Pazar Ekim 18, 2026

Ari Dun (eve gel)

Ermenistan Diaspora Bakanlığı,yurt dışında yaşayan Ermeni'leri,Ermenistan'a davet etti. Onlara tarihin tanıtılması sosyal,külürel ilişkilerin geliştirilmesi için Yerevan misafirler ile dolup taştı.Turistik yerler ziyaret edilerek tanıtıldı.

Yerevan Arjantin,Lübnan,Rusya,Almanya,Fransa'dan gelen misafirlerinin yanısıra ilk defa Türkiye Diyarbakır'dan gelen misafirlerine kucak açtı.50 kişiden oluşan bu gurup 1915 Ermeni soykırımında Müslümanlaşmış veya zorla müslümanlaştırılmış ailelerin çocukları olup artık bugün kendilerini Ermeni olarak gören sıcak kanlı,dost insanlardı.

Şirag Hotel'in önünde tanımadığım ama turist oldukları belli olan bu insanlarla ilkin Merhaba,Rojbaş,Parev diyerek tanışıyoruz.Hepsi çok iyi derecede kürtçe konuşuyorlar.

Peki bu duruma nasıl gelindi ?

Adına siz ne derseniz deyin,ister müslümanlaş tırılmış(mış),dönme Ermeniler,gizli Ermeniler,kılıç artıkları,kurtulan Ermeniler bu topraklar üzerinde 1915 Ermeni soykırımında yani sürgün ve yokedilme zamanında,ya bir komşusunun evine sığınarak,ya bir ağanın yanında kendini gizleyerek,evlatlık edinerek müslüman oldukları,veya ölüm yürüyüşünde insanların müslüman olarak ölümden kurtulduklarını biliyoruz.Yaşam ile ölüm arasında dinini ve kimliğini değiştirerek hayatta kalabilen insanlardır.Ya öleceksin,ya da yaşayacaksın müslümanlaşma yoluyla hayatta kaldıklarını biliyoruz. Hayatta kalmış fakat kimliğini özünü,yaşama tutunabilmek için inkar ve red ederek, başka bir isim ve din değiştirerek kalmayı başarabilmişlerdir.Bunların sayısı Türkiye'de azımsanma yacak kadar Türkiye'de çoktur.Üstelik hassas bir konu olmakla beraber tabu olarak görülmektedir.

Hrant Dink bu konunun ne kadar önemli aynı zamanda tehlikeli olduğunu,yaşadığı süre içerisinde,araştırmalar yaparak gerçeklerin ortaya çıkmasını sağlamış ama bunun bedelini hayatıyla ödemiştir.Bu şekilde yaşayan Türkiye'de 3 milyon civarında insanların varlığından bahsetmektedir.

 Birbirlerinden farklı 50 kişi,birbirinden farklı acı soykırım trajedileri ile dolu bu insan lar kendi öz kimliklerine kavuşmak,köklerine dönmek ve özgürleşmek için Yerevan'dalar.

Birisi,babaannesinin anne ve babasının katliamda öldürülünce,komşuları tarafından Urfa'da Kürt komşuları tarafından ölümden kurtarıldığını,ismini değiştirip,büyüyünce müslüman bir aile ile evlendiğini,bu başkalaşmanın içinde kor gibi yandığını babalarından bugün dinlediğini bizimle paylaşti

Yine bir dost ailesinin büyüklerinin katliam sırasında birbirlerini kaybettiklerini,kendisinin müslüman olunca ölümden kurtulduğunu ama kardeşlerinden birinin izini Suriye Kamışlı'da bulduklarını,bugün kendilerinin çevredekiler tarafından Ermeni olduklarını bildiklerini anlattı.

