79-ԵՐՈՐԴ ՏԱՐԵԼԻՑԻՆ ԱՆԻԾՈՒՄ ԵՆՔ ՏԵՐՍԻՄԻ ՑԵՂԱՍՊԱՆՈՒԹՅՈՒՆԸ:
79.YILINDA DERSİM TERTELESİNİ LANETLİYORUZ !
Kürt, Ermeni, Rum, Yahudi, Süryani, Alevi, Ezidi halklarına mensup farklı etnik ve inanç sahibi toplulukların bir arada yaşadığı coğrafyamızda yüzyıllardır hiçbir zaman kan, gözyaşı ve acı eksik olmamıştır. Zulüm, bugün bile mazlum halkların kanları ile sulanan topraklarda en koyu ve vahşi şekilde devam etmektedir.
1915 Ermeni soykırımı ile bir ulusun yok edilmesiyle başlayan ve Cumhuriyet Türkiye’sinde devam eden soykırım ve katliamlar TC devletinin kanlı tarihini oluşturmaktadır. Kana doymayan, kandan beslenen bir yapı aradan yüz yıl geçmiş olmasına rağmen gelenekçi Osmanlı ilhak, yağma, talan politikalarını bugün de olduğu gibi devam ettirmektedir. İttihat ve Terakki yönetiminin baş katilleri olan Talat-Enver-Cemal üçlüsünün yerini Cumhuriyet döneminde M. Kemal, İ. İnönü, F. Çakmak, C. Bayar, K. Karabekirlerden oluşan Kuvay-i Milliyeciler almıştır. Ulus devlet oluşumunda Ziya Gökalp, M. Akif Ersoy gibi ırkçı, milliyetçi ideolojilerin slogan haline getirdikleri tek dil, tek devlet, tek millet şeklinde kabul edilen Türk milliyetçiliği, halklara yaşam hakkı tanımamıştır.
1937/38 Dersim soykırımına gelene kadar Kemalistler, Kuvay-i Milliyeciler 1921 Koçgiri, 1925 Şeyh Sait, 1928 Ağrı, 1930 Zilan isyanlarını kanla bastırmışlardır. En son 29. Kürt ulusal başkaldırısı ise 1970’lerden başlayarak doruk noktasına gelmiştir. Hiçbir çözüm üretemeden, mücadele karşısında tek seçenek olarak “zor” yöntemini kullanan devlet artık çıkmaz içerisine girmiş, haliyle Kürt sorunu Türkiye sınırlarını aşarak uluslararası sorun halini almıştır.
4 Mayıs 1937 olarak tarihe kanla yazılan, Dersim soykırımı yaraları bugün dahi sarılamamıştır. Köylerinden, evlerinden zorla göç ettirilen, dağlardan uçurumlardan aşağıya atılan, mağaralarda gaz bombaları ile imha edilen, ailelerinden koparılarak alınan askerlere evlatlık verilen çocukların hikayeleri zorla kimliğinden, inancından dolayı din değiştirmek zorunda kalan insanlar, düşmana teslim olmamak için kendilerini Munzur suyuna bırakan genç kadınlar... Bunun oluşturduğu travma bugün de olduğu gibi korku ile devam etmektedir.
Dersimliler Kızılbaş-Alevi-Kürt kimlikleri ile gelenekçi olan Türk İslam Sünni mezhebinden tamamen ayrı, gelenek ve görenek, yaşam tarzı ve düşünceleriyle ayrışan, diğer Kürt aşiretlerinden de ayrılan özerk bir yapısı olan toplum yapısına sahiptir. Alevi inancına göre cemevleri sorunların tartışıldığı, çözüm arandığı aynı zamanda ibadet alanlarıdır. Kâbesi ise insandır. Savaşlarda orduya asker vermemişler, vergi vermemişler, nötr kalmışlardır. Özgürce özerk yaşamış insanlardır. Bu durum devleti her zaman rahatsız etmiş ve çözülmesi gereken sorun olarak önüne koymuştur.
