Cumartesi Eylül 5, 2026

Bilimsel Sosyalizmin Öncü Kadınları:Yusuf KÖSE

 

Jenny Marx’ın 200. doğum yılı anısına... 

Evet nakarat gibi yazabilirim onu,
Görebilsinler diye gelecek yüzyıllara

Aşk Jenny’dir, Jenny’de aşkın adı”[1] Karl Marx

8 Mart nedeniyle de olsa, devrimci kadınlara yer vermek anlamlıdır. Bunu, onlar fazlasıyla hak ediyorlar. Özellikle de, 200 yıl önce doğan  Jenny Marx ve kızları daha fazlasıyla hak ediyorlar. Burada, Jenny Marx’ın yaşamının uzun öyküsünü dilendirmeyeceğim, sadece anımsatmak amaçlı da olsa, kısaca ondan söz etmek, onun ve onların şahsında devrimci kadınları bir kez daha anmak olacaktır.

Bilimsel Sosyalizmin öncü kadınları denince, öncelikle akla ilk gelenler ya da gelmesi gerekenler, Jenny Marx ve kızları olmalıdır. Özellikle de Elanor (Tussy) Marx olmalıdır. Elbette, tarihin, bu, ilk bilimsel sosyalist kadınları, hizmet ettikleri sınıfın, daha doğrusu proletaryanın ve diğer ezilenlerin tüm acılarını ve sevinçlerini birlikte yaşadılar. Marksizmin kurucularının mücadele ve gururlarını birlikte paylaştılar. Burjuvazinin Marksizme karşı tüm çirkefçe saldırılarına birikte göğüs gerdiler. Ama, onlar, insanlığın gelecek ülküsünü, komünizmi savunmaktan da asla vaz geçmediler. Bu nedenle de, Marx’ın karısı Jenny “kızıl Baron” olarak adlandırıldı. 

Jenny Marx:

12 Şubat 1814 yılında Almanya’nın Salzwedel (Saksonya Anhalt eyaletinde) şehrinde doğan Jenny, üst derecede kraliyet memuru olan Babasının, görevli olarak Trier şehirine taşınmasıyla, gelecek yaşamın şekillenmesine de buradan başalmış oldu.

 

Aristokrat burjuva yaşamını terk ederek, proletaryanın safında yer alan Jenny, Marksizmin doğuşuna, özverisiyle, yaşam mücadelesiyle, zorluklara göğüs germesiyle ve Marx’ın çalışmalarını kolaylaştırarak önemli katkılarda bulunmuştur. Daha başından itibaren o, Marx’ın yanında yer almıştır. Burjuva aristokrat bir aileden gelme Jenny, komünist mücadelenin içinde olmayı tercih etmiştir. Her hangi sıradan bir aile kadını gibi salt, kocasını takip etmenin ötesinde, Marx’ı takip etmesi bilinçli bir seçimdir.

Jenny ve Marx aynı mahallede büyüdüler ve Jenny’nin babasından ikisi de birlikte dersler aldı. Bu nedenle de çocuklukları da birlikte geçti. Çocukluk arkadaşlığı, büyük bir aşk ve dava arkadaşlığına dönüştü. Ölene kadarda bu aşkları sürdü. Davaları, onları birbirine sıkı sıkya bağlamıştı. Bu nedenle Engels, Jenny öldüğünde, “Marx onsuz daha fazla yaşayamaz” demişti.

Bu yıl, doğduğu Salzwedel şehiri Jenny’e büyük bir süpriz yaptı. Jenny’nin 200. doğum yılı nedeniyle, Belediye ve Rosa Luxemburg Vakfı ortaklaşa etkinlikler düzenledi. Kutlama programı içinde, paneller, sanatsal gösteriler ve çeşitli etkinlikler yer aldı. Bu etkinliklerin içinde, adının bir Banliyo trenine (Stadtbahn) verilmesinin yanı sıra, bir çok müzik ve değişik sanat gösterileri, fener alayları vb. gösterilerin yanında, şehir muzesinde, Jenny’le ilgili sergiler düzenlendi. Ayrıca, Jenny adına düzenlenen bu etkinlikler, Ocak 2014 yılında başlayıp Mayıs ayına kadar devam ediyor. Şehir, kendi evladına, komünist bir kadına, Marksizmin kurucusunun hayat arkadaşına, DAS KAPİTAL’de düşün ve parmak izleri olan Jenny’e en sıcak ilgiyi gösteriyor.

