Çarşamba Ekim 14, 2026

Azerbaycan Tezkeresi ve Emperyalist Yayılmacılık

17 Kasım 2020 tarihinde TBMM’de “Azerbaycan’a Asker Gönderme Tezkeresi” kabul edildi. Peşinden bütün iktidar yanlısı gazeteler: “102 yıl sonra tarihi buluşma” ve esas olarak da: “Türk Askeri 3 Kıtada” [1] başlıklarını büyük puntolarla yazdılar.

Türk burjuvazisi, özellikle  son 10 yıldır askeri bir strateteji uyguluyor. Bu son gelişmeler 1951’de Kore’ye asker gönderme ve orada ABD’nin denetiminde bir askeri üsse sahip olmakla (ki bu tamamen ABD’nin denetimindeydi) bir bağlantısı yok. O ABD emperyalizmine hizmet amacıyla yapılmış bir dış askeri görevdi. İkincisi ve en büyüğü ise Kıbrıs’ın Kuzey kesiminin 1974 yılında işgal edilmesi ve oraya tamamiyle yerleşilmesi ve Türkiye’nin bir parçası haline dönülştürülmüş olması gerçeği vardır.

Daha sonraki süreçlerde BM ve de NATO’nun kararları doğrultusunda çatışmalı bölgelere/ülkelere asker gönderilmesi gündeme geldi ve Türkiye Avrupa, Asya ve Afrika’nın bir çok ülkesine asker gönderdi. Bu faaliyet bir işgal faaliyeti olarak ele alınmasa da, dış ülkelere asker gönderme konusunda Türk devletinin oldukça iştahlı olduğu söylenebilir.

Dış ülkelere asker gönderme, “barışı korumak”, “savaşı durdurmak”, “anlaşmazlıkları çözmek”, “bölge halkınının güvenliğini korumak” amaçlı yapılıyor. Gerekçeler bunlar olsa da, hiç bir emperyalist ülke ve hatta emperyalist olmayan ülke dahi, askeri varlığını bir pazar hakimiyetine dönüştürme, kendi ekonomik ve siyasi çıkarlarını o alanlarda güçlendirme amaçlı kullanmaktadır.

Şimdi, kısaca, hangi ülkelerin denizaşırı ülkelerde askeri üsleri olduğunu aktaralım. Daha sonra ise konumuz olan Türk devletinin emperyalist saldırganlığının askeri/savaş boyutuna dönelim.

Günümüzde deniz aşırı ülkelerde askeri üs ve askeri varlığı tartışmasız olarak en fazla ülke ABD’dir.  ABD’nin deniz aşırı ülkelerde askeri üslerinin sayısı konusunda çelişmeli rakamlar olsada, Pentagon, 46 ülkede 517 raskeri üssü olduğunu açıklasada, gerçek rakamı yansıtmadığı açık.  Amerikan Üniversitesi Dijital Araştırma Arşivi’ne (American University Digital Research Archive) göre ise; 2017 yılı itibariyle, 80 ülkede 800[2] civarında olduğunu ve hatta bini aştığını ileri sürenlerin yanında 172 ülkede ABD ordusunun konuşlandığını ileri sürenlerde var.[3]

ABD’yi ise sırasıyla Rusya 25, İngiltere 14 ve Fransa 11 denizaşırı askeri üsle izlemektedir.

Bu ülkelerin dışında, İtalya, Japonya, Çin, Avusturalya, Almanya, G. Kore, Hindistan, İsrail, Holanda, Pakistan, Türkiye ve Yunanistan’ın da denizaşırı ülkelerde askeri üsleri olan ülkeler içinde sıralanmaktadır.

Dünya emperyalist ülkelerin askeri üsleri ve varlıkları ile dolu denebilir. Özellikle enerji yataklarının yoğun olduğu bölgelerde askeri üssü olmayan emperyalist ülke yok gibidir. Kızıl Deniz ve Basra körfezi emperyalist ülkelerin askeri üs yığınağı haline gelmiştir. Burada (Katar, Somali, Sudan) Türk devletininde askeri varlığı ve askeri üsleri vardır.

Deniz aşırı ülkelerde askeri varlık ya da üs bulunduranların bulundurma amaçları çok nettir: Emperyalist amaçlıdır.

 

Türkiyenin Emperyalist Askeri Politikası

Denizaşırı ülkelerde asker bulundurmak ve askeri üs kurmak belli bir sermaye birikimi de gerektiriyor. Her iseteyen istediği yere gidemiyor, asker konuşlandıramıyor. Bunun için güçlü bir sermaye birikimini şart koşuyor. Örneğin, Türkiye’nin uzun yıllardır askeri gücü (bunu, ülke içinde başta işçi sınıfı olmak üzere ve dışarıya karşı, burjuvazinin savaş gücü olarak okumak gerekir. Ve şimdi burjuvazi bu savaş gücünü, Kürt Ulusal Hareketi’ne ve onun ulusal kazanımlarına karşı kullanıyor) sayısal anlamda çok olmasına karşın, istediği her yere gidemiyordu. Kendi ordusunun silahlanması daha çok dışa bağımlıydı. Şimdi ise, sermayesinin gücü oranında istediği bir çok yere askeri varlığını da götürüyor. Ya sermaye önceden gidiyor ya da önce asker sonra sermaye arkasından geliyor. Örneğin Suriye’ye önce asker gitmiştir. Burada işgal edilen yerler ise sermaye yerleşmeye çalışıyor.