Dersimliler, Ermeni soykırımında ayrı tutum sergileyen tek bölge olmuştur. Ülkenin değişik yerlerinde vali, kaymakam yerel yönetici veya bireysel olarak Ermenileri koruyan, saklayan erdemli insanlar olmuşsa da topluca olması bakımından tektir. Binlerce Ermeni’yi katliam ve kırımlardan her türlü riskleri alarak korumuşlardır. Katliam ve kırımlar yaşanırken Dersimliler bu pogromlara katılmamışlardır. Osmanlı-Rus savaşında Dersim’e kadar gelen Rus birliklerine Ermenileri teslim etmişler, Rus orduları ile birlikte Kafkaslara 20bin Ermeni geçerek hayatlarını kurtarmışlardır.
Kürt ulusal mücadelesinde Dersim ile Koçgiri aşiretleri arasında bir birlik sağlanınca Hozat’ta toplandılar. İlk defa olması bakımından anlamlı olan bir bildiri kaleme alarak isteklerini sıraladılar ve hükümete verdiler. Tarihe Hozat muhtırası olarak geçen bu bildiride a) Tüm Kürt tutukluların serbest bırakılması b) Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgelerde Türk memurların çekilmesi c) Askeri hareketlerin derhal durdurulması talebinde bulundular. Eğer “Kürdistan özerkliğinin tanınması halinde gerekirse bunu silahla olacağını” ilan ettiler.
Kürt ulusal direnişini bastırmak için harekete geçen devlet güçleri bayraklarını göndere çeken Kürt halkına karşı direnişi kırmak için harekete geçti. Nurettin Paşa komutasında oluşan birlikler Dersim ile Koçgiri arasındaki bağlantıyı keserek ayaklanmayı bastırdılar. Koçgiri halk hareketini bastırmak için Ermeni soykırımında yer almış İttihatçılardan ZO’ları hallettik, sıra LO’larda deyişiyle ünlü Nurettin Paşa’nın yanında Karadeniz’de Rum katliamları ile tanınan sadist Topal Osman da yer aldı.
4 Mayıs 1937, soykırımın başlangıç günü olarak bilinmektedir. Ancak 1937’ye gelene kadar yaşanan gelişmeler ve kanun tasarıları bizzat M. Kemal’in imzalarıyla onaylanmıştır. Cumhuriyet kurucusunun soykırım suçlamasıyla karşı karşıya kalmasını, devleti elinde bulunduran yeni ittihatçılar asla kabul etmemişlerdir. Islahat programı çerçevesinde 1934’de çıkarılan İskan Kanunu, bölgenin demografik yapısının değiştirilip, Türk İslam Sünni mezhebine göre insanların yerleştirilerek, halkın dağıtılması hedef alınmıştır. 1935’de Tunceli Kanunu ile Dersim adı değiştirilip Tunceli oldu. En son ise 4 Mayıs 1937 Tunceli Tedip (terbiye etme) ve Tenkil (katletme) Harekatı olarak bilinen Dersim halkına karşı girişilen kırımlar aynı zamanda BMM onaylanmış, Reisicumhur olan M. Kemal Atatürk tarafından imzalanmıştır.
Dersim halkına karşı girişilen bu soykırımdan Atatürk’ün rolünün basın, tarihçiler ve devlet tarafından karartılarak, Atatürk’ün “hasta” olduğunu, “hiçbir zaman Seyit Rıza’nın asılmasını istemiyordu” gibi yalanlarla şirin gösterilip, Atatürk’ün rolü karartılmak istenmektedir. Oysa Atatürk’ün 1935 yılında Trabzon ziyareti sırasında harita üzerinde Dersim katliamı planı halen durmaktadır. Ev müzeye çevrilmiş durumdadır. Dönemin Genel Kurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak 1930 yılında Başbakanlığa sunduğu raporda “Dersim’e bir an önce askeri harekat düzenlenmelidir” diyerek, Alevi-Kızılbaş-Kürt inancına, kimliğine sahip insanlara karşı katliamın işareti verilmiş oldu.1935 yılında bölgeye giden İsmet İnönü “Şark Raporu”nu hazırladı. Dersim kasabı olarak bilinen Abdullah Alpdoğan, Kazım Orbay ile birlikte devlete rapor ettiler.
