Çarşamba Eylül 30, 2026

ADİLOŞ BEBE'DEN , MİRAY BEBE'YE

''..bunlar, engerekler ve çıyanlardır,bunlar, aşımıza ekmeğimize göz koyanlardır, tanı bunları , tanı da büyü...'' diyerek Kürt halkının çocuklarının henüz kundakta başlayan acı ve dramını anlatan Ahmet Arif'in şiirine yansıyan gerçekleri hiç değişmeden bugün de aynen Miray bebek şahsında yaşıyoruz.Ama maalesef daha tanımadan öldürüldü.

Kürdistan'da,devlet eliyle öldürülen çocukların haberlerine elbette rastlamadığımız gün yoktur.12 yaşında,13 kurşunla infaz edilen Uğur Kaymaz,Havan mermisiyle parçalanan Ceylan Önkol,Ro boski'de F-16'lar tarafından paramparça edilen çocukların failleri,yargıda hesap vermeden yeni ölümlere tanık oluyoruz.Abluka ,sıkıyönetim ve aç bırakma uygulamaları ile Kürt halkına karşı girişilen katliamlar artık doruk noktasına varmıştır.En zor durumda olanlar ise çocuklar ile kadınlardır.Özel harekat polisleri tarafından dedesinin kucağında öldürülen Miray bebek'in öldürülmesi ise toplumda infial yarattı.

Bir televizyon programına katılarak ''artık çocuklar ölmesin'' diyen Ayşe öğretmenin masumane dileği ve arzusu,hemen saray destekçileri,yandaş medya tarafından linç kampanyasına dönüştürüldü.Bir öğretmen olan,milyonlar tarafından dinlenen bir programda vereceği mesajın magazin olmayacağı da ortadadır.Barışın gelmesini tekrar isteyen,''çocuklar ölmesin'' diyen Ayşe öğretmen 'terörist'',''vatan haini'' durumuna getirildi.Onurlu ve vicdanlı duruşuyla toplumun sesi olan Ayşe öğretmeni savunmak hepimizin görevleri arasındadır.

Son bir aydır Kürdistan'da yaşananlardan sonra ,artık ''bıçak kemiğe dayandı''.Kaçak sarayın tepesindeki zat'ın emir ve talimatları ile gerçekleştirilen katliamlar hız kesmeden devam ediyor.Bu vahşete ''siz bebek de dahil çocuk öldürmesini çok iyi bilrsiniz'' demekten başka söylenecek söz bulamıyorum.Çünkü en masum,sadece oyun oynamak için yasaktan anlamayıp sokağa çıkınca keskin nişancılar tarafından öldürülen çocuk sayısı elliden fazladır. İlkin on bin asker ile başlayan operasyonlara olmayınca beşbin asker takviye edildi.Yine olmayınca mavi bereliler,kırmızı bereliler,özel harekatçılar da getirildi.Bunlara Teşkilat-ı Mahsusa birlikle- ri de denilebilir.Sorgusuz sualsız öldürüp atma ile olağanüstü yetkilerle donatılmış direkt sarayın emirleri ile çalışan katiller topluluğudur.Buna rağmen 29..Kürt isyanını kanla bastırma girişimi Diyarbakır Sur'larına tosladı ve hezimete uğradı.

Henüz PKK'nın askeri kanadı ve ARGK gerillalarının direkt olarak müdahalede bulunmadığı,bölgesel gençlik yapılanmasının,savunma birliklerinin yürüttüğü Kürt ulusal direnişi ve en önemlisi halkın desteğini alan 29.Kürt isyanı Kendi öz yönetimlerini oluşturma,kendi kendilerini yönetme talepleri ile meşru ve haklıdır. Sokağa çıkma yasağı,ablukaya alma,aç ve susuz bırakma infaz ve toplu öldürme vakaları ile bir ayı geride bırakmış durumdadır.Tank ve toplarla bütün ellerindeki en güçlü silahlar ile direnişi kıramayan cellatlar çılgına dönmüş savunmasız halkı,bebelere  varana kadar intikam haliyle saldırıya geçmişlerdir.

