Umutla, dirençle yoğrulan 49 yıl…
1970’li yıllar gerek dünya gerekse de Türkiye’de devrim için, devrimci girişimler için, faaliyet için uygun koşullar sunuyordu. Devrimci düşünce yaygınlaşmıştı. Bu içerikte eserler basılıyor, dağıtılıyor, okunuyordu.
Üniversitelerde tartışma toplantıları, panel ve seminerler düzenleniyor, sol örgütlenmeler genişliyordu. Devrimci durum yalnızca dünya için değil ülkemiz açısından da elverişli koşullar sunuyordu.
Ülkemizde ayağa doğrulan ’71 silahlı devrimci hareketi, 50 yıllık parlamenterist, reformist, revizyonist hattan kopuşu temsil ediyordu. Deniz Gezmiş ve yoldaşları önderliğindeki THKO, Mahir Çayan ve yoldaşları önderliğindeki THKP-C ve bu kopuştan da kopuşun ürünü olarak İbrahim Kaypakkaya önderliğindeki TKP-ML tarih sahnesine çıktı.
İbrahim Kaypakkaya önderliğinde kurulan proletarya partisi, ideolojik ve siyasi çıkışıyla Türkiye Devrimci Hareketi (TDH) içerisinde önemli bir yere sahiptir. Türkiye’de devrimin yolu ve ittifaklar meselesinde ve özellikle de sınıfların durumu, buna bağlı olarak yönetici sınıfa damgasını vuran Kemalizm ve ulusal sorunla ilgili olarak yaptığı çözümlemelerde önemli bir yerde durmaktadır.
Egemen ulus anlayışından ve resmi ideolojiden kesin bir kopuş yaşanmış; sol adına hareket eden, Kemalizm’i ilerici gören reformist, parlamentarist, revizyonist tüm görüşleri yerle bir etmiştir.
24 Nisan 1972: “Nisan Güneşi”nin Doğuşunun 49. Yıldönümü
Proletarya partisinin Türkiye Devrimci Hareketi açısından önemini ve onun uluslararası komünist hareket (UKH) içinde durduğu yeri anlamak aslında kuruluşundan günümüze ideolojik-siyasal kavgada bulunduğu güzergahı anlamakla ilgilidir.
Proletarya partisinin UKH açısından durduğu yere, daha doğrusu ideolojik gıdasını aldığı yere baktığımızda Marks, Engels, Lenin, Stalin ve Mao Zedung’un teorisiyle çizilmiş güzergahı temel aldığına tanıklık ederiz.
Proletarya partisi daha kuruluş yıllarında UKH içerisindeki ”büyük saflaşmada” Kruşçev-Brejnev’in modern revizyonizmi ile Marksizm-Leninizm’i temsil eden Mao Zedung önderliğindeki ÇKP arasındaki ideolojik mücadelede, ÇKP’nin yanında safını belirleyerek Marks, Engels, Lenin, Stalin ve Mao Zedung’un teorisiyle çizilmiş güzergahı temel almıştır.
Bu açık ve kesin tutum, proletarya partisinin sınıf mücadelesindeki dayanıklılığının da gücünü oluşturmuştur. Proletarya partisi, ideolojik ve siyasal olarak yıllarca bu bilimsel ışıktan güç alarak bugünlere gelmiştir. Dönemin devrimci örgütleri bu ”büyük saflaşmada” ya tutum belirleyemediler ya da ara bir yol izlediler.
Aynı zamanda Çin Devrimi deneyimlerinden ve proletarya diktatörlüğü altında sınıf mücadelesinin en yüksek biçimi olarak Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin (BPKD) derslerinden öğrenmeyi yadsıyarak politik erozyona uğradılar. SSCB’de sosyalizmden geriye dönüşe tavır takınmada sınıfta kaldılar.
