Asker’de öldürülen Sevag’ların anısına
Ayaş yollarından aştım da geldim
Ayaş yollarında kervanın mı var
Beni öldürmeye fermanın mı var
Ağlamaya sızlamaya dermanın mı var
Halk türküsünde,Soykırım'ın artık dizelere döküldüğü ama devletin inkar ve red politikaları bu gerçekliği hiç bir zaman kabul etmemiştir.Önemli olan halkın ve dünya halklarının vicdanlarında kabul görmesidir.İşte bu başarılmıştır.Red,imha ve inkar Ermeni sorununda olduğu gibi, Kürt sorununda aynı şekilde devam etmektedir.''Bu ülkede Kürt sorunu yoktur'',,''her müslüman Türk'tür'' gibi söylemler,İttihat ve Terakki dönemini hatırlatmaktadır.Ermeni,Rum ve Yahudi'ler bu mantık ile tarih sahnesinden yokedildiler. Ermeni soykırımı 100.yıl anma hazırlıkları,tüm dünyada devam ederken,buna karşı oluşturulan ''Çanakkale Anma Blok''u tam bir skandal ile TC'yi gülünç duruma düşürmüştür.Her yıl 18 Mart'ta gerçekleştirilen ve deniz savaşının başlangıç tarihi olarak bilinen bugün yerini 24 Nisan gününe alınmış olmasının ayrı bir anlamı olsa gerek.En doğru yol tüm geçmişi ile yüzleşme,hesaplaşma,arınma imkanı varken Ermeni'leri suçlu olarak tarih sahnesinde yargılamaları artık inandırıcılığını kaybetmiştir.Bu politika iflas etmiştir.Üstelik danışmanlarından birisinin Ermeni olarak seçilmesi,onun üzerinden 100.yıl açıklamalarının yapılması,geleneksel Osmanlı-Türk politikalarının aynı şekilde devam edeceğinin sinyallerini vermektedir.Ethem Mahçupyan ''Ermeni'ler 2015'de bir şey beklemesin'' diyerek devletin politikaların tasdiklemiş,suçlarına ortak olmuştur.
Çanakkale Savaşın'da ölenlerin anısına törenlerin yapıldığı bu günlerde,Osmanlı ordusunda asker olan Ermeni'lerin çıkarılan Tehcir kararı ile ailelerinden koparılarak nasıl yok edildiklerini,bunların içinde bugün ortaya çıkan belge,bilgi ve dökümanlar ile aydınlatılmaktadır.Osmanlı hükümeti yok etti.Devam eden Kemalist hükümetler ise tarihi gizledi.Gerçekleri ''ermeni yalanı'' olarak kamuoyuna lanse etti.Ayhan Aktar'ın ''Yüzbaşı Sarkis Torosyan''ın hikayesini bütün yönleri ile kamuoyuna duyurduğu Çanakkale savaşında topçu bataryaları ile müttefik gemilerine Çanakkale boğazından geçişlerini engelleyen,Talat Paşa tarafından övünç madalyası ile ödüllendirilen Yüzbaşı Sarkis Torosyan için Genelkurmay Başkanlığı ''kayıtlarımızda böyle birisine rastlanılmamıştır''diyerek tartışmaları sonuçlandırmıştır.
Taner Akçam,kapalı olan Osmanlı ve Genelkurmay arşivlerinin aksine Alman arşivlerinden osmanlı ordusunda görevi başından alınarak hunharca öldürülen sıhhıye eri Dr.Rupen Sevag Çilingiryan'ın dramatik hayat öyküsü ile gerçekleri ortaya çıkarmıştır.Aynı şekilde binlerce Osmanlıda asker öldürülmüştür.Gelenek değişmemiş Sevag Şahin Bıçakçı da 24 Nisan 2011 tarihinde askerde Ermeni'ler için özel bir günde intikam amacıyla öldürülmüştür.2011 yılında Afyon'da mühümmat deposunda meydana gelen ve 25 askerin ölümüyle sonuçlanan olay henüz açıklığa kavuşmamış sır perdesini korumaktadır.Devletin,TSK'nın da olayı çözme,açığa çıkarma diye bir niyetinin olmadığı seneler geçmesine rağmen ortaya çıkmıştır.
