Perşembe Eylül 24, 2026

TKP/ML-(YDK):“Newroz Devrimci Kawa'nın yaktığı isyan ateşi, Efrin'de işgalci TC devletine karşı komünistlerin, devrimcilerin ve Kürt savaşçıların silahlarında büyüyor”

Newroz direniştir.

Newroz, zalimlere karşı isyandır.

Newroz, “zulmün olduğu yerde isyan etmek meşrudur” manifestosudur.

Devrimci Kawa'nın zalim Dehak'a karşı yaktığı isyan ateşi yüzyıllardır sönmedi. Kürt halkı Kawa'dan bu yana hiç söndürmedikleri bu isyan ateşini bugün de Irak, İran, Suriye ve Türkiye'de ilhak edilmiş topraklarında yakmaya devam ediyorlar. Kürt halkının Newroz Bayramını kutluyoruz. Newroz Piroz Be!

Ezilen Emekçi Halkımız

Yeni bir Newroz'u kan ve ateş içinde kutluyoruz. Ortadoğu coğrafyası yüzyıldır emperyalistlerin pazar dalaşına kurban edildi. Bu coğrafyanın yer altı ve yer üstü zenginlik kaynaklarını ele geçirmek için emperyalistler yüzyıldır bir işgal savaşı sürdürüyorlar bu topraklarda.

Arap Baharı ayaklanmaları emperyalistlerin beklediği gibi sonuçlanmadı. Bunu tamamlamak için yeni stratejiler geliştiren başta ABD olmak üzere emperyalist güçler, Suriye'de çıkartıkları iç savaşla bu ülkeyi ele geçirmek istediler. IŞİD eliyle devam eden iç savaşta da bir başarı elde edemeyen güçler, 2016 yılından bu yana Suriye'nin paylaşım savaşını farklı cephelerden yürütüyorlar. Suriye'de savaş bugün ABD ve Rus emperyalist güçlerinin bir hegemonya savaşına dönüşmüş bulunuyor.

Kürtlerin Rojava'da elde ettikleri statüyle birlikte, buraya üşüşen emperyalist güç odakları Kürtlere oynayarak, Kürtler üzerinden buraya yerleşmek ve Suriye'de hakimiyetlerini sürdürmek istiyorlar. Kürtlerin ittifaktan öteye geçmeyen bu ilişkilerini savaşın farklı alanlarına taşımak isteyenler, şimdi de Efrin'de Kürtler üzerinden hakimiyet kurmak istiyorlar.

Faşist Türk devleti, Osmanlı'dan gelen işgalci hevesi ile stratejik bir söylem haline getirdiği “Yeni Osmancılık” planının bir parçası olarak işgal ettiği Efrin'e yerleşerek burada kalıcı olmak istiyor. Türk devleti 2011 yılından bu yana Suriye'de savaşın bir tarafı olarak IŞİD ve El-Nusra gibi gerici ve faşist güçleri destekleyerek Esad'ı yıkmak için çalıştı, ve bunu Rojava devrimiyle birlikte Kürtleri de hedef alan bir genişlikte devam ettirdi.

Türk devleti 19 Ocak 2018 tarihinde Efrin'i işgal etmek için savaş ilan etti. ''üç gün de alırız'' dedikleri Efrin merkezine iki aydır giremeyen Türk devleti kitlesel bir katliam yaparak Efrin'nin içine girse de istediği sonucu alamayacaktır. Efrin'de, başta Kürt haklı olmak üzere devrimci, komünist ve enternasyonalist güçler Türk devletinin işgal harekatına karşı kahramanca direniyorlar.

