Cuma Eylül 18, 2026

ADİLOŞ BEBE'DEN , MİRAY BEBE'YE

''..bunlar, engerekler ve çıyanlardır,bunlar, aşımıza ekmeğimize göz koyanlardır, tanı bunları , tanı da büyü...'' diyerek Kürt halkının çocuklarının henüz kundakta başlayan acı ve dramını anlatan Ahmet Arif'in şiirine yansıyan gerçekleri hiç değişmeden bugün de aynen Miray bebek şahsında yaşıyoruz.Ama maalesef daha tanımadan öldürüldü.

Kürdistan'da,devlet eliyle öldürülen çocukların haberlerine elbette rastlamadığımız gün yoktur.12 yaşında,13 kurşunla infaz edilen Uğur Kaymaz,Havan mermisiyle parçalanan Ceylan Önkol,Ro boski'de F-16'lar tarafından paramparça edilen çocukların failleri,yargıda hesap vermeden yeni ölümlere tanık oluyoruz.Abluka ,sıkıyönetim ve aç bırakma uygulamaları ile Kürt halkına karşı girişilen katliamlar artık doruk noktasına varmıştır.En zor durumda olanlar ise çocuklar ile kadınlardır.Özel harekat polisleri tarafından dedesinin kucağında öldürülen Miray bebek'in öldürülmesi ise toplumda infial yarattı.

Bir televizyon programına katılarak ''artık çocuklar ölmesin'' diyen Ayşe öğretmenin masumane dileği ve arzusu,hemen saray destekçileri,yandaş medya tarafından linç kampanyasına dönüştürüldü.Bir öğretmen olan,milyonlar tarafından dinlenen bir programda vereceği mesajın magazin olmayacağı da ortadadır.Barışın gelmesini tekrar isteyen,''çocuklar ölmesin'' diyen Ayşe öğretmen 'terörist'',''vatan haini'' durumuna getirildi.Onurlu ve vicdanlı duruşuyla toplumun sesi olan Ayşe öğretmeni savunmak hepimizin görevleri arasındadır.

Son bir aydır Kürdistan'da yaşananlardan sonra ,artık ''bıçak kemiğe dayandı''.Kaçak sarayın tepesindeki zat'ın emir ve talimatları ile gerçekleştirilen katliamlar hız kesmeden devam ediyor.Bu vahşete ''siz bebek de dahil çocuk öldürmesini çok iyi bilrsiniz'' demekten başka söylenecek söz bulamıyorum.Çünkü en masum,sadece oyun oynamak için yasaktan anlamayıp sokağa çıkınca keskin nişancılar tarafından öldürülen çocuk sayısı elliden fazladır. İlkin on bin asker ile başlayan operasyonlara olmayınca beşbin asker takviye edildi.Yine olmayınca mavi bereliler,kırmızı bereliler,özel harekatçılar da getirildi.Bunlara Teşkilat-ı Mahsusa birlikle- ri de denilebilir.Sorgusuz sualsız öldürüp atma ile olağanüstü yetkilerle donatılmış direkt sarayın emirleri ile çalışan katiller topluluğudur.Buna rağmen 29..Kürt isyanını kanla bastırma girişimi Diyarbakır Sur'larına tosladı ve hezimete uğradı.

Henüz PKK'nın askeri kanadı ve ARGK gerillalarının direkt olarak müdahalede bulunmadığı,bölgesel gençlik yapılanmasının,savunma birliklerinin yürüttüğü Kürt ulusal direnişi ve en önemlisi halkın desteğini alan 29.Kürt isyanı Kendi öz yönetimlerini oluşturma,kendi kendilerini yönetme talepleri ile meşru ve haklıdır. Sokağa çıkma yasağı,ablukaya alma,aç ve susuz bırakma infaz ve toplu öldürme vakaları ile bir ayı geride bırakmış durumdadır.Tank ve toplarla bütün ellerindeki en güçlü silahlar ile direnişi kıramayan cellatlar çılgına dönmüş savunmasız halkı,bebelere  varana kadar intikam haliyle saldırıya geçmişlerdir.