Sasun'dan gelen Nadir amca önceden akrabalarını bulduğu için şanslıydı.Sadece haber vermiş,onların gelmesini bekliyordu.Çevre köylerden gelen Armen hafta sonunu beraber geçirmek için köye götüreceğini söyledi.Nadir amca Ermenice bilmediği için yardımcı oluyoruz.''size en ufağından en büyüğüne kadar herkesin selamlarını getirdim,ben onların yerine senin ellerinden öpmek istiyorum.Sasun'dan aile büyüklerimin mezarlarından toprak getirdim,burada ölen aile fertlerinin mezarlarına koyacağız artık mezarda birlikteler'' dedi.

Bir başkası yine kardeşine 90 yıllarından kısmen sınırların açılmasıyla Ermenistan'da kardeşinin izine ulaştığını o gündür bu gündür halen ilişkisinin sürdüğünü birinin Yerevan'da çevre köylerde yaşarken,diğerinin Diyarbakır'da müslüman olarak hayatını devam ettirdiğini söyledi.

İçlerinde bazıları akrabaları ile haberleşerek otele gelip hasret gidermenin sevincini yaşarken,bazıları yetkililerden akrabalarına nasıl ulaşacaklarını isimlerini ve adreslerini vererek yardım talebinde bulundular.Öz akrabalar birbirlerinin dilinden anlamayınca tercümanlık yaparak aracı oluyoruz.Günlük yaşantımızda her zaman karşılaştığımız bu tür anlatımlar sınırların açılmasıyla yüzlerce insanın ailelerinin izini süreceği görülmektedir.

Mehmet abinin acısı ise bir başkadır.Bu geziye Silvan'dan tüm imkanlarını kullanarak gelmiş.Belki onlardan bir iz,bir bilgi,bir haber alabilirim düşüncesiyle Yerevan'a gelmiş.Yolda gezinti sırasında ''her Ermeni'ye acaba bu benim akrabam mıdır sormak istiyorum'' diyor.7 kardeşten 2'si katliamdan seneler sonra birbirlerini arayıp bulmuşlar.Ama 5'i o  günden bu yana kayıp,umudunu kaybetmemiş onların torunlarını birgün muhakkak bulacağı umuduyla yaşıyor. İnsanları kendi inançlarından,kimliklerinden kopartmak zor ve baskı ile başka bir kimlik ile yaşamaya zorlamak kadar acı verici bir durum olamaz.İnsanlar kendilerine ait olan dil,inanç, kültür ve değer yargılarıyla yaşadığı sürece ancak özgür olabilirler.Yaşadığı topraklar üzerinde kimliklerini muhafaza edebildiği,dilini serbestçe konuşabildiği,kendilerini var eden inançları ile ancak özgür toplum oluşturabilirler.Bunun aksini düşünmek,insanların köle olarak yaşaması demektir.

Müslümanlaşmış (tırılmış) Ermeni'lerin yüz yıl boyunca,ölüme gidene kadar,kendi iç dünyasında utanç ile duygularını,düşüncelerini bastırmak başka bir kimlik,başka bir inanç ile yaşamaya mahkum etmek kadar dünyada daha korkunç bir zulüm olabilir mi ?

Bugün artık ölüm döşeğinde,son nefesinde ''ermeni olduğunu unutma'' diyerek aramızdan göçüp gidenler,bir ömür boyu korku ve ızdırap içerisinde yaşayanların yerini bugün yaşarken kölelik ve utanç zincirlerini parçalayarak özgürleşmişlerdir.Hrant Dink Vakfı'nın düzenlemiş olduğu Müslümanlaş Ermeni'ler Konferansı Türkiye'de bir ilki gerçekleştirerek tarihi bir adım olmuştur.Artık insanlar korku ve baskı duvarını aşarak,yalan ve inkarı reddederek kendi öz kimliklerine kavuşarak özgürleşmişlerdir.Bu yeni bir sürecin başlaması için bir ileri adım olmuştur.

