Çarşamba Eylül 23, 2026

14 Temmuz yürüyüşü (Nubar OZANYAN )

Kuşlar nasıl ki dostlarında yankı bulsun diye ötüyorsa 14 Temmuz Ölüm Orucu direnişçileri de açlık yiyerek uyuyan bir halkın yüreğine seslendiler.

14 Temmuz’a sadece bir özgürlük eylemi ve onur direnişi olarak bakılamaz. Köleleştirilmek istenen bir halkın aydınlatılma, eğitilme ve ayağa kaldırılma eylemidir; karanlık koridorlarda, kör hücrelerde sessizliği parçalayarak herkesi özgürlüğe çağıran bir direniş davetidir. Düşenlerin yeniden ayağa kalkması, ürkenlerin cesaretlenmesi için çalınan uyanış çanıdır.

14 Temmuz eylemi, daha önceki direnişlerde yaşanan acemiliklerden, hatalardan arınmanın, olgunlaşarak büyümenin ismidir. Önce parçalanıp sonra tek parça olmanın iradesidir. Direnişte zaferi görmenin mutlak öngörüsüdür. Fedai çizgi tarzının öncüsünün yaratılmasıdır. Dolayısıyla 14 Temmuz Direnişi’ne tarihi gerçekliği içinde doğru bakılıp anlam çıkarılarak, günün devrimci görev ve eylemleri örgütlenmelidir. 

Zalimlerin karşısında el pençe durup, insanlık bekleyerek özgürlüğün gelmeyeceği bilinmelidir. Zor zamanların, imkansızlıkların içinde nasıl özgürlük ve adalet aranacağını ve santim santim nefessiz kalınsa bile nasıl kazanılacağını 14 Temmuz direnişçileri öğrettiler. Dirilmenin, hiçlikten kurtulmanın, yaşama hakkını, özgürlüğü ve onuru elde etmenin büyük eylemini örgütlediler. 

Zulmün kurutmadığı, adaletsizliğin çölleştirmediği bir karış toprak parçası dahi kalmayan bir ülkede, eğer bir kişi uğrunda ölebilecek bir şey keşfetmemişse hayatında yaşanmaya değer bir şey kalmamış demektir. Unutmamak gerekir ki, zalimlerin zulmünün sınırını ezilenlerin direnişi belirler. Uzun özgürlük yolunda molalar ne kadar kısa tutulursa özgür dünyaya o kadar çabuk varılır.

14 Temmuz Ölüm Orucu direnişi, köleleştirilmek istenen bir halka, öncülerine asla unutulmaması gereken bir eğitim vermiştir. 14 Temmuz direnişçileri, ölüm tercihinin bile insana bırakılmadığı bir zamanda kutsal bir direnişin nasıl örgütleneceğini gösterdiler.

Vahşetin ve barbarlığın her bir anı ve hücreyi köleleştirmeye çalıştığı bir ölüm tarlasından, 5 Nolu Zindan’dan bahsediyoruz.  Yanık ve ölüm kokusunun her tarafa sindiği, bir soluk alışın bile yasak olduğu zindandan bahsediyoruz.

Zulüm mekanı ve tarihi doğru okunup doğru kavrandığında yürünecek yolun ne zorluklarla dolu olduğu görülür. Ancak özgürlük uğruna bedel ödeme göze alınırsa bu yolun asla tükenmeyeceği, hiçbir gücün bu yürüyüşü durduramayacağı anlaşılır.      

14 Temmuz devrimci tutsakların en bilge, en direngen, özgürlüğe en tutkulu öncülerinin yürüyüşüydü. Böylesi zor bir yolculuğa, sonu mutlak ölüm olan göreve yaşamaya en fazla bağlı ve tutkulu olanların çıkması gerekiyordu. Yoksa zulüm ve ihanet yolu kısalamazdı. Teslimiyetin ihanete dönüştüğü ve özgürlük değerlerinin ayaklar altına alınıp çiğnendiği bu süreçte başarı, ölüm dışında bir yolla elde edilemezdi. Özgürlük yoksa, devrimci kimlik yoksa yaşamın ne anlamı olabilir ki?

