40. ölüm yıldönümünde sevgi ve saygı ile… (1.ve2. bölüm)
Aradan dile kolay 40 yıl geçmiş… Acılarımız dün gibi taze, halen iyileşmeyen yaralara rağmen unutulmayan, halkın sevgisini kazanmış, her milliyetten halkın gönlünde taht kurmuş, enternasyonalist devrimci Armenak Bakır’ı sevgi ve saygıyla anıyoruz.
Engellerle dolu devrim ve sosyalizm yürüyüşümüzde, kazanım ve zaferler olduğu gibi gerilemeler ve kayıplar da mücadelemizin doğal akışı içerisindedir. Armenak Bakır yoldaşımızın ölümü çeşitli milliyetlerden halkımızda derin üzüntüye, geleneğimizde onarılmaz yaralara yol açarken, eksikliği seneler boyunca hissedildi. Faşizmin kiralık katilleri Armenak’ı katletmenin sarhoşluğu ile sevince boğuldular.
Ama nafile, bugün bir Armenak ölmüş, bin Armenak doğmuştur. Halk yeni doğmuş çocuklarına Armenak ismini koymuş, gerillalar Armenak ismiyle savaşmış, Rojava’da kabuklarından uyanan bir nesil ile Partizanlar Armenak’ın mücadelesinin bayrağını daha yükseklere çekme gayreti içerisinde olmuşlardır.
Armenak, Kaypakkaya sevdası ile dolu dolu geçen 27 yıl gibi kısa yaşamı boyunca sınıfsız, sömürüsüz bir dünya, sosyalizm mücadelesi yolunda Ararat’a özgürlük yürüyüşü sırasında şehitler kervanına katıldı.
Ararat’a yürüyüş özgürlüktür. Köklerini arama ve sorgulama yürüyüşüdür. Ararat’a yürüyüş hakikat yürüyüşüdür. Kundaktaki bebeklere kadar bir halkın yok edildiği bir dünyada aynı zamanda bir öç alma yürüyüşüdür.
Maddi ve manevi zenginlikleri ellerinden alınan, bugün varlığından dahi bahsedilmek istenmeyen, darağaçlarında idam edilen 24’ler ile başlayan Paramazlardan Misak Manuşyanlara, Gomidas’tan Kirikor Zohrablara, Seyit Rızalarda Denizlere, Mahirlere, Kaypakkayalara… Mücadele geleneğini devam ettirme ve mücadelede ısrar etme yürüyüşüdür.
Ölümsüzlüğünün yıldönümünde Armenak…
Tehcir ve katliam ile yerlerinden ve yurtlarından edilen Ermeniler, halen çok az bir nüfus olmaya devam ederken 1970-80 yıllarından itibaren çoğunluğu Anadolu’dan (Diyarbakır, Sivas, Kayseri, Siirt, Amasya, Malatya…) koparak büyük şehirlere oradan da yurtdışına göç etmek zorunda kalmışlardır.
İlk önce Patrikhane eli ile soykırımdan kalan Ermeniler İstanbul’da Ermeni okullarında toplandılar. Armenak’ın da içinde bulunduğu binlerce yoksul Ermeni genci, okuma fırsatı bulup daha sonra aileleri ile İstanbul’a yerleşmeye başladılar.
Bu tarihsel kesitte, Çin’de gerçekleşen Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin etkisi dünyada dalga dalga yayılırken, Asya’dan Avrupa’ya sıçrayan Kültür Devrimi’nin sonuçları ise dünyada birçok komünist ve devrimci hareketin filizlenmesini beraberinde getirmiştir.
Avrupa’da ’68 Devrimci Gençlik Hareketi Türkiye’ye sıçramış, 1971’den itibaren silahlı mücadele ekseninde devrimci örgütlenmeler ortaya çıkmıştı. Diğer devrimci örgüt ve yapılanmalardan farklı olan Kaypakkaya önderliğinde inşa edilen Proletarya Partisi, tam da bu nedenle bizzat kurucusunun kaleminden kendisini “hareketimiz BPKD ürünü” olarak tanımlamıştır.