AKP ve yanına aldığı eli kanlı MHP ile birlikte ilan ettiği “Milli Seferberlik”le ırkçı ve şoven politikalarını günün 24 saati durmadan işleyerek iç kamuoyunu savaşın bir parçası haline getirmiş bulunuyor. Başbakan Binali Yıldırım, Efrin işgalinin daha ilk günlerinde tüm medyayı toplayarak nasıl hareket edeceklerini, hangi haberleri verecekleri, hangi haberlere sansür uygulayacakları talimatı vererek, tüm toplumu bir savaş girdabına soktular. Efrin işgaliyle birlikte toplumda yeniden tazelenen Kürt düşmanlığıyla olası bir iç savaşın taşları şimdiden döşenmektedir. Türk Ordusu ve polis teşkilatında kaybolduğu söylenen 106 bin silahın AKP'nin “sivil” tabanına el altından dağıtıldığı düşünüldüğünde AKP ve MHP'nin nasıl bir plan içinde oldukları görülmektedir.

AKP, Efrin işgalini 2019 yılında yapılacak cumhurbaşkanlığı, milletvekili ve belediye seçimlerini kazanmak için bir savaş rantına dönüştürmek istiyor. Efrin işgaliyle birlikte alelacele MHP ile kurdukları “Cumhur İttifakını” kamuoyuna ilan etmeleri ve ardından seçim kanununda yaptıkları 26 maddelik değişiklikle birlikte daha şimdiden bu çoklu seçimleri garanti altına almaya çalışıyorlar.

AKP ve MHP'nin kurduğu “Cumhur İttifakı” sadece bir seçim ittifakı değildir. Bu ittifak, faşist iki partinin kurduğu savaş ittifakı olarak okunmalıdır. Toplumda marjinalleşen MHP, seçim barajı altında kalmasının yüzde yüz olduğu bu koşullarda, hem kendisini kurtarmak, hem de AKP'ye koltuk değneği olmak için bir savaş ittifakı kurmuş bulunuyor. MHP, tüm siyasi iradesini AKP'ye teslim ederek Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olmasının karşılığında varlığını korumaya çalışmaktadır.

Türkiye'de, 15 Temmuz 2016 tarihinde yapılan darbe girişimi, AKP tarafından “Allahın lütfu” olarak değerlendirilmiş ve sonrasında uygulanan OHAL'le birlikte, faşizmin en koyu uygulamalarıyla ülke adeta zulüm ve halklar hapishanesine çevrilmiştir. OHAL'le birlikte 100 bine yakın kişi FETÖ kisvesiyle gözaltın alınmış, 50 bin kişi tutuklanırken, bir o kadar insana tutuksuz yargılanmak üzere davalar açılmış, yüzlerce demokrat ve ilerici akademisyen, öğretim görevlisi ve memura işten el çektirilmiş, 152 gazetecinin yanı sıra 9 HDP milletvekili tutuklanmış, 9 HDP milletvekilinin vekillikleri düşürülmüş, 7 bin HDP kadro ve üyesi ise tutuklanmıştır.

AKP, devrimci ve komünistlere karşı azgın bir saldırıya geçerek, ya tutuklamış, tutuklayamadıklarını da katletmiştir. Hapishanelere dayatılan TTE ile devrimci tutsaklar teslim alınmak istenmektedir. AKP, OHAL'i sürekli uzatarak, Efrin işgalini bir savaş rantına dönüştürerek 2019 yılındaki çoklu seçimi kazanmak istiyor. Seçim kanununda yapılan değişiklikle her türlü hile ve anti-demokratik seçim uygulamasıyla seçimleri garantiye almak için her yola başvuruyor. Ancak, AKP ve MHP'nin unuttuğu bir şey var ki, o da, 2017 başkanlık referandumunda “HAYIR” diyerek büyük bir enerji yaratan devrimci, ilerici, yurtsever güçler, AKP ve MHP'nin bu seçim oyununu bozacaktır.

