Pazar Ekim 25, 2026

94. yılında Lozan’da imzalanan sözde bağımsızlık ve devam eden bağımlılık!

I. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın sona ermesi ile birlikte Osmanlı İmparatorluğu’nu kendi aralarında paylaşmak için İtilaf Devletleri; İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya’nın başını çektiği emperyalist güçlerin, Osmanlı’yı masa başında “barış” antlaşmasıyla bölüşmek için yaptıkları Sevr Antlaşması sonucu;  Antep, Urfa ve Mardin Fransa, Ege ve Trakya Yunanistan, İstanbul ise İngilizler tarafından işgal edildi. Sevr’i tanımadıklarını ilan eden Mustafa Kemal ve bazı İttihatçıların yayınladıkları Amasya Genelgesi ve ardından gerçekleştirilen Erzurum ve Sivas Kongreleriyle 1919 ile 1922 yılları arasında süren ve Mudanya Mütarekesi ile fiilen biten ve 24 Temmuz 1923 yılında İsviçre’nin Lozan şehrinde, Kemalist hükümetin emperyalistlerle yaptığı anlaşmanın 94. yılındayız.

Lozan Antlaşması, 29 Ekim 1923 yılında ilan edilen yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin emperyalist devletlerce tanındığı ve yapılan antlaşmalarla Kemalist hükümetin emperyalizme bağımlılığının resmi belgesidir. 23 Nisan 1920 tarihinde temeli atılan ve 1923 yılında kuruluşu ilan edilen yeni Türk devletinin kuruluşuna önderlik eden sınıflar “Türk ticaret burjuvazisinin, toprak ağalarının, tefecilerin, az miktardaki sanayi burjuvazisinin, bunların üst kesiminin bir devrimidir. Yani devrimin önderleri, Türk komprador büyük burjuvazisi ve toprak ağalarıdır.” (İ. Kaypakkaya, Bütün Eserler, s. 376, Umut Yayımcılık)

Kemalistler Lozan’a gitmeden önce emperyalistlerle daha “Kurtuluş Savaşı” sırasında el altından işbirliği yapmışlardır. Bu işbirliği sonucu emperyalistler Kemalistlere karşı ‘’hayırhah bir tutum takınarak, Kemalist bir iktidara razı olmuşlardır’’. Kemalist iktidar, Lozan’a girmeden önce yüzünü tamamen Batıya dönerek, emperyalistlerle işbirliği içinde, emperyalizmin bir yarı sömürgesi olmayı kabul ederek Lozan’a gitmiştir. Mao Zedung ‘’Kemalist Türkiye bile, gittikçe daha çok bir yarı-sömürge ve gerici emperyalist dünyanın bir parçası haline gelerek sonunda kendisini İngiliz-Fransız emperyalizminin kucağına atmak zorunda kalmıştır’’ derken tam da Lozan Antlaşması’yla Kaypakkaya’nın vurguladığı gibi ‘’Kemalistler, emperyalistlerle barış imzaladıktan sonra bu işbirliği daha da koyulaşarak devam etmiştir.”

Emperyalist güçlerin Kemalist bir iktidara razı olmasının ilk adımı ise İzmir İktisat Kongresi’yle atılmıştı. 17 Şubat-4 Mart 1923’te İzmir’de toplanan İktisat Kongresi, devletin niteliği, kimlerin devleti olduğu ve yeni Türk devletinin emperyalistlerle işbirliği içinde yürüyeceğini açık olarak ilan etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik yönünün belirlenmesi için 1923’te İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi, ekonominin temel yönlerini belirlemede kilit bir öneme sahipti. Bu Kongre’nin temel iki ayağından birini, emperyalist sermayeye sağlanacak ayrıcalıkların belirlenmesi, emperyalist sermeyenin ülke ekonomisinde alacağı biçim ve sağlanan kolaylıklara resmi bir statünün kazandırılması oluştururken, diğeri ise, Türk burjuvazinin ülke ekonomisi içinde alacağı konumunun saptanmasıdır. Nitekim bu yönde bir dizi karar alınmıştır.

Kongrenin en önemli kararlarından biri, yeni Türkiye Cumhuriyeti’nde, ulusal ekonomiye Türk burjuvazisinin egemen olacağının açıkça dile getirilmesi olmuştur. Ülkedeki diğer azınlık milliyetlere mensup burjuvalara yeni Türkiye Cumhuriyeti’nde şans tanınmaması kongrenin önemli bir söylemiydi. Kongreye katılan 1135 delegenin kabul ettiği ilk 12 maddenin Türklüğe vurgu yapması bunun açık göstergesidir.

