Çarşamba Eylül 30, 2026

Avrupa’da Faşizmin Ayak Sesleri

“Emperyalist Büyük Savaşa Doğru”1 yazı dizisinde ele almıştım. Dünya genelinde hızla bir gericileşme yaşandığını ve bu gericileşmenin AB ülkelerini de içine aldığını yazmıştım. Bu aynı zamanda emperyalist savaş hazırlığının bir göstergesi olduğunu anlatmaya çalışmıştım. Ve Türkiye’deki gelişmelerin ve uzun yıllardır islamcı-faşist bir yönetimin iktidarda tutulmasınında bu gelişmelerden ayrı ele alınamayacağı saptamasında bulunmuştum.

Son yıllarda AB ülkelerinin her birinde hızla bir gericileşme ve iç faşistleşme başlamıştır. Göçmen karşıtı politikaların arkasına sığnarak geliştirilen gericileşmenin hedefinde işçi sınıfına yönelik saldırılar yatmaktadır.

Emperyalist burjuvazinin “şaşalı neoliberal politikaları, kapitalizmi daha derin bunalımların içine itmesinin yanısıra faşizmi yeniden, ağır-aksak yürüyen burjuva “demokrasi”sinin alternatifi haline getirdi. Burjuvazi, şimdi de kitlelere, faşizmi “popülist politikalar” olarak yutturmaya çalışıyor.

Avusturya bu konuda daha ileri giderek 1800’lü yıllarda gündemde olan, günlük çalışma süresini 12 saate (haftalık 60 saat) çıkarmak istiyor. “İş saatinin esnekleştirme” adı altında faşist-gerici koalisyon hükümeti, işçi sınıfına yönelik sert bir saldırıya hazırlanıyor. Bunu elbette ki diğer ülkeler izleyecektir. Bunların başında da Almanya gelmektedir.

Avusturya işçi sınıfı gerici-faşist yasaya karşı direniyor. En son 30 Haziran 2018 tarihinde yüzbini aşkın işçi Viyana’da protesto etti. Avusturya işçi sınıfı protestoların devam edeceğini ilan etmiş durumda.

AB’nin kalelerinden Almanya ise gericileşmenin başını çeken ülkelerin en önde gelenidir. Her ne kadar “sessiz” gibi görünse de AB’deki gericileşmenin destekçi ve öncülerindendir. Alman tekelci sermayesi, özellikle 2000’li yılların başından itibaren işçi sınıfına yönelik saldırılarını artırdı. O günden bugüne kadar bir çok anti-demokratik faşizan yasalar çıkarılıp yürlüğe sokuldu. İşçi ve emekçilerin alım gücü düştüğü gibi, çalışma koşulları işçi aleyhine, işveren lehine adım adım değiştirildi ve bu süreç devam etmektedir.

Alman burjuvazisi, her zaman olduğun gibi, öncelik saldırısını komünistlere karşı yapmaktadır. Alman komünistleri (MLPD) başta gelmektedir.2 MLPD’nin çalışma alanlarını giderek daraltılmaya çalışıyorlar. Bunun yanında Türkiyeli komünistlere ve Kürt ulusal demokratik hareketine karşı da aynı baskı, yıldırma ve pasifize etme yöntemlerini uygulamaktadır. Bunun bir parçası olarak ev ve dernek baskınları günlük hale getirilmiş ve komünist, devrimci-demokrat yerel ve göçmen hareketlerini kriminalize etmenin yoğun çabaları içine girmişlerdir. Gelinen süreçte, Alman burjuva devleti gizli bir polis devleti olmaktan çıkıp, açıktan bir polis devletine dönüşüyor. 

