Salı Ekim 20, 2026

Azeri ve Ermeni emekçileri ve yoksulları dosttur!

"Pazar günü çatışmaların başlamasıyla birlikte Ermenistan sıkıyönetim ve seferberlik ilan etti. Azerbaycan'ın Ermeni halkına savaş ilan ettiğini belirterek Ermenistan ve Azerbaycan'ın büyük bir savaşın eşiğinde olduğunu ifade etti"

 

1917 yılında Rusya’da Lenin’in önderliğinde gerçekleştirilen Sosyalist Ekim Devrimi’yle Rusya bir halklar hapishanesinden halkların özgürce yaşadığı, ezilen bağımlı ulusların kölelik zincirlerini paramparça ederek kendi kaderini tayin etme haklarını elde ettikleri bir sisteme kavuştular.

Rusya’da yaşayan tüm uluslar, 1922 yılında SSCB’yi kurarak aynı çatı altında kardeşçe yaşadılar.

Azerbaycan ve Ermenistan, 1922’de SSCB’ye katıldı. İki toplum arasında sürekli sorunlu bir alan olan Dağlık Karabağ da 1923’te Azerbaycan Cumhuriyeti’ne bağlı özerk bir bölge statüsü kazandı.

SSCB sürecinde 70 yıl boyunca barış içerisinde kardeşçe yaşayan Azerbaycan ve Ermenistan halkları da Sovyetler Birliği’nin 1957 yılından itibaren yaşanan süreçte sosyal emperyalist bir sürece evrilip SSCB’nin dağılmasının ardından ulusal boğazlaşmalar yaşandı.

Azerbaycan ile Ermenistan arasında da toprak paylaşımı, sınır anlaşmazlıkları nedeniyle çatışmalar yaşandı. İki ülke arasında özellikle de Dağlık Karabağ ile ilgili anlaşmazlıklar nedeniyle uzun süreden bu yana çatışmalar yaşanıyor.

Sovyetler Birliği’nin zayıflaması ve akabinde de dağılmaya başlamasıyla Ermeniler Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan’dan Ermenistan’a devredilmesini istediler. Azerbaycan ile Ermenistan 1991 yılında bağımsızlıklarını ilan etmelerinin ardından Dağlık Karabağ Ermenilerinin ayrılma girişimleri de yoğunlaştı.

Dağlık Karabağ Ermenileri 6 Ocak 1992’de bağımsızlık ilan ettiler. Ama Ermenistan dahil hiçbir ülke bu bağımsızlık ilanını tanımadı. 1992 yılında başlayan çatışmalar savaşa dönüştü. Savaş 1994’te sona erdiğinde Ermenistan sadece Dağlık Karabağ’ı değil, onun iki katı kadar Azerbaycan toprağının kontrolünü ele geçirdi ve işgal etti.

1994 yılında Rusya’nın araya girmesiyle ateşkes sağlandı. Günümüze kadar geçen bu 26 yıl boyunca da ateşkes kağıt üzerinde kaldı. Dağlık Karabağ yüzünden dönem dönem çatışmalar yaşandı. Son olarak da Temmuz 2020’de Azerbaycan-Ermenistan sınırının Tavuz bölgesinde ateşkes ihlal edilmiş, çatışmalar yaşanmıştır.

Ki burası Dağlık Karabağ da değildir. Çatışmalarda her iki taraftan da yaşamını kaybedenler işçiler ve yoksul köylüler olmuştur.

Temmuz ayında yaşanan çatışmalardan sonra TC devleti ”iki devlet tek millet” doktrini çerçevesinde Azerbaycan’a askeri danışmanlık adı altında yardımlarını artırdı, Azeri ordusunu eğitti. 20 Temmuz ile 10 Ağustos tarihleri arasında da iki ülkenin hava ve kara kuvvetleri ortak tatbikat yaptılar. Bu tatbikat sırasında Azerbaycan’a yeni silahlar, SİHA ve İHA’lar taşındı. TC Azerbaycan ordusunu uzun menzilli toplar, tanklar ve uçaklarla donattı. TC, Azerbaycan’ın daha önceki çatışmalarda kaybettiği toprakları geri almak için Azerileri Ermenistan’a karşı kışkırttı.

