Yaranın Merhemini cellattan mı isteyecegiz!
Yeğişe Çarents 15 Mart 1921 Yer Berlin Charlottenburg semti,
İttihat ve Terakki Cemiyeti başkanı,İç işleri bakanı,1915 Ermeni Soykırımı'ndan birinci de rece sorumlu,1,5 milyon Ermeni'nin ölümüne sebep olan Tehcir kararnamesi'nde imzası bulunan Talat Paşa Erzincanlı Soğomon Tehleryan tarafından öldürüldü. Ermeni soykırımı'nda ölenlerin İntikamını almak için Talat Paşa Berlin'in en işlek caddesinde gündüz vakti ensesinden vurularak Ermeni halkı adına cezalandırıldı.Kaçarken polisler tarafından yakalandı.Direniş göstermedi.
Bu İntikam eylemi savaş suçlularının her nerede olursa olsun Ermeni halkının elinden kurtulamayacağı ve devamının geleceği işaretini verdi.Nitekim Enver Paşa,Cemal Paşa,Teşkilat-ı Mahsus kurucusu Bahattin Şakir....elini kana bulamış unsurlar Ermeni fedaileri tarafından cezalandırıldılar.1915 Tehcir yıllarında bütün yakınlarını kaybeden Erzincanlı Soğomon Tehleryan 2-3 Haziran 1921 yıllarında yapılan iki gün süren duruşmalarda Talat Paşa'yı öldürdğünü kabul etti.Mahkemenin ve jüri üyelerinin de katılımıyla beraat etti.
Ailesinin bütün fertlerini kaybettiği kendisinin ise tesadüfen hayatta kaldığı olayı şöyle anlattı.
Tehcir,Erzincanlı Soğomon Tehleryan ve ailesini 1915 Haziran ayında yakaladı.Çok yürümek zorunda kaldılar.Erzincan'dan çıkmışlardı ki,önce yağma sonra kıyım başladı.2-3 Haziran 1921'de görülen mahkemede verdiği ifadeye göre başına bir darbe yiyen S.Tehleryan kendisine geldiğinde ağabeyisinin ölüsünün üstünde buldu.Başı baltayla parçalanmış ağabeyinin bütün kanı üzerine akmıştı.Yol cesetlerle doluydu.cesetler arasında tüfekle mi,sopayla mı yoksa birkaç kılıç darbesiyle mi öldürüldüğünü bilmediği annesi de vardı.15/16 yaşlarındaki iki kız kardeşi kıyım başlamadan önce jandarmalar tarafından çalılıklara götürülmüş annesi ''gözlerim kör olsaydı da bugünleri görmeseydim''. diye haykırmıştı.Tecavüz edilen kız kardeşleri muhtemelen öldürülmüştü.Kafilenin ön tarafında yürüyen babasının ve diğer ağabeyinin kucağında bebeği ile yürüyen ablasının akibetini bilmiyordu.
Sonrası uzun bir hikaye idi.Dersimli , yaşlı bir kürt kadını onu iki ay saklamıştı.Yaraları iyileştikten sonra ,Kürt giysilerine bürünmüş Harput'ta katliamdan kurtulmuş iki genç ile birlikte gündüzleri saklanıp,geceleri yürüyerek,ot ve bitki kökleri ile beslenerek yollarına devam ettiler.Batı'ya ilerleyen Rus ordusuyla karşılaşınca önce İran'a,sonra Tiflis'e geçtiler.
Talat Paşa öldürme olayını mahkemede şöyle anlatıyordu ;
''Olaydan iki hafta önce katliam görüntülerinin hatıraları yüzünden kendimi çok kötü hissediyordum.Annemin cesedini gördüm,sonra ceset ayağa kalkıp bana doğru yürümeye başladı.Annem dedi ki :''Talat'ın burada olduğu seni hiç ırgalamıyor mu,oğlum filan değilsin'' deyince öldürmeye karar verdim'' dedi. Cinayetle yargılanan S.Tehleryan'ı üç avukat savundu.Psikolojik rahatsızlık geçirdiğini,cinayeti işlediğini kabul etti.Ermeni soykırımında ölenlerin intikamını almak için Talat Paşa'yı öldürdüğünü ,bunun üzerine savunma yaptı.