Türkiye 1974 yılında Kıbrıs’ı işgal ettiğinde emperyalist bir ülke değildi. Ama işgalci bir ülkeydi. Gelinen aşamada ise Türk tekellerinin küçümsenmeyecek bir bölümü uluslararası tekel durumuna gelmiştir. Yani, dış ülkelere askerden önce Türk sermayesi gitmiştir.[4] Daha önceki “alt-üst” emperyalizm tartışmaları bağlamında ...” adlı yazımda bu sermayenin ne kadar olduğunu yazmıştım. Bunu tekrarlamanın gereği yok.

Ancak, askeri yayılmacılığın sermaye yayılmacılığı ile doğru orantılı olduğu görülmelidir. Sermaye olmadan tek başına askeri yayılmacılık fazla bir yarar sağlamayacağı gibi, işgalci gücün işgal ettiği bölgede tutunması da zorlaşır. Ancak, burada öne çıkan sorun, esas olarak sermayenin yayılmacılığı birincildir. Askeri yayılmacılık ise sermayenin yayılmacılığını hızlandırmak, korumak, güçlendirmek ve derinleştirmek amaçlı olur. Türk devletinin askeri yayılmacılığı da bu amaçladır. Emperyalist askeri yayılmacılığın ekonomik, jeopolitik ve jeostratejik boyutları vardır.

Türkiye’nin GSYİH büyüdükçe askeri saldırganlığıda artmıştır. AKP iktidarı boyunca Türk devletinin saldırgan politikasının arkasında yatan esas nedenlerden biri aşağıdaki grafikte kendi gösteriyor.[5]

Dış borçta büyümesine karşılık AKP’nin  döneminde GSYH 3,1 (2002-2019) kat büyümüştür. Türk burjuva ekonomisinin 2018’den beri kriz içinde olması nedeniyle GSYH küçülmeye devam etmektedir.  En iyi dönemi 2013 yılıdır. Bu dönemde dış sermayenin en fazla ülkeye girdiği dönemdir.

Erdoğan’ın hırçınlığı ve saldırganlığı (Türk devletinin askeri olarak saldırganlığı) ve uzun süre iktidarda tutlmasının nedeni de bu. Sermaye kesimi giderek büyümüş, saldırganlaşmış ve yayılmacı bir sürecin içine girmiştir. Buna koşut olarak da içerde  başta Kürt ulusu üzerinde olmak üzere işçi sınıfı üzerindeki baskılar artmış, işçilerin hemen hemen tüm kazanımları ellerinden alınmış ve son olarak ellerinde kalan kıdem tazminatı ise alınmaya çalışılıyor.

Türk sermaye devleti, sermayenin çıkarları için bölgesel bir güç olmayı da amaçlamıştır. Bölgede sermaye olarak güçlü olmasının yanında, askeri güçle bu gücü pekiştirmeyi ve yayılmacılığı genişletmeyi ve derinleştirmeyi amaçlamaktadır. Ve bunu işgallerle ve yaygın askeri üslerle fiiliyta geçirmiştir.

Türkiyenin asker bulundurduğu ülkeler ve askeri üsleri:

  1. Küzey Kıbrıs’ın 1974 yılında işgal edilmesinden sonra Türkiye buraya her yönüyle yerleşti ve bugün gelinen aşamada 50 binden fazla askerin yanı sıra  askeri üsleri var. Doğu Akdeniz’deki gelişmelerden sonra ise yeni bir askeri deniz üssü inşa edildiği haberleri çıktı.[6]

 

  1. Katar ile Türkiye arasında 2017 yılında yapılan bir anlaşma nedeniyle Türkiye burada askeri üs kurdu. Üste 300 kadar asker bulunduruyor.
  2. Somali’nin başkenti Mogadişu’da Türkiye 30 Eylül 2017 yılında askeri bir üs açtı. Amaç “Somali ulusal ordusuna asker yetiştirmek” olarak açıklandı. Bu askeri eğitim kampı 4 km²’ye yayılmış ve inşası 50 milyon ABD dolarına mal olmuştur. SIPRI’nin verdiği bilgiye göre Türkiye’nin deniz aşırı bir yabancı ülkedeki en büyük askeri üssü. TSK’nın resmi internet sitesinde[7] Somali’ye;  “BM Somali Harekatı (UNOSAM)” kapsamında gitiğini söylemesine karşın, burada Somali devleti ile anlaşarak büyük bir üs kurmuştur. Kimi kaynaklar asker sayısını 2000 olarak göstermesine karşın, SIPRI 200 olarak veriyor.[8]

Türkiye ile Somali arasındaki ticari ilişkiler ise, 2010 yılında 5 milyon ABD doları civarında iken, 2016 yılında 116 milyon ABD dolarına çıkıyor.

  1. Sudan ile Türkiye 2017 yılında yaptıkları anlaşma gereğince Kızıl Deniz’deki  Sudan’nını Savakin  adası 99 yıllığına Türkiye’ye askeri üs amacıyla kiralandı. Türkiye’nin buradaki varlığına Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve daha bir çok bölge ülkesi karşı çıkmasına karşın, Türkiye buraya yerleşti. Amacını ise, sivil gemileri korumak olarak açıkladı. Türkiye’nin Sudan’da 300 milyonu doğrudan ve 300 milyonu ise müteahhitlik işleri olmak üzere 600 milyon ABD dolarlık (2019 yılına kadar)[9] yatırım yaptı. Ayrıca Sudan, ithalatının %5’ini Türkiye’den yapıyor. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı ve Türk devletinin emperyalist yayılmacı amaçlarına hizmet etmek için kurulan ve bu işlevi yerine getiren TİKA[10] (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı) en fazla yardım ettiği ülkelerin başında Sudan gelmektedir.
  2. Güney Kürdistan (Kuzey Irak), Türkiye ile Irak devleti arasında resmi bir anlaşma olmadan ve Irak devletinin karşı çıkmasına karşın, Türkiye Barazani’lerin bölgesine, yani Güney Kürdistan’a iyice yerleşmiş durumda. Adeta askeri işgal söz konusu denebilir. Resmi olmayan rakamlara göre ondan fazla askeri karakolu ve Başika bölgesinde ise askeri bir üssü var. İleri karakol olarak kurulan yerler, esasta TSK’nın askeri üsleridir. Ancak Türkiye’nin Güney Kürdistanda birden fazla askeri üssü olduğu bildirliyor. Sözcü gazetesi’nin 16 Ocak 2020 çıkan sayısında bunu doğruluyor. Gazete, TSK’ya ait toplam 9 askeri üslerin bulunduğu yerlerin adını sıralamış. Azerbaycan’a Asker Gönderme Tezkeresini kutlayan Erdoğan yanlısı gazeteler de “Kuzey Irakta birden fazla askeri üs”ü doğruluyor.[11]