Soykırım ile yüzleşmek bugün her zamankinden daha çok zorunludur.Yaşadığımız coğrafyada Ezidi'lere yapılan soykırım,21.yyılda da devam ediyor olması insanlığın tarihine utanç dolu kara bir leke olarak yazılmıştır.Soykırıma kayıtsız kalan,seyreden,engellemeyen devletler de o kadar suçlu duruma düşmüştür.1915 soykırım tartışmalarında,belge,döküman arama yerine 3/4 milyona varan müslümanlaştırılmış Ermeni'lerin varlığı yeterli olacaktır.Bunları görmemezlikten gelemeyizTürkiye bu sorunu inkar edemez bu kanıtları yok sayamaz.

                 YEREVAN  MALA  MINE  ( YEREVAN  BENİM  EVİMDİR ) ;

Güneşin kavurucu sıcaklığında ,fırsat bulmuşken Yerevan'ı gezip dolaşmadan edemiyor. Her bir bölgede,parkta heykele rastlamak mümkün.Adeta açık hava müzesini andırıyor.Son yıllarda şehir yapılanmasında  gözle görülür bir düzen ile ilerlemenin olduğu görülüyor.Merakla Gomidas Vartabed(Papaz), (Soğomon Kevork Soğomonyan)'in heykelini arıyor ve buluyoruz.Kompozi- tör,besteci,müzikolog olan Vartabed Kütahya'da Ermeni'lere karşı uygulanan soykırımda annesi ve babasını gözleri önünde öldürülünce akli dengesini yitirmiştir.Anadolu'yu gezerek 3000 kadar Ermeni halk şarkısını derleyerek notaya geçirdi.Türkçe,Kürtçe,Farsça derlemelere imza attı.Hayatını Paris'te ucra bir köşede senatoryumda kaybetti.Hayatının son 20 yılında hiç müzikle uğraşmadı.

Yerevan'ı tepeden seyreden,bütün her taraftan görünen 60m yüksekliğinde olan Mayr Hayastan heykeli bütün heybetiyle Zafer Parkı'ndan görünmektedir.II.Dünya Savaşında,Sovyet'ler ile savaşa katılan Ermenistan 650 bin vatan evladını kaybetti.Soykırım yaralarını saramamış,ufak bir ülke için çok büyük kayıptır.Savaşa,Anayurt savunması için gidip dönemeyen,oğullarının yasını tutan ve zaferi simgeleyen anıt inşa edilmiştir.

Yerevan'a gelip,Erivan Radyosu ile Garabet e Xaço'nun evini,ailesini ziyaret etmeden gitmek büyük eksiklik olacaktır.''Biz,Kürtçe türküleri,sizin sayenizde dinledik,öğrendik'' diyor. Çünkü babasının Kürt,anne tarafının Ermeni olduğunu söylüyor.Ermenice bilmiyor.Kendini Kürtçe ile çok iyi ifade ediyor.Erivan radyosuna şükranlarını sunuyor.Çünkü 1955 yılında kurulan Erivan radyosu Kürt halkının mücadelesinde önemli yere sahiptir.Erivan radyosunun açılmasıyla sanatlarını dünyaya duyuran bir pencere olmuştur.Kürt ulusunun varlığının hiç bir şekilde kabul edilmediği,zor yıllarda sanat,kültür,müzik ile Erivan radyosu sayesinde bugün dört parçada ayağa kalkan Kürt'lerin tek sesi olmuştur.Önemli bir rol oynamıştır.Kürt'çenin,kürdün,kürdistan'ın yasak olan her köşesinde ,Erivanda yasak değildi.Erivan radyosu bu yüzden görevini yerine getirdi.Garabet e Xaço,Aram Dikran,Egide Çimo... gibi daha birçok kürt sanatçının ezgilerini sizin sayenizde dinledik.

