Perşembe Eylül 10, 2026

30. Ölümsüzlük Yılında MANUEL DEMİR/ՄԱՆՈՒԵԼ ՏԷՄԻՐ Yaşıyor! Partizanlar yaşıyor! (1)

Manuel Demir’i 30. ölümsüzlük yılında saygıyla anıyoruz. Bu vesileyle Ermeni Fedailer adıyla başlattıkları ve hayatlarını Ermeni halkının davasına adadıkları, bugün ise Partizan hareketine dönüşerek devam eden mücadelede sayısız Ermeni devrimciler Hrantlar, Hayrabetler, Armenaklar, Yalımyanlar, Ozanyanlar ve Manueller’i de anıyor ve aradan yüz yıl geçmiş olsa da bu mücadelenin devam edeceğini belirtiyoruz.

1915 yılında Ermeni ulusunun yok edilmesiyle bir halka ait var olan tüm değerler yok edilmiş hiçbir iz bırakılmamıştır. Tarihi doku, dil, tarih, kültür zenginlikleri el değiştirmiş; geride kalan Ermeni halkının varlığı yok sayılmıştır. İnkar edilmiş, tarih sahnesinden silinmiştir. Yaşadığı topraklar üzerinde kiliseler, okullar yıkılmış, toplumun varlık koşulları ortadan kaldırılmıştır.

Soykırımdan kurtulmuş varlıklarını Anadolu’da Kürt halkı ile iç içe yaşayıp devam ettiren Ermeni halkının çocukları eğitim görebilmek, kendi ana dilini öğrenip okuyabilmek için sadece İstanbul’da bulunan Ermeni okullarına gitmek zorunda bırakıldılar. Anadolu’yu karış karış dolaşarak çocukları İstanbul’da toplayıp Ermeni kültürü ile yetiştirmek için uğraşan, hayatlarını Ermeni halkının refahı ve geleceği olan çocuklar için adayan Der Giragos’tan saygıdeğer Patrik Şinork Kalustyanların emek ve çabalarını unutmuyoruz. Unutmayacağız.

Anadolu’da yaşam savaşı veren Ermeni kimsesiz ve yoksul aile çocuklarını İstanbul’a getirerek okutan eğiten ve bakımlarını üstlenen Patrik’in hizmetleri Kastamonu’ndan Amasya’ya, Sivas’tan Şırnak’a, Wan’dan Diyarbakır’a, Malatya’ya kadar uzanmaktadır.1915 sonrası Ermeni halkının tek eğitim mekanlarını İstanbul Ermeni liseleri oluştururken Armenakların, Manuellerin, Hrantların, Hayrabetlerin, Ozanyanların hayatları burada kesişmiştir.

Ermeni Lisesi Partizanların Kalesi…

Soykırımdan kurtulan ailelerin yeni nesil gençlerini hayat İstanbul’da buluşturdu. İçimizde henüz Türkçe bilmeyenler dahi vardı. Sonradan her biri mükemmel derecede Ermenice ile Türkçe’ye vakıf oldular. Bu durumda olan bazı arkadaşlarımız “Ermeni değilsiniz” diye okullara bakanlık tarafından alınmadılar. Şanslarını kaybettiler.

Manuel Demir’in ailesi Kayserili Ermeni ailelerinden olup İstanbul’a göç etmişlerdi. İlköğretiminden sonra o da lise öğrenimine Ermeni Lisesi’nde devam etti. Manuel arkadaşları arasında hemen kendini gösteriyordu. Zeki ve çalışkan yönleri ile tanınırken sınıfta hiç kalmadan okulu bitirdi. Arkadaşları arasında toparlayıcı yanı ile tanınırken, espri yapmayı çok severdi.

Derslerinin dışında boş vakitlerini her zaman devrimci yayınları okuması ile geçirirdi. Ahpariklerin verdiği devrimci romanlar ile klasikleri okuyup çoktan tartışır duruma gelmişti. Ayrım yapmadan, sol yayınları okuyarak dönemin sol içi tartışmalarında doğru ile yanlış arasında doğruyu savunabilme algısı genç yaşında oluşmuştu. Tercihini Kaypakkayacılardan yana koyarak sevdasını belirlemiş oldu.

Hrant Dink’in de aralarında olduğu soykırım mağdurlarının, milli baskıyı iliklerinde hisseden yoksul Kürtlerin, en alttakilerin buluşma noktasının Kaypakkaya olması tesadüf değildir. Bunun en derininde yatan gerçeklik doğru teşhis ile hakikatin ifadesidir. TKP’den başlayarak günümüze kadar inkar edilen Kürt realitesinin kabulü ile Ermeni soykırımını ifade etmiş olmasıdır, onları Kaypakkaya’da buluşturan.

