Pazartesi Ekim 19, 2026

Bir kadın Partizan’ın kaleminden: RAKKA’dan notlar...

Bu defteri elime tam 1 Temmuz günü aldım. Rakka hamlesi başlamadan önce Mehmet yoldaşla bir sohbet vesilesiyle yazıyorum yazacaklarımı.

Enternasyonal taburun Rakka Günlükleri diye bir proje oluşmuştu kafamızda. Rojava’nın en zorlu, en güzel, en anlamlı zamanlarını yaşayan birçok yoldaşımız var. Ancak ne yazık ki yazmıyorlar, yazmıyoruz. Taburda hemen hemen tüm yoldaşlarımız Sur Günlüklerini okumuş, herkes çok etkilenmişti. Sur’daki arkadaşlar da bizim gibi olsalardı,  o tarihe not düşen direnişi bilmeyecektik. Genelde insanlar içinde olduğu durumu çok idrak edemezler. Durup dışardan bakmak ya da üzerinden çok zaman geçmesini beklemek gerekir. Burada önemli olan bulunduğun durumu anlamak, anlamlandırmak ve anlatmak gerektiğini kavramaktır.

Taburumuz, Rakka hamlesinin Tabka kısmı dışında tüm sürecine dahil oldu. Şimdi Rakka şehir merkezinin tamamının özgürleştirilmesi aşamasındayız. Rakka’ya dair bir sınır tartışması asla yürütmeyeceğim. Rakka, Rojava sınırlarına dahil değil gibi tartışmalar. Çünkü faşizmle mücadele asla sınır tanımaz.

Ben tabura hamlede bir yoldaşımız yaralandıktan sonra geldim.

Taburda 3 saldırı kolu hazırladık. Kollar 5 ile 8 kişi arasında ihtiyaca göre değişkenlik gösteriyor. Her saldırı kolunda bir BKC’ci, bir RPG’ci bulunuyor. Kolları (grupları) hazırladık. Kol komutanları Bilhak, Cudi yoldaş ve bendim. Hamle koordinesinden arkadaşlar, ilk etapta sadece bir kol istedi. Tabii durum böyle olunca kol komutanları arasında hummalı tartışmalar başladı. Bazen bu tartışmaların askeri hiçbir yanı olmuyor. Çünkü zaten tüm gruplar operasyonlar için hazır durumda. Geriye birbirimizi ikna etme çabaları kalıyor ki bu çabalar bir çatışmadan daha zor ve taktik yetenek istiyor. Bilhak Yoldaşla görevlerimiz dışında da çok yakın dost olduğumuz için daha zor. Çünkü onda müthiş bir anaçlık, koruma duygusu hakim. Onunla ne zaman bu şekilde karşı karşıya geldiysek, her zaman o baskın çıktı. Bu seferde ilk operasyon grubu onlar oldu. Onların grubu gittikleri ilk gün çatışmaya girdi. Yaklaşık 1 km ilerleme olacaktı. Haritadan operasyona gidecekleri alana baktık, çok büyük bir alandı. Baktım sonra operasyonları koordine eden arkadaşa, “Heval emin misin, 1 gecelik operasyon için uzun bir mesafe” dedim. Heval, “Tamam o zaman siz 500 metre ilerleyin” dedi.

Biz de gülmeye başladık. Pazarlık mı yapmalıydık. Ne 500’ü ne 1 km’si arkadaşlar o gün 100 metre bile ilerleyemedi arkadaşlar. Bizim yoldaşların bölgesinde çıktı çatışma. Diğer grupların bölgeleri sakindi. 

Saldırı grupları her 50 metre ya da 100 metrede bir arkadan gelen savunma grubuna tuttukları noktaları devrettikten sonra ilerlemeye devam ediyor. Yani saldırı kolu, savunmasını ala ala ilerliyor. Bilhak yoldaşlar geçici olarak tuttukları noktada çembere girmiş, saatlerce çatışma sürmüştü. Koordine, arkadaşların noktadan çıkmasını istemiş, yoldaşlar mümkün olmadığını söylemişlerdi. Bu çatışmada 1 YPJ’li arkadaş şehit düştü.

