“... Yaşasın TİKKO Konferansımız!”(2)
TKP-ML’nin 1. Kongre’de aldığı karar doğrultusunda “Halk Savaşı’nda derinleş, gerillada uzmanlaş” şiarıyla Konferans gerçekleştiren TİKKO’nun Genel Komutanlığı’ndan Ekin Vartinik ve Azad Axpanos kendilerine yöneltilen soruları yanıtladı.
– Konferansla ilgili sorulara geçmeden önce kısaca ülkedeki ve bölgedeki durumu nasıl değerlendirdiğinizi öğrenebilir miyiz?
Ekin Vartinik/Azad Axpanos: Başlamadan önce devrim ve komünizm mücadelesinde ölümsüzleşenlerimizi saygı ve minnetle anıyor, kavgalarına bağlılığımızı yineliyoruz.
Azad Axpanos: Bugün artık kimsenin inkar edemeyeceği bir sistem kriziyle karşı karşıya olduğumuzun altını çizerek başlayalım. Hatırlanacağı gibi, bugünkü krizin baş aktörü konumundaki AKP, işbaşına geldiğinde faşist TC’nin restorasyonu kapsamında bir dizi vaatte bulunmuştu. Özellikle Kürt sorununun çözümü, geçmişle yüzleşme, kapsayıcı yeni bir anayasa gibi bir dizi başlıkta bu vaatleri sıralamak mümkün. Tabii ki çok geçmeden bu vaatlerin –bizce zaten malum olan– sahteliği ortaya çıktı. AKP de kendinden öncekiler gibi takiyye yapıyordu.
Ekonomik alanda da 2001’deki ekonomik krizin ardından Kemal Derviş yasaları olarak hatırlanacak süreçte, kamuya ait her şey özelleştirilerek ve “15 günde 15 yasa” ile ezilen halk kitlelerini soyarak emperyalistlerin çıkarları temelinde Türk hakim sınıfları açısından belli bir rahatlama yaratılmıştı. İşte AKP, hükümete geldiği ilk yıllarda bu rüzgarı da arkasına alarak ekonomik alanda sahte bir bahar havası estirmeyi başardı.
Bu kadar eskiye giderek anlatıyoruz, çünkü AKP’nin bugün geldiği durumu anlamak için işbaşına getirildiği koşulları iyi analiz etmek gerekir. Zira bugün o sürecin, sahte demokrasi ve sahte refahın sonuçlarıyla yüz yüzeyiz.
Sadece ülkemizde değil tüm dünyada neo-liberal rüzgarların, dolayısıyla tasfiyeciliğin en sert şekilde estiği 2000’li yılların başlarını hatırlayın. O süreçlerde burjuva ideologlar, dünya halklarını ezen/sömüren-ezilen/sömürülen sınıflar denkleminden çıkartarak kimlikler, dinler, kültürler, “medeniyetler arası” çelişkilere yönlendirme çabası içindeydi. Sınıfsal çelişkilerden bahsedenlere aklını oynatmış, yüzyıl öncesinde kalmış dinozorlar olarak bakılıyordu, hatta dalga geçiliyordu. Ancak bugün baktığımızda bu ideologların yalanları bir bir açığa çıktı, sınıf çelişkisi ve çatışmasının tarihin başlangıcından itibaren olduğu gibi devam ettiği ve bilakis derinleştiği çok açık bir şekilde görüldü.
Diğer yandan AKP-MHP faşist iktidarının, ekonomik ve toplumsal krizinin yanısıra, özellikle ABD-Rusya emperyalistleri arasında cambazvari hareketlerle ince bir ip üzerine kurduğu saldırgan/işgalci dış politikasının gelinen aşamada çöktüğünü görüyoruz. İktidarın, bir hayalden öteye gidemeyeceği zaten açık olan Osmanlıcılık oyunu giderek komediye dönüşmüş durumda. Libya’dan Doğu Akdeniz’e, Ukrayna’dan Kafkaslar’a, Rojava başta olmak üzere bir bütün Kürt coğrafyasına yönelik saldırganlığı ve işgalciliğinde tıkanma noktasına gelmiştir TC.