Güney Kürdistan yönetimi Türkiye’nin varlığına karşı değil, tersine PKK’ya karşı ortak işbirliği yapıyorlar ya da Türkiye tarafından buna zorlanıyor denebilir. Güney Kürdistan yönetimi ve burjuvazisi ile Türk devletini yoğun bir ticari ilişkisi de söz konusu. Güney Kürdistan’a egemen Kürt burjuvazisini Türkiye’ye bağımlı kılan da ekonomik işbirliği ve Avrupaya açılan kapısı olmasıdır. Irak yapılan ihracatın %70’i Güney Kürdistan’a yapılıyor. Güney Kürdistan’daki büyük müteahhitlik işlerin büyük bir bölümü Türk müteahhitlerin elindedir. Ve irili-ufaklı Türk firma sayısı (2014 yılı verileri) 1500’ün üzerindedir.[12]

Türk devletinin Güney Kürdistan’da onbini aşkın askeri olduğu sanılıyor.

  1. Suriye’nin Kuzeyi Türk devleti tarafından işgal edilmiş durumda. Suriye devletinin tüm itirazlarına rağmen Türk devleti Suriye’nin Türkiye ile olan sınırlarının büyük bir bölümünü işgal altında tutuyor. Ve burada resmi olmayan tahmini rakamlara göre 25 bin askeri olduğu sanılıyor. Özellikle İdlip’te askeri yığınağını devamlı olarak artırıyor.
  2. Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti ile Türkiye arasında 27 kasım 2019 tarihinde “Güvenlik ve İşbirliği Mutabakat muhtırası” ile “Deniz Yetki alanlarının sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat muhtırası” anlaşması imzalandı ve Libyaya asker gönderme tezkeresi TBMM’de onaylanarak resmileştir. 2019 yılı Aralık aynının son günlerinde Türk askeri Libya’ya gönderildi. Erdoğan bunu Ocak 2020’nin ilk haftasında açıkladı.[13] Libya’da askeri üssü var. Burada da ne kadar askeri olduğu bilinmiyor. Ve buradaki savaşa, UHM güçleri yanında aktif olarak destek veriyor ve SİHA ve İHA’ları kullanıyor.
  3. Azerbaycan’da 100 asker. Ancak, bu resmi bir rakam olmayıp, ne Türk devleti ne de Azerbaycan devleti bu konuda net bir bilgi vermekten kaçınıyorlar. Oysa, 3 Temmuz 2016 yılında imzalanan protokol  uyarınca Bakü’deki Gizil Shereg Garnizonu’nda yer alan bazı binalar ile Sumgayt şehrindeki Nasosnanya (Hacı Zeynel Abdin Tağıyev) hava Üssü’nde bir terminal TSK’nın kullanımına verilmişrtir.[14] Son Dağılık Karabağ savaşında, Karabağ Ermeni güçlerine karşı TSK’ya bağlı F-14 savaş uçaklarının kullanıldığı biliniyor. Türk devletinin burada askeri üssü olduğu şimdilik iddia aşamasında. Ama her iki devlet her yıl, Azerbaycan topraklarında ortak askeri tatbikatlar yapıyor.

Azerbaycan’a asker gönderilmesi tezkeresinin TBMM’de 17.11.20220 tarihinde onaylanmasından sonra, bu resmiyet kazandı ve bundan sonra Türkiye Azerbaycan’ın güvenliğinden de sorumlu olacak.  18 Ağustos 2010 tarihinde de “Türkiye ve Azerbaycan Stratejik Ortaklık ve Yardım Anlaşması” imzalanmıştı. BMM’de kabul edilen “asker gönderme tezkeresi”nin kabulü belgesinde, “Eğer toprak bütünlüğüne saldırı olursa Türkiye ve Azerbaycan arasında kapsamlı ortak askeri harekatlar geliştirilmesi” yer alıyor. “Tezkere” de; “... bölge halklarının huzur ve refahı yararına olacağı” nın da geçmesi, elbette doğru değil. Türk ve Azerbaycan burjuvazisinin yararına bölge halklarının ise zararına olan bir anlaşma.[15]

Türk burjuvazisi “tek millet iki devleti”, ekonomik ve askeri olarak tek devlet yönetimine, yani Türkiye tarafından yönetilmesine getirmek için çaba harcıyor. Ancak, karşılarında Rus emperyalizmi var. Türkiye’nin Azerbaycan’la askeri ve ekonomik ilişkileri, Gürcistan ve ukranya’daki ekonomik yatırımları Rusya’yı Kafkasya’da sıkıştırdığı kesindir.