Ama nafile Diyarbakır Kalesi kadar güçlü direniş, mirasını  önceki isyanlardan Şey Said,Seyit Rıza,Ağrı Zilan, Mahsun Korkmaz,Kaypakkaya'dan,Kemal Pir'lerden...devraldıkları için yenilmemiş,hiç bir zaman da yenilmeyecektir. Türkiye,hızla bir islam devletine doğru yaşam tarzı,şeriat kanunlarının hüküm sürdüğü , halifelik düzenine doğru yol almaktadır.İŞİD ile arasında hiç bir fark olmayan,tamamen bir ve aynı olan, anlayış birlikleri ortak, yaşam tarzını topluma zorla kabul ettirmek bunun hayat bulup bulmayacağının yoklamalarını denemektedirler.Öyle ki bir babanın kızından şevk almasının haram olma-dığını savunacak kadar ileri gitmiş durumdadırlar.

Bu hayali gerçekleştirmenin tek yolu Başkanlık sistemini yasallaştırmak olacaktır. Tek adam yönetimine dayanan,yetkileri elinde toplayan,Hitler Almanya'sını kendine örnek alan,bunu hiç gizleme-den açıkça söyleyip Hitler gibi Führer (başkan) olmak isteyen Erdoğan,niyetini ortaya koymuş durumdadır.Daha şimdiden gerek Türkiye'de ve Ortadoğu'da sunni mezhebini öne çıkararak çatışmaları körüklemiş,Suudi Arabistan,Katar gibi ülkelerle stratejik ortaklık oluşturarak bölgeyi savaş alanına çevirmişdir.Milyonlarca insanın ölümüne,vatanlarını terketmeye,insanlık trajedisiyle karşılaşmaya sebep olmuştur.Tüm bu ölümlerin sorumlusu Erdoğandır. Aynı şekilde Almanya'nın başına bela olan A.Hitler de tek başına,tüm yetkileri elinde toplayarak insanlığa karşı savaş açmış Batı Avrupayı teslim almış,Doğu Avrupayı ezmiş Moskova sırtlarına dayanmıştı.Tek'çi zihniyet,diktatörlük heveslilerinin çıkardığı II.Dünya savaşının bilançosu da ağır olmuş,yıkımlardan sonra 50 milyon insanın ölümüne sebep olmuştur.

Henüz tartışılmakta olan,parlamentoda onaylanarak Tek adam,Führer Erdoğan diktatörlüğünün önünün açılması hedeflenen Başkanlık sistemi ile vahim sonuçları ile Türkiye'yi felaketin eşiğine getirecektir.Çeşitli milliyetlerdem halkın iki elinin yakasında olduğu,yargılanmaktan ve hesap vermekten korkan Erdoğan'ın Başkanlık sistemi ile kurtulacağını zannetmektedir,ama nafile.

               CEBERRUT  DEVLET  TC ;

Sokağa çıkma yasağı,abluka,sıkıyönetimler ile estirilen devlet terörünün amaç ve gayesi Kürt direnişinin bastırılmasıdır.Ama girdikleri gibi çıkamayacaklarını görmüş durumdalar.Hezimet karşısında önüne gelen tüm canlılar hedef tahtası olmuş silahsız,savunmasız,yaşlı,kadın,çocuk,bebek ve gençler direkt infaz edilmişlerdir.

Savaşın en ağır faturasını bu yüzden kadınlar ile çocuklar ödemektedir.Kitleler halinde beyaz flamalar taşıyan insanlar taranmış öldürülmüşlerdir.Üç aylık Miray bebek dedesinin kucağında infaz edilmiştir.Kürt kadın siyasetçiler öldürülmüşlerdir.Taybet ana kurşunlanarak infaz edilmiştir.Sokaklar insan cesetleri ile dururken,alıp defin işlemine dahi müsade edilmemektedir.İnsanoğlunun en temel haklarından olan yaşam ile ölüsünün defin işlemi,kendi inançlarına göre mezara gömülmesi bütün dinler tarafından kabul görmüştür.En kötü koşullarda bile ateşkes ortamında herkes cenazelerine sahip çıkarak gömülmesi herkesin hemfikir olduğu antlaşmalardır.Kut-sal değerler olan cenazelere 90'lı yıllarda olduğu gibi bugün de teşhir edilmiş,sürüklenmiş,haftalarca sokaklarda  alınmasına müsade edilmemiştir.Acıların en acısı Kürt halkına yaşatılarak cenazesini vermeyerek Kimsesizler mezarlığına gömmüşlerdir.