Emekçiler, Yoldaşlar

2018 yılı Newroz'unu kan ve barut içinde kutluyoruz. Bundan korkmuyoruz. İşgal savaşıyla bir yere varacağını sanan AKP ve tüm savaş bloku şunu bilmeli ki, istedikleri sonucu alamayacaklardır. Efrin işgalini her bir burjuva partisi kendi lehine kullanarak savaş çığlıkları atmaktadır. CHP, SP, Vatan Partisi, BBP ve tüm diğer burjuva faşist partilerin kendi aralarında hemfikir oldukları bu savaş konsepti onlara oy olarak dönmeyecektir. Çeşitli milliyetlerden Türkiye emekçi halkı tüm bu partilerin oyunlarını bozacaktır.

Newroz Direniştir, Direniş Efrin'dir

Tüm dünyanın gözleri önünde Türk devletinin işgal savaşı verdiği Efrin'de her gün onlarca sivilin katledilmesine sessiz kalanlar bu savaş suçuna ortak oluyorlar. Cılız bir sesle ve esas olarak kendi iç kamuoyunu rahatlamak için; Fransa, İngiltere ve Almanya'nın arada bir yaptığı “savaş karşıtlığı” açıklamalarının sahte olduğunu biliyoruz. Bir taraftan “savaş sona ersin” diyen Almanya, diğer yandan milyarca dolar tutarında Türkiye'ye silah satarak bu işgalden nemalanmaktadır. Son zamanlarda Kürtlere karşı yoğun bir saldırıya geçen, Efrin yürüyüş ve mitinglerini yasaklayan, YPG bayrak ve sembollerinin taşınmasına izin vermeyen, 2018 Newroz kutlamasını yasaklayan ve en son 7 Mart 2018 günü Mezopotamya Yayınevini ve Mir Müzik bürolarını basarak binlerce kitaba ve CD'ye el koyan Alman devletinin uygulamaları bizlere Nazi dönemi uygulamalarını hatırlatmaktadır. Naziler de, iktidara geldiklerinde 2. Emperyalist Paylaşım Savaşı öncesi ve savaşla birlikte, Yahudi halkına saldırmış, kitap ve her türlü basım yayını yasaklayarak, komünistlere ve devrimcilere saldırarak savaş açmıştı. Alman devletinin bugün Kürtlere yaptığı bu uygulamaların Nazilerden tek farkı sözde “Demokratik Almanya'da” yapılıyor olmasıdır. Almanya, Türkiye'yle yaptığı kirli pazarlıklarda Kürtleri kullanmaktan vazgeçmelidir. Ne zaman bir Türk devlet yetkilisi Almanya'ya gelse, hemen ertesinde Kürtlere ya da devrimcilere karşı Alman devleti bir saldırı yapmakta ya da bir yasak getirmektedir. Haksız bir şekilde bir yıl tutuklu kalan gazeteci Deniz Yücel dahi bu kirli pazarlıklar sonucu bırakılmıştır.

Alman devleti, en demokratik haklarını kullanarak Efrin işgaline karşı çıkan Kürtlere yasak getirerek baskı uygulaması, kurumlarını basması, çalışanlarını tutuklayarak yargılaması demokrasiden giderek uzaklaştığının işaretleridir. Alman kamuoyu, Alman hükümetinin Türk devletiyle yaptığı bu kirli pazarlıklar sonucu Kürtlere saldırmasına artık dur demesi gerekir!

Dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan başta Türk, Kürt çeşitli milliyetlerden halkımıza çağrımızdır! Emperyalistlerin, Türk devleti eliyle Ortadoğu'da yarattığı kan gölüne karşı Newroz'un isyanını büyütelim. Bulunduğumuz her yerde, Efrin halkının sesi olalım! Newroz 2018, halkların emperyalistler ve onların uşaklarından kurtulacakları sosyalizme yürüyüşünün bayramı olsun!

Newroz Piroz Be!

Newroz Direniştir, Direniş Efrindir!

Efrin Faşist Türk Devletine Mezar Olacak!

Yaşasın Dayanışma, Yaşasın Direniş, Yaşasın Devrim!