Buraya Azerbaycan-Türkiye eknomik ilişkileri almıyorum. Azerbaycan’ın Türkiye’de yatırımları varken, örneğin Petkim’in sahibi SOCAR (Azerbaycan devlet tekeli), Türkiye’nin 9 milyar doları, Azerbaycan’ın ise Türkiye’ye 10 milyar doları aşkın sermaye yatırımları var[16]. TPAO’nın Azerbaycan’daki yatırımları yanı sıra, TANAP doğal gaz boru hattının Şah Denizi’nden Avrupa’ya (ve bir yanıylada Bulgaristan üzerinden balkan ülkelerine) bağlanması, Bakü-Tiflis-Kars demiryolu ağının varlığı,  Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin ekonomik boyutunun bir kısmını içermektedir.

 

Türkiye’nin, BM ya da NATO çerçevesinde çok uluslu güçlerle birlikte asker bulundurduğu diğer ülkeler:

  1. Afganistan’da NATO çerçevesinde 2000 askeri var.
  2. Lübnan’da Türkiye’nin, BM Geçici Görev Gücü çerçevesinde 100 asker.
  3. Mali, BM Çok Boyutlu Enterge İstikrar Misyonu (MINUSMA) kapsamında
  4. Orta Afrika Cumhuriyeti, BM Çok Boyutlu Enterge İstikrar Misyonu (MINUSMA) asker bulunduruyor.
  5. Bosna-Hersek’te 250 asker.
  6. Kosova’da 400 asker
  7. Arnavutluk’ta 24 asker
  8. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde 17 asker

2009 yılından beri, “Korsanlarla mücadele operasyonları” programı altında Türkiye’nin savaş donanması Kızıldeniz, Aden Körfezi ve Umman Denizi’nde konuşlanmış durumdadır. CTF-151 adıyla korsanlarla mücadele adıyla kurulmuş olan çok uluslu bir deniz gücü çerçevesinde Türk deniz kuvvetleri orada yer alıyor. Temmuz 2020’den itibaren bu çok uluslu gücün komutanlığına bir Türk tuğamirali getirildi.

Türk devleti, mümkün olduğunca bütün uluslararası askeri güç içinde yer alıyor. Ve almak içinde zorluyor. Çünkü, dış ülkelerde asker bulundurulmasının, Türk burjuvazisinin yayılmacılığını kolaylaştırmada bir araçtır. Sermayenin yenemediği yerde askeri güç ile yayılmacılığını deniyor. Bunda başarılı da oluyor. Kuzey Irak, Suriye, Libya, Azerbaycan’da durum böyledir. Ve Ekim 2020 tarihinde yapılan Karabağ-Azerbaycan savaşında, Azerbaycan’ın  Dağlık Karbağ’da 7 kantonu ele geçirmesi (Dağlık Karbağ’ın yüzölçümünün yarısından fazlası) Türk devletini askeri desteği ile kazanılmıştır. Bu da Türk devletinin Kafkasya’ya yerleşmesinin kalıcılığının göstergesi ve bundan sonra saldırgan politikalarına o bölgede devam edeceğinin göstergeleri olması yanında, Rusya ile egemenlik çekimesini artırıcı ve aralarında var olan çelişmeyi keskinleştirici bir eğlimi de barındırmaktadır.

Ayrıca ekelmek gerekiyor, Türk devletinin emrinde sayısı oldukça kabarık bir paralı askeri var. Bunlar “Suriye Ulusal ordusu” ya da diğer dinci cihatçilerden oluşan ve emperyalist devletlerin paralı askerleri olarak savaşan paramiliter güçlerdir. Kimi din adına kimi ise başaka nedenlerle, ama paralı asker olarak emperyalist devletlerin hizmetindeler. Türkiye’nin de Suriye, Libya, Irak, Azerbaycan’da paralı askerleri var. Ve bunlar sık sık, türkiye ve uluslararası basında yer alıyor.

Bütün bu gelişmeler Türk devletinin stratejik bir hedefi olduğu ve adım adım, Balkanlarda, Kafkasya’da Ortadoğu ve Afrika’da yayılmaya başladığının gösteriyor. Bu emperyalist bir yayılmacılıktır.

Türkiye’nin yurt dışındaki asker sayısı konusunda net bir bilgi yoktur. Genel olarak 50 bini geçtiği haberlerde yer alıyor. Ancak, sadece, işgal altında tuttuğu Kuzey Kıbrıs’ta 50 bini aşkın askeri vardır. Suriye’de 25 bini askeri var ve Güney Kürdistan’da on bini aşkın askeri vardır. Bütün bunlar hesaplandığında oldukça büyük bir sayı çıkmaktadır. Bu nedenlede Global Firepower, dış ülkelerdeki askeri hareketlilik açısından, Türkiye’yi ABD’den sonra dünyanın en hareketli askeri gücü olarak belirtirken, askeri savaş gücü açısından ise dünyanın 11. Askeri gücü olarak göstermektedir.[17]

Bu verilerden hareketle, şu söyelenebilir: Türk burjuvazisi, “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne” rüyasını askeri olarak kısmen, sermaye olarak ise tamamen gerçekleştirdikleri söyelenebilir. Adriyatik Deniz’inde kıyısı olan Arnavutluk ve Bosna-Hersek’e askeri varlıklarını konuşlandırdığı gibi, sermaye olarakta buralarda önemli yatırımları vardır. Güney Çin Deniz’inde askerleri yok, ama, Çin’de dahil olmak üzere,  bu deniz ile kıyısı olan ülkelerde sermaye yatırımları ve hatta bazılarında üretim tesisleri var.