Jenny, bütün proleter kadınlar gibi, toplumsal baskılarla karşı karşıya kaldığı gibi, yoksulluğun en kötüsünü de yaşamak durumunda kaldı. Marx’ın bilimsel çalışmalarına devam etmesi için, sessiz sedasız evi idare etmenin bütün yollarını denedi. Bunun yanında, dünyaya getirdiği 7 çocuktan dördünün ölmesi, onun omuzlarına kaldıramayacak denli bir ağırlık yüklemişti. Yoksulluğa katalanabiliyordu, ancak, çocuklarının ölümüne katlanamıyordu. Dünyaya getirdiği çocuklarını yaşatamadığı için hep kendini suçlu hissetmiştir.

Ailesel bu dramın yanında, burjuvazinin onları sürgünden sürgüne göndermesi, haklarında çıkan dedikodu ve karalamalar, Jenny Marx’ı elbette etkiliyordu. O, bunun bir sınıf mücadelesi olduğunu biliyordu ve bu nedenle de mücadeleden vazgeçmiyordu. Ayrıca, Marx’ın bilimsel buluşunun, yani bilimsel sosyalizmin, tam da burjuvazinin saltanatının üzerinde durduğu temellerinden salladığını bildiğinden, kendilerine yönelik burjuva saldırılarını da anlamsız bulmuyordu.

İkiyüzlü ve kötü dünya, bütün karakterleri ikiyüzlüce ve kötü algılıyor. Bunca karalayıcımdan ve yılan dilli düşmanımdan kimi, beni, ikinci sınıf bir tiyatroda birinci aşık rolünü oynamaya içten eğilimli olmakla kınadı? Oysa gerçek budur. Alçakların mizah yeteneği olsaydı, ‘üretim ve değişim ilişkilerini’ bir yana ve beni, senin ayaklarında öbür yana resmederlerdi… Ama onlar aptal alçaklardır ve aptal kalacaklardır, yüzyıllardan yüzyıllara(2]

Onun en bunaldığı zaman, çocuklarını doyuramaması, yoksulluk nedeniyle bütün değerli eşyalarını, hatta Marx’ın palto ve ayakkabısını dahi rehineciye vermek zorunda kalmasıdır. Bunu dostlarına yazdığı mektuplarda dile getirmiştir.

Yoksulluğun pençesinde evi idare etmenin yanında, geceleri harıl harıl Marx’ın yazılarını da düzeltiyor, onunla tartışıyor ve Marx’ın okunması zor el yazısını temize çekerek “Das Kapital”e hayat veriyordu. 

Salt bununla da kalmıyor, Londra’daki küçük evlerine gelen ilticacıları konuk ediyor, onlarla ilgileniyor ve tanıdık devrimcilerle mektuplaşıyordu. En sıkı dostları arasında Dr. Kugelmenn’ın eşi Gertrud Kugelmann ve Wilhem Liebknecht’in eşi Ernestine Liebknecht’de en yakın dostları arasındaydı.

Kapitalin birinci cildinin bitmesi ve basılacak hale gelmesinin ardından, Gertrud Kugelmann’a şöyle yazıyordu:

“Ancak, böyle bir kalın kitap Almanları ikna eder.”  Jenny’nin yazdığı gibi, o kitap yalnızca Almanları değil, ama bütün dünyayı derinden etkileyen bir eser oldu. Yayınlanmasının üzerinden yaklaşık 150 yıl geçmesine karşın, üzerindeki tartışmalara bitmediği gibi, onun izinden yürüyen bir proletarya var. O, enternasyonal proletaryanın kurtuluş bayrağı olmaya devam ediyor.

Burjuvazi, önce kitabı küçümsedi, “değersiz” gördü. Ancak, onun etkisini ortadan kaldıramadı. Zaman geçtikçe Kapital, Marksizm oldu ve Marksizm, burjuvazinin karşısına, burjuvazinin saltanatını yıkacak büyük bir dev olarak dikildi. İşte, Jenny Marx’ın parmak izleri bu devin içinde yer alıyor. Bu nedenle de o, bilimsel sosyalizmin öncü kadınları arasında yer almayı hak ediyor.

