Batının Sessizliği ve Devrimci Direniş Cephesi /Umut Munzur
Kürt Özgürlük Hareketini, oyalama ve aldatmaya dayalı sürdürülen tasfiyeci saldırı duvara toslamıştır. Başta Kürt gençliği olmak üzere bir bütün Kürt halkı AKP/Saray kliğinin saldırılarını hendek ve barikatlarla durdurmayı, ilan ettiği öz yönetimleri hayata geçirme pratiğini, büyük bedeller ödeyerek sürdürmektedir. Devrimci direniş çizgisi, Kürt kasabalarını ve ilçelerini aylardır savunmaktadır. Onbinlerce özel harekât, polis ve askerin tanklarla ve ağır silahlarla kuşatmaya aldığı Kürt kentleri muazzam bir direniş sergilemektedir.
Kürt Özgürlük Hareketini ve önderliğindeki milyonları aldatacağını düşünen AKP/Saray kliği fena halde yanılmıştır. Kürt ulusu tarihsel olarak kendi devletlerini kurmaya hiçbir zaman bu kadar yakın olmamıştır. Ülkemiz ve bölgemizdeki gelişmeler Kürtler için ciddi avantajlar sağlamaktadır. Emperyalistler arasındaki çelişmeler ve buna bağlı olarak uşak devletler arasındaki sürtüşme, saflaşma ve rol kapma uğraşlarının tamamı Kürt Özgürlük Hareketine önemli fırsatlar sunmaktadır. Bu aşamaya kadar bu fırsatlar ezilen ulusun kazanımları adına geliştirilen taktik politikalarla başarıyla değerlendirilmiştir. Bu başarı Kuzey Kürdistan’nın çeşitli ilçelerinde hendek ve barikatlarla örülen özyönetim direnişi, Rojava’da TC’nin kırmızı çizgilerini aşarak yeşile sarıya kırmızıya boyanan bölgelerin varlığıyla açıklanabilir. Her biri Emperyalistler arası çelişmelerden yararlanarak ulusal demokratik devrimi ve direnişi yaygınlaştırmanın başarılı sonuçlarıdır.
Bugün en çok dile getirilen ve “sıradanlaşan” bir tepkiye dönüşen batıdaki sessizliktir. Batıda yaşayan Kürtler ve ilerici devrimci-demokrat güçler “batı çok sessiz” demekten öteye geçememektedir. “Batı çok sessiz” diyenlerin başında batıda yaşayanların ve batıda işçi-emekçilerin öncüsü olduğunu iddia edenlerin olması oldukça trajik bir vakadır.
Kürt Özgürlük Hareketi’ne akıl veren, “eleştiren”, milletvekili pazarlıklarına girişenler neden misyonunu oynamamaktadır? Bu sessizliğin nedeni tek başına onların örgütsel olarak zayıflığıyla açıklanabilir mi? Ya da çok şey mi beklenmektedir?
Kürt Özgürlük Hareketinin çeşitli alanlarda ittifak ve dayanışma içerisinde olduğu Türkiye Solu’nun istinasız tüm kesimleri sessizliğin sorumlusudur. Kürt Özgürlük Hareketi, takatsiz kalmış Türkiye Solu’nun bir şeyler yapmasını beklemeden kendi öz gücüyle, bu hareketleri de kapsayacak biçimde sürece önderlik etmesi gerekmektedir. Bu anlamıyla batıdaki devrimci-demokratik dinamikleri harekete geçirecek olan Devrimci Direniş Cephesi’nin oluşturulmasına yönelik çalışmaların sürdürüldüğü kamuoyuyla paylaşılmıştır. Pratik bir kez daha göstermiştir ki; Kürt Özgürlük Hareketi batıda bu işe önderlik etme işini yapabilecek tek harekettir. Bu anlamıyla devrimci-demokratik güçleri kapsayacak şekilde bir direniş mevzisinin oluşturulması Kürt Özgürlük Hareketi’nin omuzlarındadır. Eğer Türkiye Solu’ndan birşeyler yapma beklentisi sürdürülürse büyük bir yanılgı yaşanır. Türkiye Solu’nun reformist ve devrimci tüm kesimleri “hesap soran” örgüt bildirileri ve 3-5 mahallenin birkaç caddesi ile sınırlı korsan gösterilerin ilerisinde bir “direniş” gösteremez. Bunu aşacak ne “güçleri” ne de buna önderlik edebilecek kadroları vardır. Kendi potansiyelinin çok çok gerisinde vasat düzeyde pratik sergilenmektedir. İttifak halinde olunan Türkiye Solu, (EMEP, ESP, DHF, Partizan, SDP…), Kemalist damarın ve sosyal-şoven yaklaşımların devrimci hareketteki en belirgin örgütü Halk Cephesi’nin bile gerisinde kalan bir pratik sergilemektedir. 7 den 70’e direnen Kürt halkının yanındayız demek yetmemektedir. Kesintisiz eylem ve direniş örgütlenmeden devrimci görevler yerine getirilemez. Habercilik yapmanın ötesine geçmeyen sahiplenmenin aşılması, başta İstanbul olmak üzere batı şehirlerinde devrimci direniş çizgisinin hayata geçirilmesi gerekmektedir. Türkiye Solu tüm kesimleri ve alanlarıyla Kürdistan’da gelişen mücadelenin batıdaki sesi olması gerekirken asgari ücret, kentsel dönüşüm, yozlaşma konser gibi gündem ve etkinliklerle zaman geçirmektedir. Bu gündemler önemsiz değildir fakat tanklarla, onbinlerce özel kuvvetle Kürt halkı kuşatılmışken “an itibariyle önemsiz” bu gündemlere zaman harcamak bu hareketler açısından “üzüntü” vericidir. Çocuklar, kadınlar, gençler sokak ortasında katledilirken, evleri barkları tank, top, havan atışlarıyla vurulurken ve tüm bu saldırılara karşı muazzam deneyimlerle dolu bir direniş sergilenirken, batıda asgari ücret gündeminde olduğu gibi “üçün beşin peşine düşmenin” nasıl bir açıklaması olabilir.