Azerbaycan ile Ermenistan arasında yıllardır sorun olan Dağlık Karabağ bölgesinde pazar günü çatışmalar yeniden başladı. Bu son çatışmada TC’nin doğrudan müdahalesi ve bölgeye askeri olarak yaptığı sevkiyatlar bu çatışma durumunu önceki çatışmalara göre farklı bir duruma taşıdı.

TC Rejimi Çeteleriyle Doğrudan Savaşın Tarafıdır!

TC devleti “iki devlet tek millet” doktriniyle diplomatik olarak destek sunarken siyasi ve askeri olarak da Azerbaycan’ın yanında olduğunu çeşitli düzeyde yaptığı açıklamalarla belirtmekten geri durmuyor. Azeri ordusuna yönelik lojistik ve taktik desteğin yanında, Suriye’den DAİŞ artığı cihatçı çeteleri de transfer etti. TC devleti, Kuzey-Batı Suriye’deki Sultan Murat Tugayı, Hamza Tümeni, Süleyman Şah gibi gruplardan çok sayıda çeteyi Afrin’den Antep’e oradan da Bakü’ye taşıdı ve savaşın ön cephelerine sürdü.

The Guardian gazetesinde çıkan haber de “özel bir Türk şirketi Afrin’de Azerbaycan kampı kurdu” denildi. Haberde özel bir Türk şirketinin Afrin’de bir eğitim kampı kurduğu ve cihatçı çeteleri Azerbaycan’da konuşlanmak üzere eğittiği iddia edildi. The Guardian gazetesi Azerbaycan’da ”muhafızlık” yapacakları söylenen çetelerin eylül ortalarından beri kampta toplandığını ve ayda 7 ila 10 bin TL maaş alacaklarını da yazdı.

Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmalar başladıktan sonra da bu konu çeşitli uluslararası basın kurumlarında yer almaya devam etti. Londra merkezli ve “muhaliflere” yakın Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, TC’nin Ermenistan’a karşı savaşmak için Azerbaycan’a gönderdiği çete sayısının 850 kişi olduğunu ve yaşanan çatışmalarda 3’ünün öldüğünü bildirdi. Reuters Haber ajansı, TC’nin 700 ile 1000 çeteyi Azerbaycan’a gönderdiğini servis etti. Rusya ve Ermenistan medyası ise TC’nin 4 bin çeteyi Suriye’den Azerbaycan’a gönderdiğini yazdı.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Brüksel’deki AB zirvesine geldiği sırada yaptığı açıklamada, TC’nin Dağlık Karabağ’a karşı savaşmak için Azerbaycan’a çete grupları gönderdiğine dikkat çekti. Macron; “Cihatçı gruplara mensup Suriye’li savaşçıların Antep üzerinden Dağlık Karabağ’daki operasyon alanına gittiğini gösteren kesin bilgilere sahibiz” dedi. Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada ise Dağlık Karabağ’da yaşanan şiddetli çatışmalarda Suriyeli ve Libyalı silahlı grupların yer aldığını belirtti. Moskova yaptığı açıklamada müdahil olan ülkelere “yabancı teröristler ve çeteleri” kullanmama çağrısında bulundu.

AKP-MHP iktidarının cihatçı çeteleri Suriye’de B. Esad yönetimine karşı kullandıkları, Suriye’den Libya’ya Sarraç’ın başında bulunduğu UMH’ne saflarında savaşmaları için taşındıkları daha önceleri çeşitli kez uluslararası basında yer almıştı. Üstelik bunu Erdoğan’da kabullenmişti. Şimdi de Libya ve Suriye’den bu cihatçı çetelerin AKP-MHP iktidarı tarafından Ermenistan’a karşı savaşmaları için Azerbaycan’a taşındıkları uluslararası basında yer alıyor.

TC devletinin Dağlık Karabağ meselesinde bölgeye bu denli yüklenmesinin ardında birincisi; Dağlık Karabağ meselesinde Rusya’yı uğraştırarak hem NATO hem de “Batı”nın desteğini sağlamayı, diğer taraftan da Rusya’yı Libya ya da Suriye’de tavizler verdirmeye çalışması vardır. TC rejimi, Dağlık Karabağ’daki krizi derinleştirerek Suriye’de Rusya’dan bazı tavizler koparmaya çalışıyor. Daha önce Afrin işgalindeki gibi Rojava’ya yönelik saldırılar için yeni tavizler koparmaya çalışıyor.