Yaşasın Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı!

TKP/ML-(YDK)  Mart 2018

52337

Proletarya Partisi

 Proleterya Partisi'nden gundeme iliskin yazilar

Proletarya Partisi

ALEVİLERİ İSTİSMAR ETMEKTEN VAZ GEÇİN, SAMİMİYETLE LAİKLİĞİ TALEP EDİP SAVUNUN!

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir etkinlik vesilesiyle, şöyle demekte: “(…) Cemevleri ile ilgili taleplerimiz yıllardır ortadayken, bir yanda bu ülkede anayasaya göre her yurttaş eşitken, Sünni bir yurttaşın ibadethanesi camilerin her ihtiyacı karşılanırken, aynı vergiyi ödeyen; vergi verirken eşit ama hizmet alırken eşit olmayan Alevi yurttaşlarımızın ibadethaneleri Cemevleri, devlet nezdinde ibadethane kabul edilip, camiye ne yapılıyorsa Cemevine de  aynısı yapılacağı güne kadar bu talebinizin sonuna kadar arkasındayım.” (T24, 21.07.2024)

Kendi topraklarında özgür yaşayamayanlar (Nubar Ozanyan)

Nasıl bir adalet, nasıl bir vicdandır ki yüzyıldır Kürtler kendi topraklarında özgür yaşayamıyor? Nasıl bir kara zulümdür ki, on binlerce gerilla canını feda etmesine, on binlerce tutsak kör hücrelerde ömür çürütürcesine özgürlüğe ellerini uzatmasına karşın karanlık iş başında kalmaya devam ediyor? Ve yüz yıldır Kürt halkı bunca büyük bedel ödemesi karşısında sanki bir şey olmamış gibi duran Devlet, utanmadan elini “kardeşlik” adına DEM’e uzatıyor? Tarihte böylesine aymaz bir düşman görülmüş mü?

Nobel Ekonomi Ödülleri Hangi "Bilimsel" Buluş İçin Verildi?

Emperyalist sistemin içinde bulunduğu durumdan liberal ekonomistler, liberal entellektüellerde memnun değiller. „Eşitsizlikler“ büyümüş, „doğanın tahribatı alarm“ veriyormuş, „demokrasiler“ gerilemiş, „ekonomiler teknolojik gelişmelerin gerisinde“ kalıyormuş. „ekonomik büyümeler yavaşlamış“ vs. vs. En büyük buluşu 2005-2006'dan beri dünyada „demokrasi“lerin gerilemesiymiş.

SAVAŞA AKTARILAN PARA, EMEKÇİYE YAŞATILAN YOKSULLUĞUN BAŞLICA NEDENLERİNDENDİR!..

“Çözüm sürecinin en önemli sonuçlarından biri de kesinlikle ekonomik göstergeler, ekonomik nedenler olacaktır. Yapılan bir hesaplamaya göre, terörün Türkiye’ye son 29 yıldaki maliyeti yaklaşık 300 milyar dolardır. Çözüm süreciyle birlikte canları tehditten kurtardığımız kadar, ekonomiye de can suyu olacak yeni bir dönemi, yeni bir süreci başlatmış olacağız.”

“Filistin’de direnişin bir yılı ve Bahçeli’nin sözleri”(Deniz Aras)

7 Ekim Aksa Tufanı hamlesinin üzerinden tam bir yıl geçti. Bu süre içinde Ortadoğu, emperyalistlerin askeri, siyasi, lojistik ve istihbarat desteğiyle adeta bir koçbaşı olarak işlevselleştirdikleri Siyonist İsrail tarafından kan gölüne çevrildi.

İmha ve İnkar Politikalarına Karşı Direniş Sürüyor

Türk devletinin kuruluş süreci aynı zamanda Kürdistan coğrafyasında imha ve inkâr politikalarına sistemlilik kazandırma sürecidir. “Tek vatan, tek bayrak, tek millet” söylemi bu ırkçı, inkârcı politikanın en açık ve özlü ifadesidir.

