Çarşamba Ekim 7, 2026

Açık cezaevi Türkiye’ye tatile gitmeyelim; Boykot, boykot, boykot…!

Devlet denilen aygıt birçok kurum ve kuruluştan meydana gelmektedir. Tüm bunların hepsi vatandaşına ve halka hizmet götürmek iddiasıyla meşrulaştırılır. Burjuvazinin varlığını sürdürebilmesi için oluşturulan parlamenter düzenlerin vazgeçilmez unsurları ise siyasal partilerdir.

Devlet her dönem günün ihtiyaçlarına göre ülkeyi yönetecek partileri belirler ve ona göre “cumhuriyetçi”, “halkçı”, “solcu”, “sağcı”, “sosyalist” vb. partileri ülkeyi yönetmesi için görevlendirir. Bu partilere üye olan ve seçilen kişiler siyasi çalışmalara başlamadan evvel parlamento da devlete ve millete hizmet edeceğine dair yemin ederek göreve başlarlar.

“Yeşiller”, “liberal”, “sosyal-demokrat”, “vatan”, “cumhuriyet” adı altında kurulan partilerin hepsi bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de devlete hizmet etmekle görevlidirler. Belirlenen hizmet sınırları dışına çıkanlar bu düzende yer bulamazlar. Devletin kontrolünde yürütülen bütün siyasi parti faaliyetleri savaş ve barış dönemleri dahil devlete tabiidir.

Bugün Türkiye’de göstermelik olarak oluşturulan “parlamenter sistem” içerisinde yer alan partiler de her ne adı altında olursa olsun devletin hizmetindedir. 2016 yılında yapılan referandum ile geçilen başkanlık sisteminde ise partiler ile milletvekillerin hiçbir hükmü kalmamıştır. Kaçak Saray’da bulunan R.T.Erdoğan kabinesi tarafından KHK (Kanun Hükmünde Kararnameler) ile istediği kanunu yürürlüğe koymaktadır.

Gerici-faşist blok aralarındaki çelişkileri bir kenara bırakarak N. Kurtulmuş’tan M. Destici’ye, S. Soylu’dan D. Bahçeli’ye, D. Perinçek’e kadar bütün isimler R.T.Erdoğan’ın hizmetindedir. En kritik dönemlerde ise CHP düzenin ekmeğine yağ sürmektedir. Tüm sınır ötesi operasyonlara ilişkin teskerelerin meclisteki oylamalarını desteklerken, milletvekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılmasında devlete hizmette kusur etmemişlerdir.

Dün birbirlerine küfreden, hakaretlerde bulunan, hainlikle suçlayanlar yüzleri kızarmadan hiçbir şey olmamış gibi “devletin bekası” gerekçesiyle kolkola girmiş, savaş konsepti oluşturmuşlardır.

Zaxo’dan Derik’e Rojava’nın işgal edilerek, Irak’ın iç kargaşasından yararlanarak “güvenlik sorunu” gerekçe gösterilerek birçok bölgede askeri üslerin inşası, Afrika kıtasına geçerek Libya’nın doğal zenginliklerinin ele geçirilmesi vb. tüm bunlar sarayda uygulamaya konulan savaş konsepti tarafından yönlendirilmektedir.

Türkiye artık barış döneminde değil savaş dönemi kararları ile yönetilmektedir.

Faşizmin Katliamlarının Finanse Edilmesi

İşte bu savaşın finansmanını sağlayacak unsurların başında turizm sektörü gelmektedir.

Turizm Türk ekonomisinin % 10’unu oluşturmaktadır. Çin’de başlayan tüm dünyaya yayılan Covid-19 salgını nedeniyle etkisi altına alan pandemi, turizm sektörünü çökertmiştir. Bunun için R.T.Erdoğan, Dışişleri Bakanı M. Çavuşoğlu’nu görevlendirerek AB’nin kapılarının Türkiye’ye açılması için turlara başlamış ama istediği sonucu alamamıştır.

Ekonomik olarak en zor dönemini yaşayan gerici-faşist blok yurtdışından gelecek turiste umut bağlamıştır.

Açık cezaevi Türkiye’ye tatile gitmeyelim, gideni uyaralım!

