On yıl mı beş yıl mı bu ne demektir?
AKP’nin başı Başbakan mahpusların uzun yargılama süresini kısaltacağını açıkladı! Herhalde bravo dememizi bekliyorlar. Ne diyelim ülkemizin kara mizahı böyle oluşmakta. Ülkeyi öyle ki yazboz tahtasına çevirdiler ki. Bu zevatlar ne yaptıklarını biliyorlar mı? Yoksa, bizlerle dalga mı geçiyorlar? Sanki on yıldır bu iktidarda olan, bu yasal düzenlemeleri yapan kendileri değilmiş de başka biri imiş gibi ortalığa çıkıp ne iyi düzenleme yapacaklarını ballandıra ballandıra anlatıp duruyorlar. Hâlbuki bu zamana kadar Yaptıkları iş: yaptıkların yazıp bozmaktan, yeniden yaparken yeniden bozarak yeniden yapmaktan ibaret bir düzenlemedir. Bir bakıma halkın sırtına yapışmış keneler gibi sürekli kan emmekteler. Devalüasyon, enflasyon gibi şeylerle halkın cebini boşaltmaktalar. Bu tartışmalar eşliğinde hangi yandaşın kasasını şişirdikleri ise önümüzdeki günlerde netleşir.
En son yaptıkları yasal düzenlemelerin de yasakları kaldırmak değil yasakları genişletmek olduğu çok açık biçimde kendini göstermekte. İnternetlerin düğmesini bakanların yada Başbakanın iki dudağı arasına montajlamaktan başka bir anlama gelmeyen bir düzenlemedir. Yasaklarla birlikte yasal bir biçimde halkı ıslah etmenin adı reform olmakta! AKP hükümeti bu türden uygulamaları yapmakta bayağı uzman bir konumda!
Aslında yeni yapacaklarda eski yaptıkları gibi topluma da dar gelecek. Yarın bu yaptıklarını yeniden değiştirmek zorunda kalacaklar. Çünkü bugüne kadar yaptıkları hiçbir eylemleri toplumun genel istemine yanıt vermedi. Zaten vermesi de mümkün değil. Halka sorulmadan yapılan bu türden her türlü icraat her türlü eylem toplumsal ihtiyaçları karşılama yerine sistemin dökülen yanlarına yama yapmaktan ibarettir. Deyim yerinde ise yapar gibi yapıp halkı kandırmaktan ileri gitmeyen bir tutum. Bu uygulamanın esası: halkı oyalamaya endeksli uğraşlar olarak karşımıza çıkmakta. Ortaya çıkan bu yolsuzluk dosyalarını bir biçimde halkın benliğinden silerek ayakkabı kutucuklarına doldurmak, Damat ve yandaşa açılan kasaların gerçek anlamdaki görüntüsünü görünmez hale getirmesinden başka bir anlama gelmemektedir.
Bu boyutuyla da paralel devlet tartışmaları yeniden biçimlendirerek bir güzelleme ile devletin derinlerini şirinleştirmek gayreti olarak da sayabiliriz! AKP’li Ali Aşlık rüşvet veya benzeri işlerin tarifini çok ustaca yapmış: Koyun sürüsünü gösteren TWİT’le birlikte” alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste” demekle hedefi işaretlemiş! Suç koyunlarda değil çobanda diyerek başbakanı göstermiş. Geçmişte o tarikat şeflerinin hazırladığı dosyalar Başbakanın elinde kesin deliller olarak sunuluyordu! Peki, Başbakan kendisinin ortaya koyduğu bu ”deliller hakkında ne diyecek? Yaptıkları suçlamalar sonucu zarar görenlerin hakları nasıl telafi ettirilecektir?