Proletarya partisi, BPKD’nin derslerinden sonuna kadar öğrenmeyi önüne görev olarak koyarken onlar Mao’nun “zıtların birliği yasası” üzerinden sosyalist toplumun çelişmelerle dolu olduğu çözümlemesinden ve ne de proletarya diktatörlüğü altında iki yol, iki sınıf ve iki çizgi arasındaki mücadelenin ateş hattının partinin içi olduğunu, geriye dönüşün iç kaynağının ”yeni burjuvazide” yani partinin kendi içinde -hatta merkezinde- ortaya çıkan kapitalist yolcularda gören teoriden öğrenemeyerek gelişmenin ve sınıf mücadelesinin gerisinde kaldılar.
Proletarya partisinin tarihsel önemdeki bu tavrı, onun ideolojik sağlamlılığının çıkış noktası oldu. Enternasyonal proletaryanın öğretmenleri Marks, Engels, Lenin, Stalin ve Mao Zedung’un arkasında saf tutması, 49 yıllık gelişmesinde komünist bir maya rolü gördü.
Kemalist Buzu Paramparça Etti ve Ulusal Sorunu Çözümledi!
Proletarya Partisi daha kuruluş yıllarında ortaya koyduğu tezlerle “Kemalizm’in sözde demokratik özde ise askeri faşist diktatörlük olduğu” tespiti ile Kemalizm hayranlığına kesin olarak son verdi. Böylece TC devletinin faşist niteliği gözler önüne serilmiş ve Kürt ulusuna dair resmi ideolojinin inkarcı yaklaşımları Marksizm’in bakış açısıyla yerli yerine oturtulmuştur.
Bu tezler o dönem için büyük öneme sahipti. Dönemin devrimci örgütlerinin bile Kemalizm için ”küçük burjuvazinin en sol, en radikal kesiminin milliyetçilik tabanında anti-emperyalist bir tavır alışıdır. Bu yüzden Kemalizm soldur, milli kurtuluşçudur” dedikleri bir dönemdi. Toplumun her yanına sinen Kemalizm saygınlığı Nisan güneşinin Kemalizm’in sınıf karakterini, hangi sınıfların temsilcisi olduğunu ortaya koymasıyla yerle bir olmuştur.
Proletarya partisinin Kemalizm’le köklü kopuşu ve ulusal sorun noktasındaki tezlerinin yakıcılığı büyük önemdeydi. Kemalizm’den kesin kopuşu sağlayamayanlar gerek Kemalizm değerlendirmesinde ve gerekse de Cumhuriyet tarihinin değerlendirmesinde bugün dahi küçük burjuva ufkunun ötesine geçemediler.
Kemalizm konusunda referans dün olduğu gibi bugün de İbrahim Kaypakkaya önderliğinde doğan proletarya partisinin daha kuruluş yıllarında ortaya koyduğu temel tezlerdir. 49 yıl önce ortaya konulan temel tezler, bugün de yakıcılığı ve dönüştürücülüğüyle elzemdir. Büyük oranda da devrimci kesimlerce kabul görmüştür.
Ulusal sorunda Kürt’ü yok sayan resmi ideolojinin statükocu tezleri ve propagandasına karşın Kürt ulusunun ayrılıp ayrı devlet kurma hakkını kayıtsız koşulsuz savunması kuruluş dönemleri açısından apayrı bir öneme sahipti. Nisan güneşinin daha doğuş döneminde, Kürt ulusal sorununda tabulara meydan okuyan bu tavrı, önemli bir yerde durmaktaydı.
Geldiğimiz aşamada ezen ulusla ezilen ulus çelişkisinin başlıca çelişmeler içerisinde değerlendirilmesi ve Kürt ulusunun Özgürce Ayrılma Hakkı’nı savunulması da önemli bir yerde durmaktadır.
Öte yandan ulusal sorunla bağlantılı olarak önemli bir noktanın altını çizmek gerekir. İ. Kaypakkaya, proletarya partisinin temel programatik tezlerini ileriye sürerken, o güne kadar değinilmeyen bir tabuya da dikkat çekmişti. Kaypakkaya, “1915’de ve 1919-20’de kitle halinde katledilen ve topraklarından sürülen Ermenilerin hareketi müstesna” diyerek Ermeni Soykırımı gerçekliğine işaret etmişti.