Gerici-faşist rejimin her geçen gün kitleler nezdinde azalan oy kaybı saldırganlaşmasını beraberinde getirmiştir.

Toplumsal en küçük muhalefete tahammül edemeyen saray rejimi, polis-jandarma eşliğinde muhalefeti susturmaya ve hapishanelere doldurmaya başlamıştır.

Bu haliyle Türkiye’yi açık hapishaneye dönüştürülmüş, “Gezi İsyanı’nı hayal etmeyin sonu kötü olur” tehditleri ile Gezi sendromu yaşamaktadır. İktidar koltuk değneği olan D. Perinçek ekibi ise R.T.Erdoğan’a akıl hocalığı yaparak “milli diktatörlük” önerisi getirmektedir.

Kamuoyunda “Çakıcı affı” olarak adlandırılan aftan yararlanarak serbest bırakılan kadın katili, hırsız, caniler salıverilirken tutuklanacak muhalifler gazeteciler, aydınlar, solcular, devrimciler için hapishanelerde yer açılmıştır. Faşizm tüm medyayı kendine bağlamasına rağmen muhalif basın ve TV’lere reklam geliri kesme ve kapatma cezaları vererek susturmak istemektedir. Kontrol edemediği alan olan sosyal medya platformlarına ilişkin yeni yasa gündemdir.

Böylelikle sansür devreye sokulmak istenmektedir. R.T.Erdoğan’ın korkulu rüyası olan sosyal-medyada ise trollere rağmen tepkiye mani olamamıştır.

Büyükada’da ani baskınla gözaltına alınan 11 insan hakları savunucusu 2007 yılından bu yana yargılanmışlar ve sonuç olarak çeşitli hapis cezalarına çarptırılmışlardır.

HDP Eşbaşkanları S. Demirtaş ve F. Yüksekdağ rehin tutulmaktadır. Osman Kavala’dan kayyum ile görevinden uzaklaştırılan Selçuk Mızraklı’ya kadar birçok milletvekili ve seçilmiş belediye başkanının haksız yere tutuklanması kamuoyunda vicdanların yaralanmasına sebep olmuştur.

Adil yargılanma talebi ile başlatılan ölüm orucu direnişinde bulunan hak savunucusu avukatlar E. Timtik ile A. Ünsal’n ölüm orucu eylemine ise kayıtsızlık sürüyor.

Hapishanelerde tutuklu olan 0-6 yaş arası bebek sayısı (863) her geçen gün çoğalmaktadır. Ürkütücü boyutlarda olan bebek tutuklulara Diyarbakır-Lice’de “terör örgütü” suçlamasıyla tutuklanan Kürt kadını 2 yaşındaki kızı, diğeri 10 günlük bebeği ile cezaevinde bulunmaktadır.

Kürtlere reva görülen bu uygulama, ölüm döşeğinde hasta tutuklular Cumhurbaşkanı kararıyla serbest kalmazken, Sivas Madımak’ta aydınlarımızı, sanatçılarımızı yakan katiller için af çıkarabiliyor.

2020 yılında Türk Turizmini ölü sezona dönüştürelim!

TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) verilerine göre Türkiye’ye en çok turist gönderen AB (Avrupa Birliği) ülkelerinden Almanya, İngiltere, Hollanda başta gelmektedir.

2019 sezonunda Türkiye’yi ziyaret eden 51.7 milyon turistten 34.5 milyar dolar gelir elde edilirken 2020 yılı için hedeflenen 60 milyon turist ile 41 milyar dolardır. Fakat pandemi sürecinde TC yetkililerinin gösterdiği verilerin inandırıcı olmaması, Türkiye AB ilişkileri, insan hakları ihlalleri, Rojava’nın işgaline karşı Avrupa’da yürütülen kitle gösterileri, Libya’ya cihatçı teröristlerin aktarılması gibi faktörler bu sezon AB’nin kapıları Türkiye’ye kapatma kararında etkili olmuştur.