Esas ve ana gündem Kürdistan’da süren saldırılar ve direniş olmalıdır. Zaten yetersiz olan güçlerin farklı gündemlerle zaman tüketmesinin “an itibariyle” faydadan çok zararı vardır. Türkiye Devrimci Hareketi tüm alanları ve güçleriyle Kürdistan’a kilitlenmelidir. Saldırganlık dizginlerinden boşalmışçasına batı şehirlerini vurduğunda buna hazırlıksız olan devrimci güçlerin dağılması ve yetersiz kalması kaçınılmazdır. HDP binaları, Kürtlere ait işyerleri ve evlerine yönelik devlet merkezli sivil faşist güruhun saldırıları henüz yeni olmuştur. Prova havasında ve “kontrol”lü yapılan bu saldırıların daha kapsamlısının yapılması ciddi bir olasılık olarak durmaktadır. Saldırıların kapsamı genişletilerek devrimci güçlerin faaliyetlerini sürdürdüğü belli başlı mahalleleri hedefleyecektir. Kürtlerin ve Alevilerin ortak yaşadığı bu mahallerde olası saldırılara karşı devrimci bir hazırlığın yapılarak öz savunmanın oluşturulması gerekmektedir.
Kürt Özgülük Hareketi ülkemizdeki demokrasi ve özgürlük mücadelesinin en aktif gücü olarak sürece önderlik edecek olan Devrimci Direniş Cephesi’nin oluşturulmasına yönelik çalışmaları oldukça anlamlı ve önemlidir. Batıda yaşayan devrimci-demokrat kişilerin, grupların, örgütlerin, Kürtlerin ve Alevilerin, Devrimci Direniş Cephesi etrafında kenetlenmesi gerekmektedir.
Umut Munzur
Son Haberler
Sayfalar
Kadınların Irkçı Hareketlere Katılımı: Karmaşık ve Çok Boyutlu Bir Gerçeklik -2-
Son yıllarda, emperyalist savaş tehlikesinin zemininin güçlenmesine paralel, dünya genelinde ırkçı hareketlerin ve partilerin dikkat çekici boyutta güçlendiğine vurgu yapmış, bu yükselişin, sadece belirli demografik gruplarla sınırlı kalmadığını, kadınları da içine aldığını gördüğümüzü ifade etmiştik.
Peki, kadınlar neden bu tür hareketlere katılıyor? Bu sorunun yanıtı, birçok faktörün karmaşık bir birleşiminde yatıyor.
Faşizmin Yüzünü Örten Çirkin Bir Maske (Nubar Ozanyan)
İttihatçı Türk kompradorları, ekonomik-mali-siyasal krizden bir türlü kurtulamıyor. Faşizmi maskeleyen kaba uydurma parlamentoyla bile ülkeyi yönetemiyor. Zorbalık her taraftan fışkırıyor. Kötülük ve çirkinlik her yerde bütün utancıyla görülüyor. Dağda, köyde, sokakta Kürt ve emekçi kanı dökmekten çekinmeyenler dünyanın gözü ve kulağının üzerinde olduğu parlamentoda bile Kürt kadın parlamenterin kanını dökmekten çekinmiyor. Zorbalık, pervasızlık, yasa, hukuk tanımamazlık ayyuka çıkmış, had safhaya ulaşmıştır.