24 Nisan tarihi aynı zamanda Türkiye’de Ermeni Soykırımı’nın gerçekleştirildiği tarihtir. Öncelikle Ermeni aydınları tutuklanarak idam edildiler. Anadolu’da yaşayan Ermeniler zorla göç ettirildiler. Sürgün sırasında
1.5 milyon Ermeni katledildi. Proletarya Partisi başta Ermeniler olmak üzere Rum ve Süryanilere yönelik işlenen soykırım suçunu tanımlamış ve programında belli bir yaklaşım geliştirmiştir. Bu açıdan da Nisan güneşi, ulusal sorun ve azınlık milliyetlere yönelik imha ve inkar siyasetine açıktan tavır takınan, bunu programında işleyen bir kurumdur.
Nisan güneşi daha doğarken 31 Mayıs 1971’de Nurhak dağlarında katledilen Sinan Cemgil komutasındaki THKO savaşçılarını ihbar eden köy muhtarını kurucu önderi İbrahim Kaypakkaya tarafından cezalandırılması pratiği içine girmiştir.
Bu pratikte devrimci dayanışmanın, ortak düşmana karşı ortak mücadele etmenin örneği vardır. Bu çizgi günümüz açısından da ortak düşmana karşı ortak mücadele yürütme amacıyla devam ettirilmektedir.
Son Haberler
Sayfalar
Dağlar Erirse / Zevebân…(1)
“Ben şiir yazıyorum.Kedi uyukluyor Güneş sıcak.Çok şükür yaşıyoruz.Suyun şavkı vuruyor bize Çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze...”[2]
Evli kal, Evli değilmişcesine yaşa ( Satirik )
Maoizmin, Leninizmin, Checiliğin... Türkiye' deki temsilcileri Deniz' in, Mahir' in, İbrahim Kaypakkaya' nında süre gelenleri sosyalist proletarya köylülerle sohbet.
Herkesin dört büyük takımlı, dört büyük partili... doğduğu bu memlekette nasıl örgütleneceğine, örgütlü yaşanılacağına.... dahil tereciye tere satacak halim yok .
Yaşamak bir sanattır.
Helede ki Stalin' in resmini taşırken sizi alkışlayan, Stalin' nin ( yeni - eski ) demokratik halk devrimlerine yönelik eleştirilerinin doğruluğuna inanıyorum deyince de.......
Kan damlıyor bayrağınızdan…
O bayrağın altında Ermeni, Rum, Laz, Süryani, Kürt, Alevi halkından milyonlarca insanın kanına girildi. O bayrağın altında içlerinde Türk etnik kimliğinden sosyalistlerin de olduğu yüzbinlerce devrimciye işkence yapıldı… Hapishanelerde, sokaklarında, köylerinde, evlerinde cinayetler işlendi bu toprakların, o bayrak altında.
İşkenceci ve katillerin hepsi o bayrak altında yemin etmediler mi?
O bayrak altında astınız Denizleri…
O bayrak altında katlettiniz Kızıldere’de Mahirleri…
O bayrak altında kıydınız İbrahim’e…
O bayrak altında Kürdistan’ı kana boyadınız…
TKP/ML TİKKO gerillalarından Lice İçin Misilleme!
ANF’de (Fırat Haber Ajansı) geçen habere göre TKP/ML’ye bağlı TİKKO gerillaları, geçtiğimiz gün Lice’de Kalekol inşşatını protesto eden halka yönelik gerçekleşen katliamın hesabını sormak için bir misilleme eylem gerçekleştirdi.
Kürdistan yanıyor, biz de yanalım!
“Çözüm” denilen süreçte, gerillanın ilan ettiği ateşkesi “fırsat bu fırsat” diyerek karşılayan devlet T. Kürdistanı’nı kalekollar ile dolduruyor. “İlginç değildir ki”, Kürt Ulusu’nun bütün tepkilerine rağmen ve “barış” sürecinin bütün “olumluluğuna” rağmen devlet tek yerde dahi geri atım atmadı. Bugün Kürdistan’da halkın dağları mesken eylemesi ve insanların katlediliyor olması bu yüzdendir.