14 AB ülkesine kapılar açılırken, Çavuşoğlu’nun ikna turları sonuçsuz kalmış eli boş dönmüştür. Kendilerini muhafazakâr, Siyasal İslam’ın temsilcileri gören saray rejimi Ortadoğu Arap ülkeleri ile arasının Yeni Osmanlıcılık politikaları nedeniyle kötü olması, “İslam Turizmi”nde aradığını bulamayınca umudunu Rusya ile AB’ye bağlamıştı. Bu ülkelerden de aradığını bulamayınca hüsrana uğradı.

Öyle denilebilir ki 2020 sezonu çöktü. Aynı şekilde Rusya ile yaşanan bahar havası yerini soğuk duşa bıraktı. Kasım 2015’te Rus uçağının düşürülmesinden sonra arkasından gelen ekonomik ambargo, Rus turistlerinin 2016 yılında tüm rezervasyonlarının iptali Türk ekonomisinde ağır sosyal ve ekonomik sonuçları beraberinde getirmişti.

Yine bugün İdlib ile Libya’da karşı karşıya gelen Rusya ile Türkiye kozlarını paylaşırken, Rusya kapılarını Türkiye’ye kapattı. 2020 sezonunda 5 milyon Rus turisti ağırlamayı düşünen Türkiye’nin buradan da beklentisi kalmamıştır. Alınan bu kararların ilişkilerde yaşanan güvensizlik kaynaklı olduğu muhakkaktır.

El konulan kampanyalar savaş harcamalarıdır!

Oy kaybı ile popülaritesini her geçen gün kaybeden iktidarın son seçenekleri arasında bulunan Ayasofya’nın statüsünü değiştirme kararı dünyada tepkiyle karşılanmıştır.

Güvenirliğini kaybetmiş iktidarın son kozları arasında kiliseyi camii olarak ibadete açılması kararı, halkın dini duygularını istismar etmek, siyasal İslam rejimini sağlamlaştırmak için atılmış bir adımdır. Bütün Hıristiyan aleminin tepkisini çeken bu kararın ardından turist beklemenin hayal olduğu bir gerçektir.

Danıştay, Sayıştay, HSYK, Anayasa Mahkemesi… gibi devletin tüm kurumlarına kendi yandaşlarını yerleştiren saray rejimi savaşı finanse etmenin sıkıntılarını yaşarken ABD ile Avrupa’dan artık kredi bulamaz duruma gelmiştir.

Dönem dönem halktan zorla kampanyalar ile para toplama durumuna düşmüştür. Kampanyalar amacından gizlenerek söylendiği gibi mağdur ailelere, halka ödenmemiştir. Hiçbir devlet kurumu da bu durumda soruşturma açma cesareti gösterememiştir.

Mavi Marmara gemisinde “Gazze’ye yardım” amacıyla gönderilen gemide İsrail askerleri tarafından öldürülen aileler için İsrail devletinin tazminat olarak ödediği 20 milyon dolar, “15 Temmuz 2016” tiyatrosunda aileler için toplanan 300 milyonun akibeti hala belli değildir.

“Biz bize yeteriz” kampanyası için toplanan 2 milyardan fazla paranın ne olduğu “belli değildir”. Her açıklama istenildiği vakit tehditler savrularak olay geçiştirilmiştir.

Oysa “kaybolan”, hesap verilmeyen paralar Rojava’nın işgali, kışlık ile yazlık sarayların inşası, uçak filoları, lüks zırhlı araçlar ile çetelerin finansmanı için harcanmıştır.

Saray rejimi: “İtibarda tasarruf olmaz!”

Nüfusun % 20’sinin sosyal yardımlar alarak yaşadığı, işsizliğin tavan yaptığı geçimini bırak açlık tehlikesi yaşayan halkın, siyanür içerek intihara kalkıştığı Türkiye gerçekleri ile karşı karşıya bulunmaktayız.

Müslümanlık adına, sözde “komşusu açken tok yatan bizden değildir” söylemlerinin hiçbir şey ifade etmediği ortadadır.  Osmanlı padişahlarında dahi görülmeyen R.T.Erdoğan ve ailesinin lüks yaşam tarzı dikkat çekicidir. Saray rejiminin filosunda 16 uçak var. Cumhurbaşkanlığına ait zırhlı, lüks araç sayısı 300’den fazladır. 12 adet saray ile köşkü bulunmaktadır.