Emperyalist haydutlar, 3.Dünya savaşı hazırlıklarını yoğunlaştırmakla meşgul…
Bazı sol-sosyalist ve kendilerini komünist addeden kesimler hâlâ (evet, hâlâ) bir 3. Dünya Savaşı çıkacak mı çıkmayacak mı ve keza “süreci belirleyen esas etmen savaş mı devrim mi?” ikilemi girdabında, adeta miskince bir fikirsel jimnastik rehavetiyle, sorunu ele almaya devam ede dursunlar; fakat süreç, maalesef ki hem de çok hızlı bir şekilde, o istenmeyen malûm sona doğru ilerliyor.
Fakir (Nubar Ozanyan)
Yaşamı boyunca hep yokluk ve fakirlik içinde yaşadı. Bundandır ki arkadaşları ona “Fakir’’ dedi. Ne zaman biraz dünya nimetlerine yakın olan olanaklara sahip olsa o yine fakir yaşamından ayrılmadı. Yaşamı fakir, bilinç ve yüreği zengin olan Nubar Ozanyan en alttakilerin, yoksulların, mazlumların yoldaşı olmaktan bir an olsun geri durmadı.
Servet Vergisi ve Sermayenin Olmayan Vijdanı
Bugünlerde de toplumsal eşitsizlik sermayenin birikimine ve merkezileşmesine koşut olarak artınca, zenginlerden servet vergisi alınmasını dilendirenlerde çoğalmaya başladı.[1] Servet vergisi, toplumsal servetin belli ellerde birikmesinden bu yana ara sıra gündeme getiriliyor. Zaman zaman kısmen de uygulanmıştır. Örneğin savaş dönemlerinde vb. Yine ABD'de, 1960'larda 400 zenginden %53 oranında vergi alınmıştır.
Inger Nubar Can, Hewal Nubar, Nubar Yoldaş’a!
Halen pek çoğumuzun inanmak istemediği Nubar Ozanyan’ın ölümsüzleşmesinin 7. yılında, onu bir kez daha saygı ve sevgi ile anarken, şehadetinin yıldönümünde onu anlatmak da bizim için en zor yazılardan olacaktır.
Rusya / Ukrayna Savaşında Yeni Bir Aşama
Savaşın Rus topraklarına doğru genişlemesi Ukrayna'daki savaşın yeni bir aşamaya geçmesi anlamına geliyor.
6 Ağustos Salı gününden bu yana Ukrayna birlikleri Rusya sınırını geçerek Rusya'daki savaşta yeni bir cephe açtı. En az üç Ukrayna tugayı ve çeşitli taburlar savaşa dahil oldu ve ilerleme Rus topraklarının yaklaşık 30 kilometre içine kadar ulaştı. Bu, savaşın yeni bir aşamasının başlangıcına ve dünya savaşı tehdidinin önemli ölçüde yoğunlaşmasına işaret ediyor.
İKTİDARIN BÜYÜK YALANI: “HİÇ KİMSENİN YAŞAM TARZINA KARIŞMIYORUZ.”
Genel olarak tüm siyasal İslamcıların, ama özel olarak da İslamo-faşist Erdoğan ve iktidarının, başvurduğu en kullanışlı “idare etme” araçlarının ilk sırasında hiç kuşkusuz ki dinlerince de serbest sayılan takiyedir. Yani amaçlananı gerçekleştirebilmek için, gözünü dahi kırpmadan YALAN SÖYLEMEKTİR.
Belliki sol-sosyalist eski nostaljik söylemlerin tekrarı bugün artık kitlelerde herhangi bir karşılık bulmuyor!
Geçenlerde, “dini bütün” olarak tabir edilen kesimlerden bir ahbabımla, “ne olacak bu memleketin hali” kıvamında sohbetteyken, şöylesi bir cümle kurmuştu: “Abi benim anlamadığım, bunca açlık, yoksulluk, işsizlik ve zulüm varken, yani koşullar aslında tam da siz devrimci solcuların kolayca taban bulmanıza ve kitleleri harekete geçirmenize ve hatta devrim bile yapmanıza bunca uygunken; bu derece atıl ve etkisiz olmanız, sence normal mi?”
KADINLARIN BİRLİĞİ | Kadınların Irkçı Hareketlere Katılımı: Karmaşık ve Çok Boyutlu Bir Gerçeklik -1-
Emperyalistler arası çelişkiler derinleştikçe, ekonomik kriz ağırlaştıkça vb. bu sistemin sarıldığı en temel dayanaklardan birinin ırkçılık-faşizm olduğunu biliyoruz. Zira bunun, sistemin alametifarikalarından biri olduğunu birçok -acı- deneyimiyle elbette biliyoruz. Şu anda yine tam da böyle zamanlardan geçtiğimizi söylüyoruz. Bu tehlikeye dair önlemler almaktan bahsediyoruz, özellikle Avrupa’da ırkçı partilerin yükselişini izlerken, Avrupa Parlamentosu’ndan çeşitli Avrupa ülkelerinin kendi seçimlerine odaklarımızı çeviriyoruz vs.