Bugün onca zulüm ve vahşetten sonra 5 Nolu Zindan tutsakları olarak, her soluğumuzda yeniden yaşamanın tarifsiz sevinci ve onurunu taşıyorsak bunu 14 Temmuz zindan direnişçilerinin devrime olan bağlılığına, bilgeliğine, ölçü ve sınır tanımaz fedakarlığına borçluyuz.

Bugün dünden ve her zamandan daha fazla özgürlüğe, halkımıza ve yitirdiklerimize karşı sorumluluğumuz ve borcumuz var. Tıpkı M. Hayri Durmuş arkadaşın dediği gibi... Kemal Pir arkadaşın iddiasını ve mütevaziliğini kuşanarak yürümenin sorumluluğu altındayız. Bir komutanın sözünün eylem ve silah kadar değerli olduğunu Kemal Pir’den öğrenmeliyiz. Ali Çiçek’ten, Akif Yılmaz’dan sıra neferinin bağlılığını öğrenmeliyiz….

Ve bilinmelidir; her sıcak Temmuz akşamında tanımı zor bir efkar basar bizleri. Anlatmak ve haykırmakla dolar yüreğim. Sessizlik içinde çığlık olmak ister yüreğim.

Şimdi 14 Temmuz’u gören gözlerimdir yüreğim… 

9416

Emperyalist Saldırıya da, Savaşa da Hayır!

Bu ülkenin Başbakanı önceleri ismi “Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)” olan ve daha sonra hedefi, kapsamı, amacı genişletilerek adı “Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi(1)” olarak değiştirilen emperyalist paylaşımcı projenin Eşbaşkanlarından birisidir ve dolayısıyla da ABD emperyalizminin en başta gelen işbirlikçilerindendir. 

Yaşadığımız bu son süreçte bu projenin bir aşaması gerçekleştirilmek isteniyor.

Nasıl mı? Suriye’ye savaş ilan edilerek.

Gerekçe? O da hazır. “Kimyasal silah kullanıldı” 

Ermeni Sorunu’nun Doğuşu ve Osmanlı Bankası Baskını

 

19.yüz yılın sonunda 500 yıldır hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu artık son evresine gelmiş yok olmakla karşı karşıya bulunuyordu. Avrupa'da kapitalizmin gelişmesi, ulusal uyanışlar, bağımsızlık hareketleri,1789 Fransız devriminin yankıları, Balkanlarda ulusal kopuşlar Anadolu'da yaşayan Ermeni ve Rum toplumlarında da oluşmaya başlamıştır.

Osmanlı, iktidarı altında yaşayan Ermenilere, azınlıklara ibadet özgürlüğü, mülklerinin güvence altına alınması, reformlar, yasa önünde, vergi alanında eşitlik vaat ediyordu.

Türki entergasyon dinamikleri ve anadilde egitim

TC’nin Lozan sonrası Kürdistan’a ilişkin programı askeri işgal,asimilasyon ve entegrasyon temelli olmuştur.  Kürdistanlılar askeri işgale ve asimilasyona karşı ciddi isyanlar geliştirmiş,mücadeleler vermiş ve bedel ödemişlerdir.Kuzey Kürdistan’da askeri işgale karşı belli gerilla alanları haricinde herhangi bir kazanım elde edilememiş,ancak asimilasyona karşı yürütülen mücadele hedefine tam ulaşamasa da belli sonuçlar üretmiştir. 

Gülfikâr Aksu'nun Anısına/ Hasan Aksu

Gülfikâr Aksu'nun Anısına: "Cocuglar Bize Oyle Ogrettiler. Ne Bilek Hakim Beg; Biz İbocuyuk, Tikkocuyuk!"/ 

Ben Annemi 18 Mayıs 2000 yılında yitirdim. Annem her Anne gibi önce Kadın’dı. Doğurgan özelliğinden gelen koruma, kollama, her şart altında sahiplenme esasıydı. Erkek egemen toplumunda kadın olduğundan dolayı, cins ayrımcılığına uğradı. Baskı ve şiddet gördü. Kürt olduğundan dolayı ulusal baskıya uğradı. Alevi olduğundan dolayı dinsel, mezhepsel baskılara maruz kaldı, aşağılandı.