Ama nafile Diyarbakır Kalesi kadar güçlü direniş, mirasını  önceki isyanlardan Şey Said,Seyit Rıza,Ağrı Zilan, Mahsun Korkmaz,Kaypakkaya'dan,Kemal Pir'lerden...devraldıkları için yenilmemiş,hiç bir zaman da yenilmeyecektir. Türkiye,hızla bir islam devletine doğru yaşam tarzı,şeriat kanunlarının hüküm sürdüğü , halifelik düzenine doğru yol almaktadır.İŞİD ile arasında hiç bir fark olmayan,tamamen bir ve aynı olan, anlayış birlikleri ortak, yaşam tarzını topluma zorla kabul ettirmek bunun hayat bulup bulmayacağının yoklamalarını denemektedirler.Öyle ki bir babanın kızından şevk almasının haram olma-dığını savunacak kadar ileri gitmiş durumdadırlar.

Bu hayali gerçekleştirmenin tek yolu Başkanlık sistemini yasallaştırmak olacaktır. Tek adam yönetimine dayanan,yetkileri elinde toplayan,Hitler Almanya'sını kendine örnek alan,bunu hiç gizleme-den açıkça söyleyip Hitler gibi Führer (başkan) olmak isteyen Erdoğan,niyetini ortaya koymuş durumdadır.Daha şimdiden gerek Türkiye'de ve Ortadoğu'da sunni mezhebini öne çıkararak çatışmaları körüklemiş,Suudi Arabistan,Katar gibi ülkelerle stratejik ortaklık oluşturarak bölgeyi savaş alanına çevirmişdir.Milyonlarca insanın ölümüne,vatanlarını terketmeye,insanlık trajedisiyle karşılaşmaya sebep olmuştur.Tüm bu ölümlerin sorumlusu Erdoğandır. Aynı şekilde Almanya'nın başına bela olan A.Hitler de tek başına,tüm yetkileri elinde toplayarak insanlığa karşı savaş açmış Batı Avrupayı teslim almış,Doğu Avrupayı ezmiş Moskova sırtlarına dayanmıştı.Tek'çi zihniyet,diktatörlük heveslilerinin çıkardığı II.Dünya savaşının bilançosu da ağır olmuş,yıkımlardan sonra 50 milyon insanın ölümüne sebep olmuştur.

Henüz tartışılmakta olan,parlamentoda onaylanarak Tek adam,Führer Erdoğan diktatörlüğünün önünün açılması hedeflenen Başkanlık sistemi ile vahim sonuçları ile Türkiye'yi felaketin eşiğine getirecektir.Çeşitli milliyetlerdem halkın iki elinin yakasında olduğu,yargılanmaktan ve hesap vermekten korkan Erdoğan'ın Başkanlık sistemi ile kurtulacağını zannetmektedir,ama nafile.

               CEBERRUT  DEVLET  TC ;

Sokağa çıkma yasağı,abluka,sıkıyönetimler ile estirilen devlet terörünün amaç ve gayesi Kürt direnişinin bastırılmasıdır.Ama girdikleri gibi çıkamayacaklarını görmüş durumdalar.Hezimet karşısında önüne gelen tüm canlılar hedef tahtası olmuş silahsız,savunmasız,yaşlı,kadın,çocuk,bebek ve gençler direkt infaz edilmişlerdir.

Savaşın en ağır faturasını bu yüzden kadınlar ile çocuklar ödemektedir.Kitleler halinde beyaz flamalar taşıyan insanlar taranmış öldürülmüşlerdir.Üç aylık Miray bebek dedesinin kucağında infaz edilmiştir.Kürt kadın siyasetçiler öldürülmüşlerdir.Taybet ana kurşunlanarak infaz edilmiştir.Sokaklar insan cesetleri ile dururken,alıp defin işlemine dahi müsade edilmemektedir.İnsanoğlunun en temel haklarından olan yaşam ile ölüsünün defin işlemi,kendi inançlarına göre mezara gömülmesi bütün dinler tarafından kabul görmüştür.En kötü koşullarda bile ateşkes ortamında herkes cenazelerine sahip çıkarak gömülmesi herkesin hemfikir olduğu antlaşmalardır.Kut-sal değerler olan cenazelere 90'lı yıllarda olduğu gibi bugün de teşhir edilmiş,sürüklenmiş,haftalarca sokaklarda  alınmasına müsade edilmemiştir.Acıların en acısı Kürt halkına yaşatılarak cenazesini vermeyerek Kimsesizler mezarlığına gömmüşlerdir.

