Ateşin Yobaz Elinde Sınanışı Unut/MADIMAK/lımda
25 yıl önce insanlık dışı gerici, şeriatçı, faşist güruhlarca tutuşturulan insanlık ve Madımak Oteli halen yanmaya devam ediyor. 2 Temmuz 1993’te 33 Can, 33 fidan, 33 aydın, yazar, şair ve genci yitirdi bu ülke toprakları. Madımak’tan yükselen çığlıklar ve dumanlar ülkenin dört bir yanından duyulur ve görülür oldu.. Ancak gerçekleşmeyen adalet sebebiyledir ki, sadece Madımak’tan değil, bu ülke coğrafyasının her karışından dumanlar tütmeye, çığlıklar gelmeye devam ediyor..
Osmanlının gerici, feodal ve baskıcı düzenine şiirleri, bağlaması ve devrimci, direnişçi düşünceleriyle başkaldıran Pirim Pir Sultan’ı darağacına gönderen zihniyet, aradan geçen yüzlerce yıl sonra bile, O’nun fikirlerinin yaşamaya devam ettiğini görünce tahammülsüzlüğü arttı. Ve Pir Sultan Abdal’ı şiirlerle, türkülerle, tiyatroyla anmak için Sivas’a giden sanatçı, aydın, yazara ve Alevi semahçıya da tahammül edemedi. Sivas Madımak Oteli devletin askeri, polisi, valisinin gözleri önünde ateşe verildi..
Selçuklunun Baba İshak ve Baba İlyas, Osmanlının da Abdal Musa, Şahkulu Sultan, Kalender Çelebi, Şeyh Bedreddin ve Pir Sultan gibi düzene başkaldıran, haksızlıklara karşı halkın öncülüğüne savunan önderlerimize tahammül göstermesini zaten beklemiyoruz.
Bu gerici düzenlere karşı halkları örgütlemiş bu büyük önderler, ya binlerce Kızılbaş Alevi ile kılıçtan geçirilmiş, ya da darağacına gönderilmişlerdir. Pir Sultan Abdal da, inancın, bilincin ve direncin sembolü olarak darağacına kendisi yürümüş, inancı, düşünceleri ve toplumu için serini vermiştir. Hınzır’ın sadece bir dörtlükte bile “şah” sözcüğünü kullanmaması halinde kendisini affedeceği şeklindeki biatçı istemine “Hızır Paşa bizi berdar etmeden / Açılın kapılar Şah’a gidelim / Siyaset günleri gelip çatmadan / Açılın kapılar Şah’a gidelim” diye yanıt verir ve darağacını yürür. İşte egemenleri korkutan tam da bu inanç, bilinç ve dirençtir. İşte bizleri Malya Ovası’nda, Tokat, Antalya, Ege, Koçgiri, Dersim, Maraş, Gazi ve Madımak’ta yakmalarının, katletmelerinin, bombalamalarının altında yatan gerçek de bu Kızılbaş duruşa tahammülsüzlüktür. .
Öyle bir düşmanlık, öyle bir tahammülsüzlüktür ki, Şeyhülislamlar Kızılbaşlarla ilgili “Kızılbaşların malı da, canı da, namusu da helaldir” şeklinde fetvalar vermiş, sadece katletmekle kalmamışlar, aynı zamanda inanç ritüellerimiz, dergahlarımız, pirlerimiz, hatta Alevi ozanların türküleri, deyişleri, hatta bağlamaları bile yasaklanmıştır. Ancak egemenlerin unuttuğu çok önemli şeyler var. O da tarihin akışının hiçbir tiran, diktatör tarafından kesilemeyeceği gerçeğidir. Tüm baskılara, yasaklara, katliamlara rağmen 400 yıldan sonra bile Pir Sultan’ın deyişlerini, türkülerini, şiirlerini söylemeye ve bu büyük önderlerimizi sahiplenmeye devam ediyoruz.
Ve bu sahiplenme Koçgiri, Dersim, Maraş, Sivas, Çorum, Madımak ve Gazi katliamlarına rağmen, baskı, yıldırma, sindirme ve asimilasyon politikalarına rağmen devam edecektir. Bizler eşit yurttaşlık hakkını elde edinceye, Alevi inancı bir statüye kavuşturuluncaya, asimilasyon politikalarından vazgeçilinceye kadar, her gün, bir önceki günden daha bilinçli, daha dirençli ve daha güçlü olarak bu mücadeleye ve sahiplenmeye, adalet aramaya devam edeceğiz. Gerçek suçlular ve sorumlular, ki asıl suçlular dönemin Cumhurbaşkanından Başbakana, İçişleri Bakanından Sivas Valisine, Genelkurmay Başkanından Garnizon komutanına, Belediye Başkanından Emniyet Müdürüne, İtfaiye Müdürüne kadar tümü ve daha sonra katliama bizzat karışmış, oteli ateşe vermiş olan katilleri kollayan, savunan, korunan, iş sahibi yapan, saklayan AKP zihniyetindekiler yakalanıp yargı önüne çıkartılıncaya, suçlular gerekli cezaları alana kadar mücadeleye devam edeceğiz.