Kürtler Ve Burjuva Yalanlar

 

Burjuva siyasal iktidar, iktidarini korumak, işçileri bölmek, birbirine düşürmek, kendi şoven-kirli siyasetinin bir parçası olarak, işçileri kullanmak için her türlü ideolojik silahını kullanıyor.

Güncel Sanatın Vahim Hâl(sizliğ)i[*]

 “Süren acılara dayanmak,çabucak ölmekten çok dahabüyük bir kahramanlıktır.”[1] 

Pablo Picasso’nun, “Her çocuk sanatçıdır. Ama sorun; büyüdüğünde geriye nasıl bir sanatçı kalacağıdır,” saptaması sanat ve insan ilişkisinin en net betimlemelerinden biriyken; bu da biz(ler)e sanatın “Anne bak kral çıplak” diye haykıran çocuksu naifliğinden beslenen isyancı niteliğini anımsatır. Bu elbette işin bir yanıdır.

Kürt Kerbelası‏

 

Boyunlarına ip geçirerek bir duvarın üzerine dizdikleri küçücük çocukları aşağı itip boşlukta sallandırarak boğuyorlar. Çocuklar çırpına çırpına can verirken o vampirler, "Allah Allah" naraları ile onların can çekişini seyrediyorlar.

Bu oyunu zor bozar

 

 

Tarihte, zorun rolü üzerine çok şeyler söylenmiştir. Özellikle sınıfsal zorun ortaya çıkışı, varlığı ve uygulanması konusunda, burjuvazinin ideologlarıyla Marksistler arasında ciddi bir ayrım konusu yaşanmış ve yaşanmaktadır. Burjuvazi, kendi sınıfsal zorunu meşru görürken, ezilenlerin, özellikle de işçi sınıfının burjuvaziye karşı uyguladığı devrimci zorun adını bile duymak istemediği gibi, bunu “toplumsal etik dışı” olarak, son yılların burjuva moda deyimiyle,  “terörist” eylemler olarak kriminalize etmeye çalışır.

On İki İmamlar Alevi Olabilir mi ? 1-2

“…Bir insanın arınmışlık düzeyi en güzel sahip olduğu hoşgörüyle, anlayış ile ölçülebilir. Arınmış insan başkalarını yargılamaktan uzak, olayları ve insanları çok geniş bir bakış açısı ile görebilen, hoşgören, olaylar karşısında sukunetini yitirmeyen, her şeyi doğallıkla kabul eden bir yapıdadır. İyi yada kötü diye ayrımları yapmaktan kaçınır, sevgisi bütüne, herkese ve her şeyedir. Hoşgörüsündeki yükseklik, onun bu sevgiyi bu şekilde eksiksizce ve adilce aktarabilmesini sağlar. Korku ve endişelerden hemen hemen tamamen uzaklaşmıştır.

Minaresiz Camiler ve Alevi Asimilasyonu

 

Dedeler var hoca olmuş bir nevi
İhtirasa kurban edilmiş sevi
Minaresiz cami gibi cemevi
Aleviyi namaz kılarken gördüm

(Ozan  Emekçi)

 

Bazı Milliyetçi Ermeni Aymazlara Zorunlu Cevap! Hasan Aksu.‏

 

İnsan eğer ırkçılık, milliyetçilik ve şovenizmden ideolojik gıda alıyorsa; her şart ve koşulda diğer ulus ve azınlıklara kin nefret ve kan kusarak nemalanıyorsa; adı ne olursa olsun sosyalizm ve de komünizm düşmanlığı yapıyor demektir. Çünkü her türlü milliyetçilik yaşanan örnekleriyle hepimizin malumudur.

Sayfalar