40. Yıl'ında Kıbrıs işgal altında esirlere ne oldu?
Kıbrıs,Sicilya ve Sardanya'dan sonra Akdeniz'in üçüncü büyük adasıdır.Bulunduğu coğrafi konumu itibariyle önemli bir yere sahiptir.Tarihten günümüze sayısız işgallere ve savaşların yaşandığı Kıbrıs'ta stratejik konumu,Ortadoğu'ya açılan pencere,her türlü müdahale için harekete geçebilme açısından önemlidir.
MÖ adaya yerleşen Rumlardan sonra 2671 yıl sonra,yani 1571yılında Türkler adaya adım attılar.Adada hakimiyeti ele geçirdiler,despot yönetimlerinden dolayı hakimiyetlerini kaybederek azınlık durumuna düştüler.Kıbrıs adası 1878 yılından 1960 yılına kadar,esas olarak İngiliz emperyalizminin kolonisi durumunda idi.ABD emperyalizminin 1950'lerden sonra ilgisini çekmiş adayı ele geçirmek için her türlü yol ve yöntemi denemekten kaçınmamıştır.
Bir zamanlar insanların dostça,kardeşçe yaşadığı Kıbrıs adasında,1960 yılında kabul edilen Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'nda Cumhurbaşkanı'nın çoğunluk olan Rumlar (%82) tarafından yardımcısının ise azınlık olan Türk'lerden (%18) seçilmesi kararlaştırıldı.Buna göre Cumhurbaşkanı Makarios,yardımcısı Fazıl Küçük olacaktı.Bakanlar Kurulunda 7 Rum3 Türk,Yasama Görevin'i 5 yılda bir seçilen 35 Rum 15 Türk'ten oluşan Temsilciler meclisi yerine getirecekti.Yasalar ulus'ların konumuna göre belirlendikten sonra adada yaşayanlar tarafından alınan en önemli ortak karar ise Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bir başka devletle birleşmesi,yada bölünmesinin yasaklanması idi.Yine Kıbrıs Anayasası'na göre iki resmi dil olacaktı.Türk'lerin adadaki nufusu %18 olmasına rağmen,% 30 temsil oy hakkı ile ''eşit'' taraf sayılmaları,gelecekteki planları için isteklerini kabartıyordu.Nitekim de öyle oldu.
1950 yılına kadar Türkiye'nin Kıbrıs diye bir sorunu yoktu.Dış İşleri Bakanı Necmettin Sadak TBMM'de yaptığı konuşmasında ''Bugün Kıbrıs Meselesi diye bir şey yoktur'' diye açıklama yapıyordu.Türkiye ve Yunanaistan 1952 yılında NATO'ya üye olunca,Türkiye Kıbrıs'ta durumunun aynen korunmasından yana oldu.Yunanistan ile karşı karşıya gelmek istemedi.Dünyada Varşova Paktına karşı kurulan,bir askeri Pakt olan NATO,komünizme karşı mücadelede başka bir sorun ile,NATO üyesi iki ülkenin karşı karşıya gelmesini o zaman öngörmedi.1954 yılında Yunanistan,İngiltere'nin Kıbrıs'ın ''kendi kaderini tayin hakkını'' tanıması için BM'ye başvurdu.yapılan görüşmelerde Türkiye'nin adanın İngiltere'ye ait olduğunu belirterek İngiltere'nin yanında saf tuttu.Yine BM oturumlarında Tunus ve Cezayir'in Fransız sömürgeciliğine karşı yürüttükleri Ulusal kurtuluş mücadelesinde yine Türkiye Fransa'dan yana tutum aldı.Artık Türkiye,Ortadoğu halkları gözünde sömürgecilerden,emperyalistlerden yana tavır alan bir ülke olarak tanınmaya başladı.
ABD'nin, adada etkisinin her geçen gün artmasından rahatsız olan İngilizler,Kıbrıs'ın etki alanına girmemesi için bir Türk-Rum çatışması yaratarak adadaki hakimiyetini güçlendirmek istiyordu.ABD emperyalizmi 1950'li yıllarda Kıbrıs'ın bölünmesi ve ABD üssü haline getirilmesi planını hayata geçirmeyi hedefliyordu.Değişen dengeler İngiliz'lerin aleyhine işlemeye başlamıştı.Mısır'da Nasır yönetimi Suvyeş kanalının ulusallaştırıldığını açıklamasından sonra,Mısır'a yerleşmiş olan İngiliz askeri üsleri kapatıldı.Mısır'da üslerini kaybeden İngiltere için Kıbrıs artık vazgeçilmez öneme sahipti.Artık Kıbrıs bölünecek Rum ve Türk tarafları ve her ikisi de kendi ''anavatan''larına katılacaktı.İngiliz emperyalizminin ''böl ve yönet'' politikasına en uygun düşen çözüm de bu olacaktı.
