ABD, Türkiye’yi kurtardı!
Otuz dokuzuncu gününe giren Kobanê direnişi, YPG/YPJ ve halkın büyük direnişiyle devam ediyor. Bu süre zarfında Hegemon güçlerin verdiği destek ile IŞİD’in üstün teknikli yoğun saldırıları karşısında direnişe geçen Kürt halkı hem bölge de ve hem de Türkiye metropollerinde serhıldana kalktı. Kuzey Kürdistan halkının bu tepkisi hapsedilmiş atom moleküllerin tepkimeleri gibi kabuğunu kırıyordu. Türkiye metropolleri ve Kuzey Kürdistan birkaç gün içerisinde yangın yerine döndü. Yaşanan olaylarda elliye yakın yurttaş yaşamını yitirdi. Gidişat bir iç savaşın provası gibiydi. Çünkü Kuzey’de, sözde legalleşen Hizbul-kontra elemanları, metropollerde de bindirilmiş kıtalar ile faşistler devletin desteğiyle Kürt halkına karşı ortak cephe alarak, vahşi infazlara girişmişlerdi.
Kuzey halkının serhıldanına neden olan, Türkiye, Güney Kürdistan hükümeti ve Dünya’nın önce Êzidî halkına ve daha sonra da Kobanê’ye dönük IŞİD saldırılarına -duyarsızlıktan çok- destek vermeleriydi. Bu desteğin amacı Kobanê şahsında Demokratik Modernite sisteminin Demokratik Ortadoğu Konfederal sistem çekirdeğinin iflas ettirilmesiydi. Yani amaçlanan özünde, Sayın Öcalan’ın soluğunun kesilmesiydi. Çünkü Kobanê Öcalan’ın soluğuydu.
Kuzey halkının direnişi karşısında Türkiye’de olaylar içinden çıkılmaz bir hal almıştı. IŞİD Kobanê’yi vuruyordu, Türk devleti ve yerel işbirlikçileri de direnen Kürdü. Kuzey’de başlayan serhıldan kısa sürede Türk metropolleri, Güney ve Avrupa’da da karşılık bularak bizlere 9 Ekim komplosunun gerçekleştiği günü hatırlattı. Özelinde Türkiye bir kırılma ve bölünmeyi yaşamak üzereydi çünkü Kürd halkının sabrı taşmıştı. Zira yüz yıldır beklenen süreç, içinden geçtiğimiz günlerdi.
Kürtler devlet istememesine rağmen Türk devletinin uygulamış olduğu politikalar ve ortaya çıkan serhıldan enerjisiyle neredeyse bir kopuş kaçınılmazdı. Artık Suriye’de yaşanan olayların Türkiye’de yaşanmaması için hiçbir neden yoktu. Ya Türkiye IŞİD’e vermiş olduğu desteği geri çekip Kobanê için insani koridoru açacak ya da Türkiye ile Kürtler bir kopuşu yaşayabilecekti. Buna rağmen Türk devlet ve hükümet yetkilileri IŞİD’e destekten taviz vermeyip bildiklerini okumaya devam ediyorlardı.
Türkiye’nin Suriyelileşmemesi ve Kürt halkının sakinleşmesi için iki pratik gerekliydi. Birincisi Öcalan’ın seslenişi, ikincisi de Kobanê’ye destek. Beklenen ses ve destek serhıldan günlerinin otuz beşinci ölümünde geldi. ABD ve koalisyon güçleri havadan IŞİD hedeflerine dönük operasyonlar gerçekleştirdiler. Böylelikle Kuzey ve metropollerdeki eylemlilikler de yerini sükûnete bıraktı.
Birçoğumuz bu ABD bombalamalarını Türkiye ile olan sorunlarına bağlıyor ve neredeyse birer ABD hayranı olup çıkıyoruz. Neredeyse ABD ve Güney’e bir kurtarıcı gözüyle bakıyor ve günlerdir devam eden Kobanê direnişini görmüyoruz. Sonra bugüne kadar şimdi uyanan güçler neredeydiler diye de hiç sormuyoruz. Böylelikle bugün niye geldiler’in cevabı da çok umurumuzda olmuyor.