Ve Tertele peen
Adım adım Dersim soykırımına gelinirken K. Atatürk 1936 yılında Meclis açılış konuşmasında katliamın işaretini verdi. “Dahili işlerimizden en mühim bir safha varsa o da Dersim meselesidir. Dahilde bulunan iş bu yarayı, bu korkunç çıbanı ortadan temizleyip koparmak ve kökünden kesmek için her ne pahasına olursa olsun yapılmalı ve bu hususta en acil kararların alınması için hükümete tam ve geniş yetki verilmelidir” demiştir. Nihayet 4 Mayıs 1937’de Dersim soykırımı kanunu Meclis’te onaylanarak hemen ertesi günü ordu harekata geçerek katliamlar başlamıştır.
7’den 70’e çocuk yaşlı denilmeden insanlar toplu olarak katledilmişlerdir. Köyler boşaltılarak Kızılbaş-alevi-Kürt inancına sahip Dersim halkından 70 bin insan barbarca öldürülmüşlerdir. Munzur suyunun bir ay boyunca insan cesetleri ve kan aktığına insanlar tanık olmuştur. Analar, kızları düşmanın zalimlikleri karşısında Munzur, Mercan dağlarından atarak intiharı tercih etmişlerdir. Mağaralara sığınan Dersimliler gazla zehirlenerek öldürülmüşlerdir. Çocuklar ailelerinden koparılmış, subaylar tarafından köle olarak kullanmak için evlatlık alınmışlardır. Bunların izleri bugün uzun araştırma ve incelemeler sonucu ortaya çıkmış ama gizemini halen korumaktadır.
Tujin dağı, Zel dağı, Mercan dağları, Munzur dağları, Laç deresi, Ali Boğazı gibi 100’e yakın noktada katliamlar yapılmıştır. Bunlardan bugün en çok konuşulanı Kayışoğlu Yarması vakasıdır. Diyarbakır’dan kalkan uçaklar binlerce insanı öldürmüşlerdir. Kanlı seferlerin başladığı saldırılarda Dersim direnişinin önderlerinden Alişer ve eşi Zarife Hatun ile Sahan Ağa öldürülmüşlerdir. En acı insanı derinden yaralayan olay ise Diyarbakır’dan kalkan uçaklarda Dersim’i baştan aşağı bombalayan ilk kadın pilotun Atatürk’ün manevi kızı olarak bilinen Sabiha Gökçen’in acıklı hikayesidir.
Agos gazetesi genel yayın yönetmeni olan Hrant Dink’in ölümüne sebep olan olay Sabiha Gökçen davasıdır. Devletin örnek cumhuriyet kadını olarak lanse ettiği Sabiha Gökçen’in kimliğini ortaya çıkaran Hrant Dink’tir. Yetim kalan, Ermeni bir çocuğun, Atatürk tarafından evlatlık alınmasına kadarki süreci kamuoyu ile paylaşan Hrant Dink, tabuları yıkarak, gerçekleri açıklamış bedelini hayatı ile ödemiştir.
