ABD hakemliğinde “boğa güreşi” Katar gerçeği ve devrimci tavır
Arap yarımadasının doğusunda yer alan 2.5 milyon nüfusa sahip Katar, Suudi Arabistan’ın bir anda tüm dünyaya açıkladığı; “Katar, terör örgütlerini barındırıyor, yayın organlarında terör örgütlerinin propagandasını yapıyor, Suudi Arabistan ve Bahrenyn’de İran bağlantılı ‘terör’ eylemlerini finanse ediyor, Yemen’deki Hutsi militanlarını destekliyor” açıklamasının ardından 6 ülke ardarda açıklama yaparak Katar’la ilişkilerini kestiklerini, ülkelerindeki Katar elçiliklerini kapacaklarını ve Katar vatandaşlarının 14 gün içinde ülkelerini terk etmelerini istedi.
Çembere alınan Katar’a bir anda tüm hava sahalarının kapatılması ve ardından, gıda ve ticaret ambargosu uygulanarak Katar tecrit edilmiş oldu. Katar krizi karşısında her ülke kendi çıkarlarına uygun bir açıklama yaparak, Katar’ın yanında ya da karşısında olduğunu açıklayarak krizin birer eklentisi oldular.
ABD’nin Suudi Arabistan’ı destekleyen açıklamasını takip eden Mısır, BSE, Bahreyn’in bir blok oluşturup birlikte hareket ederken, Almanya Katar’a yapılan suçlamanın doğru olmadığı açıklaması yaparak krizle birlikte pozisyonunu belirledi. Türkiye ise her zaman olduğu gibi, “kaostan bana bir şey düşer mi” havasıyla Katar ile Suudi Arabistan arasında ara buluculuk yapmayı önerdi. Türkiye’nin bu önerisini kimse ciddiye almasa da tarihe bir not düşmüş oldu.
Yazılarımızda birçok kez belirtiğimiz gibi; Ortadoğu’da petrol ve doğal gaz rezervleri var oldukça emperyalist güçlerin bu coğrafyadaki pazar dalaşları da bitmeyecektir. Ortadoğu’nun son 100 yıllık tarihine baktığımızda, bu coğrafyada iç savaş ve işgaller hiç bitmemiştir. Ortadoğu’da yaşayan halklar ve uluslar, hep emperyalistler ve yerli uşaklarının hedefi olmuştur. Saldırgan emperyalist güçler bu coğrafyadaki petrol, doğalgaz ve diğer zenginlik kaynaklarını ele geçirmek, pazara sahip olmak için özel politikalar geliştirdiler.
ABD’nin 2000 yılından sonra geliştirdiği Büyük Ortadoğu Projesi, Afganistan ve 2003 yılında Irak’ın işgaliyle hızlanarak bugüne taşındı. ABD, kaybettiği hakimiyet alanlarını BOP ile yeniden sağlamak istedi. Irak işgali bu projenin ilk adımı olarak yürürlüğe sokuldu. Bu proje Afrika’yı da içine alarak genişletildi.
ABD’nin bu projesi tutmadı ve iflas etti. Arap Baharı ile gelişen ayaklanmaları denetimine alarak Ortadoğu ve Afrika’da yeniden hakimiyet alanlarını genişletmek için vadeleri dolan iktidarlar yerine, aynı renkten fakat farklı bloktan uşakları iktidara taşımak isteyen ABD’nin istediği hedeflere ulaşması mümkün olmadı. Suriye en somut hamlelerden biriydi. Suriye iç savaşıyla, Esad rejimini devirip İslami etiketli iktidar kurmayı hedefleyen ABD’nin bu hegemonya savaşında, karşısına Rus ve Çin emperyalist güçlerinin çıkmasıyla Suriye’de kazdığı çukura düşen ABD, Trump’un iş başına gelmesiyle birlikte, yarım kalan işlerini daha radikal hamlelerle tamamlamak istiyor.
