Çarşamba Ekim 21, 2026

24 Haziran’da düzen değişmeyecek!

AKP-MHP “Cumhur İttifakı”nın 24 Haziran’da seçim kararı almasıyla, politik arenada çok hızlı bir süreç işlemeye başladı. Sürenin çok kısa olması, gerek C. Başkanlığı gerekse de milletvekili adayları açısından takvimin ciddi anlamda sıkışmasını getirdi.

AKP’nin Olağan Kongreleri sürecini ele alışı, Binali Yıldırım’ın peşi sıra açıkladığı ekonomik paketler vb. bir dizi gelişme iktidarın seçime hazırlandığınıı gösteren zengin ipuçları olsa da yine de 24 Haziran seçimlerinin baskın veya daha doğru bir ifade ile panik seçim anlamına geldiği çok açık. Öyle görünüyor ki AKP iktidarı, muhalefeti sınırlı bir zaman dilimine mahkûm edip çalışmasının sınırlamayı hedefliyor.

Ne var ki yine de seçimin bu kadar erkene alınmasının temel nedeninin bu olduğunu söylemek zor. Dolar ve Euro’da yaşanan rekor artış, artık basına duyurulmayacağı ilan edilen petrol zamları ve buna doğrudan bağlı olarak gelişen ve gıdadan giyime çok geniş bir yelpazede yaşanan zam yağmuruyla görünür olan iktisadi krizin söz konusu kararda belirleyen olduğunu söylemek mümkün.

Kuşkusuz her iktisadi kriz ona paralel ilerleyen bir toplumsal kriz eşliğinde yol alır. İkisinin kesiştiği yerde artık yığınların tahammül sınırı geçilmiş olur ve isyanlar patlak vermeye başlar. Elbette, sosyal patlama ve isyanların olması için mutlaka bir ekonomik kriz olması gerekmez. Ülkemizin yarı-sömürge yapısı, onu sürekli bir ekonomik kriz içinde debelenmesini getirse de devletin söz konusu durumu yönetme anlamında oldukça tecrübeli olduğu da bir gerçek. “Kriz yönetimi”, “sürdürebilirlik” vb. kavramlarla ifade edilen de tamda bu.

Çanlar AKP iktidarı için çalıyor

Gelinen aşamada bugün, iki düzlemde ciddi anlamda derinleşen sorunlar yumağından söz etmek mümkün. İlk düzlemde -ki bir kısmını yukarıda açmaya çalıştık- emekçilerin alım gücünün düşmesi, yoksulluk ve yoksunluk girdabına her gün biraz daha fazla itilmesi.

İkinci düzlemde ise temel hak ve özgürlükler, söz, eylem ve örgütlenme özgürlüğü vb. başlıklarda yığınların toplumsal yaşamına dair, giderek keskinleşen çelişkiler bulunmaktadır. İşte bu iki düzlemin ya da doğrunun giderek birbirine dokunması ve yer yer kesişmesi dahası bu kesişmelerin de giderek bir süreklilik arz etmesi AKP iktidarının seçimleri 24 Haziran’da yapmasını getirdi.

Kaba haliyle önümüzde yeni bir dönem olduğunu söyleyebiliriz. Bugüne değin geniş yığınlar üzerindeki etkisini ve ekonomik anlamda da, emperyalistlerden aldığı paralarla ekonomisinin çarkını döndüren iktidarın artık yolun sonuna değilse bile çarkın yavaşladığını göreceği bir döneme giriyoruz. Bu, toplumsal anlamda, OHAL’le birlikte iyice köşeye sıkıştırılan neredeyse nefes almasına izin verilmeyecek olan yığınlar için artık gidecek bir yerin kalmadığı bir duruma işaret ediyor.

Her hâlükârda veriler, başta iktidar katında olmak üzere çatışma, klik dalaşı ve hesaplaşma, toplumsal bağlamda iktidar ile yığınlar arasında da sokağa taşan, şiddeti oldukça yüksek bir mücadele arenasının kapısının açılacağına işaret ediyor. Kuşkusuz devletin bu yüzleşmede konuşacağı dilin şiddetten beslenen korku ve yıldırma üzerine dayanan bir dil olacağı açık..

Nitekim Erdoğan’a rakip olarak çıkarılan 90’lar Çiller döneminin İçişleri Bakanı Meral Akşener’le benzer bir sürecin ikinci perdesine hazırlık yapıldığı anlaşılıyor…

İktidarı sarsan güçlü bir muhalefet örgütlemek

Peki, tüm bunların 24 Haziran seçimleriyle ilişkisi ne? Ya da beklediğimiz, öngörüde bulunduğumuz bahsini ettiğimiz yeni dönemle, 24 Haziran arasında nasıl bir bağlantı var?

