"Türkiyelileşme" üzerinde dolaşan kirli eller! Sefa Ünal
28 Şubat 2015’de HDP heyeti ile Hükümetin ayrı ayrı metinleri ortak kürsüde açıklaması, Kürt meselesinin barış ve uzlaşma ile yol almasında önemli bir eşiğin aşıldığı iddiasına neden oldu. Bu açıklamanın muhtevasını egemen sınıflar ve onun medyası “silah bırakmada” tarihi adım olarak doldururken, Kürt hareketi silah bırakmanın müzakerenin gerçekleşmesi ve ilerletilmesine bağlandığı şeklinde doldurmaktadır. Şimdiden bu bakış açısı farkının uzun soluklu bir tartışmaya zemin sunduğu görülmektedir. Yapılan açıklamada silah bırakma eksenli PKK’nin kongresini toplama çağrısı söz konusu. Ancak bu TC’nin atacağı adımlar temelinde olacak vurgusu ve belli şartlara bağlanması da söz konusu. Nur topu gibi bir zaman öldürme tartışması bu vesileyle tetiklenmiş oldu. PKK kongre toplayacak mı toplamayacak mı, karar alacak mı almayacak mı gibi soluklu bir tartışma ve TC’nin psikolojik savaş argümanı şimdiden oluşmuştur.
Muhataplık: Kürt Meselesinin Oyalama Aygıtı!
Ancak bu eksende bir noktayı açıklığa kavuşturmak gerekir. Bu açıklamanın silah bırakma meselesinde 2013 Newroz’un da yapılan açıklamaya göre daha temkinli ve devlet açısından daha geri bir nokta olduğu açıktır. Çünkü o açıklamada geri çekilme meselesi TC’den herhangi bir adım beklemeksizin fiilen pratikleşmişti. Bu açıklamada ise bunun olmayacağına işaret etmektedir. TC 2 yıl önceki duruma göre kendisi açısından aslında daha geri bir mutabakatı daha güçlü bir muhataplık ilişkisiyle kabul etmek zorunda kalmıştır. TC’nin bu açıklama üzerinden psikolojik bir savaş eşliğinde zaman kazanmaya dönük kullanacağı görülmektedir.
Meselenin muhataplık açısından güçlü ve yeni bir eşik olduğu meselesi ise doğrudur. Bu yönüyle Kürt ulusal hareketi ciddi bir kazanım elde etmiştir. Ancak Kürt meselesinin gerek iç gerekse de dış politikadaki yeni pozisyonu ve özellikle Ortadoğu’da Kürtlerin elde ettiği kazanım ve yeni politik karakteri düşünülürse artık muhataplık meselesinin hem önemi hem değeri gelişmelerin çok gerisinde kalmıştır. Ancak TC’nin bu muhataplığı özellikle geçmişteki gerici konumu ile kıyaslayarak ustaca pazarladığı görülmektedir. Bu durum yer yer içinden geçilen sürecin üstüne atılan bir örtü işlevi de görmektedir. Adeta bir sihir yaratmakta ve görünürde etkileyici bir şov olarak algılanmaktadır. Oysa muhataplık tartışmasını gelişmeler yutmuş, bunun ciddi bir adım olması meselesini çoktan geriye atmıştır.
Liberallerin Açılan İştahı Ve Sınırsız Özgürlükleri!
Bunların yanında bu açıklamanın HDP’ye sunacağı katkı, seçim sürecine etkisi gibi daha farklı bir psikolojik savaş süreci de yürütülmektedir. Bu psikolojik savaşın muhatabı ise sadece HDP ya da Kürt ulusal hareketi değil genel olarak devrimci sürecin araç ve yöntemleri olmaktadır. Devrimci süreçlerin gerçekleşmesi ve halkın örgütlenerek egemenlik kurmasındaki zor ve silahlı mücadeleye yönelik bir ideolojik kuşatmada söz konusudur.
Bu noktada özellikle Kürt ulusunun barış ve uzlaşmayla belli haklarının tanınmasını isteyen, devlete eleştirel bir noktada duran, yürüyen müzakerede devletin ayak diremesine karşı konumlanış içinde olan kesimlerin bu kılıcı çektiğini görmekteyiz. Liberal burjuvazinin temel karakteri bir elini özgürlük, barış, demokrasi için kaldırırken diğer elini arkadan sinsi şekilde devletin bekasına hizmet için kaldırır. Onun sınıfsal karakteri ve çıkarları bu niteliğini ortaya çıkarır.