Bir anda Türkiye'nin yargılandığı mahkemeye dönüşen duruşmalarda,mahkeme ve jüri üyeleri iki gün sonra S.Tehleryan'a beraat kararı verdi.Mahkemeyi izleyenler arasında tanıklıklarına başvurulan önemli şahsiyetler olmuştur.Pek çok tanığın dinlendiği duruşmalarda mahkemeyi yakından izleyen sıhhıye subayı olarak Türkiye'de bulunmuş olan ve Tehcir sırasında katliamları fotoğraflarla belgeleyen yazar Armin T.Weger ile 62 yaşındaki Protestan papaz Profosör Dr.Lepsiusde bulunmuş tarihe not düşecek önemli açıklamalarda bulunmuşlardır.
19 Ocak 2007
Yer, Halaskar Gazi caddesi, Agos gazetesi Genel yayın Yönetmeni Hrant Dink öldürüldü. 1915 Ermeni soykırımından sonra artık bir avuç kalmış Ermeni halkının son zamalarda yetiştirdiği önemli kişilerden biri olarak tanındı.
Günlük olarak çıkan Ermenice gazetelerden Jamanak ve Marmara'dan tamamen değişik haftalık politik gazete çıkarmaya başladı.Bir ilki gerçekleştirdi. Siyasi düşüncelerinin şekillenmesinde İbrahim Kaypakkaya geleneğinden gelen can dostu,yoldaşı Armenak Bakırcıyan'ın (Orhan Bakır) önemli yeri olmuştur. Yeni bir anlayış ve yönelim ile AGOS Gazetesini çıkarıp ermeni halkının sorunları ile tarihe ışık tutacak 1915 Ermeni Soykırımı hakkında geleneksel Türk tezlerinin eleştirisini yaptı.
Gazete ve TV kanallarında açık oturum ve tartışmalarda korkmadan inandığı düşüncüleri her türlü provakasyonlara ,ölüm tehditlerine rağmen savundu.Bugün bile halen tartışılamayan dönme Ermeniler ile ermeni mallarının yeni sahiplerini açıklayınca yer yerinden oynadı.
En son 1938 Dersim'in bombalanmasında ilk kadın pilot olarak tarihe geçen Atatürk'ün manevi kızı Sabiha Gökçen'in ailesini soykırımda kaybetmiş Ermeni bir yetim kızı,esas isminin Hatun Sebilciyan olduğunu fotoğraf ve akrabalarının anlatımıyla belgelerle açıklayınca Devleti dolayısıyla TSK'ni çileden çıkardı. Artık karar verilmişti Hrant Dink öldürülecekti.Valiliğe çağrılarak dönemin valisi olan Muammer Güler ve beraberindeki MİT mensupları ile tehdit edildi..Ayağını denk al dediler.
Hrant Dink'in öldürülmesi üç yıl önceden karar altına alındı.Trabzon Emniyeti katili'de,azmettiriciyi'de,nasıl öldürüleceğini bir yıl önceden biliyordu.Trabzon jandarması altı ay önceden haber almıştı.Silah markasını dahi biliyordu.
Yazdığı yazılar ile panellerdeki konuşmalarından dolayı TCK'nın 301.maddesinden yani Türk'lüğe hakaret etmekten hakkında üç kez dava açıldı.2005 yılında Şişli Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.Türklüğü tahkir ve tezyif etmek suçundan aldığı 6 ay hapis cezası Yargıtayca onaylanınca,son yazısında AİHM 'ne başvuracağını anlatmıştı.Çevresinde Ermeni'lerden çok Türk dostları,arkadaşları olan Hrant Dink için bu dava hiç kabul edilebilir cinsten değildi.Her gün yüz yüze geldiği dostları için ''ben onları nasıl aşağılarım,onlara nasıl hakaret ederim'' diyerek asla içine sindiremiyordu.Görülen duruşmalar linç provasına dönüşmüştü.Avukat Kerinçsiz'in başını çekiği ülkücü çetelerin linç girişimi yetmiyormuş gibi Veli Küçük,Muzaffer Tekin duruşmaları ellerini kollarını sallayarak takip ediyor.davayı etkiliyordu.Bir keresinde avukatına telefon açarak ''Veli Küçük duruşmaya geldi mi'' diye sormuştu.''Evet'' cevabını alınca ''işin rengi değişti,bu iş artık farklı'' dedi.
