
Kuşlar nasıl ki dostlarında yankı bulsun diye ötüyorsa 14 Temmuz Ölüm Orucu direnişçileri de açlık yiyerek uyuyan bir halkın yüreğine seslendiler.
14 Temmuz’a sadece bir özgürlük eylemi ve onur direnişi olarak bakılamaz. Köleleştirilmek istenen bir halkın aydınlatılma, eğitilme ve ayağa kaldırılma eylemidir; karanlık koridorlarda, kör hücrelerde sessizliği parçalayarak herkesi özgürlüğe çağıran bir direniş davetidir. Düşenlerin yeniden ayağa kalkması, ürkenlerin cesaretlenmesi için çalınan uyanış çanıdır.