Kongreye hâkim olan kesim, Kurtuluş Savaşı’na önderlik eden asker sivil ve tüccarlar olmuştur. Kongre’ye, tüccar, toprak ağaları, sanayici ve askerlerin yanı sıra işçi temsilcilerinin katıldığı yazılsa da bunun göstermelik olduğu açıktır. Örneğin kongreye işçi temsilcisi olarak yazar Aka Gündüz, kongre başkanlığına seçilen General Kazım Karabekir ise sanayici temsilcisi olarak katılmıştır. Kurtuluş Savaşı döneminde Türk burjuvazisi azınlıkların ellerindeki tüm zenginliklere el koydu. Savaştan önce Türklerin ticaret ve sanayide % 10 gibi bir etkileri varken, bu oran savaş sonrasında ise “savaş milyonerlerinin büyük bir yüzdesini Türklerin meydana getirdiğini, önceleri boş oturan birçok kimsenin hükümet himayesi altında ticarete atılıp zengin oldukları” saklanmamıştır.

Lozan’la birlikte; “Türkiye’nin sömürge, yarı-sömürge, yarı-feodal yapısı; yarı-sömürge ve yarı-feodal yapı ile yer değiştirmiştir.” Kaypakkaya, Lozan Antlaşması sonrası Türk devletinin yeni devlet biçimini şöyle açıklamaktadır: “Sosyal alanda, eski ulusal azınlıklara mensup komprador büyük burjuvazisinin ve eski bürokrasinin, ulemanın hakim mevkiini milli karakterdeki orta burjuvazi içinden palazlanan ve emperyalizmle işbirliğine girişen yeni Türk burjuvazisi, eski Türk komprador büyük burjuvazisinin bir kesimi ve yeni bürokrasi almıştır.” Kaypakkaya, Kemalist iktidarın siyasal niteliğini ise şöyle açıklamıştır; “Kemalist diktatörlük, sözde demokratik, gerçekte askeri faşist bir diktatörlüktür.”

Lozan’da Kürtleri temsil ettiğini söyleyen Kemalistler, ilk fırsatta Kürtleri katletmeye başladı.

“Kurtuluş Savaşı” yıllarında Kürtleri yanına alarak, savaş sonunda Kürtlere haklarını tanıyacağını söyleyen Kemalistler, bu sözlerini hiçbir zaman tutmadılar. Erzurum ve Sivas Kongrelerinde Kürtlerle ittifak kuran ve “Kurtuluş Savaşı” yıllarında Kürtlerin Fransızlara karşı Antep, Urfa gibi şehirlerin kurtarılmasında oynadıkları rolü Lozan’da “unutan” Kemalistler erken bir Kürt ayaklanmasını önlemek için, görüşmelere katılan heyet adına konuşan İsmet Paşa “Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Türklerin olduğu kadar Kürtlerin de hükümetidir. Çünkü Kürtlerin gerçek ve meşru temsilcileri Millet Meclisi´ne girmiştir. Türklerin temsilcileriyle aynı ölçüde ülkenin hükümetine ve yönetimine katılmaktadırlar. Kürt halkı ve meşru temsilcileri, Musul Vilayeti’nde oturan kardeşlerinin anayurttan ayrılmasına razı değillerdir” diyebilmiştir.

Lozan’ın en önemli anlaşmalarından biri de Kürdistan topraklarının dört devlet arasında bölüşülmesidir. Buna göre; Türkiye, Irak, İran ve Suriye arasında pay edilen Kürdistan, Lozan Antlaşması’ndan bu yana ilhak edilmiştir. Kaypakkaya yoldaş, Lozan Anlaşmasıyla birlikte Kemalist diktatörlüğün Kürtler ve azınlıklara karşı tutumunu şöyle açıklamaktadır, “Kemalist diktatörlük, azınlık milliyetlerin, özellikle Kürt milliyetinin bütün haklarını gaspetti. Onları zorla Türkleştirmeye girişti. Dillerini yasakladı. (...) Lozan’da Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkı alçakça çiğnendi. Kemalistlerle emperyalistler, Kürt ulusunun kendi istek ve eğilimini hiçe sayarak, pazarlıkla, Kürdistan bölgesini çeşitli devletler arasında böldüler. Azınlık milliyetlere ve özellikle Kürtlere, son derece aşağılayıcı muamele yapılıyordu, onlara her türlü hakaret mubah görülüyordu.” (İbrahim Kaypakkaya, Bütün Eserleri, s. 371, Umut Yayımcılık)

Böylece “1639 yılında Osmanlı ile İran arasında imzalanan Kasrı Şirin Anlaşması ile ikiye bölünen Kürtler, 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan ile de dört parçaya bölünmüş oldu.”