Son tahlilde bugün ABD ile Türkiye arasında basına da yansıyan sürtüşmeleri çok inandırıcı bulmuyorum. Güney Kürdistan yönetiminin bununla paralel destek açıklamaları ve harekete geçmeleri de inanın çok sırıtıyor. Öyle ABD’nin Türkiye ile arasının bozuk olmasından dolayı da bir Kobanê yardımı yok. Burada ABD Kobanê’yi değil asıl Türkiye’yi kurtarma ve Güney Kürdistan’a Kobanê, Türkiye’ye de Güney hamiliği verme niyetindedir. ABD ve koalisyon uçaklarının IŞİD hedeflerini vurma zamanlaması tesadüf değil, nefesi tükenen bir Kobanê profili çizip, kendi tükenen nefeslerini açmaktır. Uçaklar öyle veya böyle IŞİD hedeflerini vurmasaydı Kürtler kendi yolunu çizerek kopuşu yaşayabilir ve Türkiye uzun yıllar alan kaotik bir süreci yaşayabilirdi. Öyle günümüz şartlarında kaotik bir Türkiye, ABD ve hegemon güçlerin işine gelmeyeceğinden hemen müdahale ettiler.
Bu aşamada Kürtlerin yapması gereken, yüzyılda gelen bu süreci iyi ama elini çabuk tutarak, reel gerçekliğe uygun ama kendi strateji ve ilkesinden de vazgeçmeyerek krizi fırsata çevirip yönetmek olmalıdır.
Kobanê Öcalan’ın soluğudur. Kobanê düşmedi düşmeyecek
24.10.14
mehmet_serhat_polatsoy@hotmail.com
Mehmet Serhat Polatsoy
Özellikle Kürt Ulusal Hareketi üzerine ve kürtlerin sorunları üzerine makaleler yazmakta olan yazarımız 2011 sonlarından beri yazılarıyla sitemizde yer almaktadır.
serhatpolatsoy@kaypakkaya-partizan.net(hazırlanıyor)
Son Haberler
Sayfalar
"Mevzuatı Koyun Bir Kenara, Zihniyeti Devreye Sokun"
Erdoğan'a kim "Reis" ismini yakıştırıp takmışsa tam isabet tutturmuş. Kutlamak gerekir bu isim uzmanını! Adam Türkiye Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanı değil de, tıpkı bir sokak kabadayısı. Ülkeyi gayrı resmi kanunlarla yöneten, kendi koyduğu yasaları dahi hiçe sayan, korsan kanunlara ölesiye sevdalı, "astığım astık, kestiğim kestik! Kimse bana karışamaz!" heytleri çeken; anlı şanlı, aynı zamanda her tarafına insan kanı bulaşmış ‘Reis’ Recep...
AB’NİN GÖÇMEN POLİTİKASI VE İŞİD’LE “SAVAŞI”
AB burjuvazisi telaş içinde. “Göçmen akışını durdurun!” diye feryat figan bağırıyor. Karar üstüne karar alıyor. “Böyle akın akın gelirlerse AB’miz yıkılır”, “toplumsal yapımız dejenere olur” diye yakınıyorlar. Kavimler göçünü ve Roma’nın yıkılışını hatırlıyorlar.
Ellerine kim geçerse yapışıyorlar. Bu konuda en büyük kurtarıcı olarak faşist Türk devletini görüyorlar. “Ne istersen iste, yeter ki göçmenleri bize gönderme” diye kırmızı halı üstünde ağırlıyorlar. Kürt katliamına yeşil ışık yakmalarının karşılığında, altın varaklı kanlı sultan koltuklarında ağırlanıyorlar.
Kürtlere Kadın, çocuk, yaslı ayrımı dahi yapmadan topyekün saldıran katil devlet …
Türkiye Cumhuriyeti Devleti topraklarını ilhak ettiği ve zulmettiği Kürtlere nasıl da saldırıyor?.. Nasıl da katmerli baskı ve tahakküm uyguluyor?.. Uyguladığı zorbalığı nasıl da en üst boyutlara tırmandırıyor?.. Tüm bunların sonucu devlet sokağa çıkma yasağı ilan ederek, topuyla, tankıyla, her türlü silahla Kürtlerin evlerini, barklarını yakıyor, yıkıyor, yağmalıyor… Binlerce yıldır yaşadıkları topraklardan Kürtler böylesi kanlı bir tehcire zorlanıyor…
Kentsel dönüşüm
Kentsel dönüşüm, kentin tarihince oluşan denetim dışı alanların düzenlenmesi ve yaşayan insanları bu düzenlenmeye göre biçimlendirme ereğidir. Kentin, sistemin ve geleceğinin planlanmasının bir adımı olarak sunulan bu yaklaşım; egemenlerin ideolojik, politik, ekonomik ve idari ihtiyaçlarının karşılanmasını hedefler. Bu hedefin gerçekleşmesi için öncelikli olarak bunun bir ihtiyaç haline gelmesi yada ihtiyaç olduğunun ön kabulünü koşul lamasıdır. Bu ön koşullar dizisi olmadan süreç başlatılamamaktadır.