Çatışma sırasında Devrim yoldaş, Çiyager yoldaşı mermilerden korumak için üzerine atlamış, bu sırada Çiyager arkadaşın ayağı ezilmişti. Kendi söylemiyle “Devrim gazisi” olmuştu. Yürümekte zorlanan Çiyager yoldaş çatışmadan sonraki gün bizim yanımıza geldi, onu benim koluma dahil ettik. Düşman çemberi içinde kalan saldırı kolumuz uçakların vurmasının ardından etraf toz dumanken hızlıca geri çekilmişlerdi.

Büyük hayallerle ön cepheye giden Çiyager Yoldaş, girdiği ilk çatışmadaki talihsizliğin ardından geri dönmüş, esprilerin bir numaralı ismi olmuştu. Çetenin yapamadığını Devrim yoldaş yapmış, Çiyager yoldaş, bir süre Devrim gazisi olarak ismi çağrılmıştı.

Ben de şakayla “Devrim yoldaş bu yaptığıyla şehit düşseydi kahraman olacaktı, yoldaşa birşey olmadı diye günah keçisi yaptık” dedim.

İkinci saldırı kolu bizim kolumuzdu. Çiyager yoldaşa eğer 4-5 gün içerisinde iyileşmezse onu geride bırakacağımı söyledim.

“Ya yoldaş kesin iyileşirim. Eğer iyileşmezsem bizim koldaki bütün arkadaşları yaralarım bensiz hiçbir yere gidemezsiniz. Yattığınız yere mayın koyarım, ne bileyim yemeğinize zehir koyarım ben olmadan gidemezsiniz” diyordu. O gün hastaneye gönderdik, doktor 3 hafta sürer iyileşmesi dedi. Taburumuzun moral kaynağı kadın yoldaşların gözdesi, yaşı oldukça genç yoldaşımızı karargaha uğurladık.

3 Temmuz; grubumuz Rakka şehir merkezine girebildi sonunda. Panzerlerle giriş çıkışların sağlandığı şehir merkezine biz de panzerle girdik. Akşam üzeri geldik noktamıza. Mevzi yapmadık bugün. En azından olası sızma ihtimaline karşılık noktanın yakın yerlerine ses çıkartacak malzemeler koyduk. Bir yere boş pet şişeleri, bir yere cam kırıkları koyduk. Bizi en çok zorlayan havanın sıcak olması. Gece herkes çatıda yatamaz. Çatıda sadece mevzilenecek arkadaşlar yatabildi. Diğer yoldaşlar aşağıda mevzilenecekleri için evin içerisinde yatmak zorunda kaldılar. Sıcaktan uyuyamadılar tabii, bir çözüm bulmalıyız.

Çeteler son dönemlerde uçurdukları küçük keşik uçaklarına (drone) bomba yerleştirerek noktalara bomba bırakıyor. Çok başarılı sayılmaz. Ama psikolojik olarak etkisi olduğunu söylemeliyim. Çatıda 5, içeride 3 kişi uyuyoruz. Olası bir saldırıda herkesin aynı yerde olmaması önemli, ayrıca çatının duvarları priketten yapılmış, çok rahat mermi geçirebilir.

Akşam karanlık olduktan sonra ışık yakma yasağı getirdik. Bugünlerde ay ışığı var, etraf gündüz gibi aydınlık, bu durum nöbetlerde oldukça kolaylaştırıcı.