Soykırım kurbanı kadın ve çocukların Müslüman-Türk ailelerine hizmetçi yetiştirilmek üzere verilenlerden birisi Atatürk’ün manevi kızı olarak bilinen Sabiha Gökçen’dir. Katliam, kıyım ve tehcir sırasında annesi-babasını kaybeden S. Gökçen yetim kalan bir Ermeni çocuğudur. Sabiha Gökçen’in ise asıl ismi Hripsime Sebilciya’dır. Bursa’nın sayılı ailelerinden olan Sebilciyan iki yaşında ailesinden kopmuş annesi ve babasını tanımamaktadır. Bursa’da bir yetimhaneye, uzun yürüyüşe dayanamayacağı için ailesi tarafından bırakılmıştır.1922 yılında Bursa’ya gelen Atatürk 9 yaşındaki Sabiha’yı akıllı ve sevimli görür. Kendine evlat edinerek, Ankara’ya götürür. Sabiha cumhuriyet kadını olarak tanıtıldı. Oysa gerçek hiç de böyle değildi.1937/38 soykırımında Dersim’i bombalayan ilk kadın pilot olarak tarihe geçti. Sabiha Gökçen anılarında bombalama emrinin Atatürk tarafından verildiğini söylemiştir.
1937 yılında Erzincan valisiyle görüşmek üzere çağrılan Seyit Rıza, tutuklanarak Elazığ’a götürüldü. Bugün dahi katliam ve kırımları haklı göstermek için mazeret üretmede usta olan mahkemeler “Dersim’i isyana teşvik etmekten” göstermelik olarak oluşturulan mahkemelerde alelacele yargılanarak, idam cezasına çarptırıldı. Ekim’in ortasından Kasım 15’ine kadar süren yargılamalarda Seyit Rıza, oğlu ve arkadaşları Elazığ’ın Buğday Meydanında idam edildiler.
Tamamen kin ve nefret üzerine kurulu özel mahkemelerde yargılanan Seyit Rıza, oğlu ve arkadaşları yargılanan değil, mahkemeyi yargılar duruma getirmişlerdir. Asılsız suçlamalar üzerine alınan kararlar doğrultusunda hareket eden mahkemeye “yalancı ve şerefsiz hükümet” diyerek tavrını koymuştur. İdam edilmeleri için, kendi yasalarını dahi çiğneyerek yaşlarını S. Rıza’nın 75’ten 54’e indirerek, oğlununkini ise 17’den 21’e çıkartarak infaz etmişlerdir. Diğer idam edilenler Sey Nursen, Civrail Ağa, Fındık Ağa, Aliye Mirze Sili, Hesen Ağa ve oğlu Resik Hüseyin’dir.
Seyit Rıza ve arkadaşları 14/15 1937 kasım gecesi idam edildiler. İdam edilenler arasında Seyit Rıza en son idam edilmiştir. M. Kemal’in de Elazığ’da idam edildiği gece orada bulunduğu söylenmiştir. Ve bir an önce idam edilmesini beklemektedir. İdamdan önce de Seyit Rıza ile de görüştüğü bilinmektedir. “Nedamet getirdiği takdirde affedileceği”nin, konuşulanlar arasında olduğu bilinmektedir. Ama Seyit Rıza davasını savunmuş, “aman” dilememiştir.
İhsan Sabri Çağlayangil’in bizzat yer aldığı idam gecesinde namaz kılıp, kılmayacağı sorulmuş ama istememiştir. İnfazdan önce son isteği ise “40 liram var, bir de saatim oğluma veriniz” oldu. Kabul etmediler. “Oğlunu da asacağız” dediler. “Öyle ise beni ondan önce asın” dedi ama olmadı. İdam mahkumunun son isteği yerine getirilmedi. İlk önce çocuğunu gözlerinin önünde astılar. Resik Hüseyin son nefesinde babasına dönerek “Kürt milleti sağolsun” dedi. Seyit Rıza ise idama giderken kendisi ilmiği boynuna geçirdi. Tekmeyi vurarak, Kürdistan şehitler kervanına katıldı. Son sözü “ben sizin hilelerinizle baş edemedim bu bana dert oldu, ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim bu da size dert olsun” diyerek miras bırakıp gitti. Seyit Rıza’nın devrimci duruşu bugün Kürdistan’da diz çökmeyenlerin mücadelesinde yaşıyor.