Yine dünyada Kıbrıs'ta yaşanan değişiklikler,emperyalist güçler arasındaki çelişkiler Kıbrıs'a hakim olan İngiliz'lerin,elinden kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya getirdi.1960'lardan sonSSCB yanlısı Kıbrıs'ta AKEL Partisi adadaki oy oranını giderek arttırmaya başladı.Kıbrıs Cumhuriyeti,Bağlantısızlar Hareketi zirvesinde kurucu üye ünvanını aldı.Bağlantısızlar Hareketi SSCB'ye yakınlığı ile tanınıyordu.Tüm bu gelişmeler yapılacak bir seçimlerde kazanacak ''komünist''lerin ardından Batı için çok büyük bir tehlikenin kapıda olduğunu görebiliyordu.
ABD Emperyalistleri Kıbrıs'ı ele geçirmek için 1950'lerden itibaren Kıbrıs'lı Rum'lar arasında EOKA (Kıbrıs'lı Savaşçıların Ulusal Örgütü) denilen faşist bir örgütlenme,Kıbrıs'lı Rum'lar, Kıbrıs'lı Rumları,Kıbrıs'lı Türk'lere karşı ''Kıbrıs Rumlarındır'',''Yunanistan'a bağlanmalı'' sloganı ile harekete geçirmiştir.Aynı şekilde İngilizler de Kıbrıs'lı Türk'ler arasında TMT (Türk Mukavemet Teşkilatı) denilen faşist nitelikli bir örgütlenme başlatmışlardır.Başına da atanan kişi Rauf Denktaş olmuştur.Her iki faşist örgütlenmeler de gerici şövenist olup,iki halkı birbirine düşman etmeye ''Rum ve Türk'ler'' bir arada yaşayamaz,anlayışında,toplumu ikiye bölmüşlerdir.1963 yılında Rum'larla Türk'ler arasında başlayan çatışmalar iki halkı karşı karşıya getirmiştir.1967 yılında yine iki halk birbirine düşürülerek çatışmaya sürüklenmiştir.Emperyalist burjuvazi iki halkı bölerek nihayet 1974 yılında planlarını hayata geçirdiler.
İŞGALCİ TÜRK ORDUSU KIBRIS'TA ;
Türk Devleti'nin esas amacı adada tek başına bir yönetim ile Kıbrıs'ı ele geçirmek olmuştur.Irkçı,faşist Turan düşüncesini her daima savunan,1960 yılında Türkiye'de gerçekleştirilen askeri cuntanın içinde,görev alan katıldığı askeri cuntanın işbaşına gelmesinden sonra Albay rütbesi ile ordudan uzaklaştırılıp,sürgüne gönderilip Milliyetçi Çalışma Partisi ile devami olan Albay Alparslan Türkeş ve arkadaşları Kıbrıs'ta ''Türk'lerin ezildiğini'',''haklarının kısıtlandığını'',Rum'ların da ENOSİS istedikleri ve Kıbrıs'ı Yunanistan'a katmak için,fırsat kolladıkları şeklinde bir propaganda ve kaos örgütlemeye giriştiler.Tamamen Özel Harp Dairesi'nin planı ve provakasyonları ile adada bir savaş ile toprakları ele geçirmek hedefindeydiler.
Büyük Yunanistan düşünü kuran Grivas'ın ırkçı EOKA örgütlenmesi ile Özel Harp Dairesi'nin kurduğu TMT ve başına getirdiği Rauf Denktaş özel örgütlenmesi,Türk-Rum kardeşliğini savunanlar ile Rum'lara saldırmaya ve öldürmeye başladı.Aynı şekilde EOKA Teşkilatı ise Türk'lere karşı saldırılar yaparak karşılıklı saldırılar yaşandı.Şiddetlenen çatışmalarda 24 Türk'ün öldürülmesini müdahale gerekçesi olarak gören Türkiye adayı işgal edebileceğinin sinyallerini verdi.