Jenny Marx üzerine, uluslar arası alanda sayısısz kitaplar yayınlandı. Bir çoğu biyografi niteliğindeyken, bir çoğu da onun Marksizme katkıları ve mücadelesiyle ilgilidir. Sadece Türkiye’de fazla bir kitap yayınlanmadı. Ya da dış ülkelerde yayınlanan kitapların Türkçe çevirileri (Marx’ın aşk şiirleri dışında) yapılmadı. 

Jenny Marx ile Gertrud Kugelmann’ın fotograflarıda de birbirine karıştırılmıştır. Jenny Marx’ın biyografilerini yazan bazı yazarlar Jenny Marx diye bayan Kugelmann’ın fotografını basmışlardır. Bu yanlışlığı Rusya’daki Marksizm-Leninizm Enstitüsü(3] ortaya çıkarmasına karşılık, bu karışıklık hala devam etmektedir.

Örneğin, Dresden doğumlu H. F. Peters’in 1985 yılında yayınladığı  “Die Rote Jenny” (Kızıl Jenny) adlı biyografik kitabının kapağında Jenny diye bayan Kugelman’ın fotografını koymuştur. Yine daha bir çok yazar da aynı yanlışlığı yapmıştır. Örneğin Türkiye’de Logos yayınları tarafından yayınlanan, Pierre Durand’ın, “ Karl ile Jenny Marx” kitabının ön kapağındaki fotograf Jenny Marx’ın değil, Gertrud Kugelmann’a aittir. Halen de bu yanlışlıklar devam ediyor. Bu birazda Kugelmann ailesiyle Marx ailesinin yakınlığından da kaynaklanmaktadır. Yine bir başka fotograf yanlışlığı da yine Kugelman’ların kızı Fransizka ile Marx’ların büyük kızı Jenny ile karıştırılmıştır.

Marx’ların Londra’daki yoksul evlerinde en çok kalan Wilhem Liebknecht, hatıralarında, başta Jenny olmak üzere ve kızları için, “devrimin askerleri” diye yazmıştı. Bir başka yazar, Ruth Zimerman[4] ise, “devrimin gölgesindeki kadınlar” diye onları nitelemişti.

Bu nedenle Marx, Jenny’si için:

AŞK JENNY’DİR, JENNY DE AŞKIN ADI”dır diyebilmiştir.

Jenny’de Marx’ı aynı tutkuyla seviyordu. Ve biricik aşkı Marx’a şöyle yazıyordu:

Bugünkü çılgınca aşkımı koruyabilecek miyim? Ah, Karl eğer yakınıyorsam bu, aşkımın öyle güzel, öyle etkili, öyle ihtiraslı olmasındandır. Aşk itirafların öyle güzel ki, herhangi bir başka kızı hayalinin coşkun tasvirlerini mutlulukla doldurabileceğini düşünmemek elde değil! Bütün bunlar beni dehşete ve tereddüde sevkediyor. Bütün hayatım, varlığım, yalnızca seni düşünmek içindir.”[5]

Jenny Marx, uzun bir hastalıktan sonra 2 Aralık 1881 yılında Londra’daki evlerinde yaşamı son buldu.

Elenor Marx, Engels’in, annesi Jenny Marx’ın mezarı başında yaptığı konuşmada, şöyle dediğini yazıyor:

“Pek keskin ve pek eleştirici anlayışıyla, politik bakımdan pek güvenilir bir denlilik (Takt) ile, pek çoşkun bir enerjiyle,  pek büyük bir özveriyle, böyle bir kadının devrimci harekette ne yaptığı açıkça ortaya konmadı, gazete sütunlarında asla anılmadı. Onun ne yaptığını, yalnızca onunla birlikte yaşamış olanlar biliyor. Ama biliyorum ki onun gözüpek ve tedbirli –büyüklenmeden gözüpek, onura biraz olsun gölge düşürmeksizin tedbirli- öğütlerinin yokluğunu sık sık duyacağız.