İkincisi; basına yansıyan haberlere göre de Azerbaycan’dan da Bakü’de askeri üs talep edildiği, Dağlık Karabağ’da da askeri gözlem noktaları -İdlib’de olduğu gibi- talep ettikleri anlaşılmaktadır.

Bununla bağlantılı olarak üçüncüsü AKP-MHP iktidarının Kafkaslar’a yönelmesinin arkasında TC rejiminin geçmişten gelen ilhakçı, yayılmacı işgalci politikası vardır. Bir zamanlar İttihatçıların Pan-Turanizmi olarak ortaya çıkan ve İsmail Enver’in Orta Asya çöllerinde kurşuna dizilmesiyle sonuçlanan hayal, günümüzde neo Osmanlıcılık olarak diriltiliyor.

AKP-MHP iktidarı son Kafkasya seferinde kazanımlar elde etmeyi umarken eldekini de kaybedebilir. TC rejimi cihatçı çetelerin hamiliğini yaparak onları Suriye’den Libya’ya, Libya’dan Kafkaslar’a taşırken bu kez bu cihatçılar yüzünden ciddi bir bedel ödeyebilir.

Pazar günü çatışmaların başlamasıyla birlikte Ermenistan sıkıyönetim ve seferberlik ilan etti. Azerbaycan’ın Ermeni halkına savaş ilan ettiğini belirterek Ermenistan ve Azerbaycan’ın büyük bir savaşın eşiğinde olduğunu ifade etti. Azerbaycan Savunma Bakanlığı da tüm cephe hattında operasyon başlattığını bildirdi. Dağlık Karabağ Yönetimi de “Bize karşı savaşan Azerbaycan değil, TC’dir” açıklamasını yaparak TC’nin savaş uçakları, helikopterleri ve çeteleriyle saldırdığını açıkladı.

Bütün dünya ülkeleri, liderleri ateşkes çağrıları yaparken TC devleti tüm kurumlarıyla savaş çığırtkanlığı yapıyor. TC’nin Dışişleri Bakanı “Azerbaycan nasıl isterse o şekilde yanında olacağız” açıklaması yapıyor. Bunun anlamı açıktır: Askeri birlik, havadan müdahale, tank, top, İHA, SİHA…

Savaşa Karşı Ateşkes Çağrıları

HDP dışındaki siyasi partiler savaştan, destekten dem vuruyorlar/açıklamalar yapıyorlar. HDP dışındaki TBMM’de grubu bulunan dört parti Azerbaycan ile Ermenistan arasında devam eden çatışmalara ilişkin ortak tutum belirlediler.

Öte yandan birçok uluslararası güç çatışmaların durmasını istedi. Ateşkes çağrısı yapanlar arasında BM ile ABD bulunuyor. Fransa Cumhurbaşkanı Macron derhal Karabağ’da ateşkes yapılmasını istedi. O da RTE’nin tam tersi/aksi yönde bir açıklama yaptı: “Fransa her zaman Ermeni halkının yanındadır” dedi.

Ermenistan Başbakanı Paşinyan, Almanya Başbakanı A. Merkel ile görüşerek TC’nin bölgedeki saldırgan politikasına engel olunması çağrısı yaptığı belirtildi. A. Merkel de yaptığı açıklamada; Karabağ sorununun barışçıl yolla çözümünden başka alternatif olmadığını vurguladı. Rusya’nın tutumuna gelince. Rusya bölgede çatışma istemiyor.

Bu çatışmalarda daha çok arabulucu bir rol üstlenmekten yana. Azerbaycan ve Ermenistan’a ateşkes çağrısı yaptı. Dışişleri Başkanı Lavrov, Azerbaycan ve Ermenistan Dışişleri bakanlarını görüşmeler için Moskova’ya çağırdı.

Önümüzdeki süreç ateşkes çağrılarının daha da yoğunlaşacağı, barış için müzakerelerin başlayacağı bir süreç olarak gözükmektedir.