Türk Devletinin Savaş Sanayi

Türkiye, ekonomik olarak dış ülkelerde yatırımlar yaparken, yani, egemenlik alanlarını, ekonomik pazar alanlarını genişletirken, buna bağlı olarak da askeri yayılmacılığı ve bunun temelinde de savaş sanayini geliştirmeye öncelik vermektedir.

Türkiye silahlanmaya ve silah sanayinin geliştirilmesine ağırlık verdi. 2002 yılında Türk silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) ihtiyaçlarının %24’ünü iç üretimden karşılayan devlet, 2016[18] yılında bunu %68,5’a çıkarmıştır. Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI)’nin verilerine göre, 2014-2018 yılları arasında 2009-2013 yıllarına oranla Türkiye’nin silah ihracatıdaki artış oranı %170 olarak gerçekleşmiş. Bu da dünya silah ihracatında Türkiye’yi 14. sıraya yükseltmiştir.[19] Türkiye, 2018 yılında 2,2 milyar ABD dolar sialh ihracatı yapmıştır. Aynı ülke, 1999 yılında ise dünyanın en çok silah ithalatı yapan 3. Ülkesiydi.

2010 yılında, dünyanın ilk 100 silah üreticisi firmanın içinde Türkiye’nin bir firması (ASELSAN) var iken,  2020 yılına gelindiğinde bu sayı 7’ye çıktı.[20] Bunlar uluslararası bir tekel konumundadır. ABD merkezli Carnegie Uluslararsı Barış Vakfı (CEIP)’in bir raporuna göre ise; 2015’ten 2019’a kadar, Türkiye’nin silah ithalatındaki payı %48 azalmış. Ama Türkiye’nin sialhlanması ve silah yatırımlarında bir azalma değil, tersine artış var. Bu da silahlanmayı ülke içindeki silah tekellerinden sağladığının bir göstergesidir. Aynı rapor, ülkenin askeri silah ihtiyacının %70’ini dışardan karşılarken şimdi bu oranın %30’a düştüğünü bildiriyor.[21]

Türkiye’nin silah endüstirisi 2002’de 1 milyar ABD dolarından 2020’de 11 milyar ABD dolarına çıkıyor ve bunun 3 milyar ABD dolarından fazlasını ihracat yapıyor.

Silah sanayinde dışa bağımlılık azalmasına karşın, temel konularda hala dışa bağımlılık devam ediyor. Örneğin tank, helikopter motorları konusunda tamamiyle dışa bağımlılık söz konusudur. Bu nedenle Altay tankı projesi bütünüyle gerçekleşebilmiş değildir. Altay tanklarının motoru Alman silah tekeli Rheinmetal’den bekleniyor. Ancak Alman hükümetinin kısıtlamaları olduğu için sorun çözülmemiştir. CEIP’in verilerine göre, Altay tankı, 13,75 milyon dolar birim fiyatıyla dünyanın en pahalı tankı olacakmış. Ve Katar Altay tanklarından parasını peşin ödeyerek 100 tane sipariş vermiş.

Aynı kaynağın verdiği bilgiye göre Türkiye’de 1067 silah üreticisi şirket var ve  2016 yılında bu sektörde toplam çalışan sayısı 35.502. [22]

Şimdi dünyanın ilk 100 silah tekeli içinde yer alan 7 Türk silah üreticisi tekeli sırasıyla kısaca inceleyelim:

Türkiye, savaş sanayinin geliştirmek için ülkenin belli bölgelerinde organize sanayi bölgeleri kurulmuş ve savaş ve uzay sanayi firmaları buralarda özel olarak kümelendirilmiş.

Aşağıdaki bilgiler, Türkiye Savunma ve Havacılık Sanayi  resmi (Invest  In Turkey) sitesinden bazı bilgileri buraya allım.[23]

İstanbul: teknoparkistanbul, burada 220 silah ve havacılık firması,

Ankara: OSSA (Ostim Savunma ve Havacılık Kümelenmesi) 173 firma,

Ankara: HAB (Ankara Uzay ve Havacılık ihtisas Organize Sanayi), 400 firma,

Ankara: TSSK (Teknoloji savunma Sanayi Kümelenmesi) 125 Firma,

Kırıkkale: OSB (Kırıkkale Silah İhtisas Organize Sanayi Bölgesi), 9 firma,

Eskişehir: ESAC (Eskişehir Havacılık Kümelenmesi), 29 firma,

Bursa: BASDEC (Bursa Uzay Havacılık ve Savunma Kümelenmesi), 75 firma,

İzmir: Hukd (Havacılık ve Uzay Kümelenmesi Derneği), 45 firma.

ASELSAN[24]

Türkiye’nin en büyük silah üreticisi tekeli Aselsan’ın yurt dışında bir çok şirketi, şubesi ve ofisi var. Makedonya ve Güney Afrika’da birer şube, Endenozya ve Filipinler’de ise ofisleri var. ASELSAN’ın yurtiçin de ise 14 şirketi var. Bunların büyük çoğunluğuna %50 ve üstü ortak, bir kaç tanesinde ise küçük pay sahibi.

ASELSAN’da toplam çalışan sayısı 7.610. Çalışanların %3’ü doktara, %27’si yüksek lisans, %39’u lisans ve %31’i ise diğerleri. Yani, burada çalışanların büyük bir bölümü üniversite mezunu ve geri kalanlanlar ise teknik elemanlar. ASELSAN, 2020 dokuz aylık finansal göstergeler bölümünde personel sayısının (ortalama) 8.642 veriyor.

 

Aselsan’ın Yurtdışı Şirketleri, Ortakları, Şube ve Ofisleri

Yurt dışı İştirakleri

Pay Tutarı

ASELSAN’ın Payı (%)

ASELSAN Bakü Şirketi

1.601.978 Azerbaycan Mantı

100

ASELSAN Malaysia Sdn. Bhd.

