12 EYLÜLÜ GÜNLER DE BİTECEK!
Bundan 38 yıl önce kuvvet komutanı faşist generaller 12 Eylül 1980’de tıpkı 27 Mayıs 1960 ile 12 Mart 1971 ve sonraki tüm darbelerde olduğu gibi, halkın gelişen muhalefetini durdurmak, sol-sosyalist, emek cephesinin ‘özgürlük eşitlik, adalet’ mücadelesinin önünü kesmek, toplumsal hareketi engellemek, emperyalistlerle işbirlikçi komprador feodallerin çıkarlarını korumak için bir darbe yaparak yönetimi ele geçirdiler .
Faşist cuntanın başındaki Kenan Evren ve kuvvet komutanı arkadaşlarından oluşan Milli Güvenlik Konseyi (*), öncelikle sıkıyönetim ilan ederek, meclisi feshetti. Anayasa uygulamadan kaldırıldı. Siyasi partiler, sendikalar, dernekler ve meslek örgütlerinin kapılarına kilit vurulup, yöneticileri zindanlara dolduruldu. Başta toplumsal muhalefetin temel dinamikleri olan devrimciler, işçiler, köylüler, Kürtler ve Alevilere karşı büyük bir saldırı başlatıldı.
12 Eylül darbesi sürecinde resmi verilere göre 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.. 98 bin kişi yasadışı örgüt üyeliği ile suçlandı. 650 bin kişi gözaltına alınıp bunlardan 230 bin kişi yargılandı. 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkartılıp, 7 bin kişi hakkında idam cezası istendi.. 517 idam kararı verildi ve 50 kişi. Faşist generaller daha önceki tüm ağa babalarının yaptıklarını fazlasıyla yinelediler. İlk olarak 9 Ekim 1980 de Necdet Adalı, ardından da 37-38 Dersim soykırımında olduğu gibi, (Seyit Rıza’nın yaşının küçültülüp oğlu İbrahim’in yaşı büyütülerek) 17 yaşındaki Erdal Eren’in yaşı da bir gecede büyütülerek, “asmayalım da besleyelim mi?” diyen katil Kenan Evren’in talimatıyla 13 Aralık 1980 tarihinde idam edildi.
300 devrimci, “faili meçhul cinayetler” sonucu, 171 devrimci işkence odalarında, 14 devrimci de açlık grevi direnişlerinde can verip yıldızlaştı. 73 devrimci ağır tecritlerde, 85 kişi de sözde çatışmalarda öldü. 43 kişinin intihar ettiği iddia edildi. Binlerce sol, sosyalist, devrimci genç sakat kaldı. 12 Eylüllü günlerden sonra on binlerce aile yerlerinden yurtlarından, yaşadıkları köy ve kentlerden yurtiçi ve dahi yurtdışı göçe zorlandı. Bine yakın film yasaklandı.
Darbeci generaller sıkıyönetimde dayattıkları referandumla 27 Mayıs anayasası yerine, 12 Eylül anayasasını getirdi. Temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldırıp okullarda Alevi çocukları için adeta işkenceye dönüşen “Zorunlu Din Dersleri” uygulamasını başlattılar. Yüzlerce Alevi köyüne zorla cami inşa ettirdiler.
12 Eylül darbesi sonucunda milyonların karşı karşıya kaldığı zulüm, yaşanan yıkım ve tahribat, bugün bile halen sürmekte olan travma ile de sınırlı değil. O dönemin ülkeye, ülke halklarına en büyük kötülüğü, besleyip büyüttüğü, her koşulda desteklediği, örgütlenmelerini sağladığı gerici, şeriatçı yapılardır. Ki, günümüzde ülkeyi yöneten ve “tek millet, tek dil, tek din ve tek bayrak” sloganlarını dillerinde pelesenk eden bu zihniyet, kimi zaman 12 Eylül uygulamalarından daha olumsuz bir tabloyu sergilemektedir.
12 Eylülde “Milletin can ve mal güvenliğinin tesis edilmesi ve terörü sonlandırma iddiasıyla darbe yapanlar ile günümüzde ülkeyi OHAL ve KHK’larla yönetenler aynı tornadan çıkmışlardır. O gün ABD’nin “yeşil kuşak” projesine hizmet edenler (12 Eylül darbe gecesi ABD Dışişleri Bakanı Muskie, Başkan Carter’a “Mr.President, Türk Ordusu’nun komuta heyeti Ankara’da yönetime el koydu, herhangi bir kaygıya gerek yok. Kimlerin müdahale etmesi gerekiyorsa onlara müdahale etti” şeklinde beyanda bulunmuştur. Yine 12 Eylül için, ABD Ankara Büyükelçisi Paul Henze: "Bizim çocuklar yaptı" ifadesini kullanmıştır ) günümüzde de batılı emperyalistlerin emirlerini harfiyen uygulamaktadır.