Dersim direnişinin en büyük haini ise Seyit Rıza’nın yeğeni Rayver’dir. Direniş ihanet ile kırılmak istenmiş ama başarılı olamamıştır. Rayver Türk devleti ile gizli işbirliğine girerek, Alişer’in güvenini kazanmak için kirve olur. Kızılbaş-Alevilikte kirvelik çok önemlidir. Kardeşten de ötedir. Seyit Rıza yeğeni olmasına rağmen bunu doğru bulmaz. Türk ordusuna hizmet eden döneme damga vurmuş olan Rayver yaptığı her ihanet neticesinde para ile ödüllendirilmiştir. Alişer ile Zarife Hatun’un kellesini düşmana taşımış, karşılığında yüzlerce liralar almıştır. Seyit Rızaların idam edilmesinden sonra Türk Genelkurmayın emriyle Tastek mevkiinde oğlu ile birlikte kurşuna dizildi. Evlerinde yapılan kontrollerde ise ihanetten elde ettiği paralar askerler tarafından bulunur ve el konulur. Eşini de Batı’ya sürgün ederler.
Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamından sonra şanlı direniş kırılmış, insanlar öldürülmüş, köyler yakılıp yıkılmış boşaltılmıştır. Ve dönemin başbakanı olan İsmet İnönü “Dersim meselesini ortadan kaldırdık” demiştir. Bugün ise Türk-İslam faşizminin temsilcisi olan Erdoğan, Dersim soykırımı için 2011’de partisinin genişletilmiş il toplantılarında “devlet adına özür dilemek gerekiyorsa, böyle bir literatür varsa ben özür dilerim, diliyorum” demiştir. Fakat hiç bir inandırıcılığı olmayan, samimiyetten uzak, siyasi rakipleri olan CHP’yi teşhir etmek ve oy kaygısıyla söylenmiş sözdür. Anayasal güvencesi olmadan, gerekleri yerine getirilmeyen açıklamaların hükmü olmaz, olmamıştır.
Seyit Rıza ve arkadaşlarının bugün dahi belli olmayan mezar yerleri açıklanmadıkça, evlatlık verilen kızlar bulunmadıkça, devlet olarak özür dilenmedikçe, katillerin yargılanmadığı sürece, soykırımlarla yüzleşilmediği sürece, Alevi kimliği tanınmadığı sürece, cemevlerinin halka açılmadığı statüsü verilmediği, Dersim adı geri verilmediği sürece özür’ün hükmü yoktur.
Seyit Rıza’nın zalim’ler karşısında diz çökmeyen dik duruşu, Kızıldere’de Mahir Çayan ve arkadaşlarının teslim ol çağrılarına karşı “biz buraya dönmeye değil, ölmeye geldik” diyerek cevap veren, Diyarbakır işkencehanelerinde düşmanı karargahında yenilgiye uğratan İbrahim Kaypakkaya’nın direnişi, Deniz, Yusuf, İnan’ın darağaçlarına giderken “Yaşasın Kürt ve Türk halklarının kardeşliği” sloganı ile idamı göğüslemeleri, Cizire’de “biz direndik, diz çökmedik bizimle gurur duyun” diyerek ölen Mehmet Tunç ve binlerce şehitler Seyit Rızaların mücadelesinin devamı olmuş, sonsuza kadar da olacaktır.
Ermeni Devrimciler
4 MAYIS 2016
ERMENİ DEVRİMCİLER
ՀԱՅ ՀԵՂԱՓՈԽԱԿԱՆՆԵՐ
4 MAYIS 2016
Agop Ekmekciyan
Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tanınmaktadır.
agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)
Son Haberler
Sayfalar
Devrimciler Açısından Seçimler Bitmiş midir
Bir tek insanın burnu kanamadan, bir tek insanında canı yanmadan..
