50. Yılın Deneyimi Newroz Ateşinin Görkemiyle1 MAYIS ALANLARINA!
Başta Kürt halkı olmak üzere Mezopotamya halklarının isyan ve direniş günü olan bir Newroz’u daha geride bıraktık. 8 Mart’ta kadınların dalgalandırdığı isyan bayrağı, 21 Mart Newrozlarında başta Kürt halkı olmak üzere Türkiyeli işçi ve emekçilerin kitlesel ve coşkulu eylem ve mitinglerine sahne oldu. 2020 Newroz’u salgın bahane edilerek yasaklanmış, 2021 Newroz’u salgının etkisi altında kalmıştı.
2022 Newroz’u ise gerek Kürt ulusunun artan özgürlük talebi ve gerekse de yaşanan ekonomik krizin derinleşen etkisiyle görkemli bir katılıma neden oldu.
Sadece Türkiye Kürdistanı değil, Türkiye’nin diğer bölgeleri de dahil olmak üzere bütün dünya da başta Kürt halkının kitlesel katılımı olmak üzere işçi ve emekçilerin isyan ve tepkisinin gösterildiği Newroz kutlamaları, 2022 yılının başından itibaren giderek yükselme eğilimi içinde olan kitlelerin hareketliliğinin somut yansıması oldu.
Önce başlayan işçi sınıfı eylemleri, ardından kadınların kitlesel ve militan eylemleri ve nihayetinde Kürt halkının isyan ve özgürlük bayramı, direniş günü olan Newroz’un kitleselliği, 1 Mayıs 2022 öngününde bizlere kitle hareketinin daha da yükseleceği mesajını net olarak vermektedir.
Newroz alanlarında kitleselliğin dışında en ön plana çıkan yönlerden biri de gençlerin ve kadınların katılımının yoğun olmasıdır. Bu durum sınıf mücadelesi içinde kitle hareketinin en dinamik bileşenlerine işaret ettiği kadar, bu alanlardaki çalışmanın önemi ve ısrarını da teyit ediyor.
Newroz’un vermiş olduğu mesaj sadece bölge halkları açısından değil zalim Dehaklar tarafından da görülmüş durumdadır. Demirci Kawa’nın binlerce yıl önce yaktığı ve Kürt ulusunun ulusal baskıya karşı mücadelesinin yadsınamaz katkısıyla günümüz koşullarında politik olarak güncellenen başkaldırı ve isyan ruhu milyonlarca kişinin ellerinde yeniden kuvveden fiile geçti.
Tam da bu nedenle TC, Newroz’a karşı zalim Dehak tavrını takınmakta gecikmemiştir. TC faşizmi bu süre içinde boş durmamış, gerek Newroz öncesinde ve gerekse de Newroz’da en iyi bildiği şeyi yaparak gözaltı ve tutuklama saldırılarına girişmiştir. TC’nin bu saldırganlığından Newroz’da verilen mesajı net olarak anladığını görebiliriz.
Newroz’u, Kürt ulusunun ulusal baskıya karşı isyanıyla birlikte, emperyalist işgal ve savaşların yaşandığı, gerici ilhak ve işgal saldırılarının gün aşırı gerçekleştirildiği ve yine örneğin Türkiye işçi ve emekçi halkına ağır ekonomik kriz koşullarında, işsizlik, pahalılık, açlık ve yoksulluk dayatıldığı koşullarda, tüm bu koşullara isyan ve tepki olarak da kavranmalıdır.
Nitekim tam da bu nedenledir ki Newroz sadece T. Kürdistanı’nda değil, Türkiye’nin büyük şehirlerinde de kitlesel katılımla kutlanmış durumdadır. Bunda işçi sınıfına ve emekçi halka yaşatılan koşulların etkisi vardır. Türk hakim sınıfları ve onların temsilcileri ne kadar pembe tablo çizmeye çalışırlarsa çalışsınlar, TC yüzüncü yılına girerken tarihinin en ağrı krizlerinden birini yaşıyor. Bu gerçek, kimi burjuva iktisatçılar tarafından da dile getiriliyor.