Hatta 2014 yılında yapılan MGK toplantısında başta Kürt ulusal özgürlük hareketi olmak üzere tüm muhalefeti yok etme planı olarak gündeme getirdikleri “Çöktürme Eylem Planı” kendi hızlı çöküşlerinin de başlangıcı olmuştur diyebiliriz.
– Bu tablo içinde silahlı mücadele nasıl bir güncellik taşıyor?
Ekin Vartinik: Silahlı mücadele ya da en genel söylemle “zor”, sınıf mücadelesi devam ettiği müddetçe geçerliliğini koruyan bir mesele. Bizim gibi faşizmin, egemen sınıfların temel örgütlenme ve yönetme biçimi olarak sürdüğü sürece de silahlı mücadelenin geçerliliğini kaybetmesi mümkün değil. Gerek partimizin gerekse de ordumuzun silahlı mücadelenin gerekliliği noktasında bilinci açıktır. Demokratik Halk Devrimi’ne ulaşmanın yolu olarak Halk Savaşı Stratejisi’ni benimsiyoruz. Stratejimizin kendisi adından da anlaşılacağı gibi bir savaş stratejisidir. Bizimki gibi ülkelerde veya gerici işbirlikçi devletlerin işgali altındaki ülkelerde bu strateji uygulanabilir olma özelliğini korumaktadır. Bu tartışma konusu bile değildir. Hele ki en genel haliyle silahlı mücadeleden bahsedildiği yerde sorunun ortaya konuşu ideolojiktir. Reformizmle Marksizm arasındaki temel ayrım çizgilerinden biridir bu. Marksizm, tarihin tekerleğinin ileriye doğru dönmesi için “örgütlenmiş zorun kaçınılmazlığı”ndan bahseder.
Son yirmi yıla baktığımızda savaş alanında bazı gelişmelerin yaşandığını kabul etmek gerekir. Özellikle savaş teknolojisi, sıçramalı bir şekilde ilerleme kaydediyor. Bu durum, savaşın biçimleri ve yürütülüş koşulları üzerinde belli oranda etkili de oluyor. Fakat bu bizleri “savaşılamaz” teorisine kesinlikle götürmemelidir.
Gerilla savaşının geçerli olup olmaması teknik gelişmelerle açıklanacak bir sorun değildir. Gerillacılığı bir tarz veya yöntem olarak kavrarsak bunun her dönem ve koşulda yürütülebildiğini görürüz. Bunun sayısız örnekleri bir dizi ülkenin ve yanı başımızdaki Kürt ulusal özgürlük hareketinin tecrübelerinde vardır. Burada temel mesele, yeni teknik gelişmeler karşında buna uygun gerilla tarzını nasıl yaratacağımız ve kendi koşullarımıza nasıl uygulayacağımızdır. En temel sorunun bu olması gerekir. Bugün gerilla savaşı tek başına Halk Savaşı Stratejisi’ni benimseyen komünist partiler önderliğinde verilmiyor. Ulusal bazlı hareketlerden tutalım da küçük burjuva devrimci örgütlere ve hatta gerici olarak tanımladığımız bir dizi örgüt de savaş biçimi olarak gerilla savaş tarzını uygulamaya, yürütmeye çalışıyor.