15 Temmuz 1974 yılında ,ABD güdümündeki faşist Sampson kliği,başta olan İngiliz uşağı Makarios'u darbe ile al aşağı ederek,iktidarı ele geçirdi.Teşhir ve tecrit olan bu iki klik yönetimi sivillere terk etmek zorunda kaldı.Darbeyi de fırsat bilen Türk hakim sınıfları ve hükümet olan Ecevit bütün emperyalist güçlerin de desteğini de alarak adayı işgal etti.İlk harekat Temmuz 1974'de, ikinci harekat isecAğustos ayında Cenevre görüşmelerinin yapıldığı sırada ''herhangi bir ilerleme'' sağlanamadığı gerekçesiyle gerçekleştirildi.DöneminTürk Dışİşleri Bakanı Turan Güneş'in görüşmelerde yer aldığı,''Ayşe tatile çıksın'' şifresini kullanarak,harekat emrini Bülent Ecevit'e verdi. Ayşe,Turan Güneş'in kızının ismidir.Yani işgal edebilirsiniz mesajını Ecevit'e iletmiştir.
Türk hakim sınıflarının görünüşte ''sol'',özünde faşist olan adamı Bülent Ecevit Kıbrıs'a çıkartma yaparak bu işgalin adına ''barış harekatı'' adını koydu.İşgalci Türk ordusu adaya ''barış ve kardeşlik'' götürmek için çıktı,dedi.''işgal ordusu'' olmayacak diyen,her konuşmasında ''barış,kardeşlik,özgürlük'' gibi yüce kavramları ağzından düşürmeyen B.Ecevit,faşist yüzünü gizleyebilmiştir. Hatta bazı sol çevreleri de etkisi altına almıştır.Kıbrıs işgal harekatı 40 bin askerle,zırhlı araçlarla kara,deniz,havadan yapılan başka bir ülkenin topraklarını işgal edilmesi olayıdır.Barış harekatı olmamış,katliama dönüşmüştür.Barış harekatı adı altında,binlerce yaralı,esir,ölü ve yıkım ''kardeşlik'' adı altında yapılmıştır.İşgal,Türk milliyetçiliğini,şövenizmi körüklemenin aracı olmuştur.%38 toprak parçasını işgal eden Türk ordusunun hakimiyeti altına girmiş oldu. Kuzey bölümü güneyden koparılmış,kuzeyde Rum'lar göçe zorlanmış 200 bin'e yakın Rum evini,köyünü bırakarak terketmek zorunda kaldı.Türkiye'de, Ermeni'lere-Rum'lara-Kürt'lere yapılan soykırım aynen Kıbrıs'lı Rum'lara yapılmıştır.Güney'denTürk'ler,kuzey'e yerleştirilerek fiilen işgal tamamlanmıştır.
İşgal ordusu benzeri görülmemiş uygulamalar ile talan,soygun,tecavüz ve infazlar ile savaş suçu işlemiştir.Ada'nın demografik yapısını bozarak tamamen Türk tarafını çoğaltmak için Türkiye'den seçilen MHP'li ırkçı kesimler buraya taşındılar.Adada evlere,topraklara,ganimetlere el koyarak yerleştiler.Türk'lerin öldürüldüğünü söyleyen işgalci Türk ordusu sivil halka saldırmaktan kaçınmadı.Binlerce sivil savunmasız insanlar uykularında katledildiler.Katliamları ''adaya demokrasi'' getirdik diye yutturmaya çalıştılar.Beşparmak dağları diye bilinen Pentadektylos dağları kan gölüne döndü.Türk ordusu belki tarihinin en vahşi saldırılarını,katliamlarını burada yaptı.Yüzlerce, binlerce insan ''esir'' alındı.Topraklarından,yurtlarından alınarak bilinmez yerlere götürüldü ve infaz edildiler.Kıbrıs halkına ''barış,özgürlük,huzur vaadiyle işgal eden Ecevit,NATO'ya bağlı ordusu ile inandırıcı olmamıştır.