Şimdilerde bir yandan AKP hükümetini demokrasi, özgürlük ve barış söylemiyle döverken diğer taraftan HDP güzellemeleri eşliğinde silahlı mücadeleye ve onun yarattığı kazanımlara saldırmaktadırlar. Bu sadece silahlı mücadeleye bir saldırıyı içermenin ötesinde Kürt ulusunun “Türkiyelileşme” projesi kullanılarak tam hak eşitliğine dayanan Özgürce Ayrılma Hakkının çanına kalıcı olarak ot tıkama hesabı yapmaktadırlar.
Bu saldırılarını bir yandan HDP güzellemeleri yaparak, diğer yandan HDP’yi yükseltecek koşulların ne olduğunu sıralayarak yapmaktadırlar. Peşpeşe bir kaç alıntı yaparak duruma açıklık getirmek gerekir. “HDP bütün anketlerde yüzde 10’luk baraj engelini aşmaya yakın görünüyor. Kuvveden fiile geçmesinden vazgeçtik, silahsızlanma etrafında olumlu, samimi ve ikna edici bir gündem yaratılması bile, bazı koşulların da yerine getirilmesiyle birlikte HDP’nin barajı geçmesini sağlayabilir.” (Kadri Gürsel, 1 Mart Milliyet)
“Bu açıklamayla(silah bırakma) HDP’nin baraj sorunu kalmamıştır” (Ruşen Çakır, 28 Şubat Habertürk TV)
“Silahlı mücadelenin sona ermesi, HDP’nin temsil ettiği Kürt siyasi hareketi açısından ciddi dönüşümün kapısını aralayarak, onu 1970’lerde içinden çıktığı Türkiye solunun temsilcisi yapmaya aday haline getirebilir. Bunun Türkiye’nin geleceği açısından çok hayırlı bir gelişme olduğuna şüphe yok.
Kuşkusuz Türkiye’nin Batısından alacağı ciddi destekle HDP’nin yüzde 10 barajını geçmesi, hareketin Türkiyelileşmesi ve demokratik güçlerin bu partiyi şemsiye olarak değerlendirerek birleşmesi anlamına gelecek… Bu bağlamda silahlı mücadelenin sona ermesi, hem HDP üzerinde Damokles’in kılıcı işlevi gören silahlı güçlerin baskısının azalması, hem de gittikçe otoriterleşen siyasi iktidara karşı verilecek demokratik mücadelenin güçlenmesi açısından önemli.” (Behlül Özkan, T24, 28 Şubat).
Bu ve benzeri anlayışlar sadece bu kişilerle sınırlı değildir. Bu ortalama bütün liberaller ve yer yer koşulların boğuculuğu karşısında demokratik tutum alan diğer burjuva aydınların sahiplendiği ve etrafında kenetlendiği yaklaşımlardır. Bu vb içerikteki yazılar bu cenahta bir birine atıf yaparak dolaştırılmaktadır. Bu kesimler ezilen Kürt ulusunun sistem içinde “asgari demokratik” haklara kavuşmasını bölünmeme şartına (yani özgürce ayrılma hakkının gerçekleşmemesine) bağlayarak yaklaşmaktadır. Bunu da Kürt ulusal hareketinin Türkiyelileşme kavramıyla perdelemektedirler.
Tutarlı demokratik tutum Kürt ulusuna tam hak eşitliğini savunmaktır. Bunun barışçıl yolla sağlanmasını savunmak sorun değildir. Bir arada yaşamanın yegane koşulunun, ulusal barışın sağlanmasının gerçek savunusu tam hak eşitliğini (özgürce ayrılma hakkının kabulü) savunmaktan geçmektedir. Türkiyelileşme meselesi önündeki engel silahlı mücadele değildir. Kürt ulusal hareketinin Türkiyelileşmesinin önündeki engel faşist devletin Kürt ulusunun tam hak eşitliğini kabul etmemesi ve ulusal hakları gasp etmesidir. Bunu kabul etmesi durumunda Kürtlerin ulusal hakları ekseninde savaşması, ölmesi-öldürmesi için nasıl bir sebep olabilir. Kürt ulusunun bunu gerçekleştirmesini, eksiksiz gerçekleştirmesini tartışmak, bunun savaşımını ve mücadelesini vermek yerine silahlı mücadeleyi tartıştırmak, Türkiyelileşme ve seçim barajını geçmesini buna bağlamak Kürtleri silahsız, örgütsüz bir şekilde faşist devletin parlamentosuna ve insafına bırakmaktır.
Kemalistlerin “Gecikmiş” Adımı!