Tekniğin kaydetmiş olduğu düzeyi yakalayan, taktiğini buna göre güncelleyen gerilla, başarı kazanabilir. Düşmana nihai darbeyi vuracak olan elbette ki tek başına gerilla değildir. Zira Halk Savaşı Stratejisi sadece gerilla savaşına bağımlı bir strateji de değildir. Bundan daha önemlisi ve tayin edici olan işçi sınıfı başta olmak üzere geniş kitlelerin bu savaş içerisinde örgütlenmesi ve savaşmasıdır. Gerilla savaşı bunun içinde somutluk kazanır. En gelişmiş teknik, halktır dediğimizde somut bir şeye vurgu yapıyoruz. Kitleler ne kadar artan şekilde savaşın içine çekilirse düşman tekniği o kadar çok boşa düşürülecektir. Tekniğin gözlerde bunca büyümesinin nedeni kitlelerin örgütsüzlüğü ve parçalı oluşudur. Dediğimiz gibi teknik gelişme, savaşma biçimleri, tarzları üzerinde değişimler yaratır ama savaşın kaderini halk belirler. Halkı kim kendi tarafına çekerse o kazanır. Bu sadece sınıf mücadelesi için değil tüm savaşlar için geçerlidir.
Bu nedenle gerçekleştirdiğimiz Konferansımız da “bilinçli insan” vurgusunu önemle öne çıkarmıştır. Bu da tartışılan-tartıştırılan bir mesele.
Bilinçli insan faktörünü iki yönlü ele alıyoruz. Birincisi yürüttüğü mücadele ile kendi arasında kurduğu ilişkide bağlılık ve fedakarlığın öne çıkması; ikincisi de tekniğin bilgi ve becerisine sahip olmasıdır. Bilinçli insanın bir tankı durdurması önermesinde olduğu gibi ancak o tankın bilgisine sahip olanlar onu durdurabilir. Elbette ki tek başına mücadeleye bağlılık bir tankı durduramaz, onun bilgisine sahip olmak gerekir. Mao yoldaş “hem uzman hem de kızıl olun” diyor. Bu, gerilla savaşı yürüten güçler açısından daha fazla geçerli bir durumdur.
Meseleyi tutunma veya basit bir var olma biçiminde kavramıyoruz. Nitekim savaşta tutunabilmenin de bazı gereklilikleri vardır. Bu gereklilikleri yerine getirebilenler tutunabilirler. Bu tarz bir kavramlaştırma, işin başında başarıyı karşı tarafa teslim etmek olur. Süreci ajitatif bir slogana dönüştürmeden, gerçeklerle hareket etmek gerekir. Bu sürecin zorluklarını aşabilecek savaş tarzının yaratılmasıdır esas olan. İbrahim yoldaşın “küçük gruplar büyük cüretler” olarak tarif ettiği şey de budur. Buna daha fazla eğitilmiş ve donatılmış, hareket kabiliyeti yüksek, her zamankinden daha inisiyatifli gruplar şeklinde eklemeler yapmak gerekir. Partimizin kuruluşunda yani 50 yıl önce elimizdeki kırmalar savaşı başlatmaya yetebiliyorken bugün yetmiyor. Bugün başka şeyler de yapmak gerekir.
Azad Axpanos: Dünya geneline baktığımızda (bazı istisna durumları saymazsak) savaşın ilerlediği iki tane yatak vardır. Bunlardan birincisi egemenlerin ve emperyalistlerin geliştirmeye çalıştığı savaş tarzı, diğeri de Maoizm’i kendine rehber edinen komünist hareketin geliştirdiği savaş tarzı. İşçi sınıfı ve ezilenlerin kendi savaş tarzını geliştirmesinde Maoizm öncü-önder bir rol oynamıştır. Bugüne kadar ve bugün de önemli ölçüde Hindistan’dan tutalım Filipinler’e, Nepal ve Peru’ya kadar silahlı mücadele hattında emperyalistleri ve onların yerli işbirlikçilerini korkutan ve silahlı mücadele hattında burjuvaziden iktidarı almaya en yakın olanlar Maoistlerdir. Halk Savaşı Stratejisi, MLM’nin savaş bilimi olarak rüştünü ispatlamıştır. Bu tesadüfi değildir. Savaşın yeni biçimlerini kavrayacak, halk savaşının genel mantığına uyarlayacak ve onu ileriye taşıyacak olanlar Maoistlerdir.