Anti-faşist, anti-emperyalist mücadele saflarında örgütlenen devrimci gençler artık çevresindeki çemberi aşarak profesyonel kadrolar olup devrimci faaliyet içerisinde sınıf kardeşleri ile birlikte hareket etmeye başladılar.12 Eylül faşizminin kara bulut gibi çöktüğü yıllarda herkes gibi bedel ödediler. İşkenceler ile karşılaştılar. Uzun yıllar cezaevlerinde yattılar. Garbis Altınoğlu’na yapılan işkenceleri sonradan polis itiraf etti. Altınoğlu 12 Eylül’de işkencelere karşı direnmenin sembolü haline geldi. Diyarbakır Cezaevi’nde vahşeti yaşayan Garabet Demirciler, Serdar Canlar… yaşadıklarına halen inanamıyorlardı. Sanki ikinci defa dünyaya gelmişlerdi. Onlar hakkında Dünya Af Örgütü “öldü” diyerek araştırma yapmıştı.

Garbis Altınoğlu ile başlayan, Armenak Bakırcıyan ile sürdürülen ve bugün efsane haline gelen, Ermeni Fedailer’in 6. şehidi Nubar Ozanyan’ın ölümü arkadaşları, dostları Ermeni halkını derinden yaralamış ve üzmüştür. Bugün dahi yurtdışında iltica talebinde bulunan gazeteci, ilerici, devrimciler yurtdışına gönderilen “infaz timleri” tarafından ölümle karşı karşıya kalmaktadır. Tıpkı 12 Eylül AFC döneminde darbecilerin çeteleri olan Ağcaları, Çatlıları Avrupa’ya salarak Ermeni devrimci Nubar Yalımyan’ı katletmeleri gibi.

1915’den sonra Ermeni halkının yetiştirdiği en güçlü kalemlerden olan Hrant Dink yine çeteler tarafından arkadan kalleşçe vuruldu. Hayrabet Hançer yine devrimci-demokrat yayıncılığın genel yayın yönetmeni olduğu olağanüstü koşullarda işkence ile susturulamayınca devlet çeteleri görevlendirilerek Kayseri’de herkesin gözü önünde gündüz vakti infaz edildi.

İşkence devlet politikasıdır…

Sömürü, talan düzeninin devam etmesi için zor yönteminden bir an olsun vazgeçmeyip işkence ile ayakta durmaya çalışan düzenin sicili bu anlamda oldukça kirlidir. Dünyada ilk sıralarda yer almaktadır. Bu gerçekliği karartmak, gizlemek bir yana artık paralı akıl hocaları televizyonlarda aleni işkenceyi hem de yöntemleri ile beraber savunur duruma geldiler. En son yol kontrolü sırasında tutuklanıp Emniyet Müdürlüğü binasından aşağı atılarak öldürülen Murat Araç’ın durumu ortadadır. Oğlunu teşhis eden anası “darp, morluk, işkence” izlerinden sonra “oğlumun katili devlet”tir demişti.

Manuel Demir’in eniştesi, yoldaşı ve aynı zamanda Proletarya Partisi kadrolarından olan Raci Yılmaz 80 yıllarının Kaypakkaya geleneğinin sevilen, fedakar ve çalışkan kadrolarından idi. İTÜ’de gençlik faaliyetlerinde sivrilmiş, partinin kadrosu haline gelmişti. Raci ile Manuel artık yoldaştılar. Samsun-Bafra’da kitle faaliyetlerinde gözle görülür bir yükselme görülünce aranmaya başladı Raci. Sıkıyönetim komutanlığınca tutuklama kararı çıkarıldı hakkında. Halk tarafından sevilen Raci Yılmaz ilk defa Kaypakkayacıların tanınması, örgütlenmesi, bölgede yürüyüşlerin yapılmasında rol oynadı. Samsun’da dikkatleri üzerinde topladı.

Ama cellatlar onu da aramızdan erken kopardılar. “Hiçbir zaman sağ ele geçmez”, “İşkencede çözülmez” istihbaratını alan cellatlar İstanbul’da evinin önüne pusu kurarak sorgusuz sualsiz kurşun yağmuruna tutmuş ve onu 6 Aralık 1980 yılında infaz etmişlerdi. Cenazesi Bafra’da toprağa verildi. Raci Yılmaz’ın şehit düşmesinin ardından köyünde baskılar olanca hızıyla devam etti. Köy TİKKO’cuların köyü ilan edildi. Hedef tahtasına konuldu. Devrimci faaliyetlerde bulunmak için gittiği Samsun’da tutuklanıp gözaltına alınan Manuel Demir ilk defa burada işkencelerle karşılaştı. İlk sınavında başarılı oldu. Samsun polisi işkencede istediklerini alamayınca onu 1. Şube İstanbul Siyasi polislerine teslim etti.