Taybet ana,Miray bebek,on yedi yaşında genç kız Rozer'in...cesetlerinin nerede olduğu halen belli değildir.100 yıl önce yaşanan Ermeni soykırımında kitleler halinde tehcir edilerek yollarda ölen Ermeni'lerin cesetlerinin yabancı misyonerler,diplomatların dikkatini çekince Talat Paşa telgraf çekerek cesetlerin aceleden gömülmelerini emretmiştir.Bugün de hükümet bir genelge yayınlayarak sokağa çıkma yasağı uygulanan ilçelerde cesetlerin 3 günden sonra Kimsesizler mezarlığına gömüleceğini duyurmuştur.Görüldüğü gibi ceberrut devlet uygulaması dün olduğu gibi bugün de aynen devam etmektedir.

BM'de,uluslararası mahkemelerde insanlığa karşı suç sayılan bu eylemler yargılanmayı gerektirir.Devletin koltuk değneği durumunda olan ,akıl hocası Doğu Perinçek ''savaş koşullarında böyle şey olur'' diyerek Kürt ve Ermeni düşmanı olduğunu göstermiştir.Cezaevinden çıktıktan sonra adeta Erdoğan'ın danışmanı gibi çalışarak sarayı desteklediğini her koşulda beyan ederek vefa borcunu ödemiştir.90'lı yılların azılı halk düşmanı katillerinin buluştuğu Vatan Partisi,Ergenekon ve Balyoz davalarında yargılanan askerler ile bugünkü Kürt katliamında savaş kararı almış unsurlardır. Cezaevinden anlaşmalı olarak salıverilen tüm katillerle beraber ''Kürt sorununu buzdolabına bırakarak'' Kürt halkına karşı savaş açmış ''Kürt sorunu yoktur'' deme noktasına gelmiştir.Ergenekoncular ile Muhafazakarların birleştikleri ortak nokta Ermeni ,Alevi ve  Kürt düşman olmalarıdır.

           YENİ  KASAPLAR  DERESİ (NEWALA QESABAN)  VAKASI ,

90'lı yıllarda yaşanılan,faili meçhul,gözaltında kaybedilenler,çatışmada öldürülen gerillaların atıldığı Siirt'te bulunan Newala Qesaban (kasaplar Deresi) benzerleri savaşın boyutlanması ile uygulamaya konuldu.Bir dönemin derin devlet yapılanmasında yer alan,bütün ölümlerden sorumlu olan,itirafçıların da beyanıyla ortaya çıkan faillerin başında Hayri Kozakçıoğlu,Necdet Menzir,Mehmet Ağar..gibi elemanların yerini bugün,Efkan Ala gibileri almıştır.Her gittiği yerden infaz örgütlemesi ile dönen Efkan Ala'nın hem sicili kirli,hem de özel olarak seçilerek İç işleri bakanlığına getirilmiştir.

Türkiye'nin her tarafından,her karış toprağından fışkıran insan kemikleri insanlığın vicdanını sızlatmaktadır.Toplu mezarlar ülkesi olan Anadolu toprakları mezar taşları belli olmayan adeta Kimsesizler mezarlığına dönüşmüştür.Ermeni soykırımı tanınması için adalet mücadelesinde yakalandıktan sonra idam edilen Levon Ekmekçiyan da Kimsesizler Mezarlığına gömülmüştür.33 yıl sonra mezarından alınarak ailesine,annesine teslim edilmiştir.

15 Ağustos 1984 atılımı ile Kürt isyanını başlatan,ARGK'nın ilk komutanlarından olan Mahsun Korkmaz (Agit)ve arkadaşlarının Gabar dağında çatışmada ölümünden sonra cenazeleri ailelerine verilmeyerek Kasaplar Deresine atılmıştır.Bugün askeri bölge olarak girişleri yasaklanan alan molozlarla kapatılmış altında binlerce şehit yatmaktadır.

Kürt ulusal hareketinin zor koşullardan geçtiği bir dönemi yaşamaktayız.Soykırım ile karşı karşıya kalan halkın toplumun her kesiminden insanların desteğine ihtiyacı vardır.Bugün onların başına gelenler yarın bir başkasının başına gelecektir.İşçi sınıfının,aydının,alevinin,akademisyenlerin görünen tehlikenin boyutlarını bertaraf etmek için birleşmekten başka çareleri yoktur.En ufak bir direniş artık kanla bastırılacaktır.Gezi Direnişi bunun en iyi kanıtıdır.Ne Kürt direnişi tek başına başarıya ulaşacak,Ne de Türk işçi sınıfı ve halkları tek başına özgürlüğünü kazanacaktır.Etle tırnak gibi birbirine bağlı sınırları olan Kürdistan'da bugün artık Türk Devleti ister kabul etsin ister kabul etmesin,ister kırmızı çizgimiz desin veya demesin yeni süreç işlemeye başlamıştır.''Bu suça ortak olmayacağız'' diyen akademisyenler,''çocuklar ölmesin '' diyen toplumun sesi Ayşe öğretmenler,aydınlar,insan hakları savunucuları herkesin acil talebi olan silahların susması bir an önce eski ortama dönülmesi talebidir.Avukatların da bu yönde AİHM başvuru talebi skandal bir kararla geri çevrilmiştir.

