ATİK Operasyonuna Karşı Mevzileri Güçlendirelim!
Almanya’nın ATİK’e (Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu)yönelik operasyonuna karşı sağlam, örgütlenmiş, ciddiyet isteyen, tahkim edilmiş, kendi cephesini en geniş kesimlerle kurmuş bir barikat oluşturmak içinden geçilen kesitte önemlidir. Çünkü bu sömürüye, zulme, haksızlığa karşı devrimin, demokrasinin ve özgürlüğün alanını genişletecek bir mücadeleyi içermektedir. Bu operasyonun merkezindeki Avrupa demokrasisi karşısında da böyledir, operasyonun kaynağı ve yönlendiricisi faşist TC’ye karşı da. Bu süreçte yürütülecek siyasi ve hukuki mücadele ile elde edilecek başarı aynı zamanda tüm demokratik, devrimci ve özgürlükten yana olan örgütlü güçlerin ve geniş halk yığınlarının örgütlenme ve mücadele kazanımı olacaktır. Çünkü meşru, haklı devrimci ve demokratik mücadele hedefe konmaktadır.
Örgütlemede Planlı, Yönelimde Berrak, Hedefe Kilitlenmede Netlik!
Bunun için sürecin her aşaması bir planlama ile öncelikli ve esasa yönelen hedefler belirlenerek yapılmalıdır. Baştan savma bir ele alış bu eksende örgütlenecek mücadeleyi başından sabote eder, sürecin ciddiyetini zedeler ve en önemlisi mevzi genişletme ve örgütlenme alanını daraltır. Tüm dost demokratik, ilerici, devrimci ve konuya duyarlı kesimler bu soruna asgari düzeyde duyarlı hale getirilmeden, onlar sürece etkin ve aktif bir şekilde örgütlenerek dahil edilmeden daha geniş kesimlere ulaşmak hem zor olacaktır hem de bu kesimlere ulaşmakta başından sıkıntılar doğacaktır.
Sendikalar, meslek örgütleri, insan hakları örgütleri, uluslararası dayanışma örgütleri, yöre dernekleri, çevre örgütleri, kadın hareketleri vs. bu eksende ulaşılması zor kurumlar haline gelecektir. Bu sürecin her bir aşaması kendi içinde yapılandırılmalı ve hangi kurumların, hangi araç ve yöntemlerle sürece dahil edilebileceği içerden dışarı doğru tartışarak ele alınmalıdır. En duyarlı ve yakın olandan en uzak olana kadar bütün olanaklar zorlanmalı, kendi içinde örgütlenerek sürece duyarlılık oluşturulmalıdır. Ancak bu sürecin her aşaması örgütlenmeyi, ikna etmeyi, demokratik işleyişle planlamalar yapmayı, esnemeyi, hedefe kilitlenmeyi zorunlu kılmaktadır.
Sürecin kazandıracaklarına dair bir kafa açıklığı, netlik ve politize edilmiş bir hassasiyet sağlandığı oranda bu, meseleyi ele alışa da yansıyacaktır. Bu yaklaşım olmaz denileni başarmayı, zor olanı aşmayı, daraltılan alanı genişletmeyi, karmaşık olanın özünü yakalamayı getirecektir. ATİK operasyonuna karşı henüz sürecin başında ciddi kazanım sayılacak ve kampanya da kaldıraç rolü oynayacak gelişmeler söz konusudur. Deyim yerindeyse operasyona karşı ilk gedik açılmış ve demokratik, devrimci mücadelenin alanını genişletecek kazanım sağlanmıştır. Yunanistan’da gerçekleşen tutuklamada Almanya’nın iade talebini görüşen mahkeme hem siyasi hem de hukuki açıdan yapılan operasyonun altını boşaltacak bir karar şekillendirmiştir. Bu hukuki kazanım aynı zamanda siyasi boyutları genişleten bir özelliğe sahiptir.
Yunanistan mahkemesi Almanya’nın iade talebini ret ederken iki temel gerekçe ortaya koymuştur. Alman savcılığının hazırladığı iddianame üzerinden yapılan inceleme sonucu birinci olarak, ortaya konulan iddiaların somut bir delile dayanmadığı, meşru ve demokratik çerçevede değerlendirilmesi gereken faaliyetlerin “terör” kapsamına sokulamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda Alman savcısının ortaya koyduğu iddiaların soyut, delilden yoksun ve mesnetsiz olduğu belirtilmiştir. İkincisi ise bu türden suçlamaların Türk devleti tarafından sıklıkla dile getirildiği, bu bağlamda ortaya konulan iddiaların adeta Türk devlet anlayışının bir ürünü olduğu ifade edilmiştir.