Alman tekelci sermayenin CDU-SPD koalisyon hükümeti, bugüne kadar çıkarılan anti-demokratik faşizan yasaların yetmeyeceğini düşünmüş olmalı ki, şimdi de “Yeni Polis Yasası” çıkarmaktadır. Bu işi eyaletlere bırakarak, merkezi fedaral hükümeti bu yasalarından sorumlu tutulmamasına çalışıyor. Oysa her şey planlı yürüyor. Önce Bayern eyaleti “Yeni Polis Yasası’nı” (YPY) kabul etti3 ve peşinden Kuzey Ren Vestfalya eyaleti çıkarmaya ve peşinden ise Aşağı Saksonya eyaleti gelmektedir. Yani, 16 eyalet sırasıyla YPY çıkaracaktır. Bu işi parça parça yapmalarının nedeni ise, muhalefeti parçalamak ve faşist polis yasasını halka yavaş yavaş kabullendirmektir. Türkiye’de yürürlükte olan Terörle Mücadele Yasası’nın bir benzeri Alman işçi sınıfı ve emekçilerinin karşısına dikiyorlar. 

Kapitalizmin krizi artıkça ve sermayenin birikim süreci tehlikeye girince, başta işçi sınıfı olmak üzere emekçilere yönelik saldırılar artmaktadır. 

II. Emperyalist savaşımından sonra emperyalist burjuvazinin jandarmalığını ABD yaparken, “demokrasinin beşiği” denilen AB ülkeleri, aslında dünya gericiliğini geliştirme, destekleme ve yaşatma merkezleri olmuştur. Kapitalizmin toplumsal sistem haline gelmesinden sonrada bu böyle olmuştur. “Demokrasi beşiği” aynı zamanda faşizmin beşiği olmuştur. Çünkü bu iki burjuva rejimi bir madalyonun iki yüzüdür. 

Almanya’da 25 Eylül 2017’de yapılan parlamento (Bundestag) seçiminde faşist AfD partisinin (%12,6 oy oranoyla) meclise yüz milletvekili sokması, Almanya’da gericileşmenin hızla artacağı ve artık burjuva demokrasisinin kırıntılarının da ortadan kaldırılacağı açıktı. Seçim değerlendirmeme de “artık hiç bir şey eskisigi gibi olmayacak” diye yazmıştım.4 Ve bu öngörümde yanılmadım. YPY bunun en kaba görünen yanıdır. Kamuoyu yoklamaları AfD’nin oylarının yükseldiğine işaret etmektedir.

Alman tekelci burjuvazinin koalisyon hükümeti şu anda politik kriz içindedir. Merkel başkanlığındaki hükümetin ömrünün uzun süremeyeceği benzemektedir. Tekelci burjuvazi, kapitalizmin yapısal krizini, işçi ve emekçilere karşı baskı ve sömürüyü artırarak aşmaya çalışıyor. Ancak, işçi sınıfı ve emekçilerde bu faşist yasayı kabullenecek gibi gözükmüyor. Önümüzdeki Cumartesi (07.07.18) günü Kuzey Ren Vestfalya’nın başkenti Düsseldorf’ta büyük bir kitlesel protesto yürüyüşü yapılacak.

Avrupa burjuvazisi adeta dört koldan işçi sınıfına saldırıya geçmiş durumdadır. Fransız burjuvazisinin özelleştirme ve  işçiler aleyhine olan  iş yasalarını daha fazla işçiler aleyhine değiştirmesi, Avusturya’nın günlük çalışma süresini 12 saate çıkarmak istemesi, Alman burjuvazisinin bu yasalara polise daha fazla yetki vererek destek vermesi, Avrupa burjuvazisinin güncel gericileşmesini en üst boyuta çıkardığını ve bunun bir adım ilerisinin faşizm olduğu olgusunu net olarak ortaya koymaktadır. 1930’lar yeniden yaşıyor gibi...

Önümüzdek sıcak günler işçi ve emekçileri beklemektedir. Türk egemen sınıfları da işçi direnişlerinden azade olamayacaktır. Kapitalizmin her geçen gün kararttığı dünyayı aydınlatmanın zamanı çoktan geldi. Burjuvazinin insanlığı ve dünyayı uçurumun kenarına kadar getirmiştir. Görev uluslararası işçi sınıfınındır. İşçi sınıfı, burjuvazinin bu azgınca saldırılarına karşı kapitalizmi yıkarak; sınıfsız, sömürüsüz bir sosyalist toplum kurarak cevap verecektir.