Ve aynı zamanda bir devlet politikasıdır. Dolayısıyla Kürt coğrafyasına dönük saldırıları dönemsel görmek veya kimi burjuva partilerinin izlemiş olduğu politikalarla açıklamaya kalkmak yanılgılı bir tutum olur.

3. Dünya Savaşı riski hâlâ “güçlü olasılık” mı yoksa artık “kaçınılmaz akıbet” mi?

Son bir yılın ve ama özellikle de son ayların olguları öyle gösteriyor ki 3. Dünya savaşı artık sadece “güçlü bir olasılık” olarak değil; “kaçınılamaz bir akıbet” olarak ele alınmayı gerektiriyor. Bu hızlı tırmanış ise esasen şu iki ana etmen üzerinden yaşanıyor: Birinci etmen Rusya-Ukrayna Savaşı iken; ikinci etmen ise İsrail saldırganlığının tırmandırdığı savaştır.

Önderlerin Ardından… (Nubar Ozanyan)

Kafkaslar’ın en ileri devrim beyni ve en güçlü çarpan sosyalist yüreği, zulmün gölgesinde yaşam bulmaya çalışan Ermeni halkının yetiştirdiği en kalifiye önder kadrolardan olan ISTEPAN ŞAHUMYAN’IN başına gelenler bütün Sovyet devrim önderlerinin başına gelenler gibi oldu. Yok sayılmak, yaşanmamış kabul edilmek, itibarsızlaştırılmak, unutturulmak, nefret, işçiler ve ezilen halklar için yaptıkları büyük fedakarlıklarının ters yüz edilmesi, kahramanların hain olarak tanıtılmaya çalışılması kötülüklerin en büyüğüdür. Acıların en derinidir.

Emperyalizm Üzerine Notlar-7

Yarı-Sömürgeciliğe“ Sığnan Sosyal Şovenist Teoriler

Başka ülkelerin işçi ve emekçilerini sömüren bir ülke yarı-sömürge olamaz. Eğer bir ülke içinde yüksek düzeyde tekelleşme gerçekleşmişse, başka ülkelere sermaye ihraç ediyor, oralarda yatırım yapıyor, işçi çalıştırıyor, maden ocakları açıp işletiyor, banka açıp mevduat topluyor, kredi veriyorsa ve  bu ülke, ML literatürde, kapitalist sistem içinde  emperyalist bir ülke olarak adlandırılır.

Düşünüş ve Hareket Tarzında Devrimcileşmek

Kürt ulusuna, diğer azınlık milliyetlere uygulanan baskı ve asimilasyon politikalarına karşı sessiz kalıp harekete geçmemek, özünde işçi ve emekçilerin birliğine, ortak yürüyüşüne zarar vermektir. Dolayısıyla bu yönlü yapılan çağrılara kayıtsızlık ya meselenin özünü yeteri kadar kavramamaktan ya da bu demokratik istemlere karşı samimi bir tutum sergilememekten kaynaklanmaktadır. Çünkü samimi bir birlik istemi, ortak mücadele anlayışı Kürt ulusunun ulusal demokratik haklarını savunmayı, bu yönlü yapılan tüm saldırılara karşı net bir tutum almayı gerekli kılmakta.

Bay Özkök gibilerinin vicdan muhakemesi

Ertuğrul Özkök; “Akıl ve vicdan Orta Doğu’yu terk etti. Geriye sadece fanatizmi bıraktı.” Sözleriyle, kendince bir durum tespiti yapıyor. Ve “Hadi artık soralım” diyerek, T24’deki yazısında soruyor: “Orta Doğu’yu kim harabeye çevirdi; İsrail F-35’leri mi, Hizbullah Fadi füzeleri mi?” (25 Eylül 2024)

Sayfalar