Madımak Katliamı, yüzlerce yıldan bu yana Mezopotamya ve Anadolu topraklarında asimile edilmek istenen, inkâr edilen, yok sayılan ve imha edilmek için katliamlara, soykırımlara tabi tutulmuş tüm Alevi ve Kızılbaşlarla birlikte ülkemizdeki aydın, sanatçı, yazarları da içine alan ve ülkedeki tüm demokrasi güçlerine karşı yapılmış bir katliamdır.
Katliamları unutturmak için örtbas edip suçluları koruyan, suçluların avukatlığını yapan, kimi suçluları da ödüllendirip Belediye Başkanı, Milletvekili yapan ve de Roboski’de, Gezi’de yeni katliamlar gerçekleştirmeye devam eden bu tekçi, ırkçı, gerici zihniyetler iktidardan uzaklaştırılmadıkça, gerçek suçlular yargı önüne çıkarılıp adalet sağlanmadıkça, Madımak yanmaya, Madımak’tan çığlıklar gelmeye devam ediyor.
Madımak katliamı bir insanlık suçudur. İnsanlık suçlarında ise zamanaşımı olmaz. Bu sebeple, kendisine insanım, adaletten, eşitlikten, insan haklarından, özgürlüklerden yana ve demokratım, yurtseverim, devrimci ve sosyalistim diyen herkesi Madımak katliamının gerçek suçlu ve sorumlularının ortaya çıkartılması, yargı önüne getirilmesi için sürdürülen mücadeleye omuz vermeye davet ediyorum.
Madımak’ı unutmadık, Unutmayacağız. Unutmak İhanettir.
Erdal YILDIRIM
Erdal Yıldırım
2012 yılı sonlarından itibaren sitemize yazılarıyla yeni bir soluk katan yazarımız genellikle Aleviler ve sorunları üzerine makaleler yazmaktadır.
erdalyildirim@kaypakkaya-partizan.net(hazırlanıyor)
Son Haberler
Sayfalar
ԿարպիսԱլթընօղլու (Garbis Altınoğlu); Güle güle Ağparik…
Devrim ve sosyalizm mücadelesinde şehitler vermeye devam ediyoruz…
Ermeni halkının yiğit evladı, enternasyonalist devrimci Garbis Altınoğlu Ağparik’i kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz…
1968 kuşağının devrimci önderlerinden, hayatını devrim ve sosyalizm mücadelesine adamış Garbis Altınoğlu artık aramızda yok…
Garbis Altınoğlu’nun anısına. /Yaşar Ayaşlı
Erken 68’li devrimci, sosyalizmin ve proleter enternasyonalizminin yılmaz savunucusu Garbis Altınoğlu’nu 14 Ekim 2019 günü kaybettik. Arkasında devrimci hareketin tarihinde her zaman saygıyla anılacak bir ad ve miras bıraktı.
Türkiye solunun tarihi, Traverso’dan ödünç deyişle, “bir yenilgiler tarihidir.” Ne yazık ki 1920’lerden itibaren her dönem yükselen sınıf mücadelesinin karşılığı ağıtlarla andığımız katliamlar oldu. Yaraları hala kapanmamış ağır hasarlı mağlubiyetler yaşadık.
Rojava’da İşgal ve Direniş Ekseninde Yeni Olasılıklara Dair…
Savaşın içinde politik sürecin gidişatına dair belirleme yapmak pek kolay olmayabilir. Ancak bu yapılmadığında da ortaya yanlış taktiksel hamlelerin çıkması kaçınılmaz olur.
Savaşın seyrini belirleyecek esas yönün direniş olduğundan hareketle, buna destek sağlayacak tali durumdaki taktiksel adımların belirlenmesi için nesnel zeminde gelişen değişimlerin, zamanında analizi ve bu analize uygun adımların zamanında atılması, ittifak güçlerinin de yeniden şekillendirilmesini bir elzem haline getiriyor.
Krize Savaş Şalı; Geleceğine Sahip Çık, Direnişi Büyüt, Rojava’yı Savun!
9 Ekim günü, Türk ordusunun Suriye’nin Kuzey ve Doğusuna, Rojava’ya yönelik başlattığı işgal girişimi ve bunun karşısında gelişen görkemli direniş gerek Türkiye’de gerekse Ortadoğu ve dünyada kısa sürede gündemin ilk sırasına yerleşmiş bulunuyor.