Kürtlerin 1925 yılında Kemalist iktidarın inkar ve baskıcı uygulamalarına karşı başlattıkları başkaldırının bugün en ileri ve tüm Ortadoğu coğrafyasını etkileyen, etkilemekle kalmayıp, bir özne haline gelen Kürt özgürlük mücadelesini anlamak istiyorsak, bunun Lozan’da alınan kararları anlamaktan geçtiği bir gerçektir. Türk devleti AKP eliyle Kürtleri ezmek ve yok etmek için geliştirdiği topyekun savaşla artık başarı kazanması mümkün değildir. Kürt mücadelesi tarihinin en ileri direnişini veriyor. Savaşta ustalaşan, Ortadoğu’da bir taraf olduğu kabul edilen, dikkatle izlenen, ittifak ve görüşmelerle ileri bir diplomasi yürüten Kürtler, Suriye iç savaşında Rojava’da gerçekleştirdikleri devrimle tüm Kürdistan parçalarını etkilemeye devam ediyorlar.

Türk devleti tüm bu gelişmeler karşısında sıkışmıştır. Çırpınması boşunadır. İşgal ve yeni savaş konsepti boştur. Kürtler tüm parçalarda direnmekte, Türk devletinin hamlelerine karşı savaşmaktadırlar. Erdoğan’ın Ekim 2016 tarihinde sarayında muhtarlara yaptığı konuşmada “birileri de Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştı” demesi boşuna değildir. Türk devleti, Lozan görüşmelerinde İngilizler tarafından Kürt kenti olan Musul’un önce kendi denetimine alınması, sonra da Irak devletine bırakılmasını kabul etmediğini ve buranın kendi “toprakları” olduğunu bağırıp dursa da, 25 Eylül’de yapılması planlanan Bağımsızlık Referandumunda Kürtler, KDP’nin yeni bir geri adımıyla karşılaşmazlarsa Irak’a bırakılan bu topraklarını da geri alarak, Lozan’ı fiili olarak sonlandırmış olacaklarıdır. 

47487

Dağlar Erirse / Zevebân…(1)

“Ben şiir yazıyorum.Kedi uyukluyor Güneş sıcak.Çok şükür yaşıyoruz.Suyun şavkı vuruyor bize Çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze...”[2]

Evli kal, Evli değilmişcesine yaşa ( Satirik )

Maoizmin, Leninizmin, Checiliğin... Türkiye' deki temsilcileri Deniz' in, Mahir' in, İbrahim Kaypakkaya' nında süre gelenleri  sosyalist proletarya köylülerle sohbet.

Herkesin dört büyük takımlı, dört büyük partili... doğduğu bu memlekette nasıl örgütleneceğine,  örgütlü yaşanılacağına.... dahil tereciye tere satacak halim yok .

Yaşamak bir sanattır.

Helede ki Stalin' in resmini taşırken sizi alkışlayan, Stalin' nin ( yeni  - eski ) demokratik halk devrimlerine  yönelik eleştirilerinin doğruluğuna inanıyorum deyince de....... 

Kan damlıyor bayrağınızdan…

O bayrağın altında Ermeni, Rum, Laz, Süryani, Kürt, Alevi halkından milyonlarca insanın kanına girildi. O bayrağın altında içlerinde Türk etnik kimliğinden sosyalistlerin de olduğu yüzbinlerce devrimciye işkence yapıldı… Hapishanelerde, sokaklarında, köylerinde, evlerinde cinayetler işlendi bu toprakların, o bayrak altında.

İşkenceci ve katillerin hepsi o bayrak altında yemin etmediler mi?

O bayrak altında astınız Denizleri…

O bayrak altında katlettiniz Kızıldere’de Mahirleri…

O bayrak altında kıydınız İbrahim’e…

O bayrak altında Kürdistan’ı kana boyadınız…

TKP/ML TİKKO gerillalarından Lice İçin Misilleme!

ANF’de (Fırat Haber Ajansı) geçen habere göre TKP/ML’ye bağlı TİKKO gerillaları, geçtiğimiz gün Lice’de Kalekol inşşatını protesto eden halka yönelik gerçekleşen katliamın hesabını sormak için bir misilleme eylem gerçekleştirdi.

Kürdistan yanıyor, biz de yanalım!