Örneğin enflasyon ve işsizlik oranının toplamından oluşan sefalet endeksinde TC faşizmi benzer rejimler arasında birinci sırada bulunuyor. (6 Mart) Zaten işsiz olan insanların bir de çok daha yüksek enflasyona (alım gücü düşüşüne) maruz kalması sefaletin arttığı anlamına geliyor.
Artan ekonomik kriz yeni saldırıların habercisidir
Ay’a yüksek hızla iniş yapan “yerli ve milli” AKP-MHP iktidarı, Türkiye halkını açlık ve sefaletle yüzyüze bırakmış durumdadır. İktidara yönelik alttan alta biriken öfke ve tepki dalgası, yılbaşından itibaren başlayan işçi sınıfı eylemleri, kadın mücadelesi ve nihayet Kürt halkı başta olmak üzere Türkiye işçi sınıfı ve emekçi halkının meydanlara, sokaklara dökülen öfke ve tepkisi de buradan besleniyor.
Kitlelerin iktidara yönelik öfke ve tepkisinin daha da artacağı öngörülebilir. Burjuva muhalefet partilerinin seçim eksenli dalaşları ve günübirlik yapılan kamuoyu yoklamaları sonuçları da bunu göstermektedir. İktidar partilerinin eriyen kitle desteğine karşı, muhalefette olan burjuva partilerinin oy oranlarının yüksek olmaması, dahası kararsız olarak tanımlanan kitlenin yüzdesinin çokluğu, kitlerde sisteme ve düzen partilerine yönelik güvensizliğe işaret ettiği kadar kitlerin düzenden kopuşunun zeminine de işaret etmektedir.
Tam da bu nedenle gerek iktidar ve gerekse de muhalif burjuva partileri kitleleri olabildiğince sokaktan uzak tutmak istemektedir. İktidar partileri açıktan kitleleri sokağa çıkma konusunda tehdit ederken muhalefetteki burjuva partileri ise seçimi ve sandığı işaret etmektedir. İktidarı ve muhalefetiyle bütün hakim sınıfların ve onların temsilcilerinin korku ve kaygıları nedensiz değildir. Ülkede işsizlik salgın koşulları nedeniyle daha da artmış durumdadır.
Nitekim DİSK Araştırma Merkezi’nin İşsizlik ve İstihdamın Görünümü-2021 raporuna göre gerçek işsiz sayısı salgın öncesine göre 1.4 milyon arttı. Raporda, çalışma çağındaki 63.7 milyon yurttaşın sadece 19.7 milyonunun kayıtlı ve tam zamanlı istihdamda göründüğü belirtilmektedir. Geniş tanımlı işsizliğin 8.8 olduğu kaydedilirken, bu rakamın gençlerde yüzde 43 olarak belirlendiği ifade edilmektedir.
Her 100 kadından sadece 16.7’si kayıtlı ve tam zamanlı istihdamda olduğu ifade edilen raporda, genç kadınlarda geniş tanımlı işsizlik oranı ise yüzde 54 olduğu belirtilmektedir. (24 Mart)
İktidarı ve muhalefetiyle TC’nin yeni “Gezi”lerden ve Serhildanlardan çekinmesinin daha somut karşılığını İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İstanbul Planlama Ajansı tarafından yapılan “Ekonomik Krizin Kıskacında İstanbul’da Geçim ve Dayanışma” araştırması sonuçlarında da rahatlıkla görebiliriz.
Araştırma kapsamında görüşülen ev işçisi emekçi kadınların yüzde 62’si temel gıda ürünleri dışında gıda alışverişi yapmayı bıraktıkları ve yüzde 37’sini her gün neredeyse aynı malzemelerle yemek yaptığı aktarılmaktadır. Araştırmada kadınların yüzde 42’si taneyle ve gramla alışveriş yapmaya başladığını söylemektedirler. Kadınlar akşam pazarlarına çıkıyor, bebek bezlerini taneyle alabilecekleri mahalle bakkallarını kullandıklarını ifade etmektedirler.