Azerbaycan ve Ermenistan halklarının, bölgenin halklarının bu savaştan hiçbir çıkarı yoktur. Halklar açısından daha fazla sömürü, kan ve ölüm getirmektedir bu savaş. Bu savaşın ve genelde savaşların kazananı emperyalistler ve silah satıcılarıdır.

Azeri ve Ermeni emekçileri, yoksulları dosttur ve savaş istemezler. Azeri ve Ermeni patronları bu savaşın tarafıdır. İşçilerin, emekçilerin düşmanıdırlar.

Rusya’da 1917’de gerçekleşen Sosyalist Ekim Devrimi’yle Azeri ve Ermeniler SSCB’de birlikte barış içerisinde yaşadılar. Azeri ve Ermeni halkları yine bugün de barış içerisinde sömürüsüz bir dünyada yaşamak için Azerbaycan ve Ermenistan’ın işçi sınıfı ve emekçileri bölgenin halklarıyla birlikte sömürücü egemenlere karşı devrim ve sosyalizm bayrağını bir kez daha yükseltmeleri gerekmektedir.

İnsanlığı haksız savaşlardan, kapitalizmin barbarlığından kurtaracak tek çözüm reçetesi demokratik devrimlerdir.

Özgür gelecek net

8883

Comment form

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Özgür Gelecek

Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Son Haberler

Sayfalar

Özgür Gelecek

Bir yoldaşından Özlem’e…Yoldaşa, Anneye…

Saçlarına ak düşmüş, kırk yaşını doldurmuş bir anneden gerilla olur mu hiç? Bu yaşta bir yürek, dağlara çıkacak kadar sevdalı olabilir mi? Sakın olmaz demeyin. Hayretlik, olmazlık belirten sözcükler sakın kullanmayın. Özlem yoldaş, saçlarındaki aklar belli olmasın diye saçlarına kına yakan, gözlerinin etrafındaki hafif kırışıklılar olmasa gelişkin yaşını belli etmeyecek kadar atak ve çevik bir kadın gerillaydı. Hareketli oluşu kadar, yanık sesli bir anneydi. Katliama uğramış, sürgün edilmiş Kürt kadınının tekrar dağlara dönmüş yanık sesli destanıydı.

Neo-liberalizm, yükselen faşizm ve radikal İslam- Derya Barış

PEGİDA'yla DAİŞ, Altın Şafak'la Taliban, Boko Haram'la El Kaide kardeştir; neo-liberalizm ise bunların ebeveynidir. Neo-liberalizmi anlamadan radikal İslam'ı ve Avrupa'daki faşizmi anlamak, Batı'daki faşizan eğilimlere bakmadan radikal İslam'ı algılayabilmek mümkün değildir.

Gerçeğin cehennemine hoşgeldiniz!

Fransa’nın başşehri Paris’te mizah dergisi Charlie Hebdo’ya yönelik saldırı ve hemen ardından yaşanan çatışma ve rehin alma olayı hem dünyada hem de Türkiye’de yankısını buldu. Bu saldırıların etkileri önümüzdeki süreçte kendini göstermeye devam edecektir. Ancak hiç kuşku yok ki daha şimdiden bu saldırılar, tıpkı 11 Eylül saldırılarında olduğu gibi, emperyalistler tarafından kendi çıkarları için istedikleri bölgelere müdahalenin meşru gerekçesi olarak propaganda edilecek, “ya bizdensin ya da düşmansın” doktrini yeniden güncellenecektir.

Ölülerimizin Hayallerine de Sahip Çıkmalıyız;Murathan Mungan

 

Merhaba arkadaşlar, Hrant Dink’in değerli ailesi ve dostları, hakikat ve adaleti kıymet bilenler, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Sekiz yıldır her 19 Ocak’ta olduğu gibi, bugün gene burada Hrant Dink için toplanmış bulunuyoruz. Ölümünden sonra milyonlarca kalbin evladı olan Hrant Dink için... 2007 yılında onun öldürülmesinin hemen ardından yazdığım “Cinayetin arkasındaki en büyük örgüt” başlıklı yazım şöyle başlıyor: 

TKP/ML-YDK

 

VARTİNİK’TEN GEZİYE, GEZİDEN KOBANİ’YE, DİRENİŞ RUHUYLA PARTİ VE DEVRİM ŞEHİTLERİNİ ANIYORUZ

Tarih sınıf mücadeleleri tarihidir. Spartaküs efendilerine baş kaldırdığında ezen ve ezilen, sömüren ve sömürülenler çoktan iki sınıfa ayrılmışlardı. Kıyasıya başlayan bu mücadele ardında öldürülen milyonlarca köleyi bıraktı.