Erdoğan’ın hizmetinde bulunan işçi sayısı 2.374’tür. Maaşını az bulup aylık 74 bin liraya yükselten bir Cumhurbaşkanıdır. “Güvenli Bölge” oluşturmak yalanı ile Rojava topraklarını işgal edip bütün zenginlikleri ülkesine taşıyan saray rejimi, bu sefer Irak üzerinden Kürdistan’a açılan Haftenin üzerinden savaş başlatmıştır.

Şimdiden halk yıllardır yaşadıkları topraklar üzerinden göçe zorlanmaktadır. Savaşlardan, çatışmalardan, açlık ve yoksulluktan yorgun düşen halklar çareyi umut yolculukları ile Avrupa kapılarında aramaktadır.

Umut yolculuklarında başlarına gelecek tehlikenin farkında değiller. Tıpkı Aylan bebek ve ailesinin cansız bedeninin Akdeniz sahillerine vurduğu gibi.

Halen binlerce göçmene mezar olan Akdeniz sahillerine gitmeyelim. Turizm için harcanan her kuruş yine bizlere kurşun ve bomba olarak dönecektir. Unutmayalım.

10587

Agop Ekmekciyan

Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tanınmaktadır.

agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)

Son Haberler

Sayfalar

Agop Ekmekciyan

İSRAİLOĞULLARI ve DARİUS I (2.Bölüm)

Yorumcuların (bunlar Zerdüşt rahipleridir, Med bölgesinde yaşayan Mager kabilesi mensubudurlar, Batı dillerindeki Magie, Magic(sihir, büyü) kavramı buradan gelmektedir) anlatımlarından kızının hükümdarlığını sona erdireceği sonucu çıkartan Astyages, kızını bir Med soylusu yerine küçümsediği, hor gördüğü Perslerin bir prensi olan Kambyses ile evlendirir. Efsane bu ya Astyages bu evliliğin gerçekleşmesinden kısa bir süre sonra bir rüya daha görür. Rüyada kızı Mandane'nin cinsel organından bir asma ağacı çıkarak tüm Asya'nın üzerine yayılır.

Gülmek devrimcidir… [ismail cem özkan]

Gülmek mutlu olmak ve kendine güvenen anlamına gelir. Gülen insan yaşayandır, umudu var olan demektir. Gülmek her canlıyı daha güzel yapar, her birini ayrı ayrı sevimi gösterir. Gülen insan “Merhaba” diyendir, kısaca benden sana zarar gelmez!

100. yılında Ekim Devriminin İzinde!

Dünyayı sarsan büyük Ekim Devriminin 100. yıldönümünü geride bıraktık. Dünya işçi sınıfı ve ezilen halklarına başka bir dünyanın, sosyalizmin mümkün ve aynı zamanda gerçek, uygulanabilir olduğunu gösteren Ekim, geride bıraktığımız yüzyıl içindeki en önemli tarihsel dönemeçlerden birini oluşturuyor.

Yalinayak düşlerin yalın sözleriyle Sokrates-Özden Çiçek

Milattan önce yaklaşık 5. yüzyıl Atina`sında yaşayan, düşünen, sorgulayan ve bilmediğini bilen  Sokrates`in yaşamıdır konu edilen.

Yeni Bir Yıla Girerken, Kapitalist Sistem

Kapitalizm, insanı, sermayenin değişim ve kullanım aracı haline getirdiğinden bu yana; insan kendi toplumsal sisteminin öznesi olmaktan çıkıp, sisteme egemen olan sınıfın nesnesi haline getirilmiştir. Sermayenin kendi çıkarları için geliştirdiği bu ilişki biçimi ve niteliği, insan ve doğa için yıkımdan başka bir yöntem öngörmemiştir. Kapitalizm bütün vahşiliğini, sermayenin bu ilişkiler niteliğinin içinde üretmektedir. Sermaye ne denli büyüp, çalışanlar (işçiler) ise ne denli sermayenin egemenliği altına girmişse, toplumsal yıkım ve çürümüşlük bir o kadar artmaktadır.

“Denizden nehre Filistin”; Kudüs Filistin’dir!