Her nedense tüm ölen fakir ve yoksul halk çocuklarının ölüm nedeni ''intihar'',''psikolojik bunalım''...gibi gerekçeler gösterilmektedir.Toplumun muhalif kesimlerinden Alevi'si,Ermeni'si, Kürd'ü hep ''kaza kurşunu'' ile ölmektedir.Bu kadar tesadüfün yan yana gelmesi açıklamaya muhtaç olarak görülmektedir.Bir paşanın,bir milletvekilin veya Tayyip Erdoğan'ın oğlunun askerlik yaptığına bugüne kadar hiç rastlanılmış mıdır?Asla Hayır.TSK'nın resmi açıklamalarına göre,TSK içerisinde intihar sayısının şehit sayısını geçtiği açıklanmıştır.Son 10 yılda şehit olan 818 askere karşılık,11 yılda 1035 asker intihar etti denilmektedir.
Doğu'da da aynı şekilde öldürmeler yaşanmıştır.3.Orduya bağlı komuta mıntıkasından sorumlu General Vehip çalışma taburunda görevli 2000 Ermeni askerden oluşan bir gurubun Bağdat Demiryolu üzerinde yeni bir göreve giderken yolda pusuya düşürülüp katledildiklerini öğrenildiğinde,derhal bir Divan-ı Harp oluşturulmuş ve bazı idamlar gerçekleşmiştir.İdam edilenlerden birisi jandarma yüzbaşı ''kör Nuri'' dir.İnfazı ise Suşehrinde olmuştur.
DR. RUPEN SEVAG ÇİLİNGİRYAN İLE SEVAG ŞAHİN BIÇAKÇI VE NİCELERİ.....
1915 yılında askerde tutuklanarak sürgünde vahşice diğer tutuklularla birlikte öldürülen Dr.Rupen Sevag Çilingiryan'ın acı ölümü,Çanakklae savaşında askerden alınarak öldürülen binlerce Ermeni'nin gerçek hikayesinden sadece bir tanesidir.100.yılında Çanakkale savaşı anmalarının gerçekleştirilmeye çalışıldığı bu günlerde yalan ve demagoji ile anlatılan tarihi gerçekler ortaya çıkmıştır.Buna rağmen askerde ölenler ''şehit'' olarak dahi görülmemiştir.
24 Nisan 1915 Ermeni Soykırımı başlangıç tarihidir.Önce İstanbul'da 200'ün üzerinde entellektüel tutuklandı.Çankırı ve Ayaş'a sürülen bu kişilerin hepsi öldürüldü.Dr.Rupen Sevag Çilingiryan yine aynı tutuklananlar arasında bulunuyordu.Kendisi ise Ağustos 1915 tarihinde öldürüldü.Bu öldürülme olayını önemli kılan Dr.Rupen Sevag Çilingiryan'ın eşinin Alman olması,Almanya'nın olayla ilgilenmesidir.Katillerin yakalanmasında önemli rol oynayan dönemin Osmanlı görevlileri de vardı.Cinayetin katillerini yakalayan dürüst görevliler İstanbul hükümetinin devreye girmesiyle hemen serbest kaldılar.
22 Haziran 1915'de İstanbul'da bir gurup aydın,yazar,politikacı ile tutuklanan Dr.Rupen Sevag Çilingiryan Çankırı'ya sürgüne gönderildi.Çankırı'dan Ankara üzeri Ayaş'a yola çıkarılan ve yolda arkadaşları Vahan Kahyayan,Artin Boğosyan,Taniyel Çubukyan ve Onnik Mağazacıyan adlı arkadaşları ile birlikte Çankırı'nın Kayalı'dere mevkinde işkence edilerek öldürüldü.