Kıbrıs,Türk ve Rum halklarının ortak devleti olan Kıbrıs Cumhuriyeti,Türk Devleti'nin işgaliyle ikiye bölündü.13 Şubat 1975'de KTFD adı verilerek başına Özel Harp Dairesi'nin getirdiği, kukla bir devletin,kukla yöneticisi Rauf Denktaş atandı.yapılan antlaşmalara göre kuzeydeki Rum'lar güneye,güneydeki Türk'ler kuzeye yerleşmek üzere yer değiştirdiler.Türkiye'den belli bir nufus getirilerek nufusun çoğaltılması hedeflendi.KTFD parlamentosunda bütün üyelerin oybirliği ile 1983 yılında KKTC kuruluş bildirgesi,bütün parlamenterlerin oy birliği ile kabul edildi.20 Temmuz 1974'de Türk ordusu tarafından işgal edilen 40 yıldır,halen işgal altında olan Kıbrıs'ta, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kurulduğu ilan edildi.
İşgalci Türk ordusunun Kıbrıs'ta uyguladığı zulüm,vahşet,savşın görüntüleri esirlere karşı, savaş hükümlerini hiçe sayarak yok edilmesi dünya kamuoyunda tepkiyle karşılandı.İşgalci Türk ordusunun Kıbrıs'tan derhal,şartsızve hiç bir koşul ileri sürmeden geri çekilmesi istendi.BM'lere verilen bir önerge ile BM Genel Kurul'u Kıbrıs konusunda,olağanüstü toplanarak belli başlı kararlar aldı.550 sayılı karara göre ''bütün işgal güçlerinin kıbrıs cumhuriyeti'nden derhal çekilmesi'' talep edildi.BM Genel Kurulun'da 103 Evet,5Aleyhte (Türkiye,Pakistan,Bangladeş,Somali,Malezia) ve 20 Çekimser oyla kabul edildi.KKTC'nin tüm BM üye devletler tarafından tanınmaması istendi. BM'ye göre Türk askeri adada işgalcidir.Türk hakim sınıfları,yani işgalciler uluslararası alanda ağır bir diplomatik yenilgi aldılar.
Tüm tepkilere rağmen adanın kuzeyinde faşist Türk ordusunun işgali altında ,kukla bir devlet KKTC oluşturuldu.Savaşın yıkıntıları,savaşın bitiminden sonra hepsi teker teker ortaya çıkmaya başladı.Terör estiren Türk ordusunun adaya sözde barış,kardeşlik,huzur getirdik yalanları hepsi bir bir ortaya çıkmaya başladı.Acı,yıkım,korku ve vahşetten beslenen İşgalci Türk ordusu,savaştan sonra başı hayli ağrımaya başladı.Karşı karşıya kaldığı sorunların başında esir alınıp,kaybolan Rum'ların sorunu gelmektedir.bugün bile akıbetlerinden haber alınamayan kayıp Rum esirler sorunu,kayıp yakınlarının olduğu kadar,tüm insanlığın sorunudur.Vicdanları halen sızlatmaya devam etmektedir.
KAYIP ASKER'LER VE SİVİLLER ÖLDÜRÜLDÜ ;
1974 yılına kadar Barış içinde bir arada yaşayan Rum ve Türk halkları,emperyalist efendilerinin çıkar kavgasına kurban edilerek yerlerinden,yurtlarından edildiler.Acı,ızdırap,korku ile karşı karşıya kalan halk yaralarını bugün bile saramamıştır.Savaşta öldürülenlerin mezarları belli anılmaktadırlar.Ama 1500 yakın kayıp Rum'dan bugüne kadar haber alınamamıştır.kayıp yakınları,aileler örgütlenip BM'lere,Türkiye'yi şikayet ederek,sivillerin ve askerlerin akıbeti hakkında Türkiyeden soruşturma açılmasını istediler.25 yıldan sonra ilk defa Kıbrıs Rum kesiminde kayıp yakınları kayıpların akıbetlerinin belirlenmesinde ilerleme sağlanamdığı için,protesto etmek amacıyla BM Genel Sekreteteri,Kıbrıs Özel Temsilcisi Ann Hercus'un evinin yakınında oturma eylemi yaptı. İlkokul öğrencilerinin de katıldığı eylemde Ann Hercus'a bir mektup verildi.''Mektupta BM'in kayıp sorununun çözmesinin görevi olduğu,Türkiye'ye baskı yapılmasını istediler.