Hendek Birliği
Kürt halkı yenilsin yenilmesin, iyi direndi ve iyi direniyor. Kitleler şehirlerde kendilerini savunmak istediklerinde, zorunlu olarak barikata ve hendeğe baş vururlar. Bazı aydınların hendeklere karşı çıkmasının, hendeklerin kapatılmasını talep etmesinin hiçbir anlamı yoktur. Kürtler hendeklerde sadece kendi ulusal hakları için değil,
Türkiye'nin demokratikleşmesi için de direniyorlar. Devrimciliğin ve demokratlığın bugünkü mihenk taşı hendeklerdir. Hendeğin hangi tarafında duruyorsun? Hendeği kazanların tarafında mı, kapatmak isteyenlerin tarafında mı?
Katliam bir devlet geleneği ise isyan da bir halk geleneğidir
7 Haziran seçimlerine HDP'nin parti olarak gireceğini açıklaması ile başlayan katliamlar bugün AKP'nin iktidarını koruma yöntemi olarak karşımıza çıkmaktadır. 7 Haziran'dan önce çıktığı her meydanda yapacağı katliamların propagandasını yapan, dört bir yana tehditler savuran AKP hükümeti bugünlerde tehditlerini hayata geçirmiştir.
Katliam bir devlet geleneğidir
FAŞİZME KARŞI BİRLİK OLUP MÜCADELE ETMENİN KAÇINILMAZLIĞI
Yalan, demagoji ve artan ölçüde devlet terörü ve korku, faşizmin en temel özellikleri arasındadır. Halkı, bu taktiklerle korkutur, sindirir ve ezer. Ve bununla beraber, “vatan haini” demagojisiyle, ilerici olan kesimlere karşı geri yığınları peşinden sürüklemeyi başarabilir. Ve böylece, geniş bir kitle desteğini de arkasına alarak, sermayenin çıkarları doğrultusunda ülkenin aydınlık yüzüne karşı savaş açar. Bugün ülkemizde fazlasıyla yaşanan da budur.
ADİLOŞ BEBE'DEN , MİRAY BEBE'YE
''..bunlar, engerekler ve çıyanlardır,bunlar, aşımıza ekmeğimize göz koyanlardır, tanı bunları , tanı da büyü...'' diyerek Kürt halkının çocuklarının henüz kundakta başlayan acı ve dramını anlatan Ahmet Arif'in şiirine yansıyan gerçekleri hiç değişmeden bugün de aynen Miray bebek şahsında yaşıyoruz.Ama maalesef daha tanımadan öldürüldü.
Önce eşitlik, sonra Kardeşlik! DTK Kongresi ve Özerkliğe dair
Osmanlının son sürecinde ortaya çıkan ittihat ve terraki adlı Jön Türk hareketi olan milliyetçi türkçü akım önce 1915 Ermeni/ Süryani soykırımını gerçekleştirmiş ve 1920 TC`nin kuruluşunun hemen sonrasında da TKP Önderleri Mustafa Suphi,Ethem Nejat ve yoldaşlarını hunharca Karadeniz sularında katlettirmiş ve 1925 den bu yana da Kürtlere karşı imha ve inkar politikalarına girişmiştir.
TKP/ML: “Ölüm; Özgürlük, Devrim Ve İdeallerimiz İçin” Diyenlere Bin Selam Olsun!
“Al, yüreklerinden bir parça koy yüreğine
kokuları serin bir bahar rüzgarı gibi
çek içine.
şafak vakti dağın ardında selamla onları
söz ver,
başarılacak de,
de ki gülümsesinler
de ki arkada kalmasın gözleri.”
Türk, Kürt Uluslarından Ve Çeşitli Milliyetlerden Emekçi Halkımıza;
Soykırımın yeni adı: "Kürtleri Çökertme-Çöktür."
Faşizm her coğrafyada aynı karakteristik özelliklere sahiptir. Çünkü aynı ideolojik kaynaktan beslenmekte, yasalar çıkarmakta, yürürlüğe koymakta, katliam ve soykırımlar yapmaktadır. 12 Eylül askeri faşist yasalarıyla yönetilen sözde parlamenter sistem, 12 Eylül faşizminin devam ettiricisidir. Bugün artık ülkemizde faşizm tanımı üzerinde tartışmanın bir gerekliliği yoktur ve kalmadı da. Faşizm bir devlet biçimidir. Faşizme, faşist zulme, baskıya katliamlara karşı çıkan herkes ," düşman, hain, terör yandaşı, terörü destekleyen güruh" olarak damgalanmaktadır.