İlk olarak, 24 Haziran AKP iktidarının yasal-hukuki dayanaklarıyla tam başkanlık rejimine geçerek iktidara ait tüm ipleri ele alması açısından bir milat olacak. Denilebilir ki bugüne değin zaten AKP-Erdoğan fiili olarak başkan gibi hareket ediyordu.

Doğrudur ancak durum o kadar basit değil. R:T. Erdoğan bu seçimden istediği sonucu alırsa bugüne kadar yasal alt yapısı olmadan yaşama geçirdiği tüm uygulamalar ve işlediği tüm suçlar böylece bir çırpıda aklamış olacak.

İkinci olarak, yeni ve sert geçeceği anlaşılan bir müsabakaya, bir kez daha sandıktan onay almış olmanın özgüveni ile girecek.

Bu başlıkları genişletmek mümkün.

Özetle, R.T. Erdoğan yaklaşan ve kasırgaya dönme alametleri gösteren fırtınaya en güçlü şekilde girmek, tüm hazırlıklarını şimşekler çakmadan ve gök gürlemeden bitirmek istiyor…

İşte 24 Haziran seçimleri tamda bu noktada yurtsever, devrimci, ilerici güçler ve muhalefet açısından büyük bir anlam taşıyor. AKP-Erdoğan 24 Haziran’dan hile-yalan dolan; asker ve şimdi yeni getirdikleri düzenlemeyle polis postalıyla istediği sonucu çıkarabilir. Ama toplumsal muhalefetin dinamikleri de 24 Haziran süreci vesilesiyle bir kez daha sokaktan beslenen, gücünü burada test eden, seçim süreci boyunca yürüteceği çalışmalarla biriktirdiği sinerjiyi açığa çıkarmayı başarabilen ve yeni müsabakalara hazırlanan daha dinamik bir rakiple karşı karşıya kalacak!

24 Haziran’a kadarki sürecin bizim için tam anlamalı bu olmalıdır; OHAL, baskı ve zulme karşı öznenin gücünü yeniden keşfedeceği bir süreci örgütlemek, inşa etmek; kazanma umudu ve direncini tazelemek!

Bunu yaparken, yaşananların da sunduğu geniş propaganda fırsatıyla sistemi, düzenin işçilere, emekçilere, Kürtlere ve Alevilere, kadın ve gençlere ve LGBTİ+lara, ve tüm ötekilere karşı düşmanlığını teşhir etmek!!

Bıkmadan, usanmadan, yorulmadan; gelişmelere tv karşısında sinirlenerek tepki vermeye mahkûm edilmek istenen yığınlara buradan sokağa, direniş hattına uzanan yolu genişletmek, buradaki trafiği büyütmek, akışı hızlandırmak…

24 Hazirana kadarki sürecin bizim için anlamı budur!

Çok büyün iddialarımız, çok farklı ve müthiş vaatlerimiz yok; 24 Haziran’da sistem yıkılmayacak, düzen değişmeyecek, 25 Haziran’da yeni sosyalist bir ülkeye uyanmayacağız…

Ancak 25 Haziran’da rakibi karşısında daha güçlü, daha direngen, daha özgüvenli, daha da yenilenmiş ve cüretli; gücünü sokağın direnişinden alan, iktidarı sarsan ve yönetme krizini derinleştiren bir toplumsal muhalefet görmek istiyoruz!

Basit ama anlaşılabilir ve de en önemlisi uygulanabilir bir hedef değil mi?

Seçim Koordinasyonlarında; Etkin, Güçlü Bir Çalışma!

Zamanın darlığı, hazırlıkların her bakımdan sıkışmasını da beraberinde getirmektedir. Bu yüzden ilk adımımız Gezi İsyanına atıfla “panik yapmadan hızlıca organize olmaktır”.

Her yoldaşımız, en kısa sürede çevresindekilerle bir araya gelmeli, 24 Haziran’a dair neler yapılabileceğini konuşmalıdır. Hareketimizin seçim tavrı açıklanmış adres ve hedefler gösterilmiş durumdadır. Başka bir değişle yol haritası en genel haliyle ortay çıkmış durumdadır. Bundan sonrası faaliyet içinde yol aldıkça şekillenecektir.

Zamanın darlığından dolayı önceki yıllardaki gibi zamana yayılmış Seçim Koordinasyon toplantıları, yerellerde toplantılar vb. yapma şansı yoktur. Bu seçimde Hakların Demokratik Kongresi(HDK)- HDP ile eşgüdümlü bir şekilde çalışma kararı almıştır. Seçim Koordinasyonları, HDP, HDK ve bu iki gücün bileşeni olmayan devrimci, demokratik kurum ve kişilerden oluşacaktır. Bu bağlamda, vakit kaybetmeden en yakınımızdaki HDK-HDP seçim koordinasyonuna ulaşıp, sürece dahi olmak elzemdir.