Aynı araştırmada ekonomik krizin yoksul hanelerde aynı zamanda bir sağlık krizine de dönüştüğü çünkü yeni doğum yapan annelerin yeterli beslenemediği için anne sütünin yetersiz kaldığı belirtilmektedir. Bebek mamalarına gelen zamlar nedeniyle de yeni doğan bebeklere kendilerine uygun olmayan besinler verilmek zorunda kalındığı ifade edilmektedir.
Araştırmanın çarpıcı sonuçlarından biri de krizin yükünü kadınların sırtladığını göstermiş olmasıdır. Bu durum kadın kitleleri içinde çalışmanın önemi ve gerekliliğine işaret etmektedir. Görüşülen ev emekçisi kadınların yüzde 84’ünün son altı ay içerisinde sadece kendileri için hiç harcama yapmadıklarını söylemektedirler. Her beş kadınından biri son altı ayda geçinebilmek için eve iş aldığını belirtmektedir.
Kadınların yüzde 34’ü sadece kendileri evde olduğu zaman doğalgazı komple kapattıklarını, yüzde 41’i gerekmedikçe dışarı çıkmadıklarını ifade etmektedirler. Araştırmada dikkati çeken sonuçlardan biri de esnaf ve zincir market çalışanları ile yapılan görüşmelerde son bir yıl içerisinde özellikle temel gıda ürünlerine yönelik “hırsızlık vakaları”nın arttığının ifade etmeleridir. (25 Mart)
Halk kitlelerinin bırakalım daha iyi koşullarda yaşamasını beslenebilmek için temel gıda maddelerini çalmak zorunda bırakıldığı koşullarda, AKP-MHP iktidarı halka “sabır” tavsiye etmektedir. R.T.Erdoğan, hayat pahalılığı sorununu yakından takip ettiklerini ve gerekli müdahaleyi yaptıklarını iddia ederek; “Milletimden soğukkanlı davranmalarını, sabırlı olmalarını, biz güvenmeye devam etmelerini istiyorum” demekte ve ekonomik dalgalanmaların yarattığını sorunların geçici olduğunu ve enflasyonun yalnızca Türkiye’nin problemi olmadığını savunmaktadır. (9 Mart)
Türk hakim sınıfları ve temsilcileri Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini kendileri için bir fırsat olarak kullanma amacındadırlar. Bunun için yoğun bir diplomatik çaba içindedirler. R.T.Erdoğan Brüksel’de gerçekleştirilen NATO toplantısına katılımı ve verilen mesajlar bu pragmatizme işaret etmektedir. NATO zirvesi dönüşü gazetecilere konuşan R.T.Erdoğan: “Dünyanın birçok markası, grubu Rusya’dan ayrılıyor. Bunlardan ülkemize gelenlere tabii ki kapımız açıktır, buyursunlar gelsinler deriz. Bunun dışında yine belli sermaye gruplarından ülkemize gelip bizde imkânlarını park etmek isteyenler olursa onlar için de tabii ki kapımızı kapalı tutmayız. Buna da kapımız açıktır” demektedir. (25 Mart)
Batı emperyalistlerinin Türkiye’yi “yeniden keşfetmeleri” tamamen kendi çıkarları içindir. Diğer bir ifadeyle TC faşizmi, “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulguru da kaybedebilir”.