Taybet ana,Miray bebek,on yedi yaşında genç kız Rozer'in...cesetlerinin nerede olduğu halen belli değildir.100 yıl önce yaşanan Ermeni soykırımında kitleler halinde tehcir edilerek yollarda ölen Ermeni'lerin cesetlerinin yabancı misyonerler,diplomatların dikkatini çekince Talat Paşa telgraf çekerek cesetlerin aceleden gömülmelerini emretmiştir.Bugün de hükümet bir genelge yayınlayarak sokağa çıkma yasağı uygulanan ilçelerde cesetlerin 3 günden sonra Kimsesizler mezarlığına gömüleceğini duyurmuştur.Görüldüğü gibi ceberrut devlet uygulaması dün olduğu gibi bugün de aynen devam etmektedir.

BM'de,uluslararası mahkemelerde insanlığa karşı suç sayılan bu eylemler yargılanmayı gerektirir.Devletin koltuk değneği durumunda olan ,akıl hocası Doğu Perinçek ''savaş koşullarında böyle şey olur'' diyerek Kürt ve Ermeni düşmanı olduğunu göstermiştir.Cezaevinden çıktıktan sonra adeta Erdoğan'ın danışmanı gibi çalışarak sarayı desteklediğini her koşulda beyan ederek vefa borcunu ödemiştir.90'lı yılların azılı halk düşmanı katillerinin buluştuğu Vatan Partisi,Ergenekon ve Balyoz davalarında yargılanan askerler ile bugünkü Kürt katliamında savaş kararı almış unsurlardır. Cezaevinden anlaşmalı olarak salıverilen tüm katillerle beraber ''Kürt sorununu buzdolabına bırakarak'' Kürt halkına karşı savaş açmış ''Kürt sorunu yoktur'' deme noktasına gelmiştir.Ergenekoncular ile Muhafazakarların birleştikleri ortak nokta Ermeni ,Alevi ve  Kürt düşman olmalarıdır.

           YENİ  KASAPLAR  DERESİ (NEWALA QESABAN)  VAKASI ,

90'lı yıllarda yaşanılan,faili meçhul,gözaltında kaybedilenler,çatışmada öldürülen gerillaların atıldığı Siirt'te bulunan Newala Qesaban (kasaplar Deresi) benzerleri savaşın boyutlanması ile uygulamaya konuldu.Bir dönemin derin devlet yapılanmasında yer alan,bütün ölümlerden sorumlu olan,itirafçıların da beyanıyla ortaya çıkan faillerin başında Hayri Kozakçıoğlu,Necdet Menzir,Mehmet Ağar..gibi elemanların yerini bugün,Efkan Ala gibileri almıştır.Her gittiği yerden infaz örgütlemesi ile dönen Efkan Ala'nın hem sicili kirli,hem de özel olarak seçilerek İç işleri bakanlığına getirilmiştir.

Türkiye'nin her tarafından,her karış toprağından fışkıran insan kemikleri insanlığın vicdanını sızlatmaktadır.Toplu mezarlar ülkesi olan Anadolu toprakları mezar taşları belli olmayan adeta Kimsesizler mezarlığına dönüşmüştür.Ermeni soykırımı tanınması için adalet mücadelesinde yakalandıktan sonra idam edilen Levon Ekmekçiyan da Kimsesizler Mezarlığına gömülmüştür.33 yıl sonra mezarından alınarak ailesine,annesine teslim edilmiştir.

15 Ağustos 1984 atılımı ile Kürt isyanını başlatan,ARGK'nın ilk komutanlarından olan Mahsun Korkmaz (Agit)ve arkadaşlarının Gabar dağında çatışmada ölümünden sonra cenazeleri ailelerine verilmeyerek Kasaplar Deresine atılmıştır.Bugün askeri bölge olarak girişleri yasaklanan alan molozlarla kapatılmış altında binlerce şehit yatmaktadır.