Gayrettepe 1. Şube İşkence Karargahı

Eğilmez baş, çelik yürek Manuel Demir, İstanbul 1. Şube Emniyet Müdürlüğü polisleri tarafından İstanbul’da 24 Ocak 1988 yılında infaz edildiği zaman henüz 25 yaşındaydı. Aynı zamanda TKP/ML Genel Sekreteri Süleyman Cihan’ın gözaltına alınarak katledilmesi sırasında gözaltına alınan ve burada gördüğü işkenceler sonrasında “öldü” denilerek morga kaldırılan ancak yaşıyor olduğu açığa çıkınca tedavi altına alınan Hasan Bayrak’ın ömür boyu felçli olarak yaşamasından sorumlu olan da I. Şube Komünistler Masası’dır. 12 Eylül’de binlerce Partizan’ı işkenceden geçiren, sakat bırakan, ömür boyu tedavisi olmayan psikolojik sorunlar yaşatanlar bu masada görev yapan cellatlar, bu cellatların başında bulunan “Kemikkıran”, “Cüneyt”, “Kekemeç” takma isimli işkencecilerdir.

İşte Manuel Demir böyle ağır sıkıyönetim koşullarında bu işkenceci zebanilerin eline düştü. Komünist Parti’nin bir neferi, hem de Ermeni milliyetine mensup bir devrimciye işkence yapmak iştahlarını kabartıyordu. İntikam duygusuyla hareket ediyorlardı. Gözaltı süresinin 3 ay (90 gün) olduğu sıkıyönetim koşullarında Manuel Demir işkencecileri kendi inlerinde yenilgiye uğrattı. “Ser Verip Sır Vermeme” geleneğini işkencelerde sürdürdü. Mehmet Zeki Şerit, Raci Yılmaz, Süleyman Cihan ve birçok Partizan’ın canları pahasına ödediği “direnme ruhunu” yaşattı.

Ermeni milliyetine mensup bir Partizan’a sadist, ırkçı, faşist duygularını tatmin etmek için işkencenin bütün çeşitlerini denediler. Aşağıladılar. Çarmıha gererek kendilerini tatmin ettiler. Her falaka, elektrik ve filistin askısında oğlunun acılarını, Yeter Mayrig, yüreğinin en derin kendisine uygulanıyormuşcasına iliklerinde, hücrelerinde hissetti. Saçlarını ağarttı.

Gayrettepe sınavını başarıyla geçtikten sonra sırasıyla Selimiye, Hasdal, Sultanahmet, Sağmalcılar askeri cezaevlerinde kaldı. Düşmana inat yarasını hiçbir zaman göstermedi. Soğuk, nemli hücrelerde hayata tutundu. Partizan tutsaklarının bulunduğu koğuşa gelince tutmayan kolları masaj yapılarak sağlığına kavuştu. Hiçbir zaman elinden düşürmediği sazını, marş ve türküleri sazının tellerine vurarak düşmana inat çalmaya devam etti.

Generaller çetesinin yürürlüğe koyduğu askeri yaptırımlar bütün cezaevlerinde yürürlüğe konulunca, siyasi tutuklulara “tutuklular artık askerdir, marşlar söylenecek” dayatmasında bulunuldu, Tek Tip Elbise getirildi, “Komutanım” tekmili vermesi istendi. Tüm hapishanelere gönderilen bu genelgeyle amaç devrimci iradeyi teslim almak, kişiliksizleştirmek, insan onurunu ayaklar altına almaktı. Devrimciler teslim olmayarak bu yaptırımlara karşılık verdiler. Devrimciler tarihi bu döneme altın harflerle bedeller ödenerek yazıldı.

Bugün de yapılmak istenen budur ve devrimci azim/kararlılık dün olduğu gibi bugün de teslim olmayacak, bu uygulamalardan zaferle çıkacaktır.