Armenak, başarılarla dolu lise eğitimini tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni kazanarak eğitimini sürdürmüştür. Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin gençlik içerisinde devrimci düşüncelerin yaygınlaştırmasının da etkisiyle gençlik hareketleri içerisinde yer almış, en sonunda TKP-ML örgütünü kendisine en yakın görerek burada örgütlenmiştir. Ailesinden çoğu insan yurtdışına giderken, Armenak tercihini Türkiye’de kalıp mücadele etme yönünde yapmıştır.
Armenak, proletaryanın sınıf bilincini kuşanmış, kendisinden başka birçok Ermeni gencin devrimci olmasını sağlamış ve onları mücadeleye kazanmıştır.
Okuyan, araştıran, tartışan ikna yeteneği güçlü, çevresinde sevilen, her şeyini paylaşan, alçakgönüllü özellikleri ile kitleler ve yoldaşları arasında sivrilmiş, öne çıkmış TKP-ML’nin faal bir elemanı olarak devrim mücadelesinde yerini almıştır.
Garbis Altınoğlu’ndan sonra Ermeni Lisesi’nden mezun olmuş, arkasından devrim mücadelesine yüzlerce Ermeni gencini kazanmasını başarmıştır. Bir dönem adından en çok bahsedilen Armenak’ın yolunda Hrant Dink, Nubar Yalımyan, Manuel Demir, Hayrabet Hançer, Nubar Ozanyanlar şehit olmuştur. Fakat Armenak’ın hayatına giren, sırdaşı, can yoldaşı, zor günlerin insanı, varını yoğunu paylaştığı arkadaşı Hrant Dink olmuştur.
Farklı şehirlerden olmalarına rağmen (Hrant Dink Malatyalı, Armenak Bakır Amed’lidir) onları buluşturan ortak değerler vardır. Hayatın zorluklarını beraber karşılarken Kaypakkaya çizgisi buluşma noktaları olmuştur.
Armenak İzmir’de yakalanmış, hapishaneden yoldaşları tarafından kaçırılmış, Dersim’e sığınmışken Hrant onu yine yalnız bırakmamıştır. 13 Mayıs 1980 tarihinde şehit düşene kadar, devletin “kimsesiz” propagandasını boşa çıkararak cenazesini de almaya çalışmıştır. Aht-ı vefa dostu olduğunu göstermiştir.
Bugün Armenak’ın bilinen ve paylaşılan fotoğrafı, faşizm tarafından en çok arandığı vakit İstanbul’a geldiğinde Hrant tarafından çekilmiştir.
Ararat kadar yüce ölüm…
Faaliyet alanı olan Ege Bölgesi’nde kitleler tarafından sevilen ve parmakla gösterilen Armenak’ın, TKP-ML’nin halk içerisinde, bir ağacın kökü gibi gelişip güçlenmesinde önemli bir yeri olmuştur.
Bölgede TKP-ML onun faaliyeti sayesinde bir güç haline gelmiştir. Bir kamulaştırma eylemi ardından yaralı yakalanınca tutuklanmıştır. Yaralanmasına rağmen işkencehanelerde Kaypakkaya geleneğini yaşatmış, örgütü ve faaliyetleri hakkında sır vermemiştir.
Partisi TKP-ML onu bir an olsun yalnız bırakmamış, hapishaneden kaçırma kararı almıştır. Yoldaşları tarafından iki jandarma eri saf dışı bırakılarak özgürlüğüne kavuşturulmuştur. Bu eylem halk nezdinde büyük bir sempati, kitlelerde sevinç yaratırken cellatları ise çılgına çevirmiştir.
Artık gazete ve radyolar günlerce gerçekleştirilen en ufak bir eyleme dahi “Armenak’ın işi” diyerek onu hedef tahtasına koyarak vermiş ve faşizm onun şahsında “TİKKO’cu avına” çıkmıştır.