Yoksul ve yetim olarak bu coğrafyada tanınan ve bilinen Garabet e Xaço'nun evini,ailesini,mezarını ziyaret ve bir demet karanfil bırakmak için Yerevan dışına çıkıyoruz.Sonunda kasetlerde gördüğümüz evine ulaştık.90 yıl klam söyleyerek,Kürt dengebejlik geleneğinin büyük ustalarından Garabet e Xaço (Garabet Haçaduryan) bütün ailesini soykırımda kaybetmiştir.Küçük yaşta kimsesiz kalan usta,önce Kamışlıya,sonra Ermenistan'a  gelmiştir.Suriye'de15 yıl Fransızlara askerlik yaptıktan sonra,Fransızlar'ın ''seni Fransa'ya götürelim'' talebini red ederek ''ben Ermenistana gideceğim ve orada ölmek istiyorum'' demiştir.1946 yılında  Yerevan'a gelen Garabet e Xaço, Erivan radyosunda Kürtçe bölümüne katılarak,ölümüne kadar burada çalıştı.Ermenice bilmediği, kürtçe söylediği için Ermeni'ler tarafından da eleştirilen,kürtler tarafından da değeri anlaşılmayıp,ortadoğu'da eşi ve benzeri olmayan böyle bir sanatçıya gereken önem,değer verilmedi. Yoksul bir şekilde hayata gözlerini yumdu.Kürt'lerin yüreğine seslenen Garabet e Xaço'nun yeri ve boşluğu bugün doldurulamaz olmuştur.Ailesi  ''öldükten sonra bizi hiç aramadılar,sormadılar bizim zorumuza gitti'' diyerek üzüntülerini dile getirdi.

Cumhuriyet meydanında dolaşırken kalabalık bir gurubun sloganlarına tanık oluyoruz. IŞID Terör örgütünün,ortadoğu halklarına ve Ezidi'lere karşı yaptığı soykırımı protesto eden Ezidi vatandaşlar caddede Şengal'de yaşanan trajediyi kamuoyuna duyurup hükümet yetkilileri ile görüşme talebinde bulunuyorlar.Hemen aklıma TOMA'lar ile gaz sıkan polisler acaba böyle bir şey yaparlar mı diye düşünüyorum.Sonradan kalabalık belli bir istikamet doğrultusunda polisler eşliğinde yürüyorlar.Kalabalığın acılarını biz de aynı şekilde yüreğimizde hissediyoruz.

Bir ABD,İsrail ve RT Erdoğan organizasyonu olan İŞİD terör örgütü Hilafet ilan edip, etnik temizlik yapmaktadır.Müslüman olduğunu söylerken,müslüman veya başka etnik kimlikten olanlara karşı da katliamlara girişmektedir.Ama Gazze'de uygulanan vahşete sessiz kalmaktadır. Bu politika İŞİD'ın kimlere hizmet ettiğini açıkça ele vermektedir.Katliamlara gözlerini kapayarak, hiç bir müdahalede bulunmaması oldukça düşündürücüdür.

Yezidi halkının yaşamış olduğu trajedi soykırımdır.Yaşlı,çoluk,çocuk demeden evlerini köylerini terketmeye zorlanan,dağlarda,çöllerde aç,sususz saldırılarda öldürülen insanların dramına Avrupa'lılar,BM'ler müdahale ederek,kurtarma operasyonu düzenlememiş,insani yardım etmekte sınıfta kalmışlardır.Fakat sonradan yapılacak olanları şimdiden kestirmek zor değildir.Ölenler için anmalar,soykırım anıtları ve timsah gözyaşları olacaktır.