”Onun kişisel özelliklerinden sözetmeyi hiç gereksinmiyorum. Dostları bu özellikleri bilirler ve asla unutmayacaklar. En büyük mutluluğu başkalarını mutlu etmekte görmüş olan bir kadın var idiyse, o, bu kadındı.” [6]

“Devrimin gölgesinde kalan Jenny Marx”, hak ettiği yeri; ancak, işçi sınıfı devrimlerinin tarih sahnesinde yerini somut olarak almasından sonra, alabildi. *** 02 Mart 2014

Devam edecek: “Devrimin Kızı: Elanor Marx (Tussy)”


[1][1] Karl Marx,  Jenny’ye Adanmış Şiir Albümlerinden, çeviren, Barış Pir hasan, Sol Yayınları

 

[2][2] Marx’tan aktaran, Pierre Durand , Karl ile Jenny Marx,  Logos Yayınları

 

[3][3] Bkz. Françosise Giroud, Das Leben der Jenny Marx –Biyographi-, 1997 (Jenny Marx’ın Yaşamı)

[4][4] Ruth Zimmermann, Jenny Marx und İhre Töchter (Jenny Marx ve Kızları)

[5][5] Pierre Durand , Karl ile Jenny Marx,  Logos Yayınları

[6][6] Engesl, Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm, sf. 20-21, 5. Baskı, Sol Yayınları

 

97574

Yusuf Köse

Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.

yusufkose@hotmail.com

http://yusuf-kose.blogspot.com/

 

 

Yusuf Köse

Fransa’da El Freni Çekildi! İşe Yarar Mı?

Avrupa Birliği üyesi 27 ülkede 720 sandalyeli Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri, 6-9 Haziran tarihleri arasında yapıldı. Almanya, İtalya ve Fransa’da aşırı sağ olarak tanımlanan faşist hareket ciddi anlamda sandalye sayısına ulaştı. Böylelikle merkez sağla birlikte faşist hareket AP’deki en büyük grup olarak yerini korudu.

Seçimlerin yankısı ve sonuçları ciddi anlamda tartışmaları doğurdu. AP’ye Almanya’dan sonra sağcılar adına en fazla vekil gönderen Fransa, tartışmaların girdabından çıkıp erken seçim hamlesi ile sarsıntıyı giderme yoluna gitti.

Mevcut koşullarda devrimci siyasal mücadelenin öne çıkan toplumsal dinamikleri (3)

Devrimci siyasal mücadelenin genel olarak nesnel zemini, sosyal devrimleri de olanaklı kılan nesnel zemin ile, aslında ortak paydalara sahiptir. Emperyalist- kapitalist barbarlığın hüküm sürdüğü ve kendisinin doğrudan var ettiği her bir antagonist çelişme ve sorunların giderek daha bir keskinleşerek; ulusların, halkların ve doğanın yaşamını kâbusa çevirip, geleceklerini ciddi şekilde riske soktuğu şu süreçte, gerek özel olarak Türkiye ve K.

Mevcut koşullarda devrimci siyasal mücadelenin öne çıkan toplumsal dinamikleri (2)

Somut özgülün realitesi içerisinde devrimci siyasal mücadelenin etkili ve sonuç alıcı kazanımlara dönüşerek yürütülebilmesi için gerekli olan bir diğer öncelikli koşul ise; elbette ki bu mücadelenin, küresel ve yerel zeminde, toplum gündemini doğrudan ilgilendiren ve de ilgilendirecek olan sorunlar üzerinden ele alınarak yürütülmesidir.

Halkların İhanetçilerden Çektiği (Nubar Ozanyan)

Zulmün gölgesinde yaşam bulmaya çalışırken karanlığın sadece gece gelmediği, güneşin altında da gelip halkları bulduğu katliamlar birçok halkı nefessiz bırakmaya çalışmıştır. 1915 Ermeni Soykırımı boyunca başta Asuri, Süryani, Pontus halkı olmak üzere Êzîdî ve Kürt halkı da büyük trajediler yaşamıştır. Bugün Türk faşizmi eliyle Başûr Kurdistan’ında gerçekleşen işgal ve ilhak saldırılarında Kürt halkıyla birlikte Asuri-Süryani halkı da tanımsız acılar yaşamaktadır.