Çalışmalarımızda gücümüz, gerçekliğimiz ölçüsünde yoldaşlarımız, örgütlü tabanımız ve kitlemizin, belli alanlara yoğunlaşması doğru olacaktır. Gücümüzü dört bir yana dağıtmadan, pilot bölgeler belirleyerek, özellikle de birebir temas, ev ziyaret ve toplantıları vb. çalışmalarda aktif bir şekilde yer almak önemlidir. Geleneğimizin, Türk ulusundan gerek-Alevi gerekse de Sünni; Kürt ulusundan gerek Alevi gerekse de Sünni-Şafi inancından halkımız açısından birleştirici bir yerde durduğu açıktır.

Bu bakımdan seçim sürecinde hareketimizin, toplumsal muhalefet açısından, 45 yıllık geleneğin ve yarattığı değerlerin etkisiyle bir kesişme noktasında durduğunu söylemek yanlış olmaz.

Sözgelimi, Karadeniz faaliyetimizle hareketimizi daha yakından tanıyan Türk Alevi ve Sünni inancından halkımızın, Dersim-Kürdistan’da 45 yılı aşan gerilla pratiğiyle Kürt-Alevi halkımızın ve özellikle de son yıllarda Rojava pratiğiyle bu bölgedeki emeğimizin Kürt-Sünni-Şafi inancından halkımızın hareketimize pozitif –olumlu bir bakışı yarattığını söylemek abartı olmaz.

Gelinen aşamada, geride kalan kısa sürede, etkin, organize olan, seçim koordinasyonlarında ter döken, ve perspektifi 25 Haziran sonrasına dair güçlü bir örgütlenme yaratmak olan bir çalışma yürütmenin olanakları mevcuttur!

OHAL karanlığını parçalamak, faşist diktatörlüğün azgın saldırılarını geriletmek ve tek adam rejimine dur demek için harekete geçelim!

Milletimiz tamam derse çekiliriz diyen R.T.Erdoğan’a yanıtımızı, ev, ev sokak, sokak, fabrikalarda ve köylerde herkes bilsin!

Ha yanıt mı elbette TAMAM!

Bir Partizan 

53874

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Son Haberler

Sayfalar

Partizan'dan

Aydın/ Entelektüel Meselesine dair[1]

“Entelektüelin görevi iktidara hakikâti söylemektir.”[2]

 

Aydın/ entelektüel konusunda epeyce yazdım.[3] Yazdıklarımın tümü, elbette taraflıydı.

Yeri geldi belirteyim, sınıflı bir toplumda “tarafsızlık” yaygaralarını kaale almayan birisi olarak:

Marguerite Duras’nın, “Politik değilseniz, entelektüel de olmazsınız!”

Albert Camus’nün, “Entelektüel, aklı kendisini gözleyen kişidir”![4]

Küçük Burjuva “Sol”culuğun Açmazları

Küçük burjuva “sol”culuğu birleştirici değil, dağıtıcı ve yıkıcıdır. Onun bu nitelikleri, sınıfsal karakterinden ileri gelir. Kapitalist sistem içinde, o her şeyini yitirmiştir. Burjuvaziye kin duyar ve kinini bazen anarşist bir şekilde ortaya koyarken, bu, bazen ise sınıf uzlaşmacılığı şeklinde ortaya çıkar.

Gitmediğin yere başkasını gönderme!

Sınıf savaşımında militanlık ve devrimci önderliğe ilişkin temel bilgilerin elde edilmesi güne ve ana uyarlanarak güncellenip, uygulanması örgüt bilimi açısından tayin edici düzeyde önemlidir. Temel bilgiler ne kadar önemliyse bugün yaşanan ve devam eden sorunlara, sürecin ve anın ihtiyacına yanıt olacak şekilde yenilenip güncellenerek uygulanması bir o kadar önemlidir.

Her an...

Sınıf savaşımında yola çıkanlar yaşamla ölüm arasındaki ince çizgi üzerinde yürür. Yaşamla ölümü her an iç içe, beraber yaşamaya, karşılamaya hazır yürür. Hangisinin ne zaman ağır basacağını “bilemeden” yürür. Ancak bir gün mutlaka ölümle karşılaşıp tanışacağını çok iyi bilir. Devrimcilerin sonsuzluğa uzanan yolculuğunda ölümle karşılaşması sınıf savaşımının nesnel koşullarına, düşmanla yaşayacağı çatışma durumuna, mevzilenme ve konumlanmasına bağlıdır. Ancak ölümle karşılaşma anı her şeyden önce ideolojik donanıma, örgütlenme gücüne ve yürüyüşüne bağlıdır.