1885 yılında Silivri'de dünyaya gelen Rupen Sevag,ilk okulu burada bitirdikten sonra,orta okulu Bahçecik (Bardizag) Amerikan kolejinde devam etti.1905 yılında İstanbul Berberian okulundan mezun oldu.daha sonra Tıp eğitimi için Lozan'a gitti.1908 yılında İstanbul'da bulunan Edebiyat,sanaat ve şiir üzerine denemeleriyle bir gurup arkadaşı ile gazete çıkardı.Böylelikle Ermeni'ler arasında tanınmaya başladı.
1909 yılında gerçekleşen ve otuzbin Ermeni'nin hayatını kaybettiği Adana katliamından çok etkilendi.Bunun üzerine Garmir Kirk (Kırmızı Kitap) adlı ilk eserini çıkardı.Bu kitapta yer alan Verçin Hayerı (Son Ermeniler) adlı şiirinde,1915 yılında yaşanacak soykırımın önceden bir müneccim gibi öngördüğü söylenmektedir.Artık Dr.Rupen Sevag entellektüel dünyasının bir parçası olmuş diğer insanlarla yakın arkadaşlık ve dostluk kurmuştu.
Lozan'da Tıp Fakültesi'ni 1911 yılında bitirdikten sonra 1914 yılına kadar,burada kalır ve doktorluk mesleği üzerinde çalşır.Helene Apel ile tanışarak evlenir.1914 yılında Alman eşi,oğlu Levon ile İstanbul'a gelip yerleşirler.Kendisini bir anda başlayan I.Dünya savaşının içinde bulur.Dr. Rupen Sevag Çilingiryan doktor olarak hemen askere alınır.Çanakkale ve İstanbul'da askeri doktor olarak çalışmaya başlar.Ama diğer Ermeni'ler gibi Dr.Rupen Sevag da askerde tutuklanır.Ermeni'ler için başlatılan tehcir ve katliamlardan o da nasibini aldı hiç bir gerekçe gösterilmeksizin,suçlama yapılmadan,soruşturma açılmadan tutuklandı.
Dr.Rupen Sevag'ın serbest bırakılması için ailesi hemen devreye girerek Büyükelçilik düzeyinde girişimlerde bulundular.Önce Helene İsviçre'de yaşayan anne ve babasını istanbul'a çağırdı. Babası Franz Apell Dörr'e,Alman Büyükelçiliği görevlisi Mordtman ve Von Der Goltz Paşa ile görüşmüş konu ile doğrudan ilgilenmişlerdir.Goltz Paşa ,Osmanlı yetkililerinden savaş boyunca Almanya'yı terk etmeyeceği konusunda bir garanti verilmesi durumunda Almanya'ya gönderileceği sözünü almıştır.Ama diğer taraftan Alman Büyükelçisi görevlisi Mordtman'ın İstanbul Polis Şefi Bedri Bey ile görüştüğünü ''bir garanti karşılığı Almanya'ya gönderilme'' alternatifinin söz konusu olmadığını bildirmektedir.Bu ikili çelişkiyi açıklamaya kaynaklık eden sebep sonradan anlaşılmaktadır.Çünkü Dr.Rupen Sevag'ın yurt dışına çıkışına izin verilmeyişinin sebebi.Osmanlı yetkililerine göre ''onu kitleleri etkileme yeteneğine sahip bir entellektül'' olarak ,görmekte bundan korkmaktadır.