Trump, ilk başta vaatte bulunduğu seçim programıyla adım atarak rakiplerine meydan okudu. Dünya iklim anlaşmasından çekilmesi, NATO’yla ilişkilerin gözden geçirileceği, birçok konuda ABD’nin çıkarlarını aşağı çeken antlaşmaların yeniden konuşulması gerektiğini söyleyerek, kaybolan ABD prestijini yeniden sağlamak için rakiplerine tehditler savurmaktadır.
Katar krizi de tüm bu gelişmelerden ayrı ele alınamaz. Katar’ın “teröre destek veriyor” gerekçesiyle ablukaya alınması sadece bir bahanedir. Aynı gerekçelerle defalarca suçlanan Suudi Arabistan, Türkiye vb. ülkeler de varken, Katar’ın listenin başına çekilmesi, ABD’nin bölge planlarından ayrı ele alınamaz.
ABD Başkanı Trump’un seçildikten sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a yaparak, 380 milyar Dolar tutarında askeri sanayi antlaşmasına imza atılmasını takip eden günlerde, Suudi Arabistan’ın Katar’ı ablukaya alması ABD’den bağımsız bir tavır değildir.
1996 yılından bu yana Suudi Arabistan ve Katar arasındaki çelişkiler olduğu gibi durmaktadır. Hammed el Sani 1996 yılında babasını devirip katar Emiri olduktan sonra İslam dünyasında Suudi Arabistan’ın hakimiyetine son vererek öne çıkmak istedi. Kurduğu El-Cezire televizyonu ile yaptığı propagandan oldukça rahatsız olan Suudi Arabistan’la Katar arasındaki çelişkiler büyüyerek bugünlere taşındı. Hammed el Sani 2013 yılında iktidarı oğlu Temim Sani’ye devretmiş, ancak, bu da Katar ve Suudi Arabistan arasındaki çelişiklerin yumuşamasına yetmemişti.
Suudi Arabistan için bir neden gerekiyordu; bu da Katar Emiri el Sani’nin bir askeri törende yaptığı konuşmada, “İran’a yönelik düşmanlık beslemekte bir hikmet yoktur”, “Hamas Filistin halkının temsilcisidir”, “Ruslarla ilişikler nedeniyle Trump kendi evinde soruşturmayla karşı karşıya” açıklamasını uygun bir fırsata çeviren Suudi Arabistan yaptığı açıklamayla Katar’ı ablukaya almayı başardı. Her ne kadar Katar Haber Ajansının askeri törende El Sani’nin yaptığı açıklamayı yalanmış olsa da iş işten geçmiş ve Suudi Arabistan istediğini elde elmiş oldu.
ABD yeni hakimiyet alanları peşinde
ABD’nin Ortadoğu politikası iflas etmiştir. Irak işgaliyle bu coğrafyada terör estiren ABD, işgal sonrası istediği bir istikrar tutturamadı. Tamamen kendi hakimiyetinde olan Irak bile zamanla yön değiştirerek İran’a yakınlaşmış ve ABD’nin büyüsü bozulmuştur. “Arap Baharı” ile meydana gelen halk ayaklanmalarından yararlanarak, durumu kendi lehine çevirmek için yeni hamleler yapan ABD’nin en umutlandığı ülkelerden biri de Suriye oldu. Suriye iç savaşı ile buraya yerleşmeyi “kafeste keklik” gören ABD, IŞİD ve El-Nursa gibi İslami terör örgütlerine bel bağlayarak onları teşvik etti. Suriye iç savaşında kartların yeniden karılmasıyla devreye giren Rusya ve İran bir anda dengeleri bozmuş, istenmeyen kişi ilan edilen Esad, süreç içinde kabul edilir bir güç olarak “Esad’lı geçiş” politikasına gelip demirlemiştir. Bu politika da artık tutmamaktadır. ABDnin, Suriye’de ne alırsam kardır hesabıyla hareket etmektedir. YPG’ye bu kadar yakınlaşmak istemesinin nedeni de budur. Bölünmüş bir Suriye’de, Kürtlerden yararlanır mıyım? diye hareket ederek YPG’ye silah desteği verme kararı aldı.