Bu soruların hepsinin karşılığında bilinmezlik olduğu gibi çıkarılacak yasada da ayrımcılıkta hâkim! Daha baştan Ergenekon tutukluları yasanın kapsamı dışında tutuluyor! Yarın, KCK tutukluları da bu yasanın kapsam dışında demeyeceklerinin ne gibi garantisi var? Bu iki devasa davalar da yasa geçersizse o yasa kimin için çıkarılmakta? Bu bağlamda 10 yıl tutukluluk yerine 5 yıl tutukluluk diyerek ortaya attıkları yasanın hiçbir kıymeti Harbiye’si olmadığı gibi daha baştan ölü doğan bir yasa olacak. Genel ihtiyaçları karşılamaktan hayli uzakta bir düzenleme olarak kalacak.
Ölü doğacak bir yasa için meclis enerjisi heba edilecek! Yaz boz yeniden aynı şeyi yaz türünden bir yasal düzenlemeden kimseye yarar gelmeyecek. Bu yasal düzenlemeyle Hükümet içine düştüğü sıkıntının karabulutlarını dağıtarak herkese çalım atmakla övünecek! Yapılan işin aslı astarı kanımca bu.
Bekir Bozdağ Adalet Bakanı olarak “yargı Türkiye’de her zaman tartışıldı” demekle işin içinden sıyrılıp çıkamaz. Çünkü AKP 10 yılı aşkın bir zamandır tek başına iktidardı! Arınç çıkıp “ver Allahlım ver” derken tek kadir ve muktedir, egemen güç olduklarını anlatmış oluyordu. Şimdi çıkıp da paralel devletten söz etmeleri neyin nesi oluyor?
Tahir CANAN
Tahir Canan
Tahir canan sitemizin köşe yazarıdır. Teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır.
Son Haberler
Tüm Türkiye Diyarbakır Cezaevidir
Kürt işçilerine, halkına ve gençlerine saldırmak Türkiye’de normal hale getirilmiş. Kürtlere parya ve birçok ülkede görüldüğü gibi saldırılması gereken mülteciler olarak yaklaşılıyor. Amedli bir Kürt ile Yozgatlı bir Türk aynı görülmüyor. Bu ayrımcılığı da bizzat Türk devlet yöneticileri yapıyorlar. Kürtler, Aleviler ve başka kimlikten topluluklar bu ülkenin özgür ve eşit vatandaşları olarak görülmüyor. Ne anayasal ne yasal ne de toplumsal kültürde bu topluluklar eşit görülüyor. Bunu yaratan da Türk devlet politikalarıdır.
Kuşak, kuşak azalırken…(İsmail Cem Özkan )
78 kuşağı üzerine çok laf edilmeli, onların özverileri, ütopyaları, hayalleri, yaşayamadıkları gençlikleri, verilen görevi layığı ile yerine getirme telaşı, kaybettiği arkadaşının arkasında onun anısını yaşatma mücadelesi...
Bir de bugünden onlara bakış...
Rojava’nın geleceği (Mustafa Peköz)
Rojava’nın toplumsal bir örgütlenme modeli olarak ortaya çıkması ile küresel güçlerin Ortadoğu stratejisi arasında önemli bir bağ var. Bu durum doğru kavranılmazsa ve gerekli sonuçlar çıkartılmazsa bugünden geleceğe yönelik stratejinin başarılı bir şekilde uygulanması da oldukça zor olacaktır.
Rojava’yı Var Eden Sosyolojik-Politik Dinamikler
İsviçre mülteci entegre kampları: Ucuz iş gücü pazarı
İki yıla varan bir süredir İsviçre' de kamplarda yaşamaktayım. Bu süre içerisinde kendi isteğim dışında ( biri sürgün edildiğim deport kampı olmak üzere) toplam altı kampta kaldım.
Şunu net olarak gözlemlemiş oldum ki; kantonlar arası bir takım uygulama farklılıkları olmakla birlikte, tümünde sistem kesinlikle aynı temel mantıkla işliyor: Gerek ilk kamplarda ve gerekse de entegre kamplarında mülteciler ucuz iş gücü olarak görülmekte ve kullanılmaktadır.
Tüm kamplarda, kamp yönetimi alenen TAŞARONLUK yapmaktadır.
Devrimcilik Bir Merhalelik Değil Son Nefese Dek Olmalı!