İnsanlık onuru işkenceyi yenecek…

1981 yılında girdiği cezaevinden 1985 yılında tahliye olduktan sonra bir saniye dahi boş durmadı Manuel Demir. Ünal Küçükbayrak ile dağılan, yok olan Parti yapısını yeniden ayaklar üstüne getirmek için yoğun emek ve çaba sarf etti. 1. Şube siyasi polisinin sıkı takip ve tutuklamalarına aldırış etmeden mücadeleye devam etti. Cezaevlerinden tahliye olan tutukluları rahat bırakmayan polisin izini atlatarak Dersim’e gidip gerillalarla buluştu. Rahat nefes alabilmek, bir dönem gözlerden ırak kalmak için yurt dışına gitme talebini “yurt dışı altından kafestir” diyerek kabul etmedi.

Zulmün, faşizmin kol gezdiği, generallerin zafer sarhoşluğuna kapıldıkları; “solu ezdik, bitirdik” naralarının atıldığı bir zamanda faşizmin tepesine inen Kandıra Piyade Alayı Baskını ile Metris Cezaevi firarları karşısında egemenlere adeta “şok” yaşattılar.

Kandıra Piyade Alayı Baskını olarak tarihe geçen olay Baba Erdoğan ile Manuel Demir önderliğinde gerçekleşen bir eylemdir. “Güçlü”, “yenilmez” denilen ordunun kağıttan şato olduğunu ispatladılar. 12 Eylül’den sonra faşizme indirilen darbede, mayın deposuna girilerek etkisizleştirilen askerlerin silahlarına el konuldu. Yine 26 Mart 1988 yılında Metris Cezaevi’nden 60 metre tünel kazarak özgürlüklerine kavuşan 29 Partizan’ın firar eylemi,12 Eylül’den sonra gerek yurt içinde, gerek yurtdışında ve uluslararası alanda halklar arasında sempati ve sevinç ile karşılandı.

Faşizme, emperyalizme ve katliamlara karşı Mustafa Suphilerden Seyit Rızalara, Denizlerden Mazlum Doğanlara, Kaypakkayalara şehit düşenleri andığımız Ocak ayının son haftasında yeni bir dünya yaratma mücadelesinde “Partizanlar yaşıyor, devrim şehitleri yaşıyor…” diyoruz bir kez daha.

II. Bölüm: Darağacında Bir Fedai Levon Ekmekçiyan

Bir Partizan

13173

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Son Haberler

Sayfalar

Misafir yazarlar

Hangi Sınıfın Cumhuriyeti Yaşasın?

Feodal aristorkrasiye karşı burjuvazinin iktidara gelmesi ve feodalizmi yıkması tarihsel olarak ilericiydi. O dönemde “ kahrolsun feodalite, yaşasın cumhuriyet” sloganı ileri bir hedefi gösteriyordu. Bu tarihsel dönüşüm Fransız burjuvazisinin 1789 burjuva devrimiyle başarıldı. Bu, toplumlar tarihinin geri döndürülemez diyalektik gelişimiydi. Feodal aristokrasi, ne kadar çaba harcarsa harcasın, gelişen üretici güçlerin önünde daha fazla direnemezdi ve kendinden önceki toplumların başına gelen kendisinin de başına gelmişti: Toplumlar tarihinin çöplüğündeki yerini aldı.

Zorunlu Açıklama!

Kısa bir süre önce; "Bir İşkencehane Olarak Sansaryan Han ve Süleyman Cihan." başlıklı bir yazı yazmıştım. Yazının giriş bölümünden de anlaşılacağı gibi bu yazı, Anayasa Mahkemesi'nin Sansaryan Han’a ilişkin kararı vesile yapılarak yazılmıştı.

Sosyal medyayı ve malum platformları aktif olarak takip etmediğimden; yazıya ilişkin kimlerin ne türden değerlendirmeler de bulunduğunu bilmiyorum. Bu çok ta önemli değil; elbette her okurun kendine göre değerlendirme, beğeni ve yergileri de olacaktır.

Ali Haydar Dersim’e (Nubar Ozanyan)

Değerli bir komutanı daha kaybettik. Dersim halkının bağrından çıkıp, dağlara sevdalanan, özgürlüğü zirvelerde arayan bir komutanı yitirdik. Büyük bir yürek acısı daha yaşadık.

„Holodomor „ Yalanı Üzerine

Başta Avrupa emperyalist burjuvazisi olmak üzere, bütün gerici devletler, emperyalist Rusya'nın Ukrayna'ya saldırı ve işgalini bahane ederek, tüm SSCB kazanınlarını, anıtlarını yok etmenin yanında, yeni yeni kararlarla, Stalin önderliğindeki SSCB'ni ve sosyalizmi karalamak için her türlü yalana baş vurmaya hız verdiler. Burjuvazinin, sosyalizm ve onu anımsatan herşeye düşmanlığı, kapitalizm ayakta kaldığı sğrece devam edecektir. Bu nedenle, burjuvazinin bütün yalanlarını açığa çıkarmakta devrimci mücadelenin en önemli ayaklarından biridir.