Kürt ulusal hareketinin zor koşullardan geçtiği bir dönemi yaşamaktayız.Soykırım ile karşı karşıya kalan halkın toplumun her kesiminden insanların desteğine ihtiyacı vardır.Bugün onların başına gelenler yarın bir başkasının başına gelecektir.İşçi sınıfının,aydının,alevinin,akademisyenlerin görünen tehlikenin boyutlarını bertaraf etmek için birleşmekten başka çareleri yoktur.En ufak bir direniş artık kanla bastırılacaktır.Gezi Direnişi bunun en iyi kanıtıdır.Ne Kürt direnişi tek başına başarıya ulaşacak,Ne de Türk işçi sınıfı ve halkları tek başına özgürlüğünü kazanacaktır.Etle tırnak gibi birbirine bağlı sınırları olan Kürdistan'da bugün artık Türk Devleti ister kabul etsin ister kabul etmesin,ister kırmızı çizgimiz desin veya demesin yeni süreç işlemeye başlamıştır.''Bu suça ortak olmayacağız'' diyen akademisyenler,''çocuklar ölmesin '' diyen toplumun sesi Ayşe öğretmenler,aydınlar,insan hakları savunucuları herkesin acil talebi olan silahların susması bir an önce eski ortama dönülmesi talebidir.Avukatların da bu yönde AİHM başvuru talebi skandal bir kararla geri çevrilmiştir.

Ablukaların kaldırılması,serbest dolaşım,sokaklardan cenazelerin kaldırılması,kaçırılıp nereye gömülü cenazelerin ailelerine verilmesi,yaşam hakkının iadesi her insanın kabul göreceği normlardır. Bunu AİHM'in red etmesi  siyasi bir karardır.Erdoğan ve ekibinin gerek aydınları ve kendinden ol- mayan tüm toplumu biat etmeye zorlamasına ve yeni yeni katliamlara yeşil ışık yakma anlamına gelmektedir.İslamfaşizmin korkunç boyutlarını görmek istemeyen AİHM yaşanılan bütün olaylardan sorumludur.Faşizmi yaşamış,görmüş toplumun temsilcilerinin bu kararı utanç vericidir.

                                     *                                *                                 *

Onca ölüm acı ve gözyaşından sonra güneşin her sabah doğuşu engellenemeyecği gibi,Her kışın da

bir baharı muhakkak olacaktır.O zaman ''Allah,Erdoğan'ın yardımcısı olsun''.  

53750

Agop Ekmekciyan

Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tanınmaktadır.

agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)

Son Haberler

Sayfalar

Agop Ekmekciyan

Kadınların Irkçı Hareketlere Katılımı: Karmaşık ve Çok Boyutlu Bir Gerçeklik -2-

Son yıllarda, emperyalist savaş tehlikesinin zemininin güçlenmesine paralel, dünya genelinde ırkçı hareketlerin ve partilerin dikkat çekici boyutta güçlendiğine vurgu yapmış, bu yükselişin, sadece belirli demografik gruplarla sınırlı kalmadığını, kadınları da içine aldığını gördüğümüzü ifade etmiştik.

Peki, kadınlar neden bu tür hareketlere katılıyor? Bu sorunun yanıtı, birçok faktörün karmaşık bir birleşiminde yatıyor.

Faşizmin Yüzünü Örten Çirkin Bir Maske (Nubar Ozanyan)

İttihatçı Türk kompradorları, ekonomik-mali-siyasal krizden bir türlü kurtulamıyor. Faşizmi maskeleyen kaba uydurma parlamentoyla bile ülkeyi yönetemiyor. Zorbalık her taraftan fışkırıyor. Kötülük ve çirkinlik her yerde bütün utancıyla görülüyor. Dağda, köyde, sokakta Kürt ve emekçi kanı dökmekten çekinmeyenler dünyanın gözü ve kulağının üzerinde olduğu parlamentoda bile Kürt kadın parlamenterin kanını dökmekten çekinmiyor. Zorbalık, pervasızlık, yasa, hukuk tanımamazlık ayyuka çıkmış, had safhaya ulaşmıştır.

Emperyalist haydutlar, 3.Dünya savaşı hazırlıklarını yoğunlaştırmakla meşgul…

Bazı sol-sosyalist ve kendilerini komünist addeden kesimler hâlâ (evet, hâlâ) bir 3. Dünya Savaşı çıkacak mı çıkmayacak mı ve keza “süreci belirleyen esas etmen savaş mı devrim mi?” ikilemi girdabında, adeta miskince bir fikirsel jimnastik rehavetiyle, sorunu ele almaya devam ede dursunlar; fakat süreç, maalesef ki hem de çok hızlı bir şekilde, o istenmeyen malûm sona doğru ilerliyor. 

Fakir (Nubar Ozanyan)

Yaşamı boyunca hep yokluk ve fakirlik içinde yaşadı. Bundandır ki arkadaşları ona “Fakir’’ dedi. Ne zaman biraz dünya nimetlerine yakın olan olanaklara sahip olsa o yine fakir yaşamından ayrılmadı. Yaşamı fakir, bilinç ve yüreği zengin olan Nubar Ozanyan en alttakilerin, yoksulların, mazlumların yoldaşı olmaktan bir an olsun geri durmadı.