Bu güçlü ihtimal beraberinde TC’nin yaşadığı sıkışmayı bir kez daha “Kürdistan’a sefer” ile aşma çabasını getirecektir. Geçmişte bunun örnekleri vardır. TC’nin, Irak Kürdistanı Bölgesel Yönetimi ve özellikle KDP ve Barzani ailesiyle geliştirdiği ilişkiler, kapalı kapılar ardında yapıldığı iddia edilen kimi anlaşmalar bu tehlikenin güncel olduğuna işaret etmektedir. Nitekim R.T.Erdoğan; “Şu anda özellikle Irak’ta ve Irak’ın kuzeyinde Barzanilerin duruşu çok çok farklı. Ve bu duruşu Türkiye ile çok daha ortak, çok daha dayanışma içerisinde yürütüyorlar. PKK terör örgütüne karşı da farklı bir duruşları var ve bu farklı duruşlarını da her geçen gün ispat ediyorlar. Bu gelişte yaptığımız görüşmelerde de ben kendisinde bunu özellikle gördüm ve anlaşılan o ki cumhurbaşkanlığı seçimiyle birlikte Irak’ta yeni bir süreç başlayacaktır. Bölge halkları terörden bıkmış durumda. Kim ne derse desin biz ülkemizin ve bölgenin güvenliğini, huzurunu, istikrarını tehdit eden terör örgütlerinin kökünü kazımakta kararlıyız” demektedir. (4 Şubat)
50. yılın deneyimi ve birikimiyle 1 Mayıs alanlarına
Türkiye işçi sınıfı ve emekçi halkı bu koşullar altında 1 Mayıs’ı karşılamaya hazırlanmaktadır. İçinde bulunduğumuz yıl aynı zamanda bu topraklarda proletarya partisinin yeniden ayağa kalkışının ellinci yıldönümüdür. Diğer bir ifadeyle yarım asırlık deneyimin ve bilincin ilhamıyla 1 Mayıs’ı karşılıyoruz.
Bu anlamıyla sadece Türkiye’de değil nerede olursak olalım yarım asra ulaşan mücadelenin haklı gururu ile 1 Mayıs alanlarına akmak anın devrimci görevlerindendir.
Bu 1 Mayıs’ta da başta İstanbul Taksim 1 Mayıs alanı olmak üzere “alan” tartışmaları yeniden gündeme gelecektir. Anın devrimci tutumunun alan tartışmasından ziyade esas olarak devrimci hareketin kitlelerle ilişkilenmesinin öncelenmesi, kitlelerle ilişkinin güçlendirilmesi olarak tanımlamak gerekir.
Birleşik Devrimci Mücadele’nin asıl olarak yönelmesi ve tartışması gereken gündem, devrimcilerin mümkün olduğunca kitleye ulaşması, kitlelerin yakıcı sorunlarının 1 Mayıs alanlarında gündemleştirilmesi olduğu unutulmamalıdır. 1 Mayıs öncesinde ne kadar çok kitleye gidilebilir, kitlelerin içinde bulunduğu duruma devrimci temelde yanıtlar üretilebilirse o oranda önümüzdeki şanlı günlere hazırlanmamız söz konusu olabilir.
1 Mayıs çalışmalarımız hem birleşik mücadelenin güçlenmesi hem de sınıf bilinçli proletaryanın kendini daha üst boyutta yeniden örgütlenmesi temelinde ele alınmalıdır. Özellikle bizler açısından gençlik ve kadın alanlarındaki faaliyetimizin 50. yılın deneyim ve birikimiyle daha da güçleneceği, bu pratik faaliyetlerimizin işçi sınıfının yakıcı gündemleriyle hemhal olacağı bir tarzda ele almak gerekir.
50. yılın deneyimi ve birikimiyle; her türden emperyalist saldırganlığa, başta TC olmak üzere bölge gericiliğinin işgal ve ilhak saldırılarına karşı 1 Mayıs alanlarına!
50. yılın deneyimi ve birikimiyle; Kürt ulusu başta olmak üzere ulus ve milliyetlere karşı gerçekleştirilen ulusal baskıya ve imha politikalarına; Alevi inancı başta olmak üzere ezilen inançlara yönelik baskılara, kadın ve LGBTİ+’lar yönelik “erkek” devlet saldırganlığına, doğanın ve çevrenin kapitalist rant uğruna talan edilmesine karşı 1 Mayıs alanlarına!