Bu süreçte gerçekler gerici bir kuşatmayla çevrelenmiş durumdadır. Silahlı mücadelenin ve zorun Kürt meselesinin toplumsal gelişmesinde tarihsel ve güncel rolü adeta bir küfür korosuyla hücuma uğramaktadır. Ezilen geniş kitlelerin kafası silahın ve zorun geleceğini kurmasındaki tarihsel rolünü, devrimci işlevini kavramasında karartılmaya, karıştırılmaya çalışılmaktadır. Bu olabildiğince güçlü, yoğun bir dalga haline gelmiştir. Bu dalgada boğulmak istenen ezilenlerin geleceğidir.
Bunun yanında Kürt ulusal hareketini sistemin içine çekme, merkezine yaklaştırma noktasında verilen çaba sadece bu kesimlerle sınırlı değildir. Bu eksende kemikleşmiş gerici Kemalist kesimlerinde buna dahil olduğu görülmektedir. Faşist Türk aydınlanmacılığının kaşarlaşmış savunucusu Cumhuriyet başyazarı Cüneyt Arcayürek’e bakın ne diyor:“Bu nedenle bu seçimde HDP’nin barajı aşarak Meclis’e girmesinde olası sonuçlar dikkate alındığında, -biz- seçmenlerin geleceğimizi özenle düşünerek oy kullanmamızda sayısız ulusal yarar var. Bu seçimde demokrasimiz ve halkımız ya RTE’nin boyunduruğu altına girecek ya da seçmen olan bizlerin HDP’nin Türkiye partisi olarak seçimi kazanmasını destekleyen oylarıyla Meclis’e girmesi sağlanacak!(Cüneyt Arcayürek, 27 Şubat Cumhuriyet). HDP’ye gösterilen bu ilgi ve beklenmedik destek dikkat çekicidir. AKP’nin giderek güçlenen konumu bu desteğin bir yanıdır. Ancak destek yine HDP’nin Türkiye partisi olmasına atıf yapılarak şekillenmektedir. Bu Türk ulusalcılığının kalesi olan kesimlerinin “Türkiye partisi” anlayışını bir “ulusal yarar” ekseninde tanımlamasını tereddütte yer vermeyecek şekilde Türk ulusal egemenliğinin devam etmesi olarak algıladığı açıktır. Bu kesimlerin Türkiyelileşme adı altında Kürt ulusunun temel hakkı olan “Özgürce Ayrılma hakkı” yerine belli iyileştirmelerle Kürtlerin uykuya yatırılacağına dair ideolojik hesapları yanında Türkiyelileşme ile Kürt ulusal kimliğinin silikleşmesine yönelik siyasi hesaplarını içermektedir.
Dost postu giymiş gulyabaniler şimdilerde ulusal barış, Türkiyelileşme, Demokrasi, seçimler, AKP’ye tampon söylemleri ile Kürt hareketinin reformist yönelimini cesaretlendirmekte, Kürt ulusunun yegane çözümü olan tam hak eşitliğini boğmaya, zorun ezilenler için tarihsel önemini kuşatmaya çalışmaktadır. Bu ideolojik ve tarihsel gericiliğin önünde barikat olmak devrimci-komünistlerin en önemli siyasal görevidir. Reformizme destek ile Kürt ulusal haklarının reformlar yoluyla demokratik kazanımlara dönüşmesine destek arasında ki kalın çizgi en belirgin hatlarıyla çizilmek zorundadır. Bu eksende yaşanacak muğlaklık var olan reformizm ve sistemiçiliğin tüm zehirlerinin bünyeye sirayet etmesini getirecektir.
Son Haberler
Sayfalar
Irak Kürdistanı’nda “bağımsızlık kararı”na karşı politik tavır ne olmalı?
Ezilen bağımlı tüm ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkı tartışmasız bir haktır. Bu hakkı hiç kimse bir ulusun elinden alamaz. Ulusun ayrılırken, önderliğinin gerici ya da ilerici olması da kaderini tayin etmede belirleyici değildir. Lenin ve Stalin ulusal meselenin bu can alıcı konusunda; “ulusların kendi kaderlerini tayin etmeleri ilkesi, tarihi-iktisadi bakımdan, siyasi kaderini tayin etme, siyasi bağımsızlık, ulusal bir devletin kurulmasından başka bir anlama gelemez” diyerek soruna tartışmasız bir çözüm getirmişlerdir.
ABD hakemliğinde “boğa güreşi” Katar gerçeği ve devrimci tavır
Arap yarımadasının doğusunda yer alan 2.5 milyon nüfusa sahip Katar, Suudi Arabistan’ın bir anda tüm dünyaya açıkladığı; “Katar, terör örgütlerini barındırıyor, yayın organlarında terör örgütlerinin propagandasını yapıyor, Suudi Arabistan ve Bahrenyn’de İran bağlantılı ‘terör’ eylemlerini finanse ediyor, Yemen’deki Hutsi militanlarını destekliyor” açıklamasının ardından 6 ülke ardarda açıklama yaparak Katar’la ilişkilerini kestiklerini, ülkelerindeki Katar elçiliklerini kapacaklarını ve Katar vatandaşlarının 14 gün içinde ülkelerini terk etmelerini istedi.