Devletin açıklamasına göre anlam veremedikleri bir şekilde ülkenin dört bir tarafında elektrik kesintileri gerçekleşti.
Miliyarlarca dolar zarar.
İster emperyalizmdeki işe yaramaz işletmelerin / sömürgelerinde / tasfiye oluşuna kriz diyin isterse de başka bir şey.
Çağımız katma değeri yüksek üretim ilişkilerine sahip olma ve katma değeri yüksek üretim ilişkilerine tüketebilecek insan / ülke / tipi yaratabilme çağı.
Ve ....
Haydar Mecit öldü mü? Deniz Faruk Zeren
Aynanın kırıldığı yerde suretler indi yeryüzüne.
İnsanın kırıldığı yerde ayetler.
O ne bir suret, ne de ayettir. Ne mitolojik bir öğe, ne nostaljik bir iç geçirme, ne de anılarına sığınılacak bir tatmin aracıdır.
O yaşayan, canlı, yürüyen, gören, bilen, anlayan, büyüyen, durmadan üreten bir gerçekliktir.
Çünkü inandığı bilim ve o bilimle ürettiği düşünceleri ve o düşüncelerle, canıyla, teriyle yeri geldiğinde kanıyla kurduğu, yürüttüğü ve koruduğu organizma yaşamaktadır.
“Eylem Herşey “ Olunca, Amaç Belirsizleşir!
Marksizmle küçük burjuva “sol”culuğunun ayrıldığı en temel noktalardan birisi; somut koşulların somut tahlili ve buna uygun mücadele biçimlerinin yaşama geçirilmesi konusundaki farklılıktır. Mücadele biçimlerini, insan iradesi değil, ekonomik ve siyasal koşullar belirler. Ve bu koşulların çelişmelerini çözecek siyasal taktikler uygulanır. Proletaryanın “davranış çizgisi” (Stalin), devrimci durumun alçalma ve kabarma dönemlerinde aynı kalmaz. Her sürecin ruhuna uygun mücadele biçimleri uygulanır.
Dünya komünist örgütlerinden Ermeni Soykırımı’nın 100. yılında, soykırımı yapanları bir kez daha lanetliyoruz!
Ermeni Soykırımı’nın 100. yılında, soykırımı yapanları bir kez daha lanetliyoruz! Soykırımı yapanlar tarih önünde yargılanmaktan kurtulamayacaklardır!
24 Nisan 1915 tarihinde Osmanlı Devleti, 1.5 milyon civarında Ermeni’yi katletti. 24 Nisan 2015 tarihi, bu soykırımın 100. yılı. Yüzyıl önce gerçekleşen bu soykırımı, Osmanlı’nın devamı olan Türk devleti sistematik olarak inkâr etti. Türk devletinin tüm gayret ve çabası, aradan geçen yüzyıl sonra bile bu soykırımı insanlığın hafızasından silmeye yetmedi. İnsanlık tarihi hiçbir zaman bu soykırımı unutmadı.
Zindanlardan Kobanê’ye; Coşkuyla Çarpan Bir Yürek
Zindanlarda şehit yoldaşlarımızın dostlarımızın haberi bir başka yankılanır. Erkanın gidişi de yüreğimizi yaktı, kavurdu. Şüphesiz sınıf kinimiz daha bir bileylendi. Onlara layık bir devrimci, bir Partizan olmak, onurla devrettikleri bayrağı aynı bilinç ve sorumlulukla devralmak…İşte budur isteğimiz…
Sevgili Sarkis,/ GARİNE SEROPYAN
Bir yazının, en azından edebi açıdan düzgün bir yazının giriş, gelişme ve sonuç bölümleri olur. Kısa süren okul maceranda bunu öğrenememiş olabilirsin ama bir hayat süren kendi maceranda, kendi eğitimini kendi tamamlayan bir buzdolapçı ustası olarak, hadi olmadı sonradan olduğun gazeteci sıfatınla, bunu kesin öğrenmişsindir. Bize okulda kafamıza vura vura öğrettiler bunu. Öğrettiler de ne oldu? Girişi ve gelişmesi olmayan bir sonuçtan başlıyoruz yaşamaya senin gidiş maceranı, tüm dilbilgisi kurallarının ihlali eşliğinde.