İçişleri Bakanlığı Kastamonu vilayetinden Çankırı'da bulunan tutuklular hakkında ayrıntılı bilgi istemektedir.Defter kayıtlarına göre Dr.Rupen Sevag ve 4 arkadaşı affa uğradıklarını ve Ankara üzerinden Ayaş'a gidecekleri not edilmiş olarak görülmektedir.Ama Dr.Rupen Sevag Kastamonu valisinin söz konusu raporu İstanbul'a yollamasından beş gün önce yola çıkartılmış ve öldürülmüşlerdir.Dr.Rupen Sevag,karısına son çektiği telgrafta ''Varujan ile Ayaş'a gidiyoruz,mektuplarınızı oraya gönderiniz'' diye telgraf çekmiştir.Karısı Helene hemen buna cevap olarak bir telgraf çekmiş,ama cevabını alamamıştır.Bunun üzerine Alman Büyükelçiliği hükümet nezdinde bilgi istemektedir.Hükümet de Dr.Rupen Sevag Çilingiryan'ın Çankırı'da bırakılması için telgraf çekmiştir.
Dört arkadaşı ile birlikte öldürülen Dr.Rupen Sevag Çilingiryan için Talat Paşa devreye girerek ölümünden iki gün sonra bir telgraf çekerek Dr.Rupen Sevag Çilingiryan'ın orada serbest olarak ikamet ettirilmesini tebliğ etmiştir.Olup bitenden haberdar olmaması için İstanbul Polis müdürü Bedri bey Alman yetkililerini arayarak Helene'nin Almanya'ya gönderilmesini ister.Ama Helene kocasının akıbeti konusunda bilgi almadan İstanbul'dan ayrılmayacağını söylemiştir.
İlk defa Alman yetkilileri Dr.Rupen Sevag Çilingiryan'ın öldürüldüğünü kendilerine 11 Eylül tarihinde ayrıntılı olarak gönderilen bir telgraf ile bilgilendirildiğini söylemiştir.Bugün Alman arşivlerinde Osmanlıca olarak halen bulunan yine bilgi notunda ''13 Ağustos 1331 tarihinde Ayaşa gitmek üzere Kengırı'dan yola çıkarılmış Kalecik Böyrek karyesinden Hacı Ali oğlu Alo ve onbir refiki tarafından katledilmiştir.Tüney karyesi kurbanda Sapalı dereye muvassalatlarında'' denilmiş, ayrıca ''canilerden el-yevm dört kişi derdest edilmiştir.Takibat ber-devamdır'' notu düşülmüştür.
Aynı gün bu bilgi bayan Helene'ya ulaşır.Bayan Çilingiryan çocuklarını da yanına alarak yurt dışına çıktı.Yurt dışında boş durmayan Helene Lozan'da,Alman makamları üzerinden 5 kasım 1915 tarihinde osmanlı hükümet yetkilileri hakkında şikayette bulundu.Suçluların asılmasını ve tazminat talebinde bulunarak yetkililerden şu isteklerde bulundu. ''Türk hükümeti tutukluların güvenliğini sağlamakla yükümlüdür ve yetersiz koruma vererek kendisini saldırıdan sorumlu duruma sokmuştur.Bu nedenle Türk hükümetini Dr.Çilingiryan'ın öldürülmesine yardımcı olmakla suçluyorum ve en azından beşyüzbin frank tazminat istiyorum.Ayrıca oniki kişilik tüm çetenin (benim yerime) Alman büyükelçiliğinin şahitliğinde asılmalarını talep ediyorum''.
Alman Büyükelçiliğinden 26 Kasım'da,Helene'ya cevap niteliği taşıyan mektubun ise oldukça düşündürücüdür.Buna göre ,''katillerin Alman memurları eşliğinde asılması,tazminat talebi,ayrıca en önemlisi Dr.Rupen Sevag'ın Türk vatandaşı olduğu,bayan Helene'nin onunla evlenmesinden dolayı Türk vatandaşı olduğu bunun için,Almanya tarafından koruma hakkını kaybettiği'' cevabını resmi olarak aldı.''Resmi olarak hiç bir yardım yapamayacaklarını'' bildirdiler.