Ablukaların kaldırılması,serbest dolaşım,sokaklardan cenazelerin kaldırılması,kaçırılıp nereye gömülü cenazelerin ailelerine verilmesi,yaşam hakkının iadesi her insanın kabul göreceği normlardır. Bunu AİHM'in red etmesi  siyasi bir karardır.Erdoğan ve ekibinin gerek aydınları ve kendinden ol- mayan tüm toplumu biat etmeye zorlamasına ve yeni yeni katliamlara yeşil ışık yakma anlamına gelmektedir.İslamfaşizmin korkunç boyutlarını görmek istemeyen AİHM yaşanılan bütün olaylardan sorumludur.Faşizmi yaşamış,görmüş toplumun temsilcilerinin bu kararı utanç vericidir.

                                     *                                *                                 *

Onca ölüm acı ve gözyaşından sonra güneşin her sabah doğuşu engellenemeyecği gibi,Her kışın da

bir baharı muhakkak olacaktır.O zaman ''Allah,Erdoğan'ın yardımcısı olsun''.  

53703

Agop Ekmekciyan

Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tanınmaktadır.

agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)

Agop Ekmekciyan

Fransa’da El Freni Çekildi! İşe Yarar Mı?

Avrupa Birliği üyesi 27 ülkede 720 sandalyeli Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri, 6-9 Haziran tarihleri arasında yapıldı. Almanya, İtalya ve Fransa’da aşırı sağ olarak tanımlanan faşist hareket ciddi anlamda sandalye sayısına ulaştı. Böylelikle merkez sağla birlikte faşist hareket AP’deki en büyük grup olarak yerini korudu.

Seçimlerin yankısı ve sonuçları ciddi anlamda tartışmaları doğurdu. AP’ye Almanya’dan sonra sağcılar adına en fazla vekil gönderen Fransa, tartışmaların girdabından çıkıp erken seçim hamlesi ile sarsıntıyı giderme yoluna gitti.

Mevcut koşullarda devrimci siyasal mücadelenin öne çıkan toplumsal dinamikleri (3)

Devrimci siyasal mücadelenin genel olarak nesnel zemini, sosyal devrimleri de olanaklı kılan nesnel zemin ile, aslında ortak paydalara sahiptir. Emperyalist- kapitalist barbarlığın hüküm sürdüğü ve kendisinin doğrudan var ettiği her bir antagonist çelişme ve sorunların giderek daha bir keskinleşerek; ulusların, halkların ve doğanın yaşamını kâbusa çevirip, geleceklerini ciddi şekilde riske soktuğu şu süreçte, gerek özel olarak Türkiye ve K.

Mevcut koşullarda devrimci siyasal mücadelenin öne çıkan toplumsal dinamikleri (2)

Somut özgülün realitesi içerisinde devrimci siyasal mücadelenin etkili ve sonuç alıcı kazanımlara dönüşerek yürütülebilmesi için gerekli olan bir diğer öncelikli koşul ise; elbette ki bu mücadelenin, küresel ve yerel zeminde, toplum gündemini doğrudan ilgilendiren ve de ilgilendirecek olan sorunlar üzerinden ele alınarak yürütülmesidir.

Halkların İhanetçilerden Çektiği (Nubar Ozanyan)

Zulmün gölgesinde yaşam bulmaya çalışırken karanlığın sadece gece gelmediği, güneşin altında da gelip halkları bulduğu katliamlar birçok halkı nefessiz bırakmaya çalışmıştır. 1915 Ermeni Soykırımı boyunca başta Asuri, Süryani, Pontus halkı olmak üzere Êzîdî ve Kürt halkı da büyük trajediler yaşamıştır. Bugün Türk faşizmi eliyle Başûr Kurdistan’ında gerçekleşen işgal ve ilhak saldırılarında Kürt halkıyla birlikte Asuri-Süryani halkı da tanımsız acılar yaşamaktadır.

