Perşembe Ekim 8, 2026

ATİK Operasyonuna Karşı Mevzileri Güçlendirelim!

Almanya’nın ATİK’e (Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu)yönelik operasyonuna karşı sağlam, örgütlenmiş, ciddiyet isteyen, tahkim edilmiş, kendi cephesini en geniş kesimlerle kurmuş bir barikat oluşturmak içinden geçilen kesitte önemlidir. Çünkü bu sömürüye, zulme, haksızlığa karşı devrimin, demokrasinin ve özgürlüğün alanını genişletecek bir mücadeleyi içermektedir. Bu operasyonun merkezindeki Avrupa demokrasisi karşısında da böyledir, operasyonun kaynağı ve yönlendiricisi faşist TC’ye karşı da. Bu süreçte yürütülecek siyasi ve hukuki mücadele ile elde edilecek başarı aynı zamanda tüm demokratik, devrimci ve özgürlükten yana olan örgütlü güçlerin ve geniş halk yığınlarının örgütlenme ve mücadele kazanımı olacaktır. Çünkü meşru, haklı devrimci ve demokratik mücadele hedefe konmaktadır.

Örgütlemede Planlı, Yönelimde Berrak, Hedefe Kilitlenmede Netlik!

Bunun için sürecin her aşaması bir planlama ile öncelikli ve esasa yönelen hedefler belirlenerek yapılmalıdır. Baştan savma bir ele alış bu eksende örgütlenecek mücadeleyi başından sabote eder, sürecin ciddiyetini zedeler ve en önemlisi mevzi genişletme ve örgütlenme alanını daraltır. Tüm dost demokratik, ilerici, devrimci ve konuya duyarlı kesimler bu soruna asgari düzeyde duyarlı hale getirilmeden, onlar sürece etkin ve aktif bir şekilde örgütlenerek dahil edilmeden daha geniş kesimlere ulaşmak hem zor olacaktır hem de bu kesimlere ulaşmakta başından sıkıntılar doğacaktır.

Sendikalar, meslek örgütleri, insan hakları örgütleri, uluslararası dayanışma örgütleri, yöre dernekleri, çevre örgütleri, kadın hareketleri vs. bu eksende ulaşılması zor kurumlar haline gelecektir. Bu sürecin her bir aşaması kendi içinde yapılandırılmalı ve hangi kurumların, hangi araç ve yöntemlerle sürece dahil edilebileceği içerden dışarı doğru tartışarak ele alınmalıdır. En duyarlı ve yakın olandan en uzak olana kadar bütün olanaklar zorlanmalı, kendi içinde örgütlenerek sürece duyarlılık oluşturulmalıdır. Ancak bu sürecin her aşaması örgütlenmeyi, ikna etmeyi, demokratik işleyişle planlamalar yapmayı, esnemeyi, hedefe kilitlenmeyi zorunlu kılmaktadır.

Sürecin kazandıracaklarına dair bir kafa açıklığı, netlik ve politize edilmiş bir hassasiyet sağlandığı oranda bu, meseleyi ele alışa da yansıyacaktır. Bu yaklaşım olmaz denileni başarmayı, zor olanı aşmayı, daraltılan alanı genişletmeyi, karmaşık olanın özünü yakalamayı getirecektir. ATİK operasyonuna karşı henüz sürecin başında ciddi kazanım sayılacak ve kampanya da kaldıraç rolü oynayacak gelişmeler söz konusudur. Deyim yerindeyse operasyona karşı ilk gedik açılmış ve demokratik, devrimci mücadelenin alanını genişletecek kazanım sağlanmıştır. Yunanistan’da gerçekleşen tutuklamada Almanya’nın iade talebini görüşen mahkeme hem siyasi hem de hukuki açıdan yapılan operasyonun altını boşaltacak bir karar şekillendirmiştir. Bu hukuki kazanım aynı zamanda siyasi boyutları genişleten bir özelliğe sahiptir.

Yunanistan mahkemesi Almanya’nın iade talebini ret ederken iki temel gerekçe ortaya koymuştur. Alman savcılığının hazırladığı iddianame üzerinden yapılan inceleme sonucu birinci olarak, ortaya konulan iddiaların somut bir delile dayanmadığı, meşru ve demokratik çerçevede değerlendirilmesi gereken faaliyetlerin “terör” kapsamına sokulamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda Alman savcısının ortaya koyduğu iddiaların soyut, delilden yoksun ve mesnetsiz olduğu belirtilmiştir. İkincisi ise bu türden suçlamaların Türk devleti tarafından sıklıkla dile getirildiği, bu bağlamda ortaya konulan iddiaların adeta Türk devlet anlayışının bir ürünü olduğu ifade edilmiştir.