Ailesi,dostları,yurt dışında yaşayan akrabaları yaklaşan tehlikeyi gördükleri için belli bir dönem de olsa ,güvenlik için yurt dışında kalma tavsiyesinde bulundular.Kabul etmeyerek Türkiye'de kalmayı tercih etti.Tehditlere rağmen hayatta kalma umudu ile yaşıyordu.Profesyonelce bir saldırı yapılacağını biliyordu.Koruma talebinde hiç bulunmadı.Bir röportajında şöyle diyordu ; ''Başıma ne gelirse katlanacağım,sonucunda ne gelirse ona da katlanacağım,ben TC vatanda şıyım,Türkiye'liyim ve çok yerel bir insanım.Anadolu'luk benim iliklerime işlemiş vaziyette.Burası benim atalarımın yaşadığı topraklar.ben burada yaşamak istiyorum.Dilim giderim dese de,adımlarım gitmek istemiyor.kalmak istiyorum.Burada yaşamak istiyorum.İnşallah bunu başarırım''. Çok sevdiği bu toraklardan ölüm pahasına olsa da kaçıp itmedi.Yaşamasına müsade etmediler.Öldürdüler.Başına bir iş geleceğini bu saldırırnın da profesyonelce olacağını çok iyi biliyordu.Sonradan ortaya çıkan konuşmalar,belgeler ifade tanıkları Hrant Dink'in öldürülmesini Talat Paşa'nın infaz edilmesi olan intikam eylemi ile benzer şekilde olmasını planladılar.
2007 yılında ortaya çıkan ses kayıtlarında Trabzon İstihbarat Dairesi görevini yürüten Engin Dinç'in yanında aynı şubede polis memuru olarak görev yapan Muhittin Zenit'in dinlenen telefonları ortaya çıktı.Erhan Tuncel ile arasında geçen çarpıcı konuşmalar bu düşünceyi doğrulamıştır.
__ Erhan Tuncel :....benim bildiğim şöyle yani paylaşmak istediğim şey şöyle olur.Yani vurulma şekli belliydi ,vurulacak şekil belliydi.Eğer öyleyse bunlarla alakalıdırda zannetmiyorum...
__ M.Zenit : ...ne oğlum direkt kafaya sıkmışler..
__ Erhan Tuncel : ...öldü mü ?
__ M.Zenit :...Tabii canım tek farklılık kaçmayacaktı ama kaçtı.
__ Erhan Tuncel : Yakalandı mı peki ?
__ M.Zenit : Yok canım ...diye geçen telefon kayıtlarında bu kişilerin başından sonuna kadar her şeyden haberdar oldukları ortaya çıkıyordu.
Yine Mc Donalds bombacısı Yasin Hayal'in hapisten çıktıktan sonra babasıyla aralarında geçen konuşmalar basına yansıdı.
__ Baba ,Talat Paşa'nın nasıl öldürüldüğünü biliyor musun ?
__ T.Paşa'yı öldüren adamın ceza almadığını serbest bırakıldığını da biliyor muydun ?
diye geçen anlatımlardan olaya karışan faillerin Talat Paşa'nın öldürülme olayından haberdar olduklarını,bunlara bilgi verildiğini,olay için yönlendirildikleri ortaya çıkıyor.
Cinayeti bizzat örgütleyen ve yapan devlettir. Cinayetten başından sonuna kadar her şeyden haberi olan devlet görevlileri, görevlerini ''başarıyla'' yerine getirdikleri için ödüllendirildi ve terfi ettiler. Muammer Güler İç İşleri Bakanlığı'na,Celalettin Cerrah Osmaniye Valiliğine,Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek ve Engin Dinç İstihbarat Daire Başkanlığına,Özel kalem müdürlüğüne ise Muhittin Zenit atandı.Ogün Samast ile fotoğraf çektiren polis memuru Malatya Emniyet müdür yardımcılığına atandı.