Özgürlüğe kanat açtıktan sonra faaliyet alanı Dersim-Elazığ-Erzincan hattında, sıcak mücadelenin içerisinde olmuştur. Halk ona “Ali Ağa” diye hitap etmeye başlamıştır. Gazetelerde boy boy ilanlarla aranırken, hakkında verilen “ölüm kararlarına” ve “teslim ol çağrılarına” aldırış etmeden, soğukkanlılığını bir an olsun elden bırakmamıştır.
Dersim halkı farkına varmamış olsa bile 1915’te Dersim’e sığınan Ermenileri korumuş oldukları gibi Armenak’ı da korumuş ve bağırlarına basmışlardır.
(Devam edecek…)
***************************************
Armenak Can, gözün üzerimizde olsun… (2.bölüm)
Ezen ile ezilenlerin sınıf savaşımında proletaryanın bayrağı altında ancak gerçek kurtuluşun olacağı inancıyla hareket eden Armenak, her türlü milliyetçi, sosyal şoven anlayışa karşı çıkmış ve safını mazlumların, emekçilerin yanında belirlemiştir.
Henüz Ermeni sorununun bu kadar tartışılmadığı, tabuların kırılmadığı zamanlarda, Armenak Ermeni halkına mensup bir komünist olduğunun altını çizerek “1915 yılında yaşanan Ermeni katliam ve kırımlardan sonra Ermeni sorununun çözümünü tarih bizim omuzlarımıza yüklemiştir” demiştir.
Armenak’ın Proletarya Partisi içinde yürütülen iki çizgi mücadelesinde haksızlığa uğradığı, çeşitli bürokratik engellemelere uğradığı doğrudur. Bu onun siyasi duruşu, teorik görüşleriyle ilgilidir.
Armenak, dönemin koşulları içinde Proletarya Partisi’nin gerçekleştirdiği 1. Konferans’a delege olarak katılma koşulları varken, bu tercih edilmemiş, deyim yerindeyse onun eleştirileri, muhalefeti engellenmek istenmiştir. Ama o Kaypakkaya çizgisinden taviz vermemiştir.
13 Mayıs 1980 tarihinde, İbrahim Kaypakkaya’nın ölüm yıldönümünde Elazığ-Karakoçan ilçesinde halka karşı ölüm kusan bir halk düşmanını cezalandırma eylemi sırasında pusuya düşürülerek ölümsüzleşmiştir.
Pusuda yaralandıktan sonra yoldaşına “sen kaç, kurtul” demiş, polisler kendisini yaralı iken infaz etmişlerdir…
Armenak’ın ölüm haberi önce Dersim’e sonra Türkiye’ye yayılmıştır. Dalga dalga yayılan ölüm haberi, hayatta iken TC devletinin korkulu rüyası olmasının yanısıra cenazesi de faşizmin korku duymasına neden olmuştur.
Faşizm “TİKKO’culardan gelecek saldırı” korkusuyla aceleden onu “kimsesizler mezarlığına” gömmüştür. Aht-ı vefa gününde yine yanında olan Hrant Dink cenazeyi sahiplenmek için Elazığ’a yoldaşlarını göndermiştir.
Polis mezarlıkta Armenak’ı göstermiş, teşhis edildikten sonra ısrarlara rağmen vermemiştir. Armenak’ın “kimsesiz olmadığı” söylenmesine rağmen “bu sorun bizi aşıyor” denilmiş ve cenaze yoldaşlarına verilmemiştir.
Armenak şehit düşmeden önce “Bir gün şehit düşersem beni Dersim’e gömün” vasiyetinde bulunmuştu. Her türlü engelleme, baskı ve teröre rağmen yoldaşları, Armenak’ın gömüldüğü yeri bularak naaşını almışlar ve Dersim’e götürerek vasiyetini yerine getirmişlerdir.
Kutsal değerlere saldırı, insanlığa saldırıdır…
AKP-MHP iktidarı faşist ve en barbar uygulamaları ile insanlığa karşı suç işlemeye devam ediyor.
Dün olduğu gibi bugün de şehitliklere ve cenazelerimize en aşağılık yöntemlerle saldırı içerisindedirler.