Toplumsal gelişme ve üretim ilişkilerine bağı olarak değişen sınıflar mücadelesi, tarihin her döneminde değişik biçimlere bürünerek bugünlere kadar gelmiştir.
İlk sınıflı toplum olan köleci toplumda köle sahipleriyle köleler arasındaki başlayan sınıf çatışması, sırasıyla feodal toprak ağalarıyla yoksul köylüler; kapitalist toplumda burjuvazi ile proletarya ve sınıfsız topluma geçmenin alt aşaması olan demokratik halk diktatörlüğü ya da sosyalist sistemde de eskiyle yeninin kıyasıya mücadelesi bu başlıca sınıf çatışmalarının öne çıkan göstergeleridir.
Kendini Aldatma Sanatı ( Emre Erdal)
Sanat gibi incelik ve üstün yaratıcılık gerektiren saygın bir etkinliğin, aldanma/aldatılma ve kendini kandırma gibi hiç de güzel şeyler çağrıştırmayan zihni tasarım ve edimlerle ne ilgisi var denilse yeridir. Öyle ya, toplumsal yaşamın, insan ruhunun bütün labirentlerine destursuz dalan, sorgulayan sanatın kendini ya da dışındakileri aldatma gibi misyonlarla ne işi olabilirdi?
İleri!.. Daha ileri!!! (Orhan Ünal)
Haklarını almak için gittikleri Ankara yürüyüşü dönüşü geçirdikleri trafik kazasında yaşamlarını yitiren Tahir Çetin ve Ali Faik İnter emek mücadelemizin günümüzdeki sembolleri oldular. Onların adları unutulmayacaktır. Bağımsız Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Tahir Çetin’in ve babasının alamadığı ve oğluna mücadelesini “miras” bıraktığı tazminatı için yılmadan mücadele eden Ali Faik’in mücadele hayatları yol göstericidir.
Peker’in İtiraflarının İşaret Ettiği Gerçek: Mafya, Uyuşturucu ve Kara Para Devleti!
Faşist mafya lideri Sedat Peker, çıtayı düşürse de itiraflarına devam ediyor. R.T. Erdoğan’la helalleşeceğine yönelik son video sonrası itiraflarına ara veren Sedat Peker, bir süre sonra İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu hedefine alarak açıklamalarını sürdürdü.
Avrupa’da Alevi hareketinin çıkmazı….
Alevi toplumuna dönük bütün çirkef saldırı ve katliamların ardında her zaman siyasi bir zemin oluşturulmuştur. Toplumun en kırılgan ve toplumsal çelişkinin en hassas noktasından birini oluşturması açısından da önemlidir.
Bir halkın iftiharı: Mehmet Hayri Durmuş
Yakın tarihimize göz attığımızda, önemli birçok olayla karşılaşırız. Bunlardan biri de 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişi'dir.
14 Temmuz 1789'da Paris halkı krallığın zulüm merkezine dönüşen Bastille Hapishanesi'ni basarak baskıya ve zulme karşı nasıl ayaklandıysa 14 Temmuz 1982 günü Amed Zindanı'nda Büyük Ölüm Orucu Direnişi'ni başlatan devrimciler de kimliksiz, kültürsüz ve inançsız yaşanmayacağını göstererek büyük bir direnişin öncülüğünü yaptı ve Kürt halkına büyük bir miras bıraktılar.
14 Temmuz yürüyüşü (Nubar OZANYAN )
Kuşlar nasıl ki dostlarında yankı bulsun diye ötüyorsa 14 Temmuz Ölüm Orucu direnişçileri de açlık yiyerek uyuyan bir halkın yüreğine seslendiler.
14 Temmuz’a sadece bir özgürlük eylemi ve onur direnişi olarak bakılamaz. Köleleştirilmek istenen bir halkın aydınlatılma, eğitilme ve ayağa kaldırılma eylemidir; karanlık koridorlarda, kör hücrelerde sessizliği parçalayarak herkesi özgürlüğe çağıran bir direniş davetidir. Düşenlerin yeniden ayağa kalkması, ürkenlerin cesaretlenmesi için çalınan uyanış çanıdır.