Devlet,Hrant Dink'in vurulduğu andan itibaren,aradan geçen altı yıl boyunca olayı çözmek,katillerin arkasındaki güçlere ulaşmak,adalete teslim etmek bir yana bütün delilleri karattı.Davayı çıkılmaz hale soktu. Olay yeri kamera kayıtları silindi,Ogün Samast'ın yanında beraber olduğu da tespit edilen kişilere halen ulaşılamadı.Telefon ve Internet görüşmeleri açığa çıkarılmadı.MİT elindeki bilgileri mahkemeye vermekten kaçındı. Tüm bu bilgiler savcı nezaretinde toplanıp mahkemeye sunulması gerekirken,avukatların Fethiye Çetin'in adeta iğneyle kuzu kazarcasına seneler sonra kendi gayretleri ile ortaya çıkardıkları gerçeklerdir.
Başbakan R Tayyip Erdoğan'ın H.Dink'in ölümünden sonra ''taziye ziyareti'' için evine gittiğinde ailesi,kardeşleri ile arasında geçen konuşmalar seneler sonra kamuoyu ile paylaşıldı.Başbakan o görüşmede ''faillerin yakalanıp adalete teslim etmekte elinden geleni yapacağı'' sözünü vermişti.Konu dönüp dolaşıp Ermenistan-Türkiye ilşkilerinde Ermenistan'ın Türkiye'ye karşı takındığı tavırlardan hoşnutsuzluğunu dile getirmiş öldürülen H.Dink'in TC vatandaşı değil,Ermenistan vatandaşı gibi despot, diktatörce davranışlarından dolayı aralarında soğuk bir görüşme gerçekleşmişti.
Altı yıllık oyalama süreci R T Erdoğan'ın olayı çözmek niyetinde olmadığını ortaya çıkardı.
Peki bugüne kadar devlet eliyle öldürülen hangi sanatçı,yazar,solcu,aydının,araştırmacı profesörün katiline ulaşıldı?Hiç birine ,hepsi de Ankara'nın dehlizlerinde zaman aşımından,soruşturmaları kapanan dosyalarla doludur.her ne ''tesadüf ''ki ,her öldürülen,katledilen muhalif kimliğiyle solcu,aydın,ilerici devrimci olmaktadır.Öldürüp,katilleri korumak,cinayetlerde delilleri karartmak,katilleri ''kahraman'' olarak,topluma tanıtmak alışık olduğumuz gerçeklerdir.Bunun için Tansu Çiller'in ''ülke uğruna,millet uğruna,devlet uğruna kurşun atan da,kurşun yiyen de her zaman için saygıyla anılır.'' sözleri halen unutulmuş değildir.
SİZLER CİNAYET İŞLEMESİNİ ÇOK İYİ BİLİRSİNİZ ;
Cumhuriyet döneminde de devam eden İttihat-Terakki gelenekleri adeta devletin genlerine işlemiş durumdadır.Değişmeden olduğu gibi devam etmektedir.Topal Osman,İpsiz Recep,Veli Can Oduncu,Mehmet Ali Ağca,Oral Çelik,Haluk Kırcı,Ünal Osman Ağaoğlu,Kıvanç Ağaoğlu,Ogün Samast....özel olarak yetiştirilmiş katillerdir.
Bir suıkast sonucu öldürülen araştırmacı yazar Uğur Mumcu cinayetinden sonra ,dönemin başbakan yardımcısı ''bu hükümetin namus borcudur,bu cinayeti mutlaka aydınlatacağız'' demişti. Ne oldu ? CHP İzmir milletvekili Güldal Mumcu yaşadıklarıyla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu günleri hatırlayalım.Savcı'nın kendisine ''üstüme gelmeyin,devlet yapmıştır.Siyasi iktidar isterse çözer,devlet sırrıdır'' sözlerini unutmayalım.