Türkiye’de Ermeni bir devrimci militan: Haldun Karyol (MEHMET GÜNEŞ)

Haldun Karyol, asıl adıyla Harutyan Karyolacıyan, kadim dostum, 8 Temmuz günü aramızdan ayrıldı. Haldun bir Ermeni’ydi ama her şeyden önemlisi Türkiye’de yetişmiş, ender görülebilecek, kendine has eylemci bir devrimci militandı. Onu ender ve ebedi kılan hikayesini bilmek ve öğrenmek, bugün Türkiye’de devrim mücadelesine baş koymuş her militanın hakkı. O yüzden, Haldun’u yakından tanıyan biri olarak, onu anlatmayı devrimci bir görev olarak üstleniyorum.

Mevcut koşullarda devrimci siyasal mücadelenin öne çıkan toplumsal dinamikleri (1)

Nasıl ki genel siyasal mücadele ve siyaset ediş tarzı, küresel ve yerel bazdaki ekonomik, politik, eğitsel, askeri, kültür-sanatsal, çevresel-iklimsel, ezen-ezilen cins, inanç ve etnik sorunlar yekûnu olan toplumsal dinamikler zemini üzerinden kendisini var edip sürdürüyorsa; birebir aynı şekilde, devrimci siyasal mücadele ve siyaset ediş tarzı da aynı küresel ve yerel toplumsal dinamikler üzerinden kendisini var edip sürdürmesi gerekiyor. Normal ve de olması gerekendir bu.

Küçük bir damla ile fırtınayı başlatanlar (Nubar Ozanyan)

Aradan 12 yıl geçti. Etki gücü Ortadoğu’ya yayılan 12 yaşında genç bir devrim yaşıyor adına Rojava denilen topraklarda. Derin yoksulluk, bitmeyen zulümle terbiye edilip cehenneme çevrilen Ortadoğu’da Rojava, bir özgürlük adası gibi duruyor.

Türk Faşizmi EURO 2024’te Sahaya İndi

İki yılda bir Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) tarafından organize edilen Avrupa Futbol Şampiyonası, bu yıl EURO 2024 olarak Almanya’da düzenlendi.

Kapitalist Toplumsal Bir Kırılma ve Yeniden Tarihi Yeni Bir Toplumsal Süreç

Kapitalist emperyalist sistem, önceki bunalım ve çelişmelerinden farklı olarak,, kendisinin taşıyamayacağı ve çözemeyeceği sistem içi   yapısal ekonomik ve siyasal çelişmeler ile karşı karşıya kaldığı bir sürecin içine girmiştir. Bir taraftan yeni emperyalist ülkelerin ortaya çıkışıyla (ki, bu; kapitalizmin ala bildiğine gelişmesi, genişlemesi, üretimin ve sermayenin alabildiğine temerküzü ve de mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi sürecinin de ilerlediği anlamına gelir) kendini yeniden üretemez olan bir sürecin içine girmiştir.

Bunların neler olduğunu kısa olarak açalım:

Prof. Dr. Korkut Boratav CHP’den Sermaye Sınıfıyla Hesaplaşmasını İstiyor...

Marksist iktisat Profesörü Korkut Boratav, gazeteci İrfan Aktan’a verdiği mülakatta, sürece ilişkin gerçekten de çok değerli ve devrimci sol-sosyalist ve komünist politik öznelerce dikkate alınması gereken çok önemli siyasi ve iktisadi analizler yapıyor, saptamalarda bulunuyor. 

Örneğin kendisine sorulan şu soruya verdiği yanıtta olduğu gibi:

Yoksulların, alt sınıfların bu kadar derin bir kriz yaşadığı dönemde nasıl oluyor da ideolojik hegemonyayı yine de iktidar sağlayabiliyor ve buna karşı güçlü bir sol alternatif çıkmıyor?” (abç)

Yağma ve Talan Cumhuriyeti (Analiz)

Geçtiğimiz haftalarda Kayseri’deki pogrom girişimiyle başlayan ırkçı ve mülteci düşmanı saldırılar Antalya, Antep, Urfa, Hatay, Bursa, İstanbul gibi şehirlerde de kendisini göstererek göçmenlere ait işyerlerinin ve malların yağmalanmasına, yakılmasına ve çok sayıda göçmenin yaralanmasına, hatta Antalya’da göçmen bir gencin öldürülmesine neden olmuştur.

Bir çeşit günah keçisine dönüştürülen göçmenlere karşı yükselen bu dalga görünen o ki daha çok olaya ve şiddete gebe bir yerdedir.

Sayfalar