Artık Helene kırılmış yıklılmıştır.Bu ilgisiz tavırları sonucunda çok üzüntü içinde kalan Helene işlenen cinayetler karşısında duyarsızlık gösteren yetkililere derin beddualarda bulunacaktır.''...Aşağıdaki dileğimi en derin hürmetlerimle bildiririm.Allahınızı severseniz Türk makamları nezdinde tekrar en enerjik adımları atarak bu korkunç suçlamaların yalan olduğuna müdahale ediniz.Kesin bir emirle kurtarabilecek ne varsa,kurtarmaya çalışınız.Eğer elinde bulunan boyun eğilemez imkanları kullanmazsa suçsuz kadınların,çocukların hastaların ve yaşlıların göklere yükselen kanı,Almanya'ya bir lanet olarak dönecektir..'' der.
Helene bu isteğine de cevap alamayınca Almanya ile her türlü bağlarını kopardı.Lozan'da bulunan Ermeni bürosona başvurarak Ermeni vatandaşlığına geçti.28 Aralık 1967 yılında vefat etti.Almanya'ya olan öfkesinden Helene çocuklarına Ana dili olan Almanca'dan tek bir kelime dahi öğretmedi.
CİNAYET VE KATİLLER
Dr.Rupen Sevag Çilingiryan bulunduğu durum itibariyle herkesin derdine derman olan, hastaların ilacı,herkese kucak açan,toplumda sevilen ve aranan kişi olmuştur.Eşine yazdığı mektuplarda ''sabahtan akşama kadar hastaların peşinden koşmaktayım'' diye anlatmaktadır.Ama bu ara hastalardan bir genç kız kendisine aşık olmuştur.
Kızın babası çevrede bilinen,aynı zamanda arabacılık yapan kişi olarak tanınmaktadır.Adı İsmail olan aynı zamanda arabacıların da başı etkin bir kişidir.İsmail,Dr.Rupen Sevag Çilingiryan'a ''kendisinin de diğerleri gibi sürgün edilerek öldürüleceğini,ona yardımcıolmak istediğini,müslüman olmasını,kızıyla evlenmesini'' önerdi.Fakat Dr.Rupen Sevag ''evli olduğunu,bunu yapamayacağını söyledi''.Düşünmesi için kendisine zaman tanıdı,bu öneriden dört gün önce Ankara yakınlarında ikibin kişi öldürüldü.Sıranın kendisine geldiğini görmesine rağmen yine de kabul etmedi.
Nihayetinde Dr.Sevag ile dört arkadaşı,Ayaşa gönderilmek üzere polis ve jandarmalar eşliğnde Ayaş'a yola çıkarıldılar.Fakat aynı akşam Çankırı'ya öldürüldükleri haberi telefonla geldi.Olay yerine varan Kastamonu vilayeti askeri inzibat komutanı,sorgu hakimi ile polisler beş kurbanın cesedini suya atılmış vaziyette buldular.Cenazeler gömüldükten sonra katiller,araştırmalar sonucu tespit edildi.Divan-ı Harb'de yargılanmak üzere Ankara'ya gönderilip hapse atıldı.Cinayeti işleyen dört Kürt mahkemede cinayeti İttihat ve Terakki'nin Çankırı Komitesi'nin isteği ile eylemi gerçekleştirdiklerini beyan ettiler.Onların da mahkemede bulunmalarını talep ettiler.
1919-1921 YARGILAMALARI DİVAN-I ÖRFİ VE CEMAL OĞUZ DAVASI ,
İstanbul'da I.dünya savaşı sonrası kurulan Divan-ı Örfi'de görülen yargılamalarda Dr.Rupen Sevag Çilingiryan olayı da aydınlığa kavuşmuştur.Cinayet İttihat ve Terakki Çankırı Katibi Mesulu Cemal Oğuz,Jandarma Komutanı Nurettin ile bazı yöneticilerin idaresi ve Kürt Alo Çetesi tarfından işlenmiştir.Katiller Dr.Çilingiryan'ın Ayaş'a sağsalim ulaştırılması konusunda ''namus sözü'' vermesine rağmen gereklerini yerine getirmemişlerdir.