Katar krizi tüm bu gelişmelerden ayrı düşünülemez. ABD’nin kaybettiği hakimiyet alanlarının yerine yeni alanlar belirleyerek oralara yönelmesi daha da genişleyerek sürecektir. ABD’nin askeri sanayi ihracatından milyarlar kazandığı bir sır değildir. Suudi Arabistan’la yapılan 380 milyar dolarlık askeri antlaşma bunun sadece küçük bir dilimini oluşturuyor. Suudi Arabistan bu silahları müzeye koymak için almadığına göre, çelişki yaşadığı Katar’a saldırma olasılığına karşı ABD’nin güdümünde ve denetiminde gireceği bir savaşta kullanacaktır. ABD, Suudi Arabistan’ın Katar’a tavır almada cesaretlendirmiş ve ardından da açıktan destek verdiğini açıklamıştır. Suudi Arabistan’ın Katar’ı işgal etmesi durumunda bundan en fazla nemalanacak olanın ABD olduğu açıktır.
Türkiye’nin Katar kriziyle birlikte alelacele “ara buluculuk yapabiliriz” açıklaması, yangından mal kaçırmaya benziyor. Türk hakim sınıflarını bu açıklamaya iten esas neden, AKP’nin gerçekten Katar halkının yanında olarak haksızlığa karşı durmak değil, tamamen sermayenin çıkarları böyle gerektirdiği içindir. Katar’ın Türkiye’deki 18 milyar dolarlık yatırımı ve Türkiye’nin en büyük 30 inşaat şirketinin Katar’daki 8.5 milyar dolarlık geliri ve bunun yanında, Katar’a yapılan ihracat düşünüldüğünde AKP’nin neden “Katar’ın yanındayız” açıklaması yaptığını daha iyi anlamış oluyoruz. Türkiye’nin katliamlarla dolu tarihi, Kürt düşmanı politikası düşünüldüğünde de çıkarsız bir şeklide Katar’ı desteklemesi söz konusu olmaz. İslam olgusundan hareketle, sözde “desteklediği Filistin halkı”nı yeri geldiğinde nasıl çıkarlarına kurban ettiğini, İsrail’le gizli pazarlıklarını herkes biliyor.
Benzer açıklamalar yapan Alman emperyalist gücünün Katar’a sahip çıkması da kendi çıkarlarına denk geldiği içindir. Almanya’nın Katar’daki 18 milyar dolarlık yatırımları her şeyi açıklamaya yeter de artar bile. AB içindeki ekonomik ve politik gücünü kullanan Almanya’nın dünya emperyalist hegemonya savaşında Katar’a sahip çıkması, gelecekle ilgili pazarlara sahip olma stratejisinin bir parçasıdır.
Katar Ortadoğu’nun en zengin ülkesi olarak sahip olduğu zengin petrol ve gaz rezervleriyle emperyalistlerin göz diktiği ülkelerden biridir. İran’la ortak doğalgaz rezervlerine sahip olmasından dolayı, Katar’ın İran’la ekonomik çıkarları gereği ortak hareket etme, birlikte iş yapma ve olası Rusya yakınlaşmasının ABD’nin işine gelmeyeceği açıktır. Bunların önünü kesmek için, Suudi Arabistan Katar çelişkisini kullanan ABD’nin bu krizde başı çektiği unutulmamalıdır.
Katar, ABD’nin kışkırtmasıyla Suudi Arabistan tarafından saldırıya uğrayıp işgal edilebilir. Bu krizde Rusya ve İran’ın devreye girmesiyle Suudi Arabistan saldırısı önlense de, kriz kısa zamanda son bulmayacaktır.