Bu, özet olarak iki temel sebepten iadenin mümkün olmadığı, doğru olmadığı belirtilerek adeta bir nevi beraat kararı şekillenmiştir. Bu durum Yunanistan sınırları içinde siyasi mültecilerin hak ve özgürlüğünü genişleten, siyasi çalışmaların sınırlan- masına karşı duran bir karaktere sahiptir. Daha da önemlisi Almanya’da görülecek davaya karşı emsal niteliği taşıyacak bir özelliğe sahiptir. Aynı şekilde Fransa ve İsviçre gibi ülkelerde iade davalarına referans olacak ve buralarda görülecek davalara hukuki destek niteliği olacak bir karaktere sahiptir.

İadeleri Durdurmanın ve Hastaları Serbest Bıraktırmanın Önemi!

Yunanistan’da elde edilen bu kazanımın hem siyasi hem de hukuki açıdan yürütülecek faaliyete, siyasal alanı genişletme mücadelesine doğrudan katkısı ve katacağı bir ivme vardır. Çalışmalar bu moral destekle ve kazanımla kendini örgütlemeli ve Almanya merkezli davanın siyasi hedefi ve hukuki temeli boşa çıkarılmalıdır.

Dava bütünlüklü ele alınırken zayıf halkalarına yönelik özel, odaklanmış bir yoğunlaşma sağlanmalıdır. Süreçte öne çıkarılarak yoğunlaştırılması gereken iki husus vardır. Birincisi Fransa ve İsviçre’de yürüyen iade davalarıdır. İkincisi ise ölüm oruçlarından dolayı oluşmuş Wernicke Korsakoff hastası olan tutukluların uluslararası standartlarda hapis yatamayacaklarına dair anlayışın uygulanmasını sağlamaktır. Bu uzun erimli politik faaliyetin ve kampanyanın özelde yoğunlaştırılmış ve kısa vadeli hedefleri olarak belirlenmelidir.

Bu bağlamda Fransa ve İsviçre’de halihazırda yürüyen iade davalarına karşı geniş kesimleri harekete geçirecek yoğunlaştırılmış bir eylemsel ve diplomatik çalışma örgütlenmelidir. Yine aynı şekilde Yunanistan kararı emsal alınarak hukuki cephede soruna vakıf, konuya duyarlı avukatların harekete geçirilmesi sağlanarak ciddi bir hazırlık yapılmalıdır. Fransa ve İsviçre örgütlülükleri bu eksende özel bir odaklanma içinde olmalıdır. Kamuoyu oluşturma, sürecin esas halkalarından birisidir. Kamuoyu oluşturma dağınık ve gerçeklikten kopuk olmamalıdır. Öncelikle konuya duyarlı kamuoyu hedeflenmelidir. İlerici, demokratik, devrimci yerel kurumlarla ve göçmen örgütleriyle hızla bir program etrafında birleşecek bir örgütlenme yaratılmalıdır. Bildiri, broşür, afişler konuya odaklı hazırlanarak yine konuya duyarlı, demokratik, ilerici, devrimci kamuoyu öncelikle bilgilendirilmelidir.

Bu kesimlerin katıldığı eylemler, şenlikler, festivaller ve tüm etkinlikler esas çalışma alanları olarak kullanılmalıdır. Yine geniş kamuoyunu bilgilendirecek tüm iletişim araçları zorlanarak olanak açılması sağlanmalıdır. Yaygın ve odaklı eylemler örgütlenmeli bu yolla ilgili hükümetler ve mahkemeler basınç altına alınmalıdır. Bu ülkeler dışındaki faaliyetler özellikle o ülkenin elçiliklerini basınç altına alacak faaliyetlere odaklanmalıdır. Elçilikler önünde eylemler, özgürlük talep eden mektuplar-fakslar-emailler yoğun şekilde kullanılmalıdır. Yine mümkün olduğu oranda geniş heyetler oluşturularak ilgili ülkenin büyük elçileri ve konsoloslarıyla randevular alınarak talepler anlatılmalı ve baskı bu şekilde yoğunlaştırılmalıdır.