“Barış” süreci ve devletin savaş hazırlığı
Sahte yurtseverler ve çoban yıldızı aydınlar
Tarihin defalarca doğrulanmış tanıklığı ile bilinmektedir ki, sahte yurtsever siyasetçilerin peşinden giden toplumların sonu yılan kaynayan kuyuların dipsiz karanlığıdır. Para, makam ve şöhret bataklığına saplanan o sahte yurtseverler adları üstünde sahtekârdırlar. Marazlı ruhlarını yurtseverlik ve halkçılık gibi cazibeli sözlerle perdelemede ve sinsi yüzlerini saklamada oldukça ustadırlar; halkı tilkice hileler ve makyajlanmış yalanlarla aldatmada üstlerine yoktur. Şarlatandırlar; sesleri gerçek yurtsever aydınlardan hep daha gür çıkar.
TKP/ML- TIKKO gerillaları “Daha fazlasını yapabilmek için çabalayacağız”
Daha önce e-posta yoluyla elimize ulaşan bir haberi sizinle paylaşmış ve bu haberlerden birinde Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist (TKP/ML) Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu (TİKKO)’ya bağlı gerillaların 19 Mayıs günü Dersim’de yol kesme eylemi gerçekleştirdiğini aktarmıştık.
Yine elimize e-posta yoluyla ulaşan bir haberde bu yol kesme eylemini gerçekleştiren gerillalarla bir söyleşi gerçekleştirilmiştir. Biz de bu söyleşiyi sizlerle paylaşıyoruz:
TKP/ML TİKKO Dersim Bölge Komutanlığı
TKP/ML TİKKO gerillaları komünist önder İbrahim Kaypakkaya’nın katledilişinin 41. yıldönümü vesilesiyle bir açıklama yapti ve çeşitli eylemler gerçekleştirdiler. Elimize e-posta yoluyla ulaşan açıklama ve eylemleri güncelliğinden kaynaklı okurlarımızla paylaşıyoruz:
İbrahim Kaypakkaya ölümsüzdür!
Kalbimize saplandı 5 bıçak… (video)
Dersim: 2 Şubat 2011 tarihinde şehit düşen TKP/ML MK üyesi Sefagül Kesgin, TİKKO Bölge Komutanı Nurşen Aslan ve TİKKO komutan ve savaşçıları Gülizar Özkan, Derya Aras ve Fatma Acar’ın mezar yerlerinin açıklanmasının ardından cenaze töreni Dersim Merkez’de gerçekleşti. Yüzlerce insanın katıldığı cenaze töreni ardından şehit düşen gerillalar, kavga yeminleri ve savaş sloganları ile Dersim Belediye (Asri) Mezarlığı’na defnedildi.
Mayıs’(lar)ımızın anlatıp,hatırlattıkları
“Ego contra mundum”[2]
Erdoğan’ın, “Biz bu ülkede hiçbir gerilimin kaynağı değiliz… Berkin Elvan’ın anmasını yapıyorlar... Her ölüm hadisesinde bir tören mi düzenleyeceğiz. Ölmüştür geçmiştir...
Bütün bu araçların üzerine bu teröristler camları kırmaya çalışıyorlar. Polis eli kolu bağlı mı kalacak, bir şey yapmayacak mı? Nasıl sabrediyorlar anlayamıyorum. Hiçbir medya yaralanan polislerin durumu ne olacak demiyor…”[3] diye haykırdığı zor ve zorlu günlerden geçerken; acı çekiyoruz.
Bejdar'ın tutsak alınamayan şiirleri [*]
“Şiir hayatın özetidir.”[1]
Bejdar Ro Amed…
Kürt şiirselliğiyle yüklü bu adı ilkin -olasılıkla Amed’de, Kürtleri “te’dip”te kararlı, rejimin sadık bekçisi, dediğim dedikçi, işgüzar bir nüfus memurunun dayatmasıyla kayda geçilmiş Türkçe bir adın yanına parantez içinde çiziktirilmiş olarak gördük, Kürt coğrafyasındaki cezaevlerden birinden gelen zarfın üzerinde…