Bilinmelidir ki, bugünkü karanlığın, hukuksuz ortamın, gerici, şeriatçıların yaratıcısı, en büyük mimarı 12 Eylüldür. Generallerdir. AKP ve çevresi 12 Eylül sayesinde ‘siyasi, hukuki, sosyal ve ekonomik” alanda gelişip büyümüştür. Bugün ile 12 Eylül uygulamaları arasında en küçük bir fark yoktur.. Hatta AKP, 12 Eylül faşist anayasasını yetersiz bulduğu için 2010 ve 2016 yıllarında 2 kez daha referandum yapmıştır. Bu değişiklikler de yetmediği için, ülke uzun yıllar OHAL ve KHK’lar ile, şimdilerde de cumhurbaşkanı KHK’ları ile yönetilmektedir.
Yani anlayacağımız o ki, 12 Eylüllü günler tüm anti demokratik uygulamaları, hak adalet eşitlikten uzak özellikleriyle devam etmektedir.
Ancak insanlık tarihi, güzellikler için, sevgi için, barış, eşitlik, adalet, özgürlük için şanlı mücadelelerle doludur. Tarihte hiçbir kişi, padişah, hükümdar sonsuza kadar iktidarda kalmamıştır. Bu gerici, şeriatçı, insan sevgisinden yoksun, barış yerine savaşı isteyen zihniyet de bir gün koltuktan inecektir, indirilecektir.
Halkların birlikte dayanışması, mücadelesi ile Eylüllü karanlık günler de bir gün sona erecektir. Hak, hukuk, adaletin hüküm sürdüğü, barışın, halklar arasında eşitlik ve kardeşliğin olacağı güzel günler mutlaka gelecektir.
Erdal YILDIRIM
12 Eylül 2018
Erdal Yıldırım
2012 yılı sonlarından itibaren sitemize yazılarıyla yeni bir soluk katan yazarımız genellikle Aleviler ve sorunları üzerine makaleler yazmaktadır.
erdalyildirim@kaypakkaya-partizan.net(hazırlanıyor)
Son Haberler
Sayfalar
Bir Saloko Lazım -dı
Yüreğim sızlıyor.
Sonunda Demirtaş etniksel hareket etmeyen proletarya köylüyle tanıştı.
Herkes Demirtaş' ın nasıl yapması gerektiğini yazıyor çiziyor.
Kimine göre sokağı terk etmemeli.
Kimine göre de muhalefette kalmalı.
Ama bu birazda acımasızlık değil mi ?
Hatta kolaycılığa kaçmak.
Söylediklerimizin içerisinde biz neredeyiz ?
Daha doğrusu söylediklerimizi etniksel temellerle hareket etmeyi önceliği haline getirmiş insanlarda beklemek ne kadar doğru ?
Aslanın.... koçum... yiğidim
SEÇİMLERİN SONRASINDA...[1]
“Biri gerçeği söylerse, bir diğeri er veya geç yalanının ortaya çıkacağından emin olmalıdır.”[2]
Bir yük kalktı sanki omuzlarımızdan... Bu doğru. Hele ki son olarak Diyarbakır saldırısında koltuğu kaptırmama hırsının ne boyutlara varabileceğini gördükten sonra.
Maskeli balo’da yeni perde :Seçim sonuçlari,koalisyon pazarliklari,uzlasma :Marko Karakaya
7 Haziran seçimlerinin sonuçları egemen sınıflar ve onların siyasi temsilcileri tarafından yeni yeni kavranmaya başlandı. Zira ortaya çıkan tabloya hazırlıksız yakalandılar. AKP’nin tek başına hükümet edeceğine dair eğilim esastı. AKP kliği oy kaybederek en fazla anayasayı değiştirecek koşulları sağlayamayacağını hesap ederken, diğer egemen sınıf klikleri de AKP’nin anayasayı değiştirecek olanaklara kavuşmaması üzerine hazırlıklarını yapıyordu. Ama 8 Haziran sabahı egemen sınıflar koalisyon koşullarına uyandılar.
Mevtayı iyi bilmezdik!