Hasta olan tutsaklar için özellikle Almanya’daki hekim örgütleri ile görüşmeler yapılmalı ve konuya dair duyarlılık talep edilmelidir. Türkiye’deki ve diğer ülkelerdeki hekim örgütleri de aynı şekilde soruna duyarlı kılınmalıdır. Uluslararası hekim örgütleri bu vesileyle harekete çağrılmalı, Alman devletinin bu tutsakları hapishanede tutmasına karşı tavır oluşturması istenmelidir. Konuyla ilgili tutsaklara verilmiş raporlar ve hastalıkla ilgili yazılmış bilimsel makaleler dosya haline getirilip özelde hekim örgütleriyle ve genelde geniş kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Wernicke Korsakoff hastalığına dair raporlar yazmış, çalışmalar örgütlemiş tüm demokratik kitle örgütleri ve kişiler ziyaret edilmeli, destek çağrısı yapılmalı. Bu konuda hazırlanmış metinler kullanılacağı gibi bizzat bu kurumların görüş ve önerilerini içeren imzalı metinler, belgeler edinilmelidir.  Aynı şekilde konu özgülünde geniş kesimlerin destek ve dayanışmasını sağlayacak ortak imzalı çalışmalar hızla örgütlenmelidir.

Bu odaklanmış ve özgülenmiş çalışmalar aynı zamanda ATİK operasyonun amaç ve hedeflerini anlatmaya, en geniş kesimleri bu eksende bilgilendirmeye ve davanın siyasi saiklerinin altını boşaltmaya hizmet edecek bütünlükle olmalıdır. Parça bütünden koparılmadan ATİK operasyonun siyasi amaçları boşa çıkarılacak ve demokratik-devrimci mevziinin genişlemesini sağlayacak şekilde örgütlenme ve çalışmalar yürütülmelidir. Kazanımları artmış, örgütlenme alanı yaygınlaşmış, mücadele direnci gelişmiş, politik kavrayışı zenginleşmiş, ideolojik olarak kararlaşmış bir süreci örgütleyerek ancak bu saldırı püskürtülebilir. İyi ve yoğunlaşmış bir faaliyet ise bunu olanaklı kılacaktır.

 

53642

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Son Haberler

Sayfalar

Misafir yazarlar

Uluslararası Proletaryaya, Komünist Harekete, Devrimci ve Demokrat Kamuoyuna ;Partimiz TKP-ML Darbeci Tasfiyeci Bir Saldırıyla Karşı Karşıya Kaldı!

“Bir siyasal partinin kendi yanılgıları karşısındaki tutumu, bu partinin ciddi olup olmadığını, kendi sınıfına karşı ve emekçi yığınlara karşı görevlerini gerçekten yerine getirip getirmediğini saptayabilmemiz için, en önemli ve en güvenilir ölçütlerden biridir. Yanılgısını içtenlikle kabul etmek, nedenlerini arayıp bulmak, bu yanılgıya yol açan koşulları tahlil etmek, yanılgıyı doğrultma yollarını dikkatle incelemek; işte ciddi bir partinin belirtileri bunlardır.” (V.İ. Lenin; c. XXV, s. 200, Rusça)

PARTİYLE DEVRİME, ŞAN OLSUN 1. KONGRE’MİZE!

Türk, Kürt Uluslarından ve Çeşitli Milliyetlerden Halkımıza;

24 Nisan 1972’de İbrahim Kaypakkaya yoldaş önderliğinde kurulan Partimiz, İbrahim Kaypakkaya’nın planlamasını yaptığı ancak önce tutsak düşmesi ve ardından da katledilmesi nedeniyle gerçekleştirilmesine önderlik edemediği 1. Kongre’sini gerçekleştirmiş bulunuyor.

PARTİMİZ TKP-ML 1. KONGRE’SİNİ GERÇEKLEŞTİRDİ! PARTİYLE DEVRİME ŞAN OLSUN 1. KONGREMİZE!

Partimiz TKP-ML, kuruluşundan 47 yıl sonra 1. Kongre’sini gerçekleştirmiş bulunuyor. Kongremiz sınıf düşmanlarımızın ve Partimizi içten darbelemek isteyen sol görünümlü sağ oportünist çizgi sahiplerinin saldırıları altında gerçekleştirildi. Kongremizin tarihsel önemi, Partimize yönelik gerçekleştirilen düşman saldırılarıyla birlikte Partimizi darbeleyip tasfiye ederek, militanlarımızda, taraftarlarımızda ve halkımızda “umut kırımı” ve “güven bunalımı” yaratmak isteyenlere dur demesidir.

Çukurova’nın KİRVE’si Talip Çakmak için

Ölüsüne sahip çıkamayanın dirisi de az olur. Ne yazık ki, Talip Çakmak’ın ölüsüne de sahip çıkamadık. Yaşamının 30 yılını devrime adamış bir insanı, devrimci bir militanı, “birahane de öldü” gerekçesiyle, cenazesine dahi elimizi uzatamadık. Haber, burjuva gazetelerinin cinayet haberleri sayfasında küçük puntolarla yer bulabildi. Onu tanıyan devrimci örgütlerin gazetelerinde ise, nedense hiç yer bulamadı. 50 yıllık yaşamının 20 yılını hapishanelerde, 12 yılını ise dışarıda yine devrimci mücadeleyle geçiren birisini görememişti(!) Diller lal, gözler kör olmuştu adeta... 