Kayıp askerler ile sivillerin akıbeti hakkında 35 yıl sonra ortaya çıkan kemikler bize,kuşku bırakmayacak şekilde bu kişilerin öldürülüp,yok edildiğini göstermektedir.1974 yılında,savaş sırasında esir alınıp fotoğrafları çekilerek,tüm dünyaya servis edilen,Türk ordusunun ''şefkatlı'',savaş kurallarına uyduğu imajını vermeye çalışan,o dönem Türk basınında ve yabancı basında adeta ikon olan 5 Rum askerinin ( K.Antonakıs Mıchael-30,Nıcolaou P.Chrısttomos-26,H Phılıppos Stephanos-19,P.Ioannıs Charelembas-24,Skordıs Georghıos-25 ) teslim olmuş görüntüleri ileTürk askerinin,Rum askerine bir sigara ikram eden görüntüsü,basında günlerce,milliyetçi,ırkçı,şöven rüzgarın aracı olmuştu.Ama Türk askerinin bu foyası,yalan ve sahte şefkatı 35 yıl sonra ortaya çıktı.Kıbrıs işgal harekatında çekilen bu fotoğraf,Türk askerleri tarafından esir alınan 5 Rum aske- rinin Kuzey Kıbrıs'ta bir Türk köyünde yer alan su kuyusunun içinden çıkması oldu.Kayıp yakınlarından alınan DNA örnekleri analiz edildiğinde bunlardan 5'nin,35 yıldır kayıp olan Rum askerlere ait olduğu ortaya çıktı.Bu askerlerin 14 Ağustos 1974'de esir alınan Rum askerler olduğu belirlendi.
Bir TV programında baklayı ağzından kaçıran Kurtlar Vadisi dizisinde ''kılıç'' adında bir mafya babasını cezalandıran Atilla Olgaç'ın anlattıkları insanın kanını donduracak gibidir.Olgaç askerlikte terhisine birgün kala Mersin'den Kıbrıs'a gönderilince işgal harekatında görev aldığını,vatan için adam öldürdüğünü itiraf etti.19 yaşında esir düşmüş bir Rum'u yüzüne tükürdüğü için alnından vurduğunu,sonradan buna 9 kişinin daha eklendiğini itiraf etti.Bu hareketin bir suç olduğunun farkına varan,gelen tepkiler üzerine ''şaka'' yaptığını söyleyen Olgaç,inandırıcı olamamıştır.Kıbrıs işgali ile başlayan ihlaller,hukuksuzluk,işgallere karşı Rum halkı örgütlenerek,AİHM'ne başvurarak haklarını aramışlardır.Evinin elinden alındığına karar veren mahkeme Titiana Loizidou'ya Türkiye'nin 1,2 milyon euro ödemeye mahkum etti.1994 yılında Rum hükümeti harekat sonrası kaybolan 1491 kişi için ve yerlerinden edilen 221 bin kişinin zararlarını karşılaması talep edilen başvuruyu AİHM'ne 1996'da yaptı.Türkiye'yi İnsan Hakları Sözleşmesini ihlal ettiği sonucuna vardı.Nihai karar ise 2014 yılında açıklandı.Türkiye harekat sonrası kaybolan ailelere 30 milyon euro,adanın kuzeyinde malların zararını karşılamak için ise 60 milyon toplam 90 milyon euro ödemeye mahkum etti.
''Şefkatlı Türk Odusu''nun,Rum halkının topraklarını işgal edip,akıl almaz zulüm,vahşet ve acı yaşatmasını Türkiye'de tüm ilericiler,devrimciler şiddetle karşı çıkmış,aynı zamanada kınamıştır.Çünkü bu acıların aynısını Türk Ordusu,Türkiye'de yaşayan Rum,Ermeni,Kürt,Alevi...kendisine muhalif olan tüm kesimlere uygulaya gelmiştir.Bu yüzden sicili kirlidir.Tüm uluslararası sözleşmelerde sözde imzası olan Türkiye,gereklerini hiç bir zaman yerine getirmemiştir.Ermeni jenosidi ile 1,5 milyon Ermeni'nin yok edilmesi,350 bin Rum'un topraklarından göçe zorlanması,artık Türkiye'de Rum ve Ermeni'lerin sayıları yok denecek kadar azalmıştır.