Olası bir savaşta, Türk hakim sınıfları “Katar’ın yanındayız” açıklamasıyla savaşa müdahil olması durumunda, devrimci tavır, bunu devrimci bir hamleyle engellemektir. Katar’ın gerici feodal şeyhlerce yönetilmesi, Katar’ın başka güçlerce işgal edilmesi için bir neden değildir. Katar halkının işgalci güçlere karşı direnme hakkı vardır. KP’nin ve devrimci hareketin olmaması demokratik oluşumların dahi oldukça cılız olduğu ülkede, olası bir işgal durumunda doğru bir önderlikle karşı konulması oldukça zor görünmektedir. Bu zayıflıktan dolayı boşluğu yine gerici İslami hareketlerin doldurma olasılığı büyüktür.
Son Haberler
Sayfalar
Ermeni tarihi ve ittihat terakki dönemi
Türk'ler 11.Yüzyıl'dan itibaren,Anadolu'ya gelmeye başladılar.Doğu,Güney ve Orta Anadolu'da etkin çoğunluğu oluşturan topluluklar Ermeni'lerden oluşmaktaydı.Toros'larda ''Klikya Ermeni Devleti'' vardı.Batı'da Roma vatandaşı Rum'lar,Güney'de,Süryani'ler,Karadeniz'de Pontus krallığı ile Hristiyan Laziki'ler vardı.Osmanlı'nın kuruluş dönemlerinde ,Türk'lerin ve diğer müslümanunsurların,Anadolu halklarının yanında ancak on'da birini oluşturuyordu.Türk'ler zamanla zor yoluyla savaşarak Anadolu'ya zorla yerleştiler.Hristiyanlığı ilk kabul eden topluluk olan Ermeni'ler,Türk'lerin-Osmanlı'ların isl
İran; Kürdistan için büyük tehlikedir!...-Dursun Ali Küçük
Bölgede en başta Kürdistanın kuruluşunu engellemek istemektedir:
1915 – 2015
24 Nisan 1915 Mazlum bir ulusun soykırıma uğratılma tarihidir.
24 Nisan, uygarlığın ,kültürün maddi ve manevi zenginliklerin toprak altına gömülmesi, küller içinde kaybedilmesi,hafızalardan silinip unutturulmak istenmesinin acı tarihidir.Anadolu mozaiğinin önemli ve renkli dokusu bu tarihsel kesitte silinmek ve unutturulmak istenmiştir.Bir uygarlık ile bir kültür 3000 yıldır Anadolu topraklarından vahşice yokedilmştir.
Birinci Dünya Savaşı Sırasında Ermenilerin Kıyımı – Raymond Kévorkian
İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Türk milletine dayalı bir ulus devlet inşası projesi, Türk olmayan unsurların dışarıda bırakılması fikrini zımnen öngörüyordu. Toprak kayıpları, özellikle Balkan Savaşlarında (1912-1913) alınan aşağılayıcı mağlubiyet, Jön Türk merkez-i umumisinin üyelerinin radikalleşmesine yol açtı ve kamuoyu nazarında Birinci Dünya Savaşı sırasında Rum ve Ermenilerin “cezalandırılmasını” mümkün kılan bir şeytanlaştırma sürecini hazırladı.
Radikalleşme Süreci ve Kararın Alınması
Marx’tan Mao’ya Marksist Düşünce Diyalektiği
Bu kitap, polemiksel bir üslupla, esas olarak düşüncenin diyalektiğini ele almaktadır. Bu bağlamda, proletaryanın sınıf mücadelesinde teorinin maddi bir güç halini alması ve maddenin düşünceye, düşüncenin ise maddeye dünüşmesi nesnel gerçekliği tartışmasını devam ettirmektedir.
Düşüncenin nereden geldiği, ne olduğu ve maddeyle ilişkisinin nasıl olduğu gibi sorular, ilk filozoflardan bu yana tartışılan ve üzerinde düşünce üretilen bir konudur. Ozellikle
TKP/ML: Newroz, ateşten zırhı kuşananlara selamdır!