Yaşar Kemal’in kaleminden: Ermeni mülkleriyle ‘cumhuriyetin şişirdiği keneler’

Kendi deyimiyle “Cumhuriyetin ilk yıllarında bir Türkmen köyünde tek Kürt ailenin çocuğu olarak doğan” Yaşar Kemal, eserlerinde büyüdüğü topraklardaki Ermeni geçmişine sık sık atıfta bulundu.

ABD’nin AKP iddianamesi hazır!

Bu da nereden çıktı denilmesini gerektirecek bir durum yok çünkü Türkiye her an karışabilir! İstemediğimiz halde şuanda Türkiye’nin Lübnan, Mısır, Tunus, Irak ve Suriye gibi olmaması için hiçbir neden yok. Nasıl mı?

Büyük canavarlar kendi suretlerinde küçük canavarlarda yaratir

Dinlerin ortaya çıkışının tarihi insanın kendisiyle yaşıt olsada, semavi dinlerin ortaya çıkışı insanlık tarihi için yeni, modern insan için ise eski sayılır. Semavi (ibrahimi) dinleri ortaya çıkaran da, sınıfların iktidar mücadelesi olmuştur. Özellikle Ortadoğu kökenli tek tanrılı İbrahimi (müsevilik, hiristiyanlık ve müslümanlık) dinleri, o dönemin egemen sınıfların egemenlik alanlarını genişletme, daha geniş toprakları ele geçirmenin bir aracı olarak ortaya çıkmış ve gelişmiştir.

Bunlar sana, bana, düşünen insana düşman sevgili…H.GÜRER

 

İnsan”; çirkini ve güzeli, kötüyü ve iyiyi bildi.

Doğru yerde durmasını bilmedi!

Dostu da düşmanı da bildi, ama dost olmasını bilmedi.

Ortak düşmana karşı birlik olmayı, bu davranıştan, ‘dostluk’ çıkarmayı öğrendi.

Kurduğu dostluğu, çıkarları için bozmasını da…

Güzeli ‘sevdi’ ama onu ve düşüncesini önemsemedi

Çıkarları uğruna, âşık olduğunu ve sevdiğini sömürecek kadar amipleşti

O’nu öldürmesini bilecek kadar katil olmasını da öğrendi.

Bu yüzden bunlar aşka, sevgiye, güzele düşman sevgili…

 

Kobani Direnişi Ruhuyla; Parti ve Devrim Şehitlerini Anıyoruz!

 

Ateş fitilleri proletaryanın elinde karanlığı parçalayan mücadele  meşalesidir ŞEHİTLERİMİZ, 

 

Bu meşale yanmaya devam ettikçe şehitlerimiz, davamızın, onurumuzun sevgi ve saygı abideleri olmaya devam edeceklerdir. Çünkü onlar devrimin iradesi, öz ile söz arasındaki diyalektik bağ, her türlü gidişatı değiştirecek olan devrimlerin fırtınalar yaratan sesleridir.

Hrant Dink’i Ermeni Soykırımının 100. Yıl Dönümünde Anmak!

Anadolu halklarının bin yıllık düşünün, kardeşliğin sesiydi o. Özgürlüğün sesiydi. Ve karanlığın efendileri, 19 Ocak 2007’ de, güpegündüz yol üstünde öldürdüler onu. Ölümüyle bile ses oldu, göz oldu, dil oldu. Ölümüyle bile yürek oldu. Nice yıllar geç- ti aradan, adalet görünmedi şafakları ay- dınlatmak için. Sürüp giden mahkeme bir komediye dönüştü. Tetiği çeken yakalanıp, yaşı küçültülerek çocuk suçlu uygulaması- na sokularak cezalandırılsa da, cinayeti organize edenler, henüz özgür.

Sayfalar