“Müslüman” olduğunu iddia eden bir partinin, hiçbir dinde olmayan kutsal değerlerimiz olan mezarlıklarımıza saldırı, anıtları sökmesi, kırması tek kelimeyle barbarlıktır. Dünyanın her yerinde savaşta ve barışta cenazeler dokunulmazlıklar arasındadır, saygındır. Maalesef insanlığın tüm bu değerleri Türk devleti için geçersizdir, hükümsüzdür.
Kısaca birkaç örnek vermek gerekirse, öncesi olmakla birlikte, 2015 yılında “çözüm masası”nın devrilmesinden sonra cenazelere karşı saldırı furyası Hacı Lokman Birlik’in cenazesinin polis aracına bağlanarak sürüklenmesiyle başlamıştır.
Aysel Tuğluk’un annesinin cenazesine saldırı, naaşının gömüldüğü yerden çıkarılarak Dersim’e gönderilmesi ırkçılığın ve faşizmin göstergesidir. PKK gerillası Agit İpek’in kemiklerinin kargo ile annesine gönderilmesi Kürt’e olan tahammülsüzlüktür ve insanlık suçudur. Taybet ananın cesedinin yedi gün sokakta bekletilmesi de tahammülsüzlük aynı zamanda barbarlıktır.
Bugün Türkiye devrimci hareketi tarihinde Armenak’ın anıt mezarına bu kadar zulmün yapıldığı belki bir başka örnek bulunmamaktadır. Armenak’ın Ermeni ve komünist olmasından kaynaklı mezarı yedi kez saldırıya uğramış ve yeri değiştirilmek zorunda kalınmıştır.
Armenak yoldaşları tarafından Dersim’de gömüldükten sonra devlet onu yine rahat bırakmamış, askerler tarafından mezarı harabeye çevrilmiştir. Saldırıların dorukta olduğu 12 Eylül’de Yüzbaşı Murat Çakmak komutasında bir ekip gelmiş ve mezarlığa saldırılarda bulunarak parçalamışlardır.
Faşist M. Çakmak mezara dönüp: “Ey komünist, ey Ermeni p… kalk ayağa, biz geldik ne yapacaksan yap” diyerek hakaretlerde bulunmuştur. Faşist Yüzbaşı’nın bu hakaretlerine ve mezarı tahrip etmesine karşı çıkan köylülerden Ferhat Amca falakaya yatırılmış ve ona “bu senin neyin?” denilmiştir.
Ferhat Amca “benim babamdır!” demiş, Yüzbaşının; “Ermeni misin?” sorusuna “Evet Ermeni’yim!” diye cevap vermiş ve “bu yaptıklarınız zalimliktir, bunu yapamazsınız” diye karşı gelmiştir.
Son süreçte Dersim’in insansızlaştırılması ve gerillanın hareket alanının kısıtlanması hedeflerini de içinde barındıran Dersim coğrafyasının ekolojik dengesinin bozulması ve iktidara yakın şirketlere rant sağlanması amacıyla barajların ve HES’lerin inşa edilmesi gündeme gelmiştir.
Bu saldırının bir parçası da Nazimiye’deki Pembelik Barajı olmuştur. Baraj nedeniyle bütün bölgenin sular altında kalması gündeme gelmiştir. Halk, bu yüzden Armenak ile Ferhat Amca’nın da bulunduğu mezarları daha yükseğe taşımış ve “Sürgün Mezarlığı” inşa etmişlerdir.
Dersim’in Nazimiye ilçesinde 2015 Ermeni Soykırımı’nın 100. yılında, inşa edilen anıt mezar, Armenak’ın şahsında “Ermeni Soykırımı’nda kaybedilenler ile bugün şehit düşen isimsiz, mezarsız kahramanlar” adına yapılmış ve açılışı yapılmıştı.
Ama devlet Ermeni ve Kürt düşmanlığıyla tarih, kültür, kutsal değerlere tahammül göstermeyerek anıta ve mezara yine saldırmıştır.