Binlerce yıl evvel Demirci Kawa'nın yaktığı, baharın müjdecisi isyan ateşi; bugün Rojava'da ve özelde de Kobanê'den yanmaya devam ediyor. Newroz ateşinin sıcaklığında başta Kürt halkı olmak üzere bu coğrafyanın ezilen kadim milliyetleri ve azınlıkları ile bu ateşi harlamanın, bu ateşte yanmanın zamanıdır.
BİZ SÜRGÜNLER "MAĞDUR"DEĞİLİZ.
Faşizme, faşist diktatörlüğe karşı verdiğimiz özgürlük, demokrasi ve bağımsızlık mücadelesinde biz haklı, doğru ve onurlu bir mücadele yürüttük. 12 Eylül askeri faşist diktatörlüğü de bu mücadelemizin bir parçasıydı. Neticede güçler dengesi ve bazı yanlış stratejik ve taktik hatalarımız bizlerin yenilgisine sebep oldu. Aradan geçen 35 yıllık uzun bir zaman dilimi dahi, hala 12 Eylül faşizminin kanlı- katliam, işkence ve zulüm izlerini üstümüzden silip atamadı.
Armin T. Wegner’in yazılarında 1. Büyük Savaş:Sait Çetinoğlu
“Hastanenin kapısında Ermeni papazın siyah sakalı beliriyor. Öğleye doğru ölmüş olan bir Ermeni askerin cenazesini almak için gizlice geliyor. Hamallar sırtlarında çarşafa sarılmış sallanan cesetle karanlıkta sessizce kayboluyorlar.”
Duygusal tepki! İsmail Cem Özkan
Sol, 12 Eylül yenilgisinden sonra kendisini izleyici konumda, olayların arkasından sadece yorum yapar halde buldu. Bu yorumcu konumuna o kadar alıştı ki, Marks’ın 11. Tez’i sadece geçmişte söylenmiş güzel bir söz olarak algılanır oldu. Zaman zaman o söz kullanılsa da, nasıl olsa devrimcileri değil, felsefecileri ilgilendiriyor algısı bilinç altına işlenmiş olduğunu düşünüyorum. Bu ihtiyaç yok algısı sanırım solun kılcal damarlarına kadar işledi!
Tarihi Çanakkale Yalanları:KADİR AKIN
Çanakkale Savaşlarının bu kadar aktüel hale gelmesi, Tayyip Erdoğan’ın 100’e yakın devlet başkanı, başbakan ya da ülke temsilcisini bundan bir süre önce, 24 Nisan’da Çanakkale’de yapılacak törenlere davet etmesi ile başladı. Üzerinde türlü rivayetler sürdürülse de aslında Çanakkale Savaşı, I. Dünya Savaşı çerçevesinde İtilaf Güçlerinin, içinde Osmanlı’nın da olduğu İttifak Güçlerine saldırısının adıdır.
"Türkiyelileşme" üzerinde dolaşan kirli eller! Sefa Ünal
28 Şubat 2015’de HDP heyeti ile Hükümetin ayrı ayrı metinleri ortak kürsüde açıklaması, Kürt meselesinin barış ve uzlaşma ile yol almasında önemli bir eşiğin aşıldığı iddiasına neden oldu. Bu açıklamanın muhtevasını egemen sınıflar ve onun medyası “silah bırakmada” tarihi adım olarak doldururken, Kürt hareketi silah bırakmanın müzakerenin gerçekleşmesi ve ilerletilmesine bağlandığı şeklinde doldurmaktadır. Şimdiden bu bakış açısı farkının uzun soluklu bir tartışmaya zemin sunduğu görülmektedir. Yapılan açıklamada silah bırakma eksenli PKK’nin kongresini toplama çağrısı söz konusu.