Bu, özet olarak iki temel sebepten iadenin mümkün olmadığı, doğru olmadığı belirtilerek adeta bir nevi beraat kararı şekillenmiştir. Bu durum Yunanistan sınırları içinde siyasi mültecilerin hak ve özgürlüğünü genişleten, siyasi çalışmaların sınırlan- masına karşı duran bir karaktere sahiptir. Daha da önemlisi Almanya’da görülecek davaya karşı emsal niteliği taşıyacak bir özelliğe sahiptir. Aynı şekilde Fransa ve İsviçre gibi ülkelerde iade davalarına referans olacak ve buralarda görülecek davalara hukuki destek niteliği olacak bir karaktere sahiptir.
İadeleri Durdurmanın ve Hastaları Serbest Bıraktırmanın Önemi!
Yunanistan’da elde edilen bu kazanımın hem siyasi hem de hukuki açıdan yürütülecek faaliyete, siyasal alanı genişletme mücadelesine doğrudan katkısı ve katacağı bir ivme vardır. Çalışmalar bu moral destekle ve kazanımla kendini örgütlemeli ve Almanya merkezli davanın siyasi hedefi ve hukuki temeli boşa çıkarılmalıdır.
Dava bütünlüklü ele alınırken zayıf halkalarına yönelik özel, odaklanmış bir yoğunlaşma sağlanmalıdır. Süreçte öne çıkarılarak yoğunlaştırılması gereken iki husus vardır. Birincisi Fransa ve İsviçre’de yürüyen iade davalarıdır. İkincisi ise ölüm oruçlarından dolayı oluşmuş Wernicke Korsakoff hastası olan tutukluların uluslararası standartlarda hapis yatamayacaklarına dair anlayışın uygulanmasını sağlamaktır. Bu uzun erimli politik faaliyetin ve kampanyanın özelde yoğunlaştırılmış ve kısa vadeli hedefleri olarak belirlenmelidir.
Bu bağlamda Fransa ve İsviçre’de halihazırda yürüyen iade davalarına karşı geniş kesimleri harekete geçirecek yoğunlaştırılmış bir eylemsel ve diplomatik çalışma örgütlenmelidir. Yine aynı şekilde Yunanistan kararı emsal alınarak hukuki cephede soruna vakıf, konuya duyarlı avukatların harekete geçirilmesi sağlanarak ciddi bir hazırlık yapılmalıdır. Fransa ve İsviçre örgütlülükleri bu eksende özel bir odaklanma içinde olmalıdır. Kamuoyu oluşturma, sürecin esas halkalarından birisidir. Kamuoyu oluşturma dağınık ve gerçeklikten kopuk olmamalıdır. Öncelikle konuya duyarlı kamuoyu hedeflenmelidir. İlerici, demokratik, devrimci yerel kurumlarla ve göçmen örgütleriyle hızla bir program etrafında birleşecek bir örgütlenme yaratılmalıdır. Bildiri, broşür, afişler konuya odaklı hazırlanarak yine konuya duyarlı, demokratik, ilerici, devrimci kamuoyu öncelikle bilgilendirilmelidir.
Bu kesimlerin katıldığı eylemler, şenlikler, festivaller ve tüm etkinlikler esas çalışma alanları olarak kullanılmalıdır. Yine geniş kamuoyunu bilgilendirecek tüm iletişim araçları zorlanarak olanak açılması sağlanmalıdır. Yaygın ve odaklı eylemler örgütlenmeli bu yolla ilgili hükümetler ve mahkemeler basınç altına alınmalıdır. Bu ülkeler dışındaki faaliyetler özellikle o ülkenin elçiliklerini basınç altına alacak faaliyetlere odaklanmalıdır. Elçilikler önünde eylemler, özgürlük talep eden mektuplar-fakslar-emailler yoğun şekilde kullanılmalıdır. Yine mümkün olduğu oranda geniş heyetler oluşturularak ilgili ülkenin büyük elçileri ve konsoloslarıyla randevular alınarak talepler anlatılmalı ve baskı bu şekilde yoğunlaştırılmalıdır.