Ama boşuna, faşizm ne kadar saldırırsa saldırsın, Armenak’ın mücadelesi gibi adı da yeni savaşçıların parti ve ordu adlarında yaşıyor, onun resmi yoldaşlarının ellerinde Türkiye devrim mücadelesinde Rojava Devrimi’nde dolaşıyor… Yaşıyor… Sonsuza dek yaşayacak…
(Bitti)
Agop Ekmekciyan
Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tanınmaktadır.
agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)
Son Haberler
Sayfalar
TKP/ML- MK “Yıkmaya Çalıştığınız Enternasyonal Köprüleri Dövüşe Dövüşe İnşa Edeceğiz”
“ Ortadoğu’da, gözünü kan bürümüş katil sürülerinin ve onların kravatlı-takım elbiseli hamilerinin kimi zaman bıçak, kimi zaman top-tank, kimi zaman uçak, kimi zaman adresi belirsiz bombalarıyla ezilenlere yönelik katliamları bir rutin haline geldi. Ortadoğu adı konvensiyonel olmayan ama kitlesel ölümlerin gerçekleştiği bir bölgesel savaş dönemini yaşıyor. Bu dönemlerde iblisliğin, kalleşliğin, gaddarlığın, zulmün bini bir paradır.
TKP/ML-TİKKO ve MLKP'den Suruç için eylem
Suruç’ta gerçekleşen katliamın ardından eylemler devam ediyor. katliamı protesto için sokaklara dökülen birnlerce kişi katliamı lanetledi. Yine dün gece Gazi mahallesi’nde de protesto eylemi gerçekleştirildi. Gerçekleştirilen eyleme saldıran polise ara sokaklardan çıkan MLKP, YDG-H, TKP/ML TİKKO ve BÖG militanları polis saldırısına uzun namlulu silahlarla karşılık verdi.
O kadar güzeller ki...
Elbet bir bildiği var bu çocukların kolay değil öyle genç ölmek yeşil bir yaprak gibi yüreğikoparıp ateşe atmak
Dünden beri yaşadığım anların, gördüklerimin, duyduklarımın gerçek mi, hayal mi olduğu ayrımına varamadım bir türlü. Görüp duyduklarıma inanamadım. Toz konduramadım. Toz kondurulacak gibi değil ki.. Kıyamıyorum ki… O kadar güzeller ki…
Gerçek olması mümkün olmasın. Mümkün olmasın..
Ama bu sabah bir kez daha resimlerini gördüm.. Kalbim durdu, nefes alamadım…
Öyle güzeller ki…
Partizan: “Öfkemizi sokağa taşıyalım, hesap soralım!”
Kobanê’nin yeniden inşasına katılmak için Kobanê’ye geçmek üzere SGDF’nin çağrısıyla Suruç’ta bir araya gelen gençler yeni bir katliam saldırısının hedefi oldu.
Faşist TC Devleti’nin başından itibaren her türlü desteği açık şekilde verdiği DAİŞ çetelerinin Kobanê’den temizlenmesinin ardından süren tahammülsüzlüğü, yeni saldırı ve katliamların habercisi durumundaydı. Ne Kobanê zaferinin DAİŞ’in 25 Haziran’da gerçekleştirdiği katliamlarla tersine çevrilmek istenmesi ne de Suruç’ta SGDF’lilerin bombalı saldırıyla katledilmesi faşist Türk Devletinden bağımsız değildir.
Şimdi ilerleyebilen bir savaşçıyım...
Gerilla alanına geldiğimde; bu koşullarda yürümeyi bilmeyen bir durumdaydım, şimdi ilerleyebilen bir gerillayım. Kendime karşı yanılsamalı bir bakış açısına sahipken geldim bu alana. Kendi gerçeğini göremeyerek hep “ben yapabilirim” yanılsaması vardı. Zamanla öğrendikçe yapabileceklerimi/yapamayacaklarımı gördüm.
TKP/ML TİKKO Ali Doğan Firik cezalandırdığını duyurdu.
Elimize e-mail yoluyla ulaşan bir açıklamaya göre TKP/ML'ye bağlı TİKKO gerillaları Ali Doğan Firik isimli bir kişiyi ölümle cezalandırdığını duyurdu.