50. yılın deneyimi ve birikimiyle, işçi sınıfına ve emekçi halka dayatılan sefalet koşullarına, açlığa, yoksulluğa, işsizliğe, gençliğe vaat edilen geleceksizliğe karşı 1 Mayıs alanlarına!
Ocak ayından itibaren giderek artan işçi direnişi ve eylemleriyle, 8 Mart’ta alanları, meydanları dolduran ve geceleri zapt eden kadınların militanlığıyla, 21 Mart’ta meydanları dolduran Kürt halkının kitleselliği ve coşkusuyla 1 Mayıs alanlarını dolduralım.
50. yılın deneyimi ve birikimiyle 1 Mayıs’ı kazanalım!
Son Haberler
Sayfalar
Dağlar Erirse / Zevebân…(1)
“Ben şiir yazıyorum.Kedi uyukluyor Güneş sıcak.Çok şükür yaşıyoruz.Suyun şavkı vuruyor bize Çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze...”[2]
Evli kal, Evli değilmişcesine yaşa ( Satirik )
Maoizmin, Leninizmin, Checiliğin... Türkiye' deki temsilcileri Deniz' in, Mahir' in, İbrahim Kaypakkaya' nında süre gelenleri sosyalist proletarya köylülerle sohbet.
Herkesin dört büyük takımlı, dört büyük partili... doğduğu bu memlekette nasıl örgütleneceğine, örgütlü yaşanılacağına.... dahil tereciye tere satacak halim yok .
Yaşamak bir sanattır.
Helede ki Stalin' in resmini taşırken sizi alkışlayan, Stalin' nin ( yeni - eski ) demokratik halk devrimlerine yönelik eleştirilerinin doğruluğuna inanıyorum deyince de.......
Kan damlıyor bayrağınızdan…
O bayrağın altında Ermeni, Rum, Laz, Süryani, Kürt, Alevi halkından milyonlarca insanın kanına girildi. O bayrağın altında içlerinde Türk etnik kimliğinden sosyalistlerin de olduğu yüzbinlerce devrimciye işkence yapıldı… Hapishanelerde, sokaklarında, köylerinde, evlerinde cinayetler işlendi bu toprakların, o bayrak altında.
İşkenceci ve katillerin hepsi o bayrak altında yemin etmediler mi?
O bayrak altında astınız Denizleri…
O bayrak altında katlettiniz Kızıldere’de Mahirleri…
O bayrak altında kıydınız İbrahim’e…
O bayrak altında Kürdistan’ı kana boyadınız…
TKP/ML TİKKO gerillalarından Lice İçin Misilleme!
ANF’de (Fırat Haber Ajansı) geçen habere göre TKP/ML’ye bağlı TİKKO gerillaları, geçtiğimiz gün Lice’de Kalekol inşşatını protesto eden halka yönelik gerçekleşen katliamın hesabını sormak için bir misilleme eylem gerçekleştirdi.
Kürdistan yanıyor, biz de yanalım!
“Çözüm” denilen süreçte, gerillanın ilan ettiği ateşkesi “fırsat bu fırsat” diyerek karşılayan devlet T. Kürdistanı’nı kalekollar ile dolduruyor. “İlginç değildir ki”, Kürt Ulusu’nun bütün tepkilerine rağmen ve “barış” sürecinin bütün “olumluluğuna” rağmen devlet tek yerde dahi geri atım atmadı. Bugün Kürdistan’da halkın dağları mesken eylemesi ve insanların katlediliyor olması bu yüzdendir.