IŞID terörü altında yaşanan köy boşaltmalarında,insanlar zorla dinlerini değiştirmek müslüman olmaya zorlanmışlardır.Bu durum ölüm ile yaşam arasında gidip gelenler,kabul etmiş olsalar dahi,yine ölmekten kurtulamamışlardır.Aynı olaylar 1915 Ermeni soykırımında yaşanmıştır.Bu yüzden Ermeni soykırımında baskı,tehdit,ölüm korkusu ile kişisel veya toplu olarak din değiştirmeler olmuştur.Böylece insanlar ölümden kurtulmuşlardır.Ama aradan geçen zaman,yeni nesillerin  gerçeklerle tanışmasını engelleyememiştir.Bugün kendi köklerine dönmek isteyen,kimliklerine kavuşmak isteyen bu insanlara toplumda var olan yanlış yaklaşımlar ile milliyetçilik hastalığından arınmak gerekir.

Ermeni toplumu içerisinde de var olan tartışmalarda ''müslümanlaştırılmış,ermeni değildir'',''ermenilik eşittir,ermenice bilmektir'',''hristiyan olmakla,bir tutmak'' yanlıştır.Tüm Ermeni toplumunun bağlı olduğu Yerevan'daki Eçmiyadzin kilisesinin bu konudaki düşüncesi doğru olanıdır.''Tarihsel nedenlerle dilini,kültürel mirasını bilmeyen ve inancını koruyamayan insanlar Ermeni kimliği dışında görülmemelidir'' der.

Tüm Kafkas ülkelerinde,Sovyetlerin dağılmasından sonra gösteren ekonomik ve sosyal krizler kendiini Ermenistan'da da gösterdi.Asgari ücretin çok çok düşük  olduğu,iş bulamayan,yolsuzluk ve rüşvetten bıkan insanlar gelecek umuduyla  yurt dışına çıkıyorlar.Göç dalgasının Ermenistan'da fazla olduğunu sokaklardan görebiliyoruz.Bu acı ve kara tabloyu,bir karış özgür vatan için mücadele eden Kürt ulusal hareketi ile ülkelerini terk eden insanlar arasındaki farkı anlamak zor oluyor.

Yerevan'da gezinti sırasında dikkat çeken ayrıntı ise kadınlarla ile ilgili olanıdır.''Her gün aşağı yukarı bir veya iki kadın cinayetinin işlendiği Türkiye'ye göre kadınların bu kadar rahat,özgür ve bilgili başka bir yerde rastlamak mümkün değil'' diyor.

Birlikte olduğumuz sürece diaspora bakanlığından yetkilinin dedelerinin de aslen Muş'lu olduklarını öğreniyoruz.Muş'ta atalarının köylerini ziyaret ettiğini,halen bugün dahi köylerde yüzlerce ailenin müslüman ve Türk kimliği ile yaşadıklarını bizlere anlattı.Diyarbakır (Dikranagerd)' lıların,Vartabed,diaspora yetkililerinin ortaklaşa düzenlediği,bir anlamda Ermeni mutfağının sergilendiği gecede,duygusal anlar yaşandı.''1915 yılında kopan zincirin halkaları bugün artık birleştirilmiştir.Sizler bizim komşumuz değil öz kardeşlerimizsiniz '' diyerek insanlar duygulandı.Gecenin ilerleyen saatlerine kadar insanlar ermeni müzik eşliğinde eğlendi.Sarı gelin türküsü Ararad'dan aşarak

Diyarbakır'a,Dersim'e,Van'a,Bitlis'e,Malatya'ya,Sivas'a ulaşıyor yeni dostları yani Diyarbakır Ermeni'lerinin başlattığı, köklerine dönmeye, Yerevan'a davet ediyordu.

Cengiz Aktar'ın dediği gibi ;''Bugün Türkiye'de 1915 ile ilgili bir hassasiyet gelişecekse,gizli olmaktan çıkan Ermenilerin bunda büyük payı olacaktır''.

Yerevan Ağustos 2014

 Agop Ekmekçiyan

95698

Agop Ekmekciyan

Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tanınmaktadır.

agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)

Agop Ekmekciyan

Yaşamınız İçinde Birgün de Olsa Halkın Yanında Yer Alın!