Koalisyon uçakları da oldukça yoğun vuruyor. Operasyonlar gece oluyor. Rojava savaşında bir dönem gece operasyonları yapılmıyordu, mayın ihtimaline karşılık ama artık bütün operasyonlar gece yapılıyor. Çünkü gündüz çeteler suikast kullanıyor. Noktaya geldiğimizin ertesi günü akşam karanlık çöktüğünde mevzi çalışmasına başladık. Öncelikle mevzi için çok sayıda yastık kılıfı bulduk. Toprağı da çetelerin öncesinde hemen hemen tüm sokaklara yaptığı hendeklerden çıkan toprağı kulladık. Her şeyin ikili yönü var, bunu savaşta daha fazla görebiliyorum. Bir şey senin aleyhinde iken nasıl lehine dönüşebiliyor ya da tam tersi olabiliyor. Çetelerin bize karşı yaptığı hendekleri bugün biz onlara karşı kullanıyoruz. Bazen en avantajlı, en güvenilir dediğimiz mevziler kullanılamaz hale gelebiliyor. Ya da öncesinde hiç düşünmediğin bir alan çatışma sırasında bir kale gibi olabiliyor.

Suikasta karşılık mevzilerimizi akşam yapıyoruz. Gündüz nöbetlerini de çatıda değil, ara katta tutuyoruz. Gündüz çatıya hemen hemen hiç çıkmıyoruz. Ayrıca çeteler gündüz yoğun biçimde havan atıyor. Henüz isabet ettiremediler, ama yaklaştılar. Havan tehlikesine karşı 2 katlı evleri nokta olarak tutmak daha faydalı.

Yalnızca gündüz için kullanacağımız bir jeneratör ayarladık. Sabah çalıştırıp akşam kapatıyoruz. Telsiz ve tabletleri şarj ediyoruz. Ayrıca -benim için en önemlisi- soğuk su ihtiyacımızı karşılıyoruz.

RPG’ci (Roketatarcı) İvan yoldaş, çatıda bir mevzi yaptı kendisine. Roketi yere uzanır pozisyonda atmak için duvarı çekiçle kırdı. Mevzi tamamlandıkdan sonra –bize göre Rojava’nın en iyi mevzisiydi- açtığı mevziden sadece diğer çatının üzerindeki su tankeri görülebiliyordu. Günlerce dilimizden kurtulamadı tabi.

Gece uzun süren nöbet saatlerinde en keyifli iş, cephedeki telsiz konuşmalarını dinlemek,  ardından sabah kahvaltıda bu konuşmaları yoldaşlara anlatıp gülmekti.

Bir heval, telsizle koordineden bir arkadaşa bağlanıyor.

-“Heval, şu noktaya öğleden beridir ulaşamıyoruz. Bir de sen bağlan.”

-“O noktanın 60 metre yanında bir nokta var. Nasıl ulaşamıyorsunuz. Bırakın telsizi, kapıdan çıkıp bağırın ulaşırsınız.”

Başka bir telsiz konuşması,

-“Heval şu nokta yerini bırakmış, geriye gelmiş.”

-“Ma heval çawa çebu (nasıl oldu), o tarafta bırak çeteyi bir tavuk bile yok.”

Grubumuzda anarşist ve sosyalistlerden 4 Enternasyonal, 4 de Türkiyeli devrimci varız. Şehre gelmeden önce grupları oluşturduktan sonra bir de baktım, birbirimizle anlaşacağımız biraz Türkçe, biraz Kürtçe, biraz da İngilizcemizle çok özgün bir grup olacağız Rakka’da demiştim.

10 Temmuz, bugün operasyona çıktık. Şehirde ilerlerken evler tek tek kontrol edilmiyor. Sokağı kontrol ediyorsun, sonra mevzileneceğin evi kontrol ediyorsun, bir süre kaldıktan sonra bu şekilde ilerlemeye devam ediyorsun. Çünkü çeteler yoğun biçimde mayınlama yaptıkları için hele bir de gece karanlığında tek tek evlere girmek büyük risk. Bizim çıktığımız operasyon, kurtarılmış ama kontrol edilmemiş sanayi bölgesini temizlemekti. Arkadaşlar çok yoğun mayın olduğu bilgisini verdiler. Onun için kapısı kilitli olan evlere girmemeye çalıştık. Şüpheli bir yere fitilli bomba attık. (Mayın varsa mayını patlatsın diye atıyoruz). İçerde mayın varmış, mayın patladı.