 

1 Bkz.http://www.kaypakkayahaber.com/kose-yazisi/emperyalist-buyuk-savasa-dogru-birinci-bolum

2 MLPD’nin banka kontoları kapatıldı. Gençlik Festivali’ne polis baskını –Grup Yorum bahane edilerek- düzenlendi ve en son on yıldır kullandığı kültür merkezi –binanın gerekli yasal izini yok gerekçesiyle- kapatılıyor.

3 Nisan ayında yapılan protestolardan sonra, 10.05.2018 tarihinde 40 bini aşkın kişi Münih’de YPY protesto etti. Ve tüm eyaletlerde işçi ve emekçiler protestoya hazırlanıyor.

4 Bkz.http://aimedia.uk/hkv0/kose-yazisi/fasizm-almanyada-resmilesti

44970

Yusuf Köse

Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.

yusufkose@hotmail.com

http://yusuf-kose.blogspot.com/

 

 

Son Haberler

Sayfalar

Yusuf Köse

Hangi Sınıfın Cumhuriyeti Yaşasın?

Feodal aristorkrasiye karşı burjuvazinin iktidara gelmesi ve feodalizmi yıkması tarihsel olarak ilericiydi. O dönemde “ kahrolsun feodalite, yaşasın cumhuriyet” sloganı ileri bir hedefi gösteriyordu. Bu tarihsel dönüşüm Fransız burjuvazisinin 1789 burjuva devrimiyle başarıldı. Bu, toplumlar tarihinin geri döndürülemez diyalektik gelişimiydi. Feodal aristokrasi, ne kadar çaba harcarsa harcasın, gelişen üretici güçlerin önünde daha fazla direnemezdi ve kendinden önceki toplumların başına gelen kendisinin de başına gelmişti: Toplumlar tarihinin çöplüğündeki yerini aldı.

Zorunlu Açıklama!

Kısa bir süre önce; "Bir İşkencehane Olarak Sansaryan Han ve Süleyman Cihan." başlıklı bir yazı yazmıştım. Yazının giriş bölümünden de anlaşılacağı gibi bu yazı, Anayasa Mahkemesi'nin Sansaryan Han’a ilişkin kararı vesile yapılarak yazılmıştı.

Sosyal medyayı ve malum platformları aktif olarak takip etmediğimden; yazıya ilişkin kimlerin ne türden değerlendirmeler de bulunduğunu bilmiyorum. Bu çok ta önemli değil; elbette her okurun kendine göre değerlendirme, beğeni ve yergileri de olacaktır.

Ali Haydar Dersim’e (Nubar Ozanyan)

Değerli bir komutanı daha kaybettik. Dersim halkının bağrından çıkıp, dağlara sevdalanan, özgürlüğü zirvelerde arayan bir komutanı yitirdik. Büyük bir yürek acısı daha yaşadık.

„Holodomor „ Yalanı Üzerine

Başta Avrupa emperyalist burjuvazisi olmak üzere, bütün gerici devletler, emperyalist Rusya'nın Ukrayna'ya saldırı ve işgalini bahane ederek, tüm SSCB kazanınlarını, anıtlarını yok etmenin yanında, yeni yeni kararlarla, Stalin önderliğindeki SSCB'ni ve sosyalizmi karalamak için her türlü yalana baş vurmaya hız verdiler. Burjuvazinin, sosyalizm ve onu anımsatan herşeye düşmanlığı, kapitalizm ayakta kaldığı sğrece devam edecektir. Bu nedenle, burjuvazinin bütün yalanlarını açığa çıkarmakta devrimci mücadelenin en önemli ayaklarından biridir.

Liberallerin ve Ulu“sol”cuların Solculuğu-2 Kemalizm Sol Değildir!

AKP-MHP faşist ittifakı süresince siyasal İslamcılığın karşısına da alternatif olarak Kemalist ideoloji çıkarılıyor. Kendine “sol” diyenlerin siyasal İslamcılığın alternatifi olarak Kemalizm’i yeğlemeleri kabul edilebilir bir siyasi tutum değildir.