''Şefkatlı Türk Ordusu''nun,Kürt Ulusal Kurtuluş mücadelesinde uyguladığı vahşet henüz hatıralardan silinmedi.Gerillaların organlarını kesmek,kesik başları ile hatıra fotoğrafı çektirmek insanlıktan nasibini almayan faşistlere ancak mahsus olabilir.Dersim'de insanları mağaralarda gaz bombaları ile imha eden Türk ordusu'nu Dersim'liler asla unutmamıştır.14 yaşında teslim olan,gerillaya 45 yıl hapis cezası veren Türk ordusu ile adalet sisitemi ne kadar korku içinde olduğunu göstermiştir.Teslim olan gerillaları bile kurşuna dizen ''şefkatlı Türk ordusu'' her zaman savaş suçlusu olarak bilinecektir.Faili meçhul cinayetlerde öldürülüp,halen nerede oldukları belli olmayan,mezar taşları olmayan insanların ölümünden sorumlu ''şefkatlı Türk ordusu''dur.Kürt ve Ermeni olduğu için kendi askerini dahi öldüren ancak ''şefkatlı Türk ordusu''nda görülür.
Dün Kıbrıs'ta halkları birbirine düşüren emperyalizm,bugün aynı senaryoyu Afrika'dan Ortadoğu'ya kadar genişleterek bölgeyi savaş alanına çevirmiştir.Rum-Türk çatışması yerini bugün etnikdin ve mezhep savaşlarına bırakmıştır.Değişen hiç bir şey olmamıştır.Savaşlardan ülkelerini bırakarak kaçan insanların sayıları hergeçen çoğalarak artmaktadır.Ülkemizde bu politikaların uygulayıcısı RTErdoğandır.Kesab'dan başlayıp Suriye,Irak'a kadar uzanan bu bölgede Suni-Şii-Kürt çatışması ile halkları birbirine kırdırıp seyreden RT Erdoğan İnsanlığa karşı ağır suç işlemeye başlamıştır.Türkmen'lere yardım adı altında IŞID örgütünün tüm lojistik askeri ihtiyaçlarını karşılayan RT Erdoğan halkların, tüm insanlığın düşmanıdır.
40 Yıldır Rum ve Türk halkları arasında devam eden Kıbrıs Sorunu ne Lahey Planı,ne Annan Planı ne de bir başka plan çerçevesinde çözüme ulaşabilir.tek çözüm yolu Halkların Kardeşliğidir.Ağır suç dosyaları ile savaş suçu işleyen TSK'nın Uluslararası mahkemelerde hesap verme zamanı gelmiş,çoktan da geçmiştir.
Temmuz 2014 Agop Ekmekçiyan
Agop Ekmekciyan
Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tanınmaktadır.
agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)
Son Haberler
Dört Duvar Arasında Direnenler Dışarıdakiler İçin İnat Etme Manifestosudur
Yıllardır Sosyal medyada zindanları gündemde tutmak için güncel zindan haberlerini dışarıya ulaştırıp tutsak aileleri ve zindan arasında köprü olma misyonu ile tanınan bir hesapsınız. “Rojevazindanan” ismi ile dikkatleri üzerinize çekiyorsunuz. Twitter, instagram ve Facebook gibi geniş kesimlerin kullandığı bu mecraların hepsinde aynı anda aynı haberleri paylaşmanız da ayrıca emek isteyen bir çalışma. Biz Kaypakkayahaber sitesi olarak kitlesel refleks ve duyarlılık yaratmaya çalışan bu hesapları daha da iyi tanımak babında bir röportajı gerçekleştirmek istiyoruz.
Zafer ve yenilgilerle dolu bir tarih! Yarım Asırlık Mücadele Yolumuzu Aydınlatıyor
Proletarya partisinin kuruluşunun ve mücadeleye atılışının 50. yılındayız. Bu süre içinde mücadelesini kesintisiz sürdüren proletarya partisi, onu var eden koşullar devam ettikçe kuşkusuz varlığını devam ettirecektir.
Sınıf bilinçli proletaryanın öncü müfrezesinin ülkemizdeki varlık nedenleri, sistemin çöküntü içine girdiği günümüz koşullarında kendisini çok daha yakıcı dayatır duruma gelmiştir. Ve elbette ki proletarya partisi üstlendiği tarihsel rolü yerine getirecektir. Çünkü onun mücadelesine yol gösteren sağlam temellere dayalı ideolojik-politik pusulası vardır.