Bir tünel bulduk, tünelin nereye çıktığına dair bir fikrimiz yok. Normalde arkadaşlar tünel bulduklarında içerisinde büyük tekerlekler yakıyor. Biz de tünelin içinde çete olma ihtimaline karşılık bomba attık. Tüneller bulunduktan sonra genelde iş makinaları gelip toprakla kapatıyorlar. Çünkü çeteler saldırılarını daha çok tünelleri kullanarak yapıyor.

Girdiğimiz birçok evde evler yanmış durumdaydı. Çeteler uçaklar kendilerini görmesin diye, evlerin içinde lastikler yakıyor. Kara bir duman bir süre gökyüzünü kaplıyor, bu arada çeteler rahatlıkla hareket edebiliyor.

Operasyon sırasında bomba yüklü bir araba bulduk. Çete bırakıp kaçmış. Sabotajcıları çağırdık, geldiler aracı imha ettiler.

12 Temmuz, bugün de operasyona çıktık, ama kayda değer bir şey çıkmadı. 

46500

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Son Haberler

Partizan'dan

TC ve KDP’den sınır ötesi değil sınır içi operasyon

Ülkenin merkezi gündemi haline gelen ve tekrarlanan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) seçimleri, 23 Haziran günü sona ermiş olsa da sosyal ve ekonomik alandaki etkileri ile tartışılmaya devam ediyor. “Her şeyin güzel olacağına” dair sloganlarla E. İmamoğlu “kurtarıcı” ilan edilmiştir/edilmektedir. Bu durumun kitleler nezdinde, kendi içinde anlaşılır sebepleri olduğunun altını çizmek yerinde olur, zira 17 yıllık iktidarı ile AKP artık çürümüşlüğün, baskının, yozlaşmanın ve faşizmin bir numaralı adresi haline dönüşmüştür.

Her Şey Sosyalizmle Güzel Olacak!

İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı (İBB) seçimlerini muhalefetin büyük bir oy farkıyla kazanması, faşist iktidarın siyasal krizinin derinleşmesinde daha da büyütücü bir rol oynadı.

İmralı’nın mesajı ne anlama geliyor: M. Ender Öndeş

Uzun yıllar özgür basın geleneğinde çalışmış biri olarak sanırım şunları söyleyebilirim: Kürt hareketi, ilk dönemlerinde daha yalın bir yapı olsa da, özellikle 2000’lerden sonra alanlar (kadın, gençlik, silahlı güçler, siyaset, vb.) esasına göre işbölümüne yönelmiştir ve bu alanlar arasındaki ilişki uzun süredir artık düz emir-komuta ilişkileri değildir.

Madımak'tan Mercana,Koray'dan Dursun'a-33ler'den 17 'lere

Biri henüz 11 yaşında, Pir Sultan Abdal’ın elinde dünyanın en güçlü direnç, bilinç ve isyan silahına dönüşmüş Bağlamasına, Semaha ve Türkülere sevdalı, 2 Temmuz 1993’te Madımaktaki 33'lerin en küçüğü Koray Kaya…

Diğeri yüzyıllardır özgürlük meşalelerinin yandığı, sefer edilip zafer elde edilemeyen Jar-u Diyar'a, Kaypakkaya’nın destanlaştığı Munzurlara, Zel Dağına, özgürlüğün diyarına giden, 17 Haziran 2005 Mercan Dağlarında kimyasal silahlarla katledilen 17'lerin en küçüğü Dursun Turgut..

mavrithalassa.com adlı sitenin Zinoyev-Topal Osman ''mektupları''na cevabımız

Doğruya Bakarken Eğriyi Görmek Ya Da Eğriye Bakarken Doğruyu Görmek

''Muhalefetin ( Zinovyev, Radek, Trocki ) en büyük hatası, Türkiye ve Çin arasındaki bütün bu farkları göremeyişinde, Kemalist devrimi toprak devrimi ile karıştırmasında ve hepsini ayırmadan bir sepete atmasındadır.'' Stalin