Hasta olan tutsaklar için özellikle Almanya’daki hekim örgütleri ile görüşmeler yapılmalı ve konuya dair duyarlılık talep edilmelidir. Türkiye’deki ve diğer ülkelerdeki hekim örgütleri de aynı şekilde soruna duyarlı kılınmalıdır. Uluslararası hekim örgütleri bu vesileyle harekete çağrılmalı, Alman devletinin bu tutsakları hapishanede tutmasına karşı tavır oluşturması istenmelidir. Konuyla ilgili tutsaklara verilmiş raporlar ve hastalıkla ilgili yazılmış bilimsel makaleler dosya haline getirilip özelde hekim örgütleriyle ve genelde geniş kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Wernicke Korsakoff hastalığına dair raporlar yazmış, çalışmalar örgütlemiş tüm demokratik kitle örgütleri ve kişiler ziyaret edilmeli, destek çağrısı yapılmalı. Bu konuda hazırlanmış metinler kullanılacağı gibi bizzat bu kurumların görüş ve önerilerini içeren imzalı metinler, belgeler edinilmelidir. Aynı şekilde konu özgülünde geniş kesimlerin destek ve dayanışmasını sağlayacak ortak imzalı çalışmalar hızla örgütlenmelidir.
Bu odaklanmış ve özgülenmiş çalışmalar aynı zamanda ATİK operasyonun amaç ve hedeflerini anlatmaya, en geniş kesimleri bu eksende bilgilendirmeye ve davanın siyasi saiklerinin altını boşaltmaya hizmet edecek bütünlükle olmalıdır. Parça bütünden koparılmadan ATİK operasyonun siyasi amaçları boşa çıkarılacak ve demokratik-devrimci mevziinin genişlemesini sağlayacak şekilde örgütlenme ve çalışmalar yürütülmelidir. Kazanımları artmış, örgütlenme alanı yaygınlaşmış, mücadele direnci gelişmiş, politik kavrayışı zenginleşmiş, ideolojik olarak kararlaşmış bir süreci örgütleyerek ancak bu saldırı püskürtülebilir. İyi ve yoğunlaşmış bir faaliyet ise bunu olanaklı kılacaktır.
Son Haberler
Sayfalar
Kanla beslenen Almanya (Nubar OZANYAN )
Hafıza katillerine inat, modern tarihin en büyük suçlarından biri olan Ermeni Soykırımı’nın başlıca esin kaynağı, fikri ve onayı dönemin emperyalist Alman devletinindir. Soykırım bilimcilerinin araştırma ve çalışmaları sonucu elde edilen belgeler ortaya koymuştur ki, Ermeni Soykırımı, dönemin Alman devletinin İttihat Terakki Cemiyeti’yle kurduğu stratejik ittifak sonucu gerçekleştirilmiştir. Türk ulus devlet inşası, Alman devletinin akıl, destek ve onayıyla olmuştur. Alman ve Türk komprador burjuvalarının sermayesi, Ermeni-Rum-Süryani halklarının kanıyla yıkanmıştır.
Devrimimizin niteliği ve stratejisi üzerine (4.Bölüm)
“Devrim strajisi" üzerine:
MKP III. Kongresi’nin üzerinde; “Her şeyden önce MKP’nin Sosyalist Halk Savaşı Stratejisi halk savaşını sulandırmaktadır” ve “aşırı sol sekter bir tutumdur.”1 diyeninden tutalım da, “Yarım fokoculuktan tam fokoculuğa bir geçiş teorisi”2 türünden fırtınaların en çok kopartıldığı bir diğer önemli görüş ve yaklaşımı da, kuşkusuz ki; “Devrimimizin Stratejisi, sosyalist halk savaşıdır.” Başlığı altında ortaya konanıdır.3
"Kadın Cinsi Kaybetmiş Bir Cinstir." !!!
Biz sol/sosyalist ve de feminist çevrelerden insanların adeta kanını donduran „başlık olan“ bu 'veciz söz', maalesef sayın M. Oruçoğlu'na ait.
Dikkat edilirse sayın Oruçoğlu'nun bu çıkarsaması, adı sanıyla tekil bir kadına değil, hatta beli bir grup kadına da değil; basbayağısında bir bütünlük olarak "KADIN CİNSİ" ne dairdir.
Böyle bir genelleme bulunabilmesi için insanın ya akli melekelerinin kendisine oyun oynaması veya kaskatı bir erkek şovenist olması gerekir.
Rojava ve Karabağ / Nubar OZANYAN
İşgal altında olan Rojava ve Karabağ, Kürt ve Ermeni halklarının kalbine saplanan iki kanlı bıçak gibi duruyor. Parçalı ve yaralı… Her iki kadim toprak parçası, zalim ve soykırımcı Türk devleti tarafından işgal altındadır.
İttihatçı Kemalist Türk devleti, önüne kattığı ölüm sürüleriyle işgal ve katliam gerçekleştirerek yeni haritalar çizmeye çalıştı. Ancak haritalar kimi zaman işgalci devletlerin hatırlamak istemediği hikayeleri de anlatır. O hikayelerin en canlı yerinde boyun eğmeyen halkların bitmeyen özgürlük özlemi yazılıdır.