Bu başlık, sağ ve sol liberallere bir çağrıdır. Liberaller hiç bir zaman doğrunun yanında yer almadılar. Alır “gibi” yapıp, güçlünün yanında, egemenin yanında yer aldılar. Egemenlere karşıymışlar “gibi” yaptılar, izledikleri yol egemenleri, zalimleri güçlendiren yol oldu.

 “Demokrasi”den sıkca dem vurdular, “insan haklarından" söz ettiler, ama asla halkın haklı olduğunu, ne ağızlarına aldılar ne de kalemleri beyaz kağıtlara bunları yazabildi. Kendilerine yaşamları boyu siyasal niteliklerini veren; “yetmez ama evet” ile burjuva düzenin bekasından yana tavır aldılar. 

"İpler kimin elinde "2

Dünyadaki gelişmeleri dikkate aldığımızda  Asya kıtası ve Ortadoğu  proleter devrimlerine, ulusal kurtuluş hareketlerinin başarı elde etmesine,zaferle taçlanmasına, objektif şartların en uygun  olduğu alanlardır. Yanlızca objektif şartların değil ,aynı zamanda komünistlerin ve anti emperyalist , anti faşist hareketlerin örgütlü ve ciddi bir potansiyol güç oluşturduğuda bir gerçek.  Emperyalizmin karnının en yumuşak olduğu  bu alanlarda  yükselecek halk devrimlerinin  emperyalizme büyük darbeler vuracağı kesindir.

Sen susuyorsun çünkü...

Seni Cizre, Silopi, Nusaybin, Diyarbakır Sur, Şırnak ve Dargeçit halkıyla empati kurmaya çağırmayacağım. Çünkü sen ölmüşsün. Bu düzen sana makam ve rahat bir hayat vererek ruhunu esir almış, öldürmüş seni. Ölmüş bir ruh gömüldüğü mezarda dışarıdaki seslere sağırdır.

Sevgili okur, bu sözlerim sana değil, siyasetçileredir.

15. yılında başka bir 19 Aralıkta

“Amaçları, insanı, insandan başka birşey    haline getirmekti”. Primo Levi

Aralık sallanıyor.

Bütün ayları özel kılan katliamlarla dolu Türkiye tarihinde, çığlıklar-haykırışlar, direnişlerle dolu Aralık her gelişinde, daha dünmüş gibi sallanıyor….

Bir bireyin tarihini bile objektif olarak yazması zorken, Aralık’ı yazmak hep zorluyor bizi.

Partisizlik Özgürlüktür

Vışş... o süperman kostümü ne la..... sıfır sıfır yedi gözlükler....

Sen benım kım olduğumu bılıyor musun ?

Haa..bılıyom.  Bızım koylu husosun.

Avradın da dayak yiyip şehire kaçan huso .

Bireycilik, grupçuluk....

Kapitalizmin ortaya çıkardığı bir hastalık bu.

Kapitalizmin itişi, kalkışının acımazsızca ceyran edişi  içerisinde statümüzü, grubumuzu....  buluruz, buldururuz.

Sanki kendimizin, ailemizin, yaşadığımız grubun....   sorunlarını, hislerini .....  başka bireyler, gruplar  yaşamıyorcasına, bilemeyeceklercesine  davranır, yaşarız.

İsrailleşen Türk devleti ve Kürtler

Ulusal sorununu çözmeyen bir devletin burjuva “demokratlığı” söz konusu olamaz. Türk devletinin tarihinde, burjuva anlamda “demokrat”lığı oldukça sınırlı olmuştur. Sınırlı yıllar içinde   burjuva “demokrasisi”ni uygulaması, dış koşulların ve iç koşulların (işçi sınıfı ve emekçilerin) dayatması sonucu olmuş, ama, işçi ve emekçiler ve başta Kürtler olmak üzere diğer azınlık uluslar üzerindeki faşizm sopasını da hiç bir zaman elinden bırakmamıştır.