Soykırıma Giden Yol ve Van direnisi I. Dünya Savaşı
3000 yıldır,Anadolu'da yaşamış bir halkın,topraklarından yok edilerek,tarihte eşi benzerigörülmeyen yol ve yöntemleri kullanarak,20.yüzyılın başlarında 1,5 milyon insanın ölümüyle sonuçlanan soykırım yaşanmıştır.Meşrutiyet'in ilanıyla Abdülhamit'in krallığına son verilmiş,yönetimde ağırlığını hissettirmeye başlayan İttihat ve terakki partisi'nin amacı devleti ele geçirmekti.1913 yılında ,31 Mart olayları olarak tarihe geçen darbe ile tamamen yönetime el koyan Talat-Enver-Cemal üçlüsünün hakimiyetinde Selanik'ten gelen ordu ile gerçekleşen darbeden sonra kral Abdülhamit sürgüne Selanik'e gön
Hep soykırım üzerineydi Sarkis Seropyan'ın çocukluk masalları:Celal Başlangıç
Daha yolculuklarımız olacaktı; Ermenistan'a, Karabağ'a gidecektik Soykırım'ın 100. yılında. Oysa şimdi seni okyanusların sonsuzluğuna uğurluyoruz. Yolun ışık olsun Sarkis ağabey
Uçağın kalkmasına neredeyse dakikalar kalmıştı.
Koşa koşa daldık Erivan Havaalanı'ndan içeri.
Bir haftalık Ermenistan gezimizin ardından gittiğimiz Dağlık Karabağ'dan dönerken arabamız buzun üzerinde uçmuş, geçirdiğimiz kaza nedeniyle uçağa geç kalmıştık.
Büyük bir kalabalık vardı önümüzde.
Bir kaçırdık mı uçağı, en az dört gün sonra dönebilecektik İstanbul'a.
"Devletin Kürtajı" : Roboski
“Aslında tek bir ırk vardır insanlık.”[1]
Unutmuş olamazsınız, “her kürtaj bir Uludere’dir,” buyuruvermişti zatın teki, suçüstü yakalanmış olmanın telaşı ve ağız kalabalığıyla. “Olay”ı unutturmaya, bu konuda konuşanları susturmaya çabalıyor; “Ne yani, karım ayağınıza kadar geldi, ortada bir hata olduğunu söyledik, kan parası da verdik, daha ne istiyorsunuz?” diye dikleniyordu. Baktı ki susmuyorlar, gargaraya getirmek için patlatıvermişti: “Her kürtaj bir Uludere’dir!” Saçlarımızın diplerinden tırnaklarımıza kadar sızlamıştı içimiz…
Kahraman(lığ)ın “Gerekli"ligi[*]
“Dünün şurubunu iç, yarını göreceksin.”[1]
Bertolt Brecht’n, “Ne yazık o ülkeye ki kahramanlara ihtiyacı var!” sözü ‘Galileo Galilei’ başlıklı oyundaki repliktir ve hikâyesi de şudur:
Kiliseden gelen işkence tehditlerinin ardından Galilei korkar ve pişmanlık belgesini imzalar. Bu yüzden hocasına çok kızan öğrencisi Andrea, karşılaştıklarında hocasına şöyle der: “Ne yazık o ülkeye ki, kahramanları yoktur.” Galilei”nin ona yanıtı da, “Ne yazık o ülkeye ki, kahramanlara muhtaçtır.”
Bertolt Brecht’in kaleme aldığı bu diyalog, insan(lık) durumuna dairdir…