İlk önce şunu aklınızda iyi tutun;
RUSYA'DA İÇ SAVAŞ
7 Kas 1917 – 25 Eki 1922

Bir direniş destanı: Cezayirli Cemile

Cezayir, Kuzey Afrika coğrafyasında emperyalizme karşı belki de en çetin direniş dönemlerini yaşayan ülkelerin başında gelir. Anti-emperyalist direniş geleneğinin yanı sıra Marksist düşüncenin de Kuzey Afrika’ya yayılmasında önemli yerde duran Cezayir, emperyalizme karşı direniş geleneğinin Ortadoğu’da aldığı dini biçimler açısından kendisini ortaya koymuştur. Cihad algısı ile donatılmış bu anti-emperyalist direniş inancını ve ideolojisini büyük oranda İslamiyet’ten alıyordu.

Sedat Peker ve Cavit Özkaya: Yakın tarihin bir resmi: Hakkı Özdal

Malum işlerle iştigal eden Sedat Peker isimli şahıs, bayramın birinci günü İstanbul Karacaahmet Mezarlığı’nda eski arkadaşlarının mezarlarını ziyaret ettikten sonra, kendi tabiriyle ‘tam mezarlıktan çıkacak iken’, mezar taşında ‘Öldüler ama yenilmediler’ yazan bir devrimcinin kabri önünde de duruyor ve dua ediyor. Sonra bu sansasyonel anı, fotoğraflar ve bir notla kendi internet sitesinden duyuruyor.

Topal Osman seven Yeşil de sever: Ali Duran Topuz

Topal Osman da seferberliğe çağrıldı. Seçim kampanyasına. Önce iktidar partisinden Nurettin Canikli, CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Ekrem İmamoğlu’nu eleştirmek için andı bu milli servet değerinde olduğu anlaşılan ismi. Hiç altta kalır mı İmamoğlu, Topal Osman’a bağlılığını ilan ediverdi.

Tarihi bir figür bu Topal Osman, anlaşılan. Kapışılamayan bir figür.

Topal Osman üç halkın düşmanıdır,,,

Ekrem İmamoğlu'nun Giresun konuşmasında, “Topal Osman'ın Kurtuluş Savaşında Pontuslulara ve bu bölgeyi Pontuslulaştırmak isteyenlere karşı verdiği mücadelenin bir benzerini şu anda biz torunları veriyoruz" söylemi, Topal Osman'ın kimliğiyle ilgili gerçeklerin açıklanması, Ermeni, Pontus ve Koçgiri'de katledilenlerin torunlarını incitmiştir. Bu bağlamda Topal ile ilgili gerceklerin kamuoyu ve biz Koçgirililer açısından detaylica bilinmesi kaçınılmaz olmuştur.

Kimdir bu Topal Osman?

Topal'ın Ermeni, Rum Pontus jenosidiyle Koçgiri katliamındaki rolü nedir?

Mayıs kızıllığında ‘71 kopuşu ve KAYPAKKAYA[*]

“Şelaleye Düşmüştür Zeytinin dalı;Celaliyim Celalisin Celali.”[1]

Mayıs ayı, devrimci hareket tarihimizin kızıl şafağıdır. Ona dair ne söylesek, daima eksik kalacaktır.

Kolay mı? Radikal bir kopuştan söz ediyoruz.

Sömürü sistemine karşı verilen mücadeleyi siyasal iktidarın fethedilmesine bağlayan tarihsel cürettir ifade ettiğimiz.

Birleşik mücadeleyi büyütelim; gerici-faşist partiler çözüm olamazlar!

Türkiye ve T. Kürdistanı coğrafyasının seçimlerle imtihanı bir türlü bitmek bilmiyor. Öncesinde “sopalı seçimler”de olmak üzere bu toprakların seçimle imtihanı Cumhuriyetin kuruluşu ile başlamış, ardından çok partili sistemle devam etmiş ve nihayetinde 2002 yılından bu yana biteviye emekçi kitlelerin önüne sandık konulmuş ve demokrasinin vuku bulması adına sandıktan çıkacak sonuçlara bel bağlanmıştır.

Sayfalar