Özellikle son 40-50 yıl içerisinde sınıfsal çelişkilerin yoğunlaşmasına paralel tüm dünyada çeşitli şekillerde halkların ayaklanmasına, isyanına tanık olundu. Ancak bunların hiçbiri Marksist-Leninist-Maoist partilerin önderliklerinde gelişen Halk Savaşı pratikleri kadar büyük başarılar elde etmedi. Hiçbiri halkın iktidarı ele geçireceği bir pozisyona gelemedi. Peru, Nepal, Hindistan, Filipinler gibi ülkelerin ortak özellikleri MLM partilerin öncülüğüne sahip olmaları ve Halk Savaşı Stratejisi’ni başarılı bir şekilde ülke gerçekliklerine uygulayabilme yetenekleridir.
Bunu, bugün de özellikle Filipinler’de Filipinler Komünist Partisi önderliğindeki Yeni Halk Ordusu ve Hindistan’da Hindistan Komünist Partisi (Maoist) önderliğindeki Halk Kurtuluş Gerilla Ordusu’ndaki yoldaşlarımızın savaş pratiklerinde gözlemleyebiliyoruz. Kardeş ordularımızın örneklerine neden vurgu yapıyoruz? Çünkü benzer teknolojik gelişmelerle onlar da karşı karşıyalar ve kitlelerle kurdukları bağı ileriye taşıyabildikleri oranda ona karşı başarılı askeri pratiklere imza atabiliyorlar. Kitlelerin içine daha fazla nüfuz edebildiğimiz oranda hem daha fazla nitelikli insan hem de savaşın ihtiyaç duyduğu tekniği yaratabiliriz. Bu açıdan bizim fabrikamız halktır.– Medya Savunma Alanları ve Rojava’daki süreci biraz daha ayrıntılı aktarabilir misiniz?
Azad Axpanos: En başta Kürt ulusal özgürlük hareketinin savaş bilimine değerli katkıları olduğunu kabul etmek gerekir. Gerilla savaş tarzında, Ortadoğu coğrafyasında önemli ve değerli katkıları var. Özellikle DAİŞ’e karşı savaşta dağdaki gerillacılığı ovaya ve şehre taşımış ve oradan da büyük bir tecrübe elde edilebilmiştir.
Türk ordusu, Gare alanına yönelik gerçekleştirmiş olduğu işgal saldırısında güçlü bir darbe aldı. Düşmanın almış olduğu bu darbe, tarihsel önemdeydi. Tam da düşmanın elindeki tekniğe güvenerek artık gerillanın kendi karşısında duramayacağı propagandasını yaptığı bir süreçte gerçekleşti bu darbe. Hatta TC’nin İçişleri Bakanı’nın çıkıp bir-iki operasyon daha yapıp gerillayı tümden yok edeceklerini beyan ettiği bir süreçte gerçekleşti zafer. Sonrasında gerilla Haftanin, Zap gibi bölgelerde de önemli başarılar kazandı. Düşman işgal ettiği bazı alanlardan geri çekilmek zorunda kaldı.
Bu gelişmeler, PKK’nin yeni dönem gerillacılığı olarak adlandırdığı yeni savaş tarzının düşman karşısında almış olduğu başarılardır. 2016 yılından sonra düşmanın belli bir dönem hem askeri hem de psikolojik üstünlüğü elde ettiğini kabul etmek gerekir. Özellikle T. Kürdistanı’nda gerilla mücadelesi veren yapılar ağır kayıplar verdiler. Partimiz TKP-ML, PKK ve MKP olarak bu süreçte önemli kayıplar yaşadık. Fakat bu sürecin gelinen aşamada tersine dönmeye başladığını vurgulamak gerekiyor. Gare zaferi bu açıdan bir kırılma noktasıydı. Gerilla, yarattığı yeni tarzla bunu aşma yönünde önemli bir adım atmıştır.
Bizim de benimsediğimiz yeni dönem gerillacılığının geçmişle arasında belli başlı bazı karakteristik özellikleri bakımından farklılıklar var. En belirgin özelliği, tim savaşı denilen, sayı olarak tamamen küçültülmüş, niteliği artırılmış grupların verdiği savaş tarzı. Artık eskisi gibi görece kalabalık grupların birarada hareket etme koşulları bugün açısından ortadan kalkmıştır. PKK, gerillanın yeni dönem hareket tarzını “derin gizlilik” ve “ince kamuflaj” olarak tarif ediyor. Yer altında yaşamını sürdüren, ihtiyaç dahilinde hareket eden, diğer gruplarla teması en aza indirilen, esas işi düşmanı darbelemek olan, teknik bilgi ve becerisi gelişmiş, onu kullanabilen tim tarzında örgütlenmiş grupların savaşı olarak tarif ediyor. İnisiyatif ve gizlilik, bu dönemin karakteristik özelliğidir.
Eskiden yeraltı sistemi daha çok üslenme, kamp, eğitim yerleri vb. amacıyla ele alınmaktaydı. Ancak Gare süreciyle birlikte gerilla, yeraltını bir savaş mevzisi haline getirmek için çalıştı.
Savaş tünelleri aslında ilk kez kullanılıyor değildir. Örneğin ABD emperyalizminin Vietnam işgalinde Viet Minh ve Vietnam Halk Ordusu gerillaları da benzer savaş tünellerini kullanmışladır. Yakın tarihte ise İsrail’e karşı Hizbullah da yeraltını kullanmıştır. Şimdi ise PKK gerillalarının bu yöntemi kullandığına tanık oluyoruz. 23 Nisan’ı 24 Nisan’a bağlayan gece, faşist TC’nin Metina, Zap, Avaşin’e yönelik başlattığı işgal saldırılarda gerilla, tünel savaşı taktiğiyle hem düşmana ciddi darbeler vurmuş hem de az kayıp vermiştir. Faşist TC, yaptığı çok ciddi hava saldırılarına rağmen, istediğini alamamış, bunun için de gerillaya yönelik ciddi miktarlarda kimyasal gaz kullanmış ancak gerilla buna karşı da önlem almayı bilmiştir.
Düşmanın yürüttüğü savaş, keşif ve istihbarata dayalıdır. Esas olarak hava gücünü savaşın temel unsuru yapmaya çalışsa da karaya bağımlılığı devam ediyor. Bunun için gerilla savaşının temel hedefi öncelikle düşman istihbaratını felce uğratıp yok edecek tarzın geliştirilmesidir. Bu açıdan düşmanın görece elde ettiği kimi başarılar sanıldığının aksine hava araçlarını etkin olarak kullanmasında değil bilgi-istihbarat alanında yakalamış olduğu düzeydedir. Teknik bu açıdan bilgi-istihbarat elde etmenin koşullarını kolaylaştırmıştır. Keşif uçaklarının misyonu da esasta bilgi istihbarat toplamak vb.’dir. HPG-YJA Star gerillaları, Medya Savunma Alanları’nda bunu belli ölçüde boşa çıkarmıştır.
https://www.kaypakkayahaber.com/kose-yazisi/tkp-ml-tikko-genel-komutanligi-ile-roportajyol-gostericimiz-ilham-ve-guc-kaynagimiz
(Devam edecek)
Son Haberler
Sayfalar
KCK Silahlı Mücadeleyi Terkediyor mu? - Dursun Ali Küçük
Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan bellidir.
KCK lideri Öcalan esir alındıktan sonra ilk geri çekilmeyle silahlı mücadeleye veda görüşleri belli düzeyde ortaya çıkmıştı.
Sonra 2003 te yeniden ve hemde kontrol altındayken, Genelkurmay-Ergenekon isteği (ki o zaman yeni gelen AKP hükümetine karşı darbe yapılacaktı, asker buna ihtiyaç duyuyordu) üzerine yeniden “silahlı mücadeleyi değerlendirin” mesajlarını göndermeye başladı.
Grup Yorum ve Kobane üzerine iki satir
Kobane'de top mermisinin açtigi delikte gunesi goren cocuklar!
Varin Kobane'nin bir Devrim olup olmadigina siz karar verin.
Ama unutmayin!, ortacag duzenini, 700 yillik Feodal despotluk ve Ruhban sinifin karanlik iktidarini sona erdiren Fransiz Ihtilalide sömürüyü ortadan kaldirmamisti, o Burjuvazinin bir devrimiydi, Kapitalizme yolu acmisti...
Devrimlerin, önderligine gore degil, toplumu nerden nereye tasidigina bakilarak Devrim olup/olmadigina karar verilir.
TKP/ML TİKKO Kobanê: Newroz'u Kuşan, İsyanı Harmanla!
"Newroz'u Kuşan, İsyanı Harmanla!
Bu yıl halkımızın direniş ve serhildanlarının günü olan Newroz bayramını karşılarken, Kobanê direnişi, 6-7 Ekim serhildanı ve bütün Rojava direnişi tüm sıcaklığıyla Newroz’a doğru akmaktadır. Direniş bayrağı diktiğimiz Kobanê sokaklarından, başta Amed, Dersim, İstanbul olmak üzere tüm şehirlere, Newroz’un isyan şiarıyla sesleniyoruz;
Halkımız,
1915 - 2015 ERMENİ SOYKIRIMINI 100.YILINDA LANETLİYORUZ
VE
YENİ SOYKIRIMLARA BİR DAHA ASLA !
ՄԵՆՔ ԴԱՏԱՊԱՐՏՈՒՄ ԵՆՔ ՑԵՂԱՍՊԱՆՈՒԹՅԱՆ 100 ԱՄՅԱԿԸ
և
ԿՈՉ ԵՆՔ ԱՆՈՒՄ ՈՐ ԵՐԲևՒՑԵ ՉԿՐԿՆՎՒ !
Site yazarlarimizdan Agop Ekmekciyan'in Ermeni soykirimini 100.ci yilinda lanetliyoruz 13 bölümden olusan yazi dizisi 21 Mart'tan itibaren yazarimiza ait kosesinde yayinlanacaktir.
1-1915 - 2015
2-Ermeni tarhi
3-İttihat ve terakki
4-Soykırıma giden yol
5-van Direnişi
6-Tehcir kanunu
7-kanlı şafak
8-Negiste plus
9-İttihatcılar yargılanıyor
“Evet hâlâ, ısrarla, yeniden isyan”
“Hangi dağ efkârlıysa ordayız, Perişan edilen her şey bizimdir.”[2]
“Evet hâlâ, ısrarla, yeniden isyan”ı haykırmaya; “Tek yol devrim” demeye geldim buraya…
Kimileri buna “hayal” ya da “umut işte” diyebilir…
Ama unutmayın: Aristoteles, “Umut, uyanık insanın rüyasıdır,” derken; Remy de Gourmont da, “Gerçek bir hayal ve hayal bir gerçektir,” vurgusuyla yanıtlar bu kuşkucu itirazları…
Hayır kuşkuya, tereddüde yer olmamalı hayatımızda…
Özgecan'ın katlinin AKP’le ne ilgisi var ?[1]
“Omnes una manet nox.”[1]
Özgecan’ın katledilmesinin ardından patlak veren yığınsal öfkeye bakıp, medya ve sosyal medyadaki AKP kuyrukçuları soruyor: “Canım siz de ayağınız taşa takılsa, AKP’den bileceksiniz. Özgecan’ın öldürülmesinin AKP ile ilgisi ne?”
Hangisinden başlayalım ki?
ALÂEDDİN’e bir dilek ve telafinin gelecegi[1] ERIC NAZARIAN
Bugün burada olduğunuz ve beni davet ettiğiniz için teşekkür ederim. Çocukken Alâeddin masalını severdim. Hangi çocuk üç dileğini yerine getirecek şişedeki bir cini istemez ki? Okuldan eve yürürken hayalimdeki bu cinle sohbetlerimi hatırlıyorum. Gizli defterime yazdığım bir dilek listem vardı. Dileklerim çeşitliydi. “Keşke kanatlarım olsaydı ve uçabilseydim” şeklindeki çocukluk dileğim biraz büyüdüğümde Sophia Loren’i öpmek ve Charles Aznavour gibi şarkı söyleyebilmek şeklini almıştı.
TKP/ML TİKKO Kobanê Komitesi
“Erkan Altun Yoldaşı Mücadelemizde Yaşatacağız!
IŞİD’in (DAİŞ) kent merkezine yoğun saldırılarının gerçekleştiği 15 Ekim 2014 tarihinde, mevzisine gelen havan sonucu Erkan ALTUN (Komünist Nefer) yoldaş şehit düşmüştü. Erkan yoldaş Rojava’da halkımıza yönelen saldırılara karşı gövdesini siper etmiş, bu uğurda sonsuzluğa yürümüştür. Kendi inisiyatifiyle, bağımsız bir savaşçı olarak gelmiş, Kobanê direnişini kendi direnişi saymış, bu uğurda enternasyonal savaşçı olarak şehit düşmüştür.
TKP/ML: Avaşin Tekoşin Güneş onurumuzdur
TKP/ML Ortadoğu Bölge Komitesi, Rojava’da yaşamını yitiren Ivana Hoffman anısına yayınladığı açıklamada, “Ivana Hoffman tıpkı yıllar öncesinde İsviçre’nin ALP’lerinde koparak Dersim dağlarına gelerek şehit düşen enternasyonalizmin kızıl gülü Barbara Anna Kistler yoldaşın izini sürerek Rojava’da zalimlere karşı çarpışarak şehit düşmüştür” dedi.
Fırat Haber Ajansı’nda (ANF) yayınlanan habere göre Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist Ortadoğu Bölge Komitesi geçtiğimiz günlerde ölümsüzleşen enternasyonalist MLKP savaşçısı Ivana Hoffman için yazılı bir açıklama yaptı.
Bu açıklama o açıklama değil :Metin Ayçiçek
Tarihi açıklamayı” bekliyordum zaten. Her zamanki gibi, seçimlere beş kala bildik simalar sahne aldı. Bir eylem programından yoksun olan açıklamanın üstü, cafcaflı sahne dekorlarıyla örtülmüştü. Taraflar arasında kan uyuşmazlığının varlığı, baştan beri net bilinen tek bilgi idi. AKP+MHP+CHP yani Devlet Cephesi ile Kürt Özgürlük Hareketi ve ittifaklarından oluşan Barış ve Özgürlük Cephesi’ni, söz konusu on maddede ortaklaştırabilecek tek bir madde yok.
Karman Çorman
Hani mecliste akp nin geçirmeye çalıştığı şu güvenlik paketi vardı ya..
Ha... işte o.
Sahi ya.. çoktandır bu paket geçmemiş miydi ?
Öyleyse biz yoksulların yaşadığı ne ?
Sokakta, okulda....
Bizler çocuklarımızın yaşama tutunabilmesi için mücadele ettikçe hocalar kendilerinden sonra ders girdi diye çocuklarımızı yok yazıp devamsızlıktan kalmasını sağlamaları ne ?
Faşizm birileri içinde daha açık hale gelecekmiş ne yazar.
Şu İstanbul çok ilginç bir yer.