Mazlum Yoldaşın Ardından

Yetmişli yılların ortalarında Malatya’dan İzmir’e gelmişti Mazlum yoldaş. Simsiyah saçları, kararlı bakan ışıltılı gözlerindeki sevgi yüzüne de yansıyordu. Kısa sürede herkesin sevgisini kazanmış, mahallenin “Marangoz İbo”su olmuştu bile.

Taklit yeteneği çok iyiydi. Gırgır ve şamatayı sever öykündüğü yoldaşlarını bire bir taklit ederken dernektekileri gülmekten kırar geçirirdi.

Çalışkandı; tam bir görev adamıydı. “Teoriden anlamam, ben pratik adamıyım!” derdi. Kızdı mı hemen parlardı, ama çabuk da sönerdi.

Şimdi yürüme zamanıdır!

Şimdi savaşma zamanı, savaşı büyütüp her tarafa yayma zamanıdır. Özgürlük ateşini yakınlaştırma ve devrimcileşme zamanıdır. Şimdi büyük bir ısrar ve kararlılıkla zorlukların üstüne doğru yürüme, engelleri cesaretle aşma zamanıdır. Partimizin ideolojik-stratejik hattı, işçi sınıfının, halkımızın, bölge halklarının değişim ve devrim ihtiyacına yanıt olma zamanıdır. Dayanılması zor, yokluk ve yoksulluklarla dolu ezilenlerin çığlıklarına kulak verme zamanıdır. Ertelenmesi asla mümkün olmayan zorunlulukların ve kaçınılmazlıkların gerçekleştirilmesi zamanıdır.

“Hendek” e düşmek mi, hendek atlamak mı?-Dursun Ali Küçük

*Kendimi hendeğe düşmüş gibi hissediyorum….
Kürdistan şehirleri ve ilçelerinde yaşanan vahşet gözlermin önünde kayıp gidiyor.
İçim kan ağlıyor..
Sanırım savaş ortasındaki her insanda bunu yaşıyor.
Ya bu hendekten atlarsın ya bu deveyi güdersin.
Ya da deveye hendek atlamak gibi bir işe kalkışırsın.
Ama nasıl direnirsen diren siyaset ve halkını düşmanın eliyle de olsa hendeğe gömemezsin.
Vebali ağırdır.

*Sömürgeciğe ve işgalciye karşı direnmek farzsdır ve kayıtsız şartsız tartışma götürmez.

"İpler kimin elinde "

Bugün bir arkadaşımla sohbet ederken  Ortadoğu, Türkiye ve Kürdistan ve en önemliside Suriye'de neler oluyor üzerine konuşmaya başladık;  Ben siyasal tahlillerde bulunmaya çalışrken,, üçüncü dünya savaşının kapıda olduğunu,çanların  kimin için çalıyoru anlatırken , arkadaşım dediki:"Yoldaş bu söylediklerini Marks, Lenin, Stalin , Mao yoldaşlar o  zamanlar söylemişler... Sen bugüne has özgül tahlil yapsan vede biz bunun neresindeyiz,anlatsan daha gerçekçi olur". Ben önce bir duraksadım şaşırdım , "söyleyen dilim söylemez" oldu.

“Seçme ve Seçilme En Temel İnsan Hakkıdır, Haydi Mülteciler Seçime”; dediler ve!

Yarın 10 Aralık.

1948’den bu yana etkinlikler düzenlenen “Dünya İnsan Hakları Günü”.

“Mültecilerin seçme hakları var artık. Seçme ve seçilme en temel insan hakkıdır” diyerek harıl harıl çalışan kurumlardan bir kısmı; yarın da Suriye’ye yerleştirilen savunma silahlarına karşı protestolar gerçekleştirecekler!(Bu kurumların adını burada belirtmek, yaptıkları iyi şeylere göz kapamakla eş olacağı için; böyle geçelim).

Sayfalar