Ali Doğan Firik'inhalka karşı işlediği suçların belirtildiği açıklamada “16 Temmuz 2015 öğle saatlerinde Dersim’in Hozat ilçesine bağlı Kırnik (Buzlupınar) mevkiinde Ali Doğan Firik adlı işbirlikçi düşman unsuru TKP/ML TİKKO gerillaları tarafından ölümle cezalandırılmıştır” deniliyor.
Osmanlıyı "ihya"etmek:AKP'nin törenleri (*)
“Yaprak ağaçtan sıkılmıştı. Sonbahar bahaneydi!”[1] Bir haberle başlayalım:
“İstanbul’un fethinin yıl dönümü kutlamaları Balat-Haliç’te 29 Mayıs Perşembe günü saat 21.00’de başlayacak ve yaklaşık 1 saat sürecek.
“Kral çıplak” diye haykıran Yeni Kapılılar'a borçluyuz,,,(1)
İnsanlar vardır; Gelip geçerler hayatlarımızdan... Kimi depremlerle gider, Kimi fırtınalarla...
Ben kalanlardan yanayım... Gitmeyenlerin sadakatini ve sabrını severim, Sarılıp bırakmayanların sıcaklığını...”[2]
Şu an konuşmak kolay değil; sözcükler, duygu ve düşüncelerimin imdadına yetişmeli; yoksa vay hâlime!
Söze nasıl başlamalıyım?
En iyisi, içimden geldiği gibi, protokole ya da alışılmışlara aldırmadan salondaki kalabalığa değil; sizlerle seslenmek istiyorum Yeni Kapılılar, isteyenler de kulak kesilip dinlesin bizi…
* * * * *
Dersim’e “Yabancı Yazar”; Ali Çatakçın ve Dersim Gerçeği :Umut Munzur
10 Temmuz Cuma günü Newedersim internet sitesinde Ali Çatakçın imzalı “Dersim Festivali Yaklaşırken” başlıklı bir yazı yayınlandı. Ali Çatakçın yurtsever hareket saflarında yer alan bir “yazar”, Newededersim ise yurtsever harekete yakınlığıyla bilinen Dersim’e dair haber ve makalelerin yer aldığı bir internet sitesidir. Açıkçası “Dersim”, “Festival”, “Kürt Özgürlük Hareketi” gibi birçok konuyu içerisinde barındırdığı için yazı ilgimizi çekti.
‘Kutsiye Bozoklar-Kelepçeye İnat Hayat'
Senin ezgilerinle yürüyecek bugün satırlarım, upuzaklarda; onca acı habere rağmen, aldığımız inanılmaz güzel haberlerle de. Upuzaklarda, hala senin ezgilerinin “eskimeyen” tınılarıyla; “Hayatı Ellerinden Tutmak” kitabın, bir yaşam sözlüğü gibi hep başucumuzda!
Politika gazetesinde Füsun Erdoğan’ın “Müslüm Elma’ya Açık Mektup”u var bugün. Onca kötü haberin içerisinde; Almanya’daki izolasyon hücrelerine, böyle atılan çiçekler nasıl sevindiriyor insanı. Tıpkı bunu okuyan, umarız okuması mümkün olan bir tutsağın sevinci gibi!
Günün 23,5 Saati Hücrede, Tek Başına :Füsun Erdoğan
Önceki gün bir arkadaşımla telefon görüşmesi yaptım. Sesi kaygılı ve üzgündü. Nasıl üzgün olmasın ki…
Aileden biri gözaltına alındığında ve tutuklandığında aile bireylerinin tümü gözaltını da, tutsaklığı da çok daha ağır yaşarlar. Çaresizlik içinde çırpınıp durmanın nasıl bir şey olduğunu en iyi yaşayanlar bilir…
Türkiye’den Avrupa’ya bakanlar için Avrupa demokrasisi de, Avrupa’da yaşam da erişilmez görünür. Hani derler ya içi beni, dışı başkalarını yakar diye… Avrupa demokrasisi de aynen öyle!