Bir İşkencehane Olarak Sansaryan Han Ve Süleyman Cihan!

Dün, Sansaryan Han’a ilişkin bir haber okudum gazetelerde: “92 yıl sonra Sansaryan Han için tarihi karar.” başlığı altında, özetle, şunlar aktarılmaktaydı: 

 

“Ermeni fakir çocukların eğitim masraflarının karşılanması amacıyla vakfedilen ancak 1930 yılında devlet tarafından el konulan ve uzun yıllar İstanbul Emniyet Müdürlüğü olarak kullanılan Sansaryan Han, Anayasa Mahkemesi kararıyla 92 yıl sonra Ermeni vakfına geri verilecek.”[1]

 

Uluslararası İşçi Sınıfı İçin Büyük Bir Kayıp! Jose Maria Sison'u Sonsuzluğa Uğurladık

Filipin Komünist Partisi'nin (FKP)  kurucu önderi, Yeni Halk Ordusu (YHO) ve Filipin Ulusal Demokratik Cephe'nin (FUDC) danışmanı ve  Uluslararsı Halkların Mücadele Birliği'nin (ILPS) kurucularından ve başkanı, Filipin proletaryasının ölümsüz militanı Jose Maria Sison'u (yoldaşlarının Joma'sı) 16 Aralık 2022 tarihinde kaybettik.

Hızır

Hdp'liler katı atık tesisinin yeri değiştirilmesi konusunda öneri gelirse destekleyeceklermiş.

Demek ki gelmese...

De gurban... aha çevreci projeniz... aha boğuniz... aha siz...

Sütlüce'ye akmasın... kendi içimize... köyümüze.... aksın diyorsanız...

De... hadi...

Sütlüce'ye katı atık tesisi kurulmasın.... kendi köyümüze kurulsun... diye önerge getirinde sizi görem.

De.... Hadi kurban...

De.... Hadi...

Gerçekten çok akıllıca.

Gerçekten çok sinsice.

Liberallerin ve Ulu“sol”cuların Solculuğu-1- (Sentez)

"İşçi sınıfının devrimciliğine karşı çıkanlara sol denebilir mi? Ya da bunlar gerçekten sol olabilir mi?"

Sınıflı bir toplumda, bu toplumun alternatifi olarak sınıfsız toplumu öngören ve bunun mücadelesini veren Marksizm-Leninizm-Maoizm’in eleştirilmemesi, özellikle de mülk sahibi sınıfların ideolojik ve siyasal temsilcilerinin eleştirileri ve demagojik saldırılarına maruz kalmaması düşünülemez.

Barbara ve Sara olma zamanı! (Nubar Ozanyan)

Emekçi kadınlar birçok şeyden mahrumdur. Yoksun olduğu esas şeyler, özgürlük ve örgütlülüktür. Faşist devlet şiddeti, feodal baskı, Türk şovenizmi, egemen erkek zihniyeti, işgal ve saldırı, erkek adalet, aile ve din, dışlanma, aşağılanma vb. Saymakla ve yazmakla bitmiyor. 

KKB’li TİKKO Savaşçısı:Kobanê Ruhuyla Rojava’yı Savun!

Faşist TC içindeki klikler, Kobanê zaferinden bu yana dillerden düşmeyen bir yarasında birleşti.

Milli birlik ve beraberliğe ihtiyaç duydukları böylesi günlerde sağdan soldan TC faşizmi her zaman birleşmiştir. Bu bazen masa altından olur, bazen kapalı kapılar ardında, bazense öylece aleni. Burjuvazinin kalbini korkudan hoplatan bir işçi direnişi olabilir, emperyalist tekellere geçit vermeyecek bir çevre direnişi olabilir, faşizmi zayıflatacak bir demokrasi talebi olabilir, ataerkiyi ve heteroseksizmi titretecek bir adım olabilir bu gizli ya da açık el sıkışmaların sebebi.

Sayfalar