1920 yılında Cemal Oğuz Çilingiryan cinayetini azmettirmek suçundan 5 yıl 8ay hapis cezasına çarptırıldı.Tutuklanan ve hapis cezasına çarptırılan cemal Oğuz ile Kürt Alo Çetesi için yerel idare mahkemelerinin verdiği hapis kararlarına karşı çıkan Talat Paşa,katilleri kurtarmak için yoğun bir kurtarma gayreti içine girmiştir.Suçları mahkeme kararı ile ispatlanan,cezaya çarptırılan dört Kürt Alo Çetsesi mensubunu hapisten çıkarmayı başarmıştır.Talat Paşa Ankara'ya Adalet Bakanlığına telgraf çekerek suçluların serbest bırakılması emrini vermektedir.
Agop Ekmekçiyan Nisan 2015
Agop Ekmekciyan
Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tanınmaktadır.
agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)
Son Haberler
Sayfalar
M.Oruçoğlu’nda boy veren anarşizan ve revizyonist karakterli kimi görüşler üzerine kısa bir değerlendirme ; Halil Gündoğan
Bilenler bilir Sayın Oruçoğlu Halkın Günlüğü gazetesinde “Antagonizma” ismiyle tanımlamayı tercih ettiği köşesinde çeşitli konular/meselelere dair görüş ve düşünsel eğilimlerini paylaşır okuruyla.
Demokrasi, OHAL'le Değil Demokratik Halk İktidarıyla Gelecek!
Türk, Kürt uluslarından ve çeşitli milliyetlerden emekçi halkımız,
Faşist Diktatörlük halkla bir kez daha dalga geçmeyi tercih etti. Ve bir kez daha kendi içindeki kapışmayı halka fatura etmekten bir saniye bile tereddüt etmedi.
UYU EY „YİǦİT“ HALK ;Hasan Hayri Aslan
UYU EY YIGIT HALK
UYRUKEN ÖLÜM ACI VERMEZ İNSANA
UYU SEN!...
Atlar ve katırlar kişniyerek tepişiyorlar… Zavallı, yoksul çaresiz halklar ayaklar altında. Onları peygamber belleyen katiller gariban erlerden birinin kellesini kesiyor kameralar önünde. Katiller karanlık yüzlü, kara sakallı pis birer mahluk, öteki kellesiz gariban cesedin başında kurt işareti yapıyor, ağzı kulaklarında. Kurtların, çakalların, yılanların işgali altında memleket!
Durum iyidir !Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
15 Temmuz akşamı faşist klikler arasında iktidara hâkim olma kavgası yeni bir boyut kazandı. Hâkim sınıflar arasında süregelen çelişkinin özü uzlaşmaz bir çelişkidir. Bu uluslar arası emperyalist devletlerin sermaye egemenlik savaşının bir parçasıdır. Faşist klikler arası darbe girişimleri, çatışmalar, öldürmeler, idamlar vb. yeni bir şey değildir. Bu yüzyıllık TC tarihine bakıldığında çokça görülür. Tarih, Ermenilere, Kürtlere, Araplara, Alevilere vb. yapılan soykırımla, katliam ve akıl almaz işkence, zulümle doludur. İttihat ve Terakki’den günümüze bu böyle oldu.
Darbe'nin imitasyon ve fason hali...
Bu ya bir tiyatrodur ki ben öyle düşünüyorum; ya da sinemanın gala gecesinden yalnızca bir sahnedir ki, düşünmek bile istemiyorum!
Soralım!
Kendi öz savunmamızı güçlendirmeliyiz!! Mahircan
Darbenin her türlüsüne karşı olduğumuz açık. Yıllardır yaşadığımız hukuksuzluğa, sivil darbe örgütlenmelerine, faşizme, gericiliğe, radikal İslamcı katliamcı zihniyete karşı olduğumuz gibi..