Eski sloganlar bugüne hitap etmiyor…(İsmail Cem Özkan )
Eski sloganlar atılıyor, eskisi gibi heyecanlı değil, çünkü ortam ve zaman değişmişti, eski sloganların ruhu da çoktan bizi terk etmişti... İnat ile eskiden kalan sloganlar atılıyordu ama o sloganlar bugünün sorununa yanıt vermiyor, sadece eski arkadaşlara "biz ayaktayız, yok olmadık, gelin bir arada olalım!" çağrısıydı. Fakat çoktan ayrılmıştık, ruhen bir arada ama eskinin yaratılmış öyküleri de abartılarak anlatılırken gerçeklikten uzaklaşmış ve eskinin yeniden yaşayacağı iyimserlik dışında bir arada olacağımıza dair her hangi bir şey söz konusu değildi...
Siyaset Yapma Tarzımız ve Verili Koşulların Önemi Üzerine
Son dönemlerde kurumlarımızın yaptığı konferanslarda, basın açıklamalarında `Verili koşullar` dan bahsediliyor. Verili koşullardan kasıt, somut koşulların somut tahlili.
Ölümsüz(ümüz)dür NÂZIM HİKMET[1]
“Pişman değilim yaşadıklarımdan,
öfkem belki de yaşayamadıklarımdan.”[2]
“Ew çend giringî pê bide jiyana xwe ku di/ heftêyem de jî wek mînak çandina darzeytûnê bibe// Öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,/ yetmişinde bile mesela zeytin dikeceksin,” dizelerinin hakkını bir komünist gibi yaşayarak verdi. Eylül 1961’in Doğu Berlin’indeki, “sözün kısası yoldaşlar/ bugün Berlin’de kederden gebermekte olsam da/ insanca yaşadım diyebilirim,” demeyi de sonuna kadar hak etti…
Türkiye’de Durum: Çürüme ve “Çökme!”
Açıklama: Aşağıdaki makale Türkiye Komünist Partisi-Marksist Leninist Merkezi Yayın Organı Komünist’in Mayıs/2022 tarihli 76. sayısından alınmıştır.
İnsanî Mecburiyet(İmiz)dir Aşk[*]
“Güzelliğin beş para etmez,
bu bendeki aşk olmazsa.”[1]
Lev Tolstoy’un “Gerçekten aşk var mı?” sorusu bana hep itici gelmiştir; William Faulkner’in, “Aşkı kitaplara soktukları iyi oldu, yoksa belki de başka yerde yaşayamayacaktı,” tespiti gibi.
“Neden” mi?
Var olmayan şey soru(n) da ol(a)maz, ders kitaplarına da gir(e)mez…
SADAT
Son günlerde gündem olan SADAT ve Özel Savaş Şirketleri'ni, yeni yayınlanan “EMPERYALİST TÜRKİYE” (El Yayınları) kitabımda ele almıştım. Oradan kısa bir bölümü yayınlıyorum
Türk Tekelci Devleti’nin Paramiliter Gücü[1]
Yusuf Köse
TKP-ML -MKP: Cesaretimizin Sönmeyen Meşalesi Komünist Önder İbrahim KAYPAKKAYA Ölümsüzdür!
Dostlar, Yoldaşlar;
Bugün burada, ülkemiz devriminin önderini, kökleri asla sökülmemecesine toprağın derinliklerine işlemiş bir geleneğin yaratıcısı İbrahim Kaypakkaya yoldaşı anıyoruz.
Bugün burada, Marksizm-Leninizm-Maoizm’in usta bir öğrencisi olan komünist önderimizi anıyoruz.
İbrahim Kaypakkaya, Diyarbakır zindanlarında işkenceyle katledilmesinden bugüne kadar geçen 49 yıl içinde gerek mücadele yaşamı gerekse de ileriye sürmüş olduğu tezler nedeniyle güncelliğini korumaktadır.
Anlamak, Hatırlamak Zamanıdır Şimdi[*]
“-Prometheus: Ölüm kaygısından kurtardım ölümlüleri.
- Koro: Nasıl bir deva buldun bu derde karşı?
- Prometheus: Kör umutlar saldım içlerine.”[1]
O sadece kasketli değil; kasketin en çok yakıştığı insandı.
Benjamin Franklin’in, “Bazıları 25’inde ölür ama 75’ine kadar gömülmezler,” saptamasını tekzip eden bir mücadelenin, direncin, tarihin -ve elbette acının- adıydı.