100 Malezya Ringiti

100.00

SADEC LLC.

11.250.000 S. Arabistan Riyali

50.00

ASELSAN Middle East PSC.

1.225.000 Ürdün Dinari

49.00

IGG ASELSAN Integrated Systems LLC

9.800.000 BAE Dirhemi

49.00

Kazakhstan ASALSAN Engineering LLP.

3.464.300.000 Kazakistan Tengesi

49

BARQ QSTP LLC.

480.000 katar Riyali

48

Kaynak: ASELSAN 2019 Faaliyet Raporu, sf. 6-7[25]

Yurt içi tedarikçi firma saysı 3.100. Ve İstanbul’da BİST’e de kotadır. ASELSAN, toplam satışlarının %62’sini TSK’e yapıyor. ASELSAN tekelinin %74,20’si TSKGV (Türk silahlı Kuvetlerini Güçlendirme Vakfı)’na ait. Geri kalanı ise halka açık ve borsada işlem görüyor. Ar-Ge harcamaları ise 419 milyon dolar.[26]

ASELSAN, dünyanın ilk 100 silah üreticisi şirket sıralamasında 2020 yılında 2 milyar 290 milyon ABD doları ile 48. sırada yer aldı.[27] Aynı şirket 2016 yılında 93. sıradaydı.

TUSAŞ (Türk havacılık ve Uzay Sanayi A.Ş.)

Tusaş, ya da TAI (Türkish Aerospace Industries INC.) , Defense News sıralamasının 53. sırasında yer alıyor. 2019 yılında 69. sıradaydı. 2020 yılı için  toplam geliri 2,266.76 milyon ABD doları.

Tusaş’ın %54’ü TSKGV’nın, %45,45’i Savunma Sanayi Başkanlığı’na (SSB) ve %0,06’sıda Türk Hava kurumu’na ait.[28] Tusaş’a bağlı bir çok şirket mevcut ve daha çok motor geliştirme üzerine faaliyet südrülüyor. Tusaş’ın AIRBUS’ta %5,6 gibi küçük bir hissesi de var. 2019 yılı itibariyle 8.993 çalışanı var.[29] Kendi resmi sitesinde çalışan sayısı yer almadığı gibi faaliyet raporu da yok.

BMC Otomotiv Sanayi ve Ticaret A.Ş.

Adı geçen  silah tekeli, Defense News 100’ün 89’uncu sırasında yer alıyor. Bir önceki yıla 85. Sıradaymış. 2020 yılı toplam ciroso 676.59 milyon ABD dolar. 2718 çalışanı var.[30]  Şirket kendi resmi sitesinde, 80’i aşkın ülkeye ihracat yaptığı eklenmiş. Tekelin %50.1’i özel %49,9’u ise yabancı ortak, yani Katar’a ait.

Roketsan A.Ş.

TSKGV ait olan Roketsan silah tekeli, Defense News 100’ün 91. sırasında yer alıyor. Toplam cirosu (2020) 515.18 milyon ABD dolar. Roketsan’ın %84.83 hissesi TSKGV ait. Geri kalanı ise halka açık ve BİST’de işlem görüyor.

STM Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Ticaret A.Ş.

STM, Defense News’in 92. sırasında. Aynı yıl için toplam cirosu 503.73 milyon dolar.

FNSS Savunma Sistemleri A.Ş

FNSS, ilk 100 silah şirketi sıralamasında 98. sırada yer alıyor. Toplam cirosu (2020) 374.94 milyon dolar. İSO 500’de yer alan bilgiye göre şirketin %51 Nurol Holding’e aitl ve %49 ise Birleşik Arap Emirlikleri  BAE System’e  ait. Çalışan sayısı ise 999.[31]

 Havelsan A.Ş. (Hava Elektronik Sanayi ve Ticaret A.Ş.)

Havelsan 99. Sırada yer alıyor ve toplam cirosu 342.27 milyon dolar. Toplam çalışan sayısı 1.832.[32] ve %100 hissesi TSKGV ait.

Türk devleti, savaş sanayisinin geliştirmeye özel bir önem ve ağırlık verdi. Ve Türkiye’nin en büyük silah tekelleri TSKGV’e ve Savunma Sanayi Başkanlığına aittir. Öne çıkan silah tekellerinden BMC ve FNSS ise yabancı ortaklı özel tekellerindir. Türkiye’nin en büyük uluslararası tekeli olan OYAK’ında TSK mensuplarının yardımlaşma ve emeklilik fonu olarak kurulduğu hesaplanırsa, Türk ordusunun sermaye ile doğrudan ilişkisinin ötesinde sermaye sahibi olduğu net olarak görülür.

Türk devletinin emperyalist yüzü görülmeden, emperyalist saldırganlığı ve yayılmacılığı teşhir edilmeden, işçi sınıfının devrimci mücadele taktikleri doğru olarak belirlenemez.20.11.2020


[1] Sabah Gazetesi, 17.11.2020

[2] www. american.edu.

[3] www.thenation.com/the-us-has-mlitariy-bases/24.01.2018. www.justiceonow.de/2017-10-27

 

[4] Bkz. Yusuf Köse, “Alt” “Üst” Emperyalizm Tartışmaları Bağlamında Emperyalist Türkiye. www.kaypakkayahaber.com/alt-ust-emperyalizm-tartısmaları ...10 Ağustos 2020

[5] Mafi Eğilmez, Kendime yazılar. www.mafiegilmez.com.2020/01/turkiye-ekonomisinin-son-17-yılı

 

[6] www.stratejikortak.com/2018/09/yurtdisi-turk-askerş-üsleri

[7] www.tsk.tr/BarisiDestekleme.