ABD Başkanı Donald Trump’un, tüm tepkilere karşın 6 Aralık’ta Kudüs’ü “İsrail’in resmi başkenti” olarak tanıması ve Tel Aviv’deki ABD Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşınacağını açıklamasıyla tansiyonun zaten her daim yüksek olduğu Filistin’de gerilim iyice yükseldi.

İSRAİLOĞULLARI ve BÜYÜK KURUS (1. Bölüm“)

Amerika ve İsrail’in Irak’a ilk saldırısında, yani kendi koydukları isimle "1. Körfez Savaşı’nda" Saddam Hüseyin İsrail’e hatırladığım kadarıyla mealen şöyle bağırıyordu; " atalarımız gibi, Büyük Kral Nebukadnezar gibi sizi Filistin’den söküp atacağız, bir 2500 yıl daha kendinize gelemeyeceksiniz" bu laf üzerine, anamın ve Cafer dayımın bana aşıladığı ve sonrasında Marksist tedrisatla birlikte bir sisteme kavuşmuş bilimsel merakım beni yine eski kitapçılara ve kütüphanelere sürüklemişti.

Müslüm Elma: Biz devrimciler, sosyalistler düşüncelerimizi ifade etmekte çekinmeyiz

"Sayın Mahkeme Heyeti,

Sayın Avukatlarım tarafından araç içi denetim ve 15.03.2014 tarihli ev içi gözetimine ilişkin değerlendirme itirazlarını gerekçelendiriyorum ve bu itirazın aynı zamanda Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 257. maddesi 1. fıkrası gereğince açıklama olarak anlaşılmasını istiyorum. İllegal temelde yapılan bu dinlemeleri ‘özel yaşam hakkına yapılan bir müdahale olarak görüyorum. Ve gerekçelerimi Alman devletinin Anayasasında yer alan şu görüşlere dayandırıyorum.

Birazda İktisadı Konuşağ Gardaş

Bilirsiniz bir şoförün kullandığı araçtan farklı bir araç kullanmasının acemiliğini atması bir kaç saatini, çok çok bir kaç günü alır.

Lakin patronların kendi işlerini öyle bir abarttığını, öyle bir abarttığını, kendi arabalarını kullanabilmede bir sanat haline getirdiklerini görürsünüzki şaşar kalırsınız.

Devrimcilerin kolektif ve sosyalizm anlayışlarıda böyledir.

Netekim, ne ağızlarında istediğiniz günde gelin ne de istediğiniz saatte dergi satımına, faaliyetlerin hazırlamasına katılın dediklerini duyarsınız.

Yaşamda kazanmak

Sömürü ve zulme dayalı toplumda özgür ve onurlu bir tarzda yaşamak ne kadar zor ise mücadele etmekte bir o kadar zordur. Yaşam ve savaş diyalektiği ve gerçekliği kavrandığı ölçüde doğru yaşamanın devrimci savaş için ne kadar gerekli ve zorunlu olduğu anlaşılır. Devrimci saflarda en az dikkate değer olarak görülen yeterli ve gerekli önem verilmeyen üzerinde en az tartışılan konunun başında devrimci yaşam gelir. Toplumsal-güncel olan hemen her gelişme hakkında ve her konu üzerinde durulmaya konuşulmaya tartışılmaya çalışılır. Belli değerlendirmeler yapılmaya çalışılır.

Partizan: Filistin halkı yalnız değildir/الشعبالفلسطينيليسوحده

ABD’nin çeşitli inanç ve milliyetlerden Filistin halkına dönük bu savaş ilanı, Siyonist İsrail’in özellikle Suriye eksenli giderek genişleyen coğrafi alanını meşrulaştırmaya yöneliktir. İsrail ile girişilen bu mutabakat sadece Filistin halkını değil bütün Ortadoğu’daki ezilen halkları ilgilendirmektedir.

Bu saldırı en başta Lübnan, Suriye ve Filistin halkına yönelik olup geniş bir alanı kapsayan bir işgalin ve tarihsel haksızlığın ilanıdır. Çizilen sınırları, emperyalistlerin imtiyazlarının ürettiği açıktır.

Sayfalar