Çelişkilerden faydalanabilmek doğru konumlanmayı gerektirir!

İçinden geçtiğimiz süreci doğru anlayabilmek için pek çok gelişmeyi bir arada değerlendirmemiz gerekmektedir. Ortadoğu'daki değişimler, Kürt ulusal hareketinin gelişim seyri, egemen kliklerin arasındaki çelişkiler, ezilenlerin durumu, devrimci hareketler... Bunlar ilk akla gelen başlıklardır. Sonuç olarak süreç, birçok çelişkiyi barındırdığı oranda ezilenler için fırsatlar da yaratmaktadır. Fakat bu fırsatlardan yararlanabilmek süreci doğru analiz edebilmeyi ve doğru bir ideolojik-politik ve örgütsel konumlanışı gerektirir.

Sürüngen gökte kartal olmaz! (2)

30 yıllık Ermeni mücadele tarihinde Kafkaslar'da, Batı-Doğu Ermenistan'da ve Ortadoğu'da Ermeni toplumu içerisinde en güçlü, çoğunluğu elinde bulunduran, temsil eden EDF (Ermeni Devrimci Federasyonu) Taşnak Partisi, aynı zamanda kendi içerisinde siyasal çatışmaların yaşandığı uzun bir dönemeçtir. Bu dönemecin önemli figürlerinden birir olan Antranik Paşa yeni bir yüzyılın başında Osmanlı'ya karşı mücadele içerisinde bir HINÇAK Parti taraftarlığından, Taşnak Partisi'nin bir savaşçısı, aynı zamanda Halkın Fedaisi konumuna getiren onun partiler üstü konumu olmuştur.

Kılıçdaroğlu’nun “adalet” yürüyüşü, gerçekler ve tarihsel olarak sivil itaatsizlik-1

Enis Berberoğlu’nun MİT tırlarının bilgilerini basına sızdırmasından dolayı yargılandığı mahkemece 25 yıl hapis cezasına çarpılması ve tutuklanmasının ardından CHP, yargılamanın “adaletsiz olduğu ve Enis Berberoğlu’nun serbest bırakılması” için Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Adalet” için yürümesine karar verdi.

Keş(iş)inde Söz Söyleme Hakkı Var

Kimine göre sosyalizm bilimseldir, kimine göre de değil.

Bana göre de sosyalizm bilimsel değildir.

Şayet sosyalizm bilimsel olsaydı herkesin ama herkesin sosyalizm için söz söyleme hakkı olurdu değil mi ?

Bilimsellik için söz söyleyenlere bir bakın. İçerisinde kimler var kimler.

Papazlardan tutun anarşistlere kadar herkes var.

Türlerdeki evrimleşmenin nasıl gerçekleştiğini açıklayan Mendel bir papaz idi.

Acı Esintiler

İzmir 1 Nolu Sıkıyönetim Komutanlığı'nda süren davamız nihayet bir karara bağlandı. Hakkımda istenilen 5 yıllık ceza da onaylanmış oldu. Ama avukatlarımız temyize başvurdular. “Sonuçlanması birkaç yıl sürer…” dediler.

O süre içinde yurtdışına kaçma planları yapmaya başladık. İlk grubun içinde ben de vardım. Ama ekildim. İbo ekti beni. Dede, “İbo istemedi seni” dedi. Yıllar sonra İbo’yla buluştuğumda sordum: “Dede istemedi seni” dedi. İkisine de inanmadım.

Özgür Gelecek-Partizan;ÇAĞRI ve UYARIMIZDIR

Devrimci, demokratik kamuoyuna ve okurlarımıza çağrımızdır!

Devrimciliği çoktan askıya almış kesim karşısında alanlarımızı sonuna kadar koruyacağız!

Uzun bir süre kolektif içinde yaşandıktan sonra artık devrimci kamuoyunun gözleri önünde yaşanan “iç” sorunlarımızda, çeteci mantıkla sorunları kangrenleştiren ve devrimcilere yönelik şiddet uygulamaktan geri durmayan kesimin saldırıları sürüyor.

Canım biraz HASAN AKSU'yla uğraşmak istiyor!

Hasan Aksu, onun tabiriyle gelenekten biri. Epey bir geçmişi var. Fakat son 35 senedir gelenekten uzakta yaşıyordu. Yurt dışına geldiğinde ( ya da onun söylemiyle yd atandığında) bir süre doruklarda dolandı.

Sayfalar