“Barış” süreci ve devletin savaş hazırlığı
Sahte yurtseverler ve çoban yıldızı aydınlar
Tarihin defalarca doğrulanmış tanıklığı ile bilinmektedir ki, sahte yurtsever siyasetçilerin peşinden giden toplumların sonu yılan kaynayan kuyuların dipsiz karanlığıdır. Para, makam ve şöhret bataklığına saplanan o sahte yurtseverler adları üstünde sahtekârdırlar. Marazlı ruhlarını yurtseverlik ve halkçılık gibi cazibeli sözlerle perdelemede ve sinsi yüzlerini saklamada oldukça ustadırlar; halkı tilkice hileler ve makyajlanmış yalanlarla aldatmada üstlerine yoktur. Şarlatandırlar; sesleri gerçek yurtsever aydınlardan hep daha gür çıkar.
TKP/ML- TIKKO gerillaları “Daha fazlasını yapabilmek için çabalayacağız”
Daha önce e-posta yoluyla elimize ulaşan bir haberi sizinle paylaşmış ve bu haberlerden birinde Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist (TKP/ML) Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu (TİKKO)’ya bağlı gerillaların 19 Mayıs günü Dersim’de yol kesme eylemi gerçekleştirdiğini aktarmıştık.
Yine elimize e-posta yoluyla ulaşan bir haberde bu yol kesme eylemini gerçekleştiren gerillalarla bir söyleşi gerçekleştirilmiştir. Biz de bu söyleşiyi sizlerle paylaşıyoruz:
TKP/ML TİKKO Dersim Bölge Komutanlığı
TKP/ML TİKKO gerillaları komünist önder İbrahim Kaypakkaya’nın katledilişinin 41. yıldönümü vesilesiyle bir açıklama yapti ve çeşitli eylemler gerçekleştirdiler. Elimize e-posta yoluyla ulaşan açıklama ve eylemleri güncelliğinden kaynaklı okurlarımızla paylaşıyoruz:
İbrahim Kaypakkaya ölümsüzdür!
Kalbimize saplandı 5 bıçak… (video)
Dersim: 2 Şubat 2011 tarihinde şehit düşen TKP/ML MK üyesi Sefagül Kesgin, TİKKO Bölge Komutanı Nurşen Aslan ve TİKKO komutan ve savaşçıları Gülizar Özkan, Derya Aras ve Fatma Acar’ın mezar yerlerinin açıklanmasının ardından cenaze töreni Dersim Merkez’de gerçekleşti. Yüzlerce insanın katıldığı cenaze töreni ardından şehit düşen gerillalar, kavga yeminleri ve savaş sloganları ile Dersim Belediye (Asri) Mezarlığı’na defnedildi.
Mayıs’(lar)ımızın anlatıp,hatırlattıkları
“Ego contra mundum”[2]
Erdoğan’ın, “Biz bu ülkede hiçbir gerilimin kaynağı değiliz… Berkin Elvan’ın anmasını yapıyorlar... Her ölüm hadisesinde bir tören mi düzenleyeceğiz. Ölmüştür geçmiştir...
Bütün bu araçların üzerine bu teröristler camları kırmaya çalışıyorlar. Polis eli kolu bağlı mı kalacak, bir şey yapmayacak mı? Nasıl sabrediyorlar anlayamıyorum. Hiçbir medya yaralanan polislerin durumu ne olacak demiyor…”[3] diye haykırdığı zor ve zorlu günlerden geçerken; acı çekiyoruz.
Bejdar'ın tutsak alınamayan şiirleri [*]
“Şiir hayatın özetidir.”[1]
Bejdar Ro Amed…
Kürt şiirselliğiyle yüklü bu adı ilkin -olasılıkla Amed’de, Kürtleri “te’dip”te kararlı, rejimin sadık bekçisi, dediğim dedikçi, işgüzar bir nüfus memurunun dayatmasıyla kayda geçilmiş Türkçe bir adın yanına parantez içinde çiziktirilmiş olarak gördük, Kürt coğrafyasındaki cezaevlerden birinden gelen zarfın üzerinde…