Liberallerin ve Ulu“sol”cuların Solculuğu-2 Kemalizm Sol Değildir!

AKP-MHP faşist ittifakı süresince siyasal İslamcılığın karşısına da alternatif olarak Kemalist ideoloji çıkarılıyor. Kendine “sol” diyenlerin siyasal İslamcılığın alternatifi olarak Kemalizm’i yeğlemeleri kabul edilebilir bir siyasi tutum değildir.

Bir İşkencehane Olarak Sansaryan Han Ve Süleyman Cihan!

Dün, Sansaryan Han’a ilişkin bir haber okudum gazetelerde: “92 yıl sonra Sansaryan Han için tarihi karar.” başlığı altında, özetle, şunlar aktarılmaktaydı: 

 

Ermeni fakir çocukların eğitim masraflarının karşılanması amacıyla vakfedilen ancak 1930 yılında devlet tarafından el konulan ve uzun yıllar İstanbul Emniyet Müdürlüğü olarak kullanılan Sansaryan Han, Anayasa Mahkemesi kararıyla 92 yıl sonra Ermeni vakfına geri verilecek.”[1]

 

Uluslararası İşçi Sınıfı İçin Büyük Bir Kayıp! Jose Maria Sison'u Sonsuzluğa Uğurladık

Filipin Komünist Partisi'nin (FKP)  kurucu önderi, Yeni Halk Ordusu (YHO) ve Filipin Ulusal Demokratik Cephe'nin (FUDC) danışmanı ve  Uluslararsı Halkların Mücadele Birliği'nin (ILPS) kurucularından ve başkanı, Filipin proletaryasının ölümsüz militanı Jose Maria Sison'u (yoldaşlarının Joma'sı) 16 Aralık 2022 tarihinde kaybettik.

Hızır

Hdp'liler katı atık tesisinin yeri değiştirilmesi konusunda öneri gelirse destekleyeceklermiş.

Demek ki gelmese...

De gurban... aha çevreci projeniz... aha boğuniz... aha siz...

Sütlüce'ye akmasın... kendi içimize... köyümüze.... aksın diyorsanız...

De... hadi...

Sütlüce'ye katı atık tesisi kurulmasın.... kendi köyümüze kurulsun... diye önerge getirinde sizi görem.

De.... Hadi kurban...

De.... Hadi...

Gerçekten çok akıllıca.

Gerçekten çok sinsice.

Liberallerin ve Ulu“sol”cuların Solculuğu-1- (Sentez)

"İşçi sınıfının devrimciliğine karşı çıkanlara sol denebilir mi? Ya da bunlar gerçekten sol olabilir mi?"

Sınıflı bir toplumda, bu toplumun alternatifi olarak sınıfsız toplumu öngören ve bunun mücadelesini veren Marksizm-Leninizm-Maoizm’in eleştirilmemesi, özellikle de mülk sahibi sınıfların ideolojik ve siyasal temsilcilerinin eleştirileri ve demagojik saldırılarına maruz kalmaması düşünülemez.

Barbara ve Sara olma zamanı! (Nubar Ozanyan)

Emekçi kadınlar birçok şeyden mahrumdur. Yoksun olduğu esas şeyler, özgürlük ve örgütlülüktür. Faşist devlet şiddeti, feodal baskı, Türk şovenizmi, egemen erkek zihniyeti, işgal ve saldırı, erkek adalet, aile ve din, dışlanma, aşağılanma vb. Saymakla ve yazmakla bitmiyor. 

KKB’li TİKKO Savaşçısı:Kobanê Ruhuyla Rojava’yı Savun!

Faşist TC içindeki klikler, Kobanê zaferinden bu yana dillerden düşmeyen bir yarasında birleşti.

Milli birlik ve beraberliğe ihtiyaç duydukları böylesi günlerde sağdan soldan TC faşizmi her zaman birleşmiştir. Bu bazen masa altından olur, bazen kapalı kapılar ardında, bazense öylece aleni. Burjuvazinin kalbini korkudan hoplatan bir işçi direnişi olabilir, emperyalist tekellere geçit vermeyecek bir çevre direnişi olabilir, faşizmi zayıflatacak bir demokrasi talebi olabilir, ataerkiyi ve heteroseksizmi titretecek bir adım olabilir bu gizli ya da açık el sıkışmaların sebebi.

Sayfalar