Türkiye’de Ermeni bir devrimci militan: Haldun Karyol (MEHMET GÜNEŞ)

Haldun Karyol, asıl adıyla Harutyan Karyolacıyan, kadim dostum, 8 Temmuz günü aramızdan ayrıldı. Haldun bir Ermeni’ydi ama her şeyden önemlisi Türkiye’de yetişmiş, ender görülebilecek, kendine has eylemci bir devrimci militandı. Onu ender ve ebedi kılan hikayesini bilmek ve öğrenmek, bugün Türkiye’de devrim mücadelesine baş koymuş her militanın hakkı. O yüzden, Haldun’u yakından tanıyan biri olarak, onu anlatmayı devrimci bir görev olarak üstleniyorum.

Mevcut koşullarda devrimci siyasal mücadelenin öne çıkan toplumsal dinamikleri (1)

Nasıl ki genel siyasal mücadele ve siyaset ediş tarzı, küresel ve yerel bazdaki ekonomik, politik, eğitsel, askeri, kültür-sanatsal, çevresel-iklimsel, ezen-ezilen cins, inanç ve etnik sorunlar yekûnu olan toplumsal dinamikler zemini üzerinden kendisini var edip sürdürüyorsa; birebir aynı şekilde, devrimci siyasal mücadele ve siyaset ediş tarzı da aynı küresel ve yerel toplumsal dinamikler üzerinden kendisini var edip sürdürmesi gerekiyor. Normal ve de olması gerekendir bu.

Küçük bir damla ile fırtınayı başlatanlar (Nubar Ozanyan)

Aradan 12 yıl geçti. Etki gücü Ortadoğu’ya yayılan 12 yaşında genç bir devrim yaşıyor adına Rojava denilen topraklarda. Derin yoksulluk, bitmeyen zulümle terbiye edilip cehenneme çevrilen Ortadoğu’da Rojava, bir özgürlük adası gibi duruyor.

Türk Faşizmi EURO 2024’te Sahaya İndi

İki yılda bir Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) tarafından organize edilen Avrupa Futbol Şampiyonası, bu yıl EURO 2024 olarak Almanya’da düzenlendi.

Kapitalist Toplumsal Bir Kırılma ve Yeniden Tarihi Yeni Bir Toplumsal Süreç

Kapitalist emperyalist sistem, önceki bunalım ve çelişmelerinden farklı olarak,, kendisinin taşıyamayacağı ve çözemeyeceği sistem içi   yapısal ekonomik ve siyasal çelişmeler ile karşı karşıya kaldığı bir sürecin içine girmiştir. Bir taraftan yeni emperyalist ülkelerin ortaya çıkışıyla (ki, bu; kapitalizmin ala bildiğine gelişmesi, genişlemesi, üretimin ve sermayenin alabildiğine temerküzü ve de mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi sürecinin de ilerlediği anlamına gelir) kendini yeniden üretemez olan bir sürecin içine girmiştir.

Bunların neler olduğunu kısa olarak açalım:

Prof. Dr. Korkut Boratav CHP’den Sermaye Sınıfıyla Hesaplaşmasını İstiyor...

Marksist iktisat Profesörü Korkut Boratav, gazeteci İrfan Aktan’a verdiği mülakatta, sürece ilişkin gerçekten de çok değerli ve devrimci sol-sosyalist ve komünist politik öznelerce dikkate alınması gereken çok önemli siyasi ve iktisadi analizler yapıyor, saptamalarda bulunuyor. 

Örneğin kendisine sorulan şu soruya verdiği yanıtta olduğu gibi:

Yoksulların, alt sınıfların bu kadar derin bir kriz yaşadığı dönemde nasıl oluyor da ideolojik hegemonyayı yine de iktidar sağlayabiliyor ve buna karşı güçlü bir sol alternatif çıkmıyor?” (abç)

Yağma ve Talan Cumhuriyeti (Analiz)

Geçtiğimiz haftalarda Kayseri’deki pogrom girişimiyle başlayan ırkçı ve mülteci düşmanı saldırılar Antalya, Antep, Urfa, Hatay, Bursa, İstanbul gibi şehirlerde de kendisini göstererek göçmenlere ait işyerlerinin ve malların yağmalanmasına, yakılmasına ve çok sayıda göçmenin yaralanmasına, hatta Antalya’da göçmen bir gencin öldürülmesine neden olmuştur.

Bir çeşit günah keçisine dönüştürülen göçmenlere karşı yükselen bu dalga görünen o ki daha çok olaya ve şiddete gebe bir yerdedir.

Sayfalar