Özel Mülkiyetin Dayanılmaz Çekiciliğinde Kadına Yaklaşımın Küçük Burjuva Hafifliği
Kapitalist (ve pre kapitalist) toplumlarda, özel mülkiyetli ekonomik toplumsal yapının; ideolojik, politik ve genel anlamda kültürel belirleyiciliği tartışma götürmez. Düşünceler, davranışlar, etiksel anlayışlar bu minval üzerinde şekillenir ve gelişir.
20. Yılında 19 Aralık Hapishane Katliamını Unutmadık, Unutturmayacağız!
2000 yılında F Tipi hücre sistemine karşı başlayan açlık grevlerinin ölüm orucuna dönüştürülmesiyle büyüyen direniş, hapishane duvarlarını aşarak dışarıda da direnişe dönüştü.
Hapishanelerde ve dışarıda büyüyen direnişin bastırılması ve ardından hücre sistemine geçilmesi hedefiyle faşist diktatörlük, 19 Aralık 2000 tarihinde 20 hapishaneye birden saldırdı.
Binlerce özel tim ve polis eşliğinde; kimyasal gaz, ağır silahlar ve bombalarla düzenlenen bu kanlı operasyonda, 28 devrimci tutsak katledilirken, yüzlerce tutsak da geriye dönüşü olmayacak şekilde sakat kaldı.
Devrimimizin niteliği ve stratejisi üzerine (3.Bölüm)
2.2. “ESKİ VE İYİCE YERLEŞMİŞ BİR BURJUVA DEMOKRATİK SİYASİ SİSTEME SAHİP OLMASI” SORUNU.
H. yeşil 1. Maddede Türkiye’nin Kominter Programında öngörülen ‘eski ve iyice yerleşmiş bir burjuva demokratik siyasi sisteme sahip’ olması koşulunu aradığına göre, demek ki bu koşula uygun olmayan ülkelerde sosyalist değil, demokratik devrimin gündemde olacağını öngörüyor.
Unutmayın! (İsmail Cem Özkan)
Maraş katliamının bir yıldönümüne daha yaklaşıyoruz... Unutmadık acıyı yaşatanları ve yaşayanları...
Maraş bir dönüm hatta kırılma noktasıdır.
Katliamda elde edilmek istenen sonuç ortada değil mi? 12 Eylül.
Katliamı yapanlar 12 Eylül’ü yapanlardır, organize edenlerdir, arkasında ki lojistik ve ideolojik güçtür...
Peki, ne yaptılar Maraş’ta?
Cevabı açık, katliam!
Peki, sonucu ne oldu?
SAHİ FEMİNİZM, BİR “BURJUVA KADIN HAKLARI AKIMI“ MIDIR? (*)
Sizleri bilmem ama, benim kafama yatmıyor bizim cenahın ve sol-sosyalist ekseriyetin yapageldiği feminizm tanım ve nitelemeleri. Bunlarda itirazımı koşullayan baskın yönler sözkonusu çünkü.
Feminizmin, “burjuva kadın hareketi“, “burjuva akım“ yada “orta sınıf burjuva kadın hakları projesi“ gibi nitelemelerle anılması, doğrusunu isterseniz beni ikna etmiyor.
Hayaller tutsak alınamaz! (Nubar Ozanyan)
Ülkenin çeşitli zindanlarında işkence ve hak gasplarına karşı direnişler yeniden başladı. Modern tarihin en büyük suçu olan işkence, zindanlarda devam ediyor. 12 Eylül AFC dönemini aratmayan, sistemli ve sürekli hale gelen baskılar karşısında dilleri, inançları farklı olsa da halklar, yaşadıkları topraklarda özgürlük düşüncelerini var etmeye ve hayallerini sınır ve yasak tanımadan dolaştırmaya devam edecektir. Hiçbir duvar, hiçbir zorba güç özgürlük düşüncelerine kilit, hayallerine zincir vuramaz.
Devrimimizin niteliği ve stratejisi üzerine (2)
1-) “DEVRİMİN AŞAMASI SORUNUNDA TKP/ML’NİNTAKINDIĞI TAVIR” SORUNU:
MKP III. Kongresi’nin devrimin niteliğine (ya da aşamasına) ilişkin bu söylediklerine Partizan Özel Sayı (PÖS)‘da esaslı bir itiraz söz konusu olduğundan, sorunu biraz da bu itirazlar üzerinden ele almanın tartışmalara katkı sunacağını düşünüyoruz. Ve tabii ki söylenenler karşısında tavır belirlemekte gerekiyor.