Türk devleti, daha önce Afrin’de gerçekleştirdiğini şimdi çok daha geniş bir alanda hem içeriye hem de dışarıya “derin” mesajlar vererek yapmaya çalışıyor. Elbette tank paletleri ve savaş uçakları, işgal ve katliamlarla yürürlüğe sokulan bu senaryonun hedefinde Rojava devrimi var.
Yalnızlaşan TC ve Erdoğan-Kazanan Kürdistan Olacaktır./Dursun Ali Küçük/
*”Kılıçdaroğlu “dünyanın tamamını kendimize düşman ilan ettik. “
Şavaş ve soykırım tezkeresine oy veren Tc tarihinde ilk soykırımlar yapan CHP’nin ve Kılıçdaoğlu’nun itirafıdır.
Saddam ilkin tecrit edildi, dünyadan yalnızlaştırıldı, Kürtleri kattlettiğ ve soykırımdan geçirdiği söylendi, sonrasında hafif hafif vuruldu. Karşılıklı düelolar giderken, savaşların anası Ortadoğu'da olacak salvoları eşliğinde bir haftada yıkıldı ve gitti. Onu en son lağım çukurunda buldular..
“Barış Pınarı Harekatı”, 1915’in Devamıdır…! Ermeni Devrimciler
TC Devleti denildiği zaman ilk akla gelen 1915 Ermeni Soykırımı’ndan hükümlü, kılıç zoruyla fetihlerde bulunmuş ve gittiği her yerde barbarlığı ile tanınmış ceberrut bir devlet akla gelmektedir.
Bu yapısından hiçbir eksilme olmayan TC devleti aksine barbarlığını kat be kat artırarak varlığını bugüne kadar uzatabilmiştir. Geçmişle hesaplaşma geleneğine sahip olmadığı için, emperyalist güçlerin de desteğiyle mazlum halkların kanından beslenmeye devam etmektedir.
Örgütsel faaliyette hislerin ötesine geçmek!
Devrimci bir kimliğin barındırması gereken özelliklere, mevcut durumu kavrayan ve buna paralel konumlanabilen bir kadro profilinin nasıl yaratılacağına dair bir dizi tartışma yürütüyoruz.
Bu tartışmanın bir sürü yönü olduğu bir gerçek. Burada devrimci bir kadronun düşünce tarzında açığa çıkabilen belli yönler üzerinde duracağız.
"Ağzında zeytin dalı tutan sırtlan"1
Türk devleti, Rojava Kürdistan’ı işgal ederken, işgal hareketlerinin adlarını; “zeytin dalı” ve son olarak da “barış pınarı harekatı” koymakta bir sakınca görmemiştir. Hasan Hüseyin Korkmazgil’in bir şiirinde söylediği gibi; rolü oynuyor. Bütün emperyalistler ve işgaşlciler, bir başka ülkeye savaş açtıklarında ya da işgal ettiklerinde “barış ve huzur” için oraya girdiklerini ya da savaş açtıklarını söylerler. ABD’nin yakın zamanda Afganistan’ı, Irak’ı ve daha bir çok ülkeyi işgalinde ve saldırısında olduğu gibi.
”İklim Krizi”, Kapitalizmin Genel Bunalımının Bir Parçasıdır
“...belli bir zaman için toprağın verimliliğinin artmasındaki ilerleme, aynı zamanda, bu sonsuz verimlilik kaynağının mahvedilmesine doğru bir ilerlemedir.” Karl Marx
Kapitalizm genel anlamda bir bunalım içindedir ve bu bunalım giderek derinleşmektedir. Sık sık ekonomik durgunluk ve krizlerin yanı sıra, kitlelerin öfkelerinin kabarması, politik krizleri daha da derinleştirici bir rol oynamaktadır.
TKP-ML Enternasyonal Büro: Şan olsun Çin Devrimi'nin70. Yılına!
“Sınıf mücadelesi, asla sona ermiş değildir. Proletarya ile burjuvazi arasındaki sınıf mücadelesi, çeşitli siyasi güçler arasındaki sınıf mücadelesi, proletarya ile burjuvazi arasında ideolojik alandaki sınıf mücadelesi uzun ve zorlu olmaya devam edecek ve hatta zaman zaman çok keskinleşecektir. Proletarya dünyayı kendi dünya görüşüne göre değiştirmeye çalışmaktadır, burjuvazi de öyle yapmaktadır.
Kayyumlar, Kayyuma Payanda Olanlar…
Genel kabul sayılabilecek bir doğru olarak faşizm koşulları muhalif saflarda bozucu bir etki yaratır. ‘Safların sıklaştırılması’ ihtiyacı esasen bu bozuma, sınanma ve elenmenin ortaya çıkarttığı sonuçta direniş gösterebilecekler ile biat edeceklerin ayrımına da gönderme yapar.