Yeni Emperyalist Ülkelerin Ortaya Çıkışı Üzerine

Sorunun Teorik Ortaya Konuluşu

Yerel Seçimler ve İttifak Anlayışı

Burada seçimlerin işçi sınıfı açısından önemine değinmeyeceğim. Burjuvazinin iktidarı altında, eğer koşulları varsa sosyalistler seçimlere girmeli ve hatta bu olanakları zorlamalı, bu uğurda mücadele de etmelidir. Kitlelere ulaşmanın bir aracı ve sosyalistlerin kendi seslerini kitlelere duyurmanın bir yolu olarak seçimlere katılır ve burjuvaziyi tam da kendi göbeğinden teşhire yönelir.

TKP/ML Kadın Komitesi: “Patriarkanın açık-kapalı yüzlerine teslim olmayacak, bu mücadelenin hep önünde yer alacağız!”

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle bir açıklama yapan TKP/ML Kadın Komitesi, “Nasıl ki, sokakta AKP’nin kadın hareketine dönük açık-kapalı saldırılarına göz yummadıysak, dönemsel zayıflığımıza karşın bilincimizi hep diri tutarak süreklileşmiş bir kadın hareketine sarıldıysak… Patriarkadan güç alan erkek egemen kurumlardan “komünist” etiketlisine dek kadın hareketine dönük her türlü manipülasyona, saldırıya karşı yine örgütlülüğümüze sımsıkı sarılacak ve kazanımlarımızın gasp edilmesine müsaade etmeyeceğiz!” dedi.

Ülkede durum ve devrimci hareketin önündeki asli görevler

Uluslararası alanda köhneyen ve tahrip olan sistemin yarattığı sorunlar her geçen üst boyutlara tırmanıyor. Yarattığı sorunlara müdahale edilemediği gibi çıkan fatura emekçilere ve mazlum halklara mal ediliyor.

Kriz ve sistemin ıflası,,

Mevcut sorunlar çözüme kavuşmadığı gibi giderek daha uç boyutlara tırmanıyor. Bunun sonucu  müzmin bir  süreç içerisinde bulunan Türkiye daha katmerli bir dönemece giriyor. Yapılan devalüasyon sonucu TL'nın değeri dolar ve euro karşısında hızla düşüşe geçiyor. Dolara endeksli TL'nin uluslararası rezerv para olan dolar ve euro karşısında tarihinin en büyük düşüşüdür bu. Devalüasyon  beraberinde enflasyon oranını da son 18 yılın en üst düzeyine yükseltiyor. Daha açık bir ifadeyle mevcut ekonomi-politika çökmüştür. Bu ekonomi politika salt Türkiye'yle sınırlı değildir.

“Kürdü Ya Ezeceğiz Ya da Türkleştireceğiz!” –Dursun Ali Küçük

*Türk İçişleri bakanı Süleyman Soylu; “Ya ezeceğiz ya Türkleştireceğiz” sözünü hiddetlenerek söyledi.
İşte size Türk devlet politikası...
Evirmeden ve kıvırmadan, kelime oyunları yapmadan söyledi.
TC aynen böyle düşünüyor ve bütün resmi partileri bu politikayı uyguluyor.
Hiç tartışmasız Kürtlere ve ötekilere karşı devlet poltikası budur.
Ezdiğini ezecek, geri kalanı ise devşirerek Türkleştirecek...

Yürek ve beyinde ideoloji ile kuşanmak

“Söylediği kadar yapan yaptığı kadar konuşan” bir hareket yaratabilen bir örgüt özgürlüğün ve kurtuluşun sahibi ve yaratıcısı olabilir. Bu hareketin yaratılmasında düşünsel ve yaşamsal dünyasını devrimin ihtiyaç ve görevlerine tümüyle katabilen yürek ve beynine ideolojiyi dolduranlar zaferin ve başarının militanı olabilir.

Bu yüzden özgürlük için yola düşen militanlar burjuva-feodal sistemden tümüyle kopuşu gerçekleştirip örgüte komple katılımı esas almalıdır. Bunun bir çırpıda bir hamlede bir eylemde kısa bir zaman dilimi içinde olacağını düşünmek ciddi bir yanılgıdır.

Sayfalar