[8] Bkz.  www.bbc.com./turkce/haberler/06.10.2017.

[9] www.evrensel.net/turkiiye-sudana-ne-kadar-yatirim-yapti/17Nisan2019

[10] TİKA, SCBB’nni dağılmasının arkasından 25 Aralık 1991 yılında kurulmuştur. 5 kıtada 150’ye yakın ülkede şube yada ilşkisi var. Bkz. www.tika.gov.tr/hakkimizda. Türkiye’nin kalkınma adı altındaçeşitli ülkelere yaptığı yardım tutarı 8 milyar 120 milyon (2017) ABD doları. Bu rakam 2002 yılında 85 milyon dolardı. Bu Türk burjuvazisinin emperyalist yayılmacı yüzünün bir başka yanıdır.

[11] Bkz. 18.11.2020 Günlük Gazeteler ve www.dw.com.tr/tbmmde-azerbaycan-tezkeresi-kabul-edildi/

[12] www.emlakkulis.com/kuzey-irak-turk-isaat-firmalari

[13] www.dw.com./tr/erdogan-türk-askeri-libyaya-intikal-etti./06.01.2020.

[14] Cenk Özgen, Türkiye’nin Deniz aşırı Askeri Üs Kurma Girşimleri, Güvenlik Bilimleri dergisi, Kasım 2019, C.8, sy. 2, sf. 394, www.dergipark.org.tr.

[15] TBMM’de kabul edilen Azerbaycan’a asker gönderme tezkersindeki gerekçe şöyle:

Bkz. TBMM Azerbaycan’ Asker Gönderme  Tezkeresi, ve www.dw.com.tr/tbmmde-azerbaycan-tezkeresi-kabul-edildi/ 17.11.2020

[16] TC Dışişleri bakanlığı 2016

[17] www.globalfirepower.com ayrıca bkz. A. Haşim Köse, Güçlü Türkiye: Quo vadismus?, 20.08.2020 Gazete Duvar.

[18] www.invest.gov.tr/defense-aerospace-industry.pdf, sf.7.

[19] Wwww.sipri.com.2019. bkz. www.paraanaliz.com/2019/g1üncel/silah-ihracatimiz-%170-artti.

[20] Defense News Top 100, 2020, www.people.defensenews.com/top-100

[21]Ferhat Gurini, www.carnegieendowment.org/09.10.2020

[22] www.invest.gov.tr/ Ocak 2018.

[23] www.invest.gov.tr/ sf. 24, Ocak 2018.

[24] Aselsan, ilk 100 silah şirketi içinde 48. sırada.

[25] www.aselsan.com.tr/2019_Faaliyet_Raporu_pdf

[26] Makale içinde geçen “dolar” ABD dolarıdır.

[27] www.people.defensenews.com/top-100/

[28] www.tusas.com/kurumsal/hakkımızda.

[29] www.fortuneturkey.com/fortune500.

[30] www.iso500.org.tr/2019/BMC-Otomotiv-

[31] www.nurol.com.tr/faaliyet-raporu-2019.

[32][32] www.iso500.org.tr/2019

 

 

 

7902

Comment form

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Yusuf Köse

Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.

yusufkose@hotmail.com

http://yusuf-kose.blogspot.com/

 

 

Yusuf Köse

’’Yüce Türk ulusu adına' Tecavüz:Leyla Poyraz

Türkiye Cumhuriyeti  Devleti’nin mahkemelerinde kararlar açıklanırken, ”YÜCE TÜRK ULUSU ADINA…’’ başlığını kullanılır, ’’Yüce Türk adaletinin savunucusu’’ yargıçlarca… Onlar bu kararları alırken, ’’yüce Türk ulusu adaletinin’’ onlara verdiği yetkilere dayanarak bazı indirimler yaparlar. İşte bu ’’yüce Türk ulusu adına’’ yapılan bazı indirimler şunlardır:

Kadın programında ’’babam bana tecavüz etti’’ diyen kızını öldürenin, ’’babasını kamuoyunda mahcup etti’’ indirimi.

 Eşini katledenin , ’’kot giyiyordu, piercing takıyordu, çantasında doğum kontrol hapı buldum’’ indirimi.

Burjuvazi insanlığı pazarda tüketmiş

 

Her gün bir kadın öldürülüyor. Sokak ortasında. Gözlerimizin önünde.

Gülüşleri karatılıyor insanlığımızın.

Bir işçi katlediliyor, sömürü atölyelerinde

Bir ulus, egemen ulus tarafından yok sayılıyor. Üzerine bombalar yağdırılıyor.

Dilinden ve ulusal kimliğinden dolayı insanlar öldürülüyor.

Dininden dolayı insanlar boğazlanıyor. Yok ediliyor, soykırım yapılıyor.

Etrafı 8 metre yüksekliğinde duvarların içine hapsediliyor.

Yoksullar, denizin ortalarında boğuluyor. Çalınan aşlarına ulaşabilmek için.

Ülkeler yağmalanıyor.

Hrant, “nefret suçları” ve “zehirli kan” üzerine [1]

“Bizi gömmeye çalıştılar, tohum olduğumuzu bilmeden…”[2]

Biraz şu mahut “zehirli kan” meselesinden bahsedelim mi?

Ahparik Hrant katledileli sekiz yıl oldu… Onu Agos’un önünden Balıklı Ermeni Mezarlığı’na uzanan son yolculuğunda yüzbinlerle uğurlayalı sekiz yıl geçti…

Hangi Sınıftan Yanasınız?