„Sosyal Medya“ paylaşımları ve ‘kişilik’ (1.Bölüm)
“Sosyal medya” paylaşımları denilen, özünde “sanal alem” olan bu alandaki hastalıklara, yozlaşmaya, kişilik ve ahlaki tükenişe dikkat çekmek gerekiyor. Bunun için yazı boyunca ifadelendirmeyi “sanal alem” olarak kullanmayı doğru buluyorum. Zira, “sosyal medya” olarak ifade edilmesini ise kısmen bir manipülasyon olarak görürken, ifade anlamını tam karşılığıyla bulmadığını düşünüyorum. Sosyalleşmek orada olmak, direkt yaşamak, temas etmektir!
Adalet yürüyüşü
MİT tırları davasında CHP milletvekili Enis Berberoğlu’na 25 yıl ceza verilerek tutuklanması karşısında CHP genel başkanı Kılıçdaroğlu ''adalet'' talebi ile Ankara’dan İstanbul a bir yürüyüş başlattı. Bugün yürüyüşün 5. günü.
HDP milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırılınca ve tutuklanırken, dokunulmazlıkların kaldırılmasına ''anayasaya aykırı olmasına rağmen oy vereceğiz'' diyen CHP bugün tutuklanmalarla ilgili sıra kendilerine gelince feryadı figan etmeye başladılar.
2017 Fransa parlamento seçimleri sistemin tıkanması mı?
Fransa Cumhurbaşkanlığı ile 11 ve 18 Haziran 2017 tarihlerinde 2 tur şeklinde olmak üzere gerçekleştirilen parlamento seçimleri, sonuçları ve etkileri ile ortaya ilginç bir panorama çıkartmıştır. İlk dikkat çeken olay katılım oranının giderek düşmesi ile ortaya çıkmıştır. Öyle ki, 11 Haziran’da gerçekleştirilen ilk turda 5. Cumhuriyet seçimlerini tarihinin en düşük katılımı % 49 olarak ortaya çıkarken, bir hafta sonra gerçekleştirilen 2. Tur da bu oran % 42’lere kadar gerilemiştir.
Oğlum(uz) ölümsüzdür (*)
“ve hiç istemedim seni unutmak.”[1]
“ve biz pimi çekilmiş yürekle/ dalmıştık karanlığın ortasına/ dilimizde kurtuluş türküleri mataramızda ab-ı hayat/ ve düşerken/ özgürlük renginde bir gülüş vardı yanağımızda,”[2] haykırışını anımsatıyor bize hep…
Dal gibi, civan mert bir delikanlıydı; bakmaya kıyamadığım(ız), gözümüzden esirgediğim(iz) oğlum(uz)du
Ve birgün, bize “Öldü” dediler.
Elimizin ayağımızın canı çekildi; donduk kaldık, kaskatı.
Tek bir kıvılcım tüm bozkırı tutuşturabilir!
Türkiye'nin içinde bulunduğu mevcut durum düzenin yarattığı sorunları çözemediği gibi daha zorlu bir sürece giriliyor. Devletin yönetici kademelerindeki iktidar kavgası ve ezilen sınıflar üzerindeki baskı ve sömürü mekanizması egemen güçleri daha saldırgan kılıyor. Bunun sonucu devlet erki emekçi kitlelere, Kürt ulusuna ve tüm ezilen kesimlere yönelik baskı ve tahakkümünü giderek daha üst boyutlara tırmandırıyor. Devlet bu saldırılarıyla toplumu sindirmeyi hedefliyor. Onlar üzerindeki egemenliğini pekiştirmeyi amaçlıyor.
CHP'de mi Adalet arıyor? Davut Kurun
CHP istanbul milletvekili Enis Berberoğlu tutuklanınca,CHP bütün illerde adalet yürüşüsu başlattı. Adalet arıyor. Kılıçdaroğlu, “adalet herkese lazımdır. Adalet için bir bedel ödenmesi gerekirse, bu bedeli ödemeye hazırım” diyor. Kılıçdaroğlu hala anlamamış, Adalet için bugüne kadar bedel ödiyen, Kürteler, Ermeniler, Rumlar, komünistler ,1970 sonrası da demokrasi güçleri, kürdistan halkıdır, dün CHP bugünde AKP diktatörlügüne karşı adaleti savunup bedel ödediler. Adaletin sahipleri