“Praeterita mutare non possumus.”[1]
Ölünün ardından, “Mevtayı nasıl bilirdiniz” diye sorup eklerler: “Ya şimdi konuşun ya da sonsuza dek susun”!
“Mevta” hakkında kısa hatırlatmalarla, biz “susmak” yanlısı olmayanlardanız.
Hayır, hayır “Ölünün ardından kötü konuşulmaz” diye uyarmanıza gerek yok; biz kötü konuşacak değiliz; “Non interest, quid morbum faciat, sed quid tollat/ Uzun süre değil, dürüst yaşamak önemli” vurgusunun altını çizerek; olanı olduğu gibi aktaracağız; kötülük bunun neresinde olabilir ki?
SEYİT ALİ UĞUR :“ Komünistler çölde bile yalnız değildir“
Seyit Ali Uğur`dan gelen mektubun, 9 Mayıs 2015 günü ATiF Augsburg derneğinin Hapishane önünde yaptığı mitingten duyduğu sesler sonucu, duygularını ifade eden bölümünü sizlerle paylaşıyoruz. (UPOTUDAK)
Haziran ('ımız) niye gülümser(mi)
Gülme (le rire), korkunç bir silahtır. “Her şeye gücü yetenler”(?!) dahi gocunur ondan. Çünkü vurunca şahı da devirir gülmek.
Ancak gülmek, sırf bir kınama, itiraz da değildir. Tükenmez bir sevinç, güç ve yaşam coşkusunun kaynağıdır da. Bir güç belirtisidir, dirençtir gülmek; pırıl pırıl bir mutluluk duygusunu ve büyük bir sevinci dile getirir.
“Gülmek ama gerçekten gülmek felsefe yapmaktır,” Afşar Timuçin’e göre…
Düğüne gider gibi idam sehpalarını kucaklayan 20 devrimci
“Siz, sadece bizim vücudumuzu yok edebilirsiniz, fakat inandığımız fikirlerimizi asla ! Yarın o, Doğu’nun horizonunda belirecektir ve Ermenilik, özgür, sosyalist Ermenistan’ı selamlayacaktır !”
Madteos Sarkisyan (Paramaz)
Tarih 15 Haziran 1915…
Yer: İstanbul Beyazıt Meydanı
ATİK Operasyonuna Karşı Mevzileri Güçlendirelim!
Almanya’nın ATİK’e (Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu)yönelik operasyonuna karşı sağlam, örgütlenmiş, ciddiyet isteyen, tahkim edilmiş, kendi cephesini en geniş kesimlerle kurmuş bir barikat oluşturmak içinden geçilen kesitte önemlidir. Çünkü bu sömürüye, zulme, haksızlığa karşı devrimin, demokrasinin ve özgürlüğün alanını genişletecek bir mücadeleyi içermektedir. Bu operasyonun merkezindeki Avrupa demokrasisi karşısında da böyledir, operasyonun kaynağı ve yönlendiricisi faşist TC’ye karşı da.
Devlet AKP’dir, AKP Kontra’dır
Eğer bir parti on yıldan fazla bir süre iktidarda kalıyor ve devletin tüm imkânlarını bireysel ve zümresinin çıkarları için kullanabiliyorsa bu büyük ölçüde bir partiden çok devletin ta kendisidir. Eğer öyle değilse de Türkiye Cumhuriyeti Devleti resmen oto-mandater rejim ile yönetiliyor demektir.
ATİK yalnız değildir çünkü ezilenlerin mücadelesi vardır :Sefa ünal
Alman emperyalizmi, Türkiye’nin “terörizmle” ortak mücadele gibi ağzının sularını akıtacak, zaaflı yanını kullanarak işlerini yürütmeye, politikasını kolaylaştırmaya çalışmaktadır. Şimdide ATİK operasyonuyla TC’yi tavlamaya kıvama getirmeye çalışmaktadır. Alman emperyalizmi ATİK operasyonuyla kendi yasalarını çiğneyecek, mülteci hak ve özgürlüklerini ayak altına alacak, imzaladığı uluslararası anlaşmaları yok sayacak kadar kendinden geçmiştir.
Otorite ve kibir kaybetti
2015 seçimleriyle 13 yıllık AKP iktidarı son buldu. AKP Cumhurbaşkanı Erdoğan eliyle anayasaya aykırı yürüttüğü seçim çalışmasından sonuç almadı ve 10 puanlık bir oy kaybı ile ilk seçim yenilgisini tatmıştır.