Bu tiyatrodan kim yarar sağladıysa, kotaranı da odur.
Egemen sınıfların kanlı-kaos senaryoları ve hesaplaşmaları
15 Temmuz gecesi darbesinin egemen sınıflar arası çatışmanın bir ürünüydü. Özellikle AKP-Gülen cemati arasındaki çıkar dalaşında yenik düşen Gülen cematinin son çırpınışları olarak ortaya çıktığı analaşılıyor. İki faşist-dinci kliğin çatışmasından “demokrasi”nin doğması ya da işçi ve emekçilerin lehine sonuçlanması söz konusu olamazdı.
TKP/ML Merkez Komitesi;“Faşist kliklerin dalaşına değil, halk savaşına taraf ol!”
Türk egemen sınıflarının yaşadığı siyasal kriz derinleşerek devam ediyor. Faşist diktatörlük içindeki klik çatışması 15-16 Temmuz 2016’da ordu içinde örgütlenmiş bir cuntanın askeri darbe girişimiyle yeni bir evreye geçmiştir. Türk egemen sınıflarının tarihinde pek tanık olunmadık bir darbe girişimi olmuştur. Darbe girişiminin başladığı saatten (15 Temmuz saat 21.30), örgütlenme biçimine ve kısa sürede yelkenleri indirmesine kadar fiyasko niteliğinde bir başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Ancak bu darbe girişimi TC tarihi açısından bir ilktir.
Partizan “Darbenin her türlüsüne karşı direnişe, mücadeleye!”
15 Temmuz akşamından başlayarak 16 Temmuz gecesi boyunca devam eden askeri darbe girişimine karşı bir açıklama yayınlayan Partizan “Bugün “Allah’ın bir lütfu olarak” ifade edilen darbe girişimiyle daha güçlenen ve halka yönelik saldırılarına artıracak olan resmi ve resmi olmayan sistem güçlerine karşı, emekçi halkın kendisini korumak için tedbirler alması, darbeleri üreten ve kendisi de bir darbe ürünü olan AKP şahsında sisteme karşı mücadeleyi yükseltmesi “darbe-darbe karşıtlığı” üzerinden yapılmaya çalışılan bölünmeye karşı çıkması varlık-yokluk sorunu haline gelmiştir.
Parti inşası; ve sürekliligi saglanmış önderlik ;Halil Ahmet
Tarihsel bir süreçten geçiyoruz.Her birimiz bunun farkındayız kulaklar sağır gözler kör uykuda ölü taklidi yapmanın bir anlamı yoktur.
Tarihsel bir süreçten geçiyoruz.Parti ve önderliğin inşası,doğru bir siyasal hattın MLM temelde sürekliğinin sağlanması her geçen gün daha da hissedilir bir durum olarak kendini dayatmaktadır.
Parti ve önderliğin inşası sürekliliği sağlanmış önderlik olgusu ve bunun la berabar doğru temelde çizginin sürekliliği nin sağlanması dediğimiz olgudan ne anlamalıyız
ÇÖZÜLME, PARÇALANMA VE KUTUPLAŞMA GÜZERGÂHINDA[*]
“Anlarsın niçin uzak yerlere baktığımı,İçinde yaşanmaz bir dünyada yaşıyorum.”[1]
III. Büyük Bunalım’ın yerküresinde, Sykes-Picot’un miadını doldurduğu Ortadoğu’da, nihayet coğrafyamızda devasa bir dissolution (çözülme) fragmantasyon (parçalanma) ve polarizasyon (kutuplaşma) yaşanıyor.
Bunu hâlâ görmeyen, bilmeyen, kavramayan varsa ne yazık.
Çünkü gelecek(imiz) “Fortis imaginatio generat casum/ Zengin hayalgücü, olacakları (önceden) tahmin eder,” kaydı düşülmesi gereken söz konusu gerçeğin biçimleneceği güzergâhtaki çatışmalarla karara bağlanacak.