Servet Vergisi ve Sermayenin Olmayan Vijdanı

Bugünlerde de toplumsal eşitsizlik sermayenin birikimine ve merkezileşmesine koşut olarak artınca, zenginlerden servet vergisi alınmasını dilendirenlerde çoğalmaya başladı.[1] Servet vergisi, toplumsal servetin  belli ellerde birikmesinden bu yana ara sıra gündeme getiriliyor. Zaman zaman kısmen de uygulanmıştır. Örneğin savaş dönemlerinde vb. Yine ABD'de, 1960'larda 400 zenginden %53 oranında vergi alınmıştır.

Inger Nubar Can, Hewal Nubar, Nubar Yoldaş’a!

Halen pek çoğumuzun inanmak istemediği Nubar Ozanyan’ın ölümsüzleşmesinin 7. yılında, onu bir kez daha saygı ve sevgi ile anarken, şehadetinin yıldönümünde onu anlatmak da bizim için en zor yazılardan olacaktır.

Rusya / Ukrayna Savaşında Yeni Bir Aşama

Savaşın Rus topraklarına doğru genişlemesi Ukrayna'daki savaşın yeni bir aşamaya geçmesi anlamına geliyor.

6 Ağustos Salı gününden bu yana Ukrayna birlikleri Rusya sınırını geçerek Rusya'daki savaşta yeni bir cephe açtı. En az üç Ukrayna tugayı ve çeşitli taburlar savaşa dahil oldu ve ilerleme Rus topraklarının yaklaşık 30 kilometre içine kadar ulaştı. Bu, savaşın yeni bir aşamasının başlangıcına ve dünya savaşı tehdidinin önemli ölçüde yoğunlaşmasına işaret ediyor.

İKTİDARIN BÜYÜK YALANI: “HİÇ KİMSENİN YAŞAM TARZINA KARIŞMIYORUZ.”

Genel olarak tüm siyasal İslamcıların, ama özel olarak da İslamo-faşist Erdoğan ve iktidarının, başvurduğu en kullanışlı “idare etme” araçlarının ilk sırasında hiç kuşkusuz ki dinlerince de serbest sayılan takiyedir. Yani amaçlananı gerçekleştirebilmek için, gözünü dahi kırpmadan YALAN SÖYLEMEKTİR. 

Türkiye „Yarı-Sömürge“ Bir Ülke Mi? Emperyalizm Üzerine Notlar-4

Sömürge-Yarı-SömürgecilikÜzerine

Belliki sol-sosyalist eski nostaljik söylemlerin tekrarı bugün artık kitlelerde herhangi bir karşılık bulmuyor!

Geçenlerde, “dini bütün” olarak tabir edilen kesimlerden bir ahbabımla, “ne olacak bu memleketin hali” kıvamında sohbetteyken, şöylesi bir cümle kurmuştu: “Abi benim anlamadığım, bunca açlık, yoksulluk, işsizlik ve zulüm varken, yani koşullar aslında tam da siz devrimci solcuların kolayca taban bulmanıza ve kitleleri harekete geçirmenize ve hatta devrim bile yapmanıza bunca uygunken; bu derece atıl ve etkisiz olmanız, sence normal mi?”

KADINLARIN BİRLİĞİ | Kadınların Irkçı Hareketlere Katılımı: Karmaşık ve Çok Boyutlu Bir Gerçeklik -1-

Emperyalistler arası çelişkiler derinleştikçe, ekonomik kriz ağırlaştıkça vb. bu sistemin sarıldığı en temel dayanaklardan birinin ırkçılık-faşizm olduğunu biliyoruz. Zira bunun, sistemin alametifarikalarından biri olduğunu birçok -acı- deneyimiyle elbette biliyoruz. Şu anda yine tam da böyle zamanlardan geçtiğimizi söylüyoruz. Bu tehlikeye dair önlemler almaktan bahsediyoruz, özellikle Avrupa’da ırkçı partilerin yükselişini izlerken, Avrupa Parlamentosu’ndan çeşitli Avrupa ülkelerinin kendi seçimlerine odaklarımızı çeviriyoruz vs.

Sayfalar