Sinfli Toplumlar Tarihi Sinifli Toplumlar Tarihidir-1

SSCP ve CKP tarihini Amerikan Horror hikayelerinden, Trockist efsanelerden ogrenmeye kalktiginizda, bulacaginiz tek sey Gulyabani masallaridir.

Tarih de ideolojinin bir konusudur; ona nerden, hangi sinifin penceresinden baktiginiza gore elinizde bir tarih algisi olusur...

Sinifli toplumlarda sinifsiz gercek yoktur!

Tarihi incelerken tarihin hep iki boyutu oldugunu gorursunuz. Bu sinifli toplumlar icin tipik bir durumdur. Ve ayni zamanda yasamin dialektigi karsitlarin birligidir.

Ermeni soykırımını tarihçiler belirlesin yalanı :Furkan Çay

Soykırım konusu Türkiye’de tabu haline gelmişken devletlü takımının bu konu hakkındaki açıklamaları, soykırımı inkarını kemikleştirmekten başka bir işe yaramıyor. Son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan yine soykırımı konusunu tarihçilere bırakmak gerektiğinden bahsetti ve soykırımı konusunda TC devletinin resmi soykırımı tezinden bir adım öteye gidemedi. Sanki yaşamımızı belirleyen bütün gerçeklikleri bugüne kadar hep tarihçilerden öğrenmişiz gibi.
Cumhurbaşkanı’nın arşivleri tarihçilere açmaya hazırız sözleri hiç inandırıcı değildir.

Seçim sonuçları: şantajlara rağmen halk sistemin bekçilerine sırt çevirdi*

 

Siyaset temsilcilerinin yeniden biçimlenmesi nasıl olursa olsun, 25 Ocak seçimlerinde ortaya çıkan olgu şudur: Jean-Claude Juncker'in (AB Komisyonu başkanı çn.) ülkemizde ki temsilcileri, bütün çabalarına rağmen halkımız tarafından seçilmeyerek, köşeye sıkışmasalar bile ağır bir yenilgi yaşamışlardır.

"Türkiye 2015'i en az hasarla atlatmaya çalışıyor" Taner Akçam

Taner Akçam'la Ankara'nın 2015 yaklaşırken izlediği politikaları, Türkiye'de soykırımın tanınmasının nasıl anlaşıldığını ve bu konuda izlenebilecek modelleri konuştuk. Akçam'a göre Türkiye'de adaletsizliğin giderilmesi, suçun kabul edilerek tazminat ödenmesi gibi konulardan kasıtlı ve bilinçli olarak bir kaçma söz konusu.

REPAIR: Ermeni soykırımıyla ilgili çalısmaya sizi ne yöneltti ? Bir adaletsizlik olarak mı gördünüz ?

Egemenlerin halifesi olmaktansa ezilenlerin sahabesi olmak devrimcidir

Özellikle Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde İslami direniş hareketlerinin yükselişiyle birlikte, İslam’ın ideolojisi bölgelerde giderek yayılıyor. Bu yükseliş hâkim sınıf sözcülerince terör faaliyeti olarak ilan edilip dar anlamda İslam ideolojisinin karşısında önlem almak arayışının politikasıdır. Bu aynı zamanda orta sınıfa da yansıyan ve onlarda dile “İslam’ın aşırı ucu” ya da “radikalizm” şeklinde tanımlanıyor. Bu tanımlamalar özellikle ılımlı İslam’ın reformist anlayışını Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde egemen dil anlayışının yaygınlığını oluşturuyor.

Kobanê’de Partizanca Direnişin İzinden…

 

Ortadoğu’da, emperyalistler ve onların işbirlikçi, uşağı hükümetler ile onların güdümündeki çeteler tarafından işgal edilen, özgürlük ve geleceği tutsak alınmaya çalışılan Kobanê, 134 günlük kahramanca bir direniş sonucunda özgürlüğüne kavuştu.

Kobanê, Rojava’da Kürt halkının kendi yönetimlerini inşa etmesi, öz örgütlülüklerini kurmasıyla birlikte ortaya çıkarmaya başladığı, filizlenerek büyümeye başlayan kazanımlarına yönelik kuşatma ve saldırıların kilitlendiği noktaydı.

Ah.. Cancağızım Kürtler ah..

Kürtler yüzde on barajı asacaklarmış.

Toplumun ilerici demokrat kesimlerin desteğini de alarak.

Ah.. cancağızım Kürtler ah...

Bari ilerici demokrat kesimlerin desteğini de alarak manipülasyonlarla da insanların zihinlerine kazınmış yenilmez görüken sisteme olan inancı taru duman edeceğinize inanıyorsunuz bu inancınızın doğru olup olmadığını belediye seçimlerini kaybeden Ferhat Tunç' a sorsaydınız.

Ah cancağızım Kürtler ah..

Kürtler yüzde onluk barajı aşamasalar da her şeye hazırlarmış.

Ya... akp' nin 310' nu aşamamasına hazırlar mı ?

Soykırımın 100. Yılında Bir Özür Borcumuz! Fusun Erdoğan

 

Ermeni meselesinde tutarlı bir tavır ortaya koyamamak, Türkiye devrimci hareketinin önemli zaaflarından biri olagelmiştir.

Bu zaaf devrimci ve sosyalistlerin değişik zamanlarda Ermeni halkına yapılan soykırım ya da tarihsel adaletsizlikler, haksızlıklar karşısında da, doğru tutum almasını önlemiştir.

Soykırımın 100. yıldönümü yaklaşırken, geçmişle yüzleşme ve hesaplaşmanın tartışıldığı bu süreçte, Türkiye ilerici, devrimci, sosyalist hareketinin bu zaafıyla yüzleşmesi önemli bir görev olarak varlığını sürdürüyor.

Sayfalar