“Çözüm” denilen süreçte, gerillanın ilan ettiği ateşkesi “fırsat bu fırsat” diyerek karşılayan devlet T. Kürdistanı’nı kalekollar ile dolduruyor. “İlginç değildir ki”, Kürt Ulusu’nun bütün tepkilerine rağmen ve “barış” sürecinin bütün “olumluluğuna” rağmen devlet tek yerde dahi geri atım atmadı. Bugün Kürdistan’da halkın dağları mesken eylemesi ve insanların katlediliyor olması bu yüzdendir.

“Barış” süreci ve devletin savaş hazırlığı

Sahte yurtseverler ve çoban yıldızı aydınlar

Tarihin defalarca doğrulanmış tanıklığı ile bilinmektedir ki, sahte yurtsever siyasetçilerin peşinden giden toplumların sonu yılan kaynayan kuyuların dipsiz karanlığıdır. Para, makam ve şöhret bataklığına saplanan o sahte yurtseverler adları üstünde sahtekârdırlar. Marazlı ruhlarını yurtseverlik ve halkçılık gibi cazibeli sözlerle perdelemede ve sinsi yüzlerini  saklamada oldukça ustadırlar; halkı tilkice hileler ve makyajlanmış yalanlarla aldatmada üstlerine yoktur. Şarlatandırlar; sesleri gerçek yurtsever aydınlardan hep daha gür çıkar.

TKP/ML- TIKKO gerillaları “Daha fazlasını yapabilmek için çabalayacağız”

Daha önce e-posta yoluyla elimize ulaşan bir haberi sizinle paylaşmış ve bu haberlerden birinde Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist (TKP/ML) Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu (TİKKO)’ya bağlı gerillaların 19 Mayıs günü Dersim’de yol kesme eylemi gerçekleştirdiğini aktarmıştık.

Yine elimize e-posta yoluyla ulaşan bir haberde bu yol kesme eylemini gerçekleştiren gerillalarla bir söyleşi gerçekleştirilmiştir. Biz de bu söyleşiyi sizlerle paylaşıyoruz:

 

TKP/ML TİKKO Dersim Bölge Komutanlığı

TKP/ML TİKKO gerillaları komünist önder İbrahim Kaypakkaya’nın katledilişinin 41. yıldönümü vesilesiyle bir açıklama yapti ve çeşitli eylemler gerçekleştirdiler. Elimize e-posta yoluyla ulaşan açıklama ve eylemleri güncelliğinden kaynaklı okurlarımızla paylaşıyoruz:

İbrahim Kaypakkaya ölümsüzdür!

Kalbimize saplandı 5 bıçak… (video)

 

Dersim: 2 Şubat 2011 tarihinde şehit düşen TKP/ML MK üyesi Sefagül Kesgin, TİKKO Bölge Komutanı Nurşen Aslan ve TİKKO komutan ve savaşçıları Gülizar Özkan, Derya Aras ve Fatma Acar’ın mezar yerlerinin açıklanmasının ardından cenaze töreni Dersim Merkez’de gerçekleşti. Yüzlerce insanın katıldığı cenaze töreni ardından şehit düşen gerillalar, kavga yeminleri ve savaş sloganları ile Dersim Belediye (Asri) Mezarlığı’na defnedildi.

Mayıs’(lar)ımızın anlatıp,hatırlattıkları

“Ego contra mundum”[2]

Erdoğan’ın, “Biz bu ülkede hiçbir gerilimin kaynağı değiliz… Berkin Elvan’ın anmasını yapıyorlar... Her ölüm hadisesinde bir tören mi düzenleyeceğiz. Ölmüştür geçmiştir... 

Bütün bu araçların üzerine bu teröristler camları kırmaya çalışıyorlar. Polis eli kolu bağlı mı kalacak, bir şey yapmayacak mı? Nasıl sabrediyorlar anlayamıyorum. Hiçbir medya yaralanan polislerin durumu ne olacak demiyor…”[3]  diye haykırdığı zor ve zorlu günlerden geçerken; acı çekiyoruz.

Bejdar'ın tutsak alınamayan şiirleri [*]

“Şiir hayatın özetidir.”[1]

Bejdar Ro Amed… 

Kürt şiirselliğiyle yüklü bu adı ilkin -olasılıkla Amed’de, Kürtleri “te’dip”te kararlı, rejimin sadık bekçisi, dediğim dedikçi, işgüzar bir nüfus memurunun dayatmasıyla kayda geçilmiş Türkçe bir adın yanına parantez içinde çiziktirilmiş olarak gördük, Kürt coğrafyasındaki cezaevlerden birinden gelen zarfın üzerinde…

Sayfalar