1980 yılında kızının gözleri öünde öldürülen DİSK genel başkanı Kemal Türkler davası bir hukuk cinayet olarak görülmüştür.Kızının katili, Ünal Osman Ağaoğlu'nu teşhis etmesine rağmen hiç bir cezaya çarptırılmadı.Katil senelerce korundu.Dava zaman aşımı nedeniyle düştü.Katil serbest kaldı.Sonradan yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından Kemal Türklerin katilinin Ünal Osman Ağaoğlu olduğuna karar verdi.Fakat çok geçti dava zaman aşımı nedeniyle kaldırılmasına karar verildi.
İnsanoğluna karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olmaması gerekirken 37 aydın ve sanaatçının devlet gözetiminde Sivas Madımak otelinde diri diri yakılıp,sanıkların zaman aşımı nedeniyle davanın düşmesine karar verildi.Katillerin savunmasını AKP 'nin içindeki avukatlar üstlendi.RT Erdoğan bu karar için ''ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olsun'' diyerek kutladı.
S.Balıkçı ,Ermeni olduğu için yaslı bir günde, 24 Nisan'da askerlik görevini yaparken ülkücü bir katil tarafından öldürüldü.Sevag Şahin Balıkçı'nın katili Kıvanç Ağaoğlu bugün serbest olarak elini kolunu sallayarak aramızda dolaşmaktadır.Verilen ceza ile adeta ödüllendirildi.
2000 yılında yapılan referandurumda sözde toplumun en ileri kesimi olan bazı kesimler,topluma doğru ve yanlışı ve ileriyi göstermekle görevli aydınlar,yazarlar politikalarını AKP üzerine inşa edenler çok büyük yanılgı içine düştüler.AKP'nin sözde ''ileri demokrasi'' nutuklarına,kendini ''mağdur'' gösterme ve sahte ''açılımlara'' inanarak politikalarını ''Yetmez Ama Evet'' şeklinde belirlediler.Topluma da empoze etmeye çalıştılar.
Kitap okuyarak kazanamayacağımız hayat tecrübeleri,kitleler mücadele içerisinde ,kendi öz yaşantısından,islamcı – faşist uygulamalardan çıkardığı sonuçlardan AKP'nin gerçek yüzünü tanıdılar.Kitleler Yetmez ama Evet 'çilerden daha ileri konumda yer aldılar.AKP'nin her sıkışma durumunda yeni bir paket ,yeni bir açılım ile kitlelerin ve Kürt ulusal başkaldırısını etkisiz hale getirip ve kırma gayreti içerisinde olduğunu görüyoruz.
Bölgelere göre oluşturulan Akil İnsanlar Heyeti'nin araştırma ve inceleme yaparak oluşturduğu ve Başbakana sunulan istek ve öneriler hiç dikkate alınmadan raflara kaldırıldı. 34 yoksul Kürt köylüsünün hunharca öldürülmesi emrini veren R T Erdoğan çok ağır suç işlemiştir.Roboski katliamı,aradan uzun bir zaman geçmesine rağmen halen sorumlular açığa çıkarılmış değil.Oluşturulan komisyon raporlarından çıkan koskocaman bir hiçtir.
Ermeni,Rum,Yahudi soykırımları ile yüzleşilemediği için katliamlar ve cinayetler bugün de olduğu gibi devam etmektedir.Sanatçılar,aydınlar,solcular yani Sabahattin Ali'ler,Nazım Hikmet'ler,Musa Anter'ler,Ahmet Arif'ler,Uğur Mumcu'lar,Abdi İpekçi'ler,Doğan Öz'ler,Bahriye Üçok'lar Ahmet Kaya'lar Hrant Dink'ler devlet tarafından öldürüldü.Yine aynı devlet öldürdükleri yazarlarımıza sahip çıkarak putlaştırdı.Heykellerini dikti,isimlerini parklara ,bahçelere vererek ölümsüzleştirdi.Böyle iki yüzlü bir devlet mekanizmasıyla karşı karşıya bulunmaktayız.
Altı yıldan sonra Hrant Dink cinayeti davası Yargıtay'dan dönünce 14.Ağır Ceza mahkemesi tarafından yeniden görülmeye başlandı.Korunan,kollanan katiller bir hukuk skandalına dönüşen mahkemeler artık toplum nezdinde güvenini,geçerliliğini kaybetmiştir.Bu yüzden Hrant Dink ailesi bu komedi karşısında artık adalete olan inançlarını yitirdiler.Biz artık bu müsamerede yokuz diyerek çekildiler ,dava artık halkın sahipleneceği kamu davası oldu.
Talat Paşa'nın intikamını almak için,aynı yol ve yöntemle öldürülen Hrant Dink cinayetini soruşturan mahkemelere ,hiç bir bilgi,belge sunmayan MİT suç üstü yakalandı.Hrant Dink'in avukatı Fethiye Çetin'e itiraflarda bulunan bir MİT mensubu olan Ramazan Dündar şunları söyledi.MİT'te kripto uzmanı olarak çalıştığını,Hrant'ın infaz emrinin Kiril alfabesiyle MİT'in verdiğini söyledi.Bir tiyatro oyununa dönüşen mahkemelerden sonra ailenin umudunu yitirmemesi elde değil.
R T Erdoğan ve AKP hühümeti halklara ,işçisınıfına,Kürt ulusuna karşı toplu savaş açmıştır.Gezi olayları ile doruk noktasına ulaşan isyan ateşi,halkın en ufak demokratik taleplerini dahi kanla bastırmıştır.Doğayı koruma -kollama şeklinde gelişen çeşitli uydurma komplo teoriler ile süreci kararatmaya çalışan,kontrolündeki basın ile gerçek dışı haberlerle kamuoyunu yanıltan RT Erdoğanın miyadı dolmuştur.Bunun için başta kürt ulusuna emekçi halka savaş ilan etmiştir.
Afyon'da 25 askerin öldürüldüğü cephanelik patlaması İslami cihat örgütlerine silah sevkiyatı sırasında olmuştur.Reyhanlı'da 52 vatandaşın öldüğü bombalı saldırı yine hükümet ile El kaide işbirliği ile gerçekleşmiş olduğu gizli yazışmalarda ortaya çıktı.
Gezi olayları ve sonrasında yitirdiğimiz gencecik fidanlar Abdullah Cömert,Ethem Sarısülük,Mehmet Ayvalıtaş,Mustafa Sarı,İrfan Tuna,Ali İsmail Korkmaz ve Hasan Ferit Gedik AKP'nin polis teşkilatı tarafından öldürüldüler.Nicelerinin kafatası kırıldı,niceleri gözlerini kaybetti.Polislere soruşturma bir yana, ödül verildi.
Ekmek almak için sokağa çıkan başına isabet eden fişek ile150 gündür komada ölüm kalım savaşı veren 14 yaşındaki Berkin Elvan'ın durumu halen kritiktir.Sorumlu polisleri bulup yargıya teslim edeceği yerine, kollamış yeni yeni ölümlerin sinyalini vermiştir.Bu arada Mısır'da askerler tarafından öldürülen İhvan lideri'nin kızı Esma için ise rol icabı ağlayabilmiştir.Kendi vatandaşı olan Berkin için ise bu hakkaniyeti gösterememiştir.
Demokrasi paketi,çözüm süreci,müzakereler,açılımlar ile toplum aldatılmaya çalışılmakta Bu yüzden süreç tıkanma noktasına gelmiştir.Süreç AKP'nin adil,ahlaki olamayacağını ortaya çıkarmıştır.En büyük yargı ise halkların vicdanıdır..Devlet ve AKP burada mahkum olmuştur. AKP'nin polis diktatörlüğü altında ,dışarıda İslami cihat guruplarını silahlandırarak masum insanların ölümlerine sebep olmaktadır.İçeride ise halka karşı topyekün savaş etmektedir.Kabarık suç dosyası ile resmen insanlığa karşı ağır suçlar işlemeye devam etmektedir.Kralların da elbet bir gün mutlaka sonu gelecektir.Yargılanacağın zaman adalet,hukuk sana da lazım olacaktır.Ama iş işten geçmiş olacaktır.
Ekim 2013
Agop Ekmekciyan
Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tanınmaktadır.
agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)
Son Haberler
Sayfalar
TKP-ML Avrupa Komitesi: Kuruluşunun 50. Yılında Partiyle Devrim Yürüyüşümüz Devam Ediyor!
1972-2022… Kesintisiz süren 50 yıllık devrim yürüyüşümüz, partimizin yol göstericiliğinde devam ediyor.
24 Nisan 1972, Türkiye ve T. Kürdistanı açısından kritik önemde bir tarihtir. Yeni bir sayfanın açıldığı bir milattır.
TKP-ML MK: 50 Yıllık Mücadelemiz, Geleceği Kazanma İrademizdir!
YAŞASIN PARTİMİZİN 50. KURULUŞ YILI!
Partimiz 50 yaşında! 24 Nisan 1972’de İbrahim Kaypakkaya önderliğinde sınırlı sayıda kadro ve militan tarafından kurulan partimiz, bugün 50. yaşını kutluyor. Bir insan için uzun ancak sınıflar mücadelesi ve toplumlar tarihi açısından kısa bir süre olan bu zaman diliminde Partimiz, önemli başarı ve zaferler kazandı. Yenilgiler aldı ve gerilemeler de yaşadı. Ancak hiçbir zaman devrim iddiasından ve Halk Savaşı ısrarından, silahlı mücadelenin gerekliliği-zorunluluğu bilincinden kopmadı.
Leninist Emperyalizm Tanımının Bulanıklaştırılması
Rusya’nın 24 Şubat (2022)’da Ukrayna’ya saldırısıyla birlikte, emperyalizm üzerine tartışmalarda sıklaştı. Ve kendini solcu olarak adlandıran bir kısım siyasi hareket ve bazı yazarlar, Rusya’nın emperyalist olmadığını, ama emperyalist amaç güden işgalci bir güç olarak değerlendirdi. Bazıları ise, “anti-emperyalist cephede” değerlendirmeye devam ediyorlar.
İlham ve güç kaynağımız…(Sentez)
Proletarya partisinin kuruluşunun ve mücadeleye atılışının ellinci yılındayız. Bu süre içinde mücadelesini kesintisiz sürdüren proletarya partisi, bundan sonra da mücadelesini sürdürecektir. Onu var eden koşullar devam ettikçe varlığını devam ettirecektir. Sınıf bilinçli proletaryanın öncü müfrezesinin ülkemizdeki varlık nedenleri, günümüzde sistemin çöküntü içine girdiği koşullarda çok daha kendisini dayatır duruma gelmiştir. Elbette ki o, üstlendiği tarihsel rolü yerine getirecektir. Çünkü mücadelesine yol gösteren sağlam temellere dayalı ideolojik-politik bir pusulası vardır.
Beyaz dağ’dan arta kalan çığlık dizelerinin şairi EMİR ALİ YAGANI kaybettik… Hasan Hayri Aslan
Son yıllarda Dersim’in çok değerli kültür insanlarını kaybettik. Sılo Qız, Emre Saltık, Hasan Saltık, Mehmet Çetin, Remzi Aydın… birer yıldız gibi kayıp gittiler. Remzi Aydın için “Gri İklimden Maviye yolculuk” yazı çalışmamı yaparken 9 Şubat günü EmirAli’nin ölüm haberi ile sarsıldık. Epey zamandır yolları taşımak zor geliyor bana; ziyaret edemedim, kısa mesajlaşmalarla yetindik. 13 Kasım 2018’de söyleşi için o gelmişti bulunduğum kente. O sıra aldığım kitaplardan “Beyaz Dağda Bir Gün”ü şöyle imzalamış: “İhtiyar, ne böyle yaşanmışlıklar, ne de bu kitap olaydı!
TKP-ML MK:Yol Göstericimiz, İlham ve Güç Kaynağımızdır Partimiz!
24 Nisan 1972, İbrahim Kaypakkaya önderliğindeki bir avuç komünist tarafından, karanlığa tutulan meşalenin kurumsallaşma adımı olarak tarihe geçti. Dönemin, savaş ve direniş geleneği, Mahir ve Denizlerle birlikte örülüyordu. Anti-emperyalist kavgada yakalanan ivme, devrimci militan bir mücadele yaratmıştı. İbrahim yoldaş, savaş cephesine proletaryayı temsilen katıldı.
Zafer ve yenilgilerle dolu bir tarih! (1)
Dünyada 1965-1970 yılları arasında emperyalist-kapitalist sistemin kaynaklık ettiği ana çelişkiler giderek şiddetleniyordu. Bu başlıca çelişkiler; emperyalizm ile ezilen halklar ve uluslar arasındaki çelişki, emperyalist-kapitalist ülkelerde proletarya ile burjuvazi arasındaki çelişki ve yine çeşitli emperyalist ülkeler arasındaki çelişkilerdi.
Lorenzo Orsetti… (Nubar OZANYAN)
Yolculuk boyunca başını arabanın arka koltuğuna yaslayarak uyurdu. Yaptığımız yolculuklarda Lorenzo’yu uyanık görmek neredeyse mümkün değildi. Araç içinde uyuyarak saatlerce yolculuk yapabilirdi. Ama “yeni bir özgürlük hamlesi olacak” cümlesini duyduğunda ne gözünde uyku belirtisi ne de yorgunluktan eser kalmazdı. Barış halinden savaş haline, uyku halinden silahlı tekmil haline nasıl hızlıca geçildiğinin örneğiydi Lorenzo.
Burjuvazi Parayı, İşçiler Ekmeği Düşünüyor
Burjuva sınıfı, daha fazla kar elde etmek için daha fazla alanı kontrol altına almak ve bunun için de daha fazla silahlanmak istiyor. Ağızlarında “barış” yok ve hiç bir zamanda “barış” kelimesini tam anlamıyla kullanmadılar. “Barış” dedikleri anda da yine kafalarında savaş vardı.
Azami kar için birbirlerine karşı savaş açarken, savaşa sürdükleri askerler yine işçilerdi. Savaşta ölenler, bombalarla param parça edilenler, evleri yıkılanlar, göç yollarına düşenler, burjuvaların egemenlik savaşında hiç bir çıkarı olmayan, ama, onlar vasıtasıyla sürdürülen bir savaş....
Sağlam proleter karakter örneği …Ali Asker YER
Pazar günü Stuttgart Arena Kültürhaus’da evgili yoldaşımız Ali Asker YER’in anma toplantısındaydık. Salon ve çevresi sevenleri ve yoldaşlarıyla doluydu. Bu sevgi seli hiç kimseyi şaşırtmadı, çünkü o gerçekten çok sevilen gerçek bir proleter devrimciydi. Onun yaşamından kareler içeren sinevizyon gösterimi sırasında salonu derin bir sessizlik ve hüzün kapladı, çok sayıda insanın gözleri ıslak ıslaktı. Hiç birimiz onun bu zamansız gidişine katlanamamıştık.
50. Yılın Deneyimi Newroz Ateşinin Görkemiyle1 MAYIS ALANLARINA!
Başta Kürt halkı olmak üzere Mezopotamya halklarının isyan ve direniş günü olan bir Newroz’u daha geride bıraktık. 8 Mart’ta kadınların dalgalandırdığı isyan bayrağı, 21 Mart Newrozlarında başta Kürt halkı olmak üzere Türkiyeli işçi ve emekçilerin kitlesel ve coşkulu eylem ve mitinglerine sahne oldu. 2020 Newroz’u salgın bahane edilerek yasaklanmış, 2021 Newroz’u salgının etkisi altında kalmıştı.
2022 Newroz’u ise gerek Kürt ulusunun artan özgürlük talebi ve gerekse de yaşanan ekonomik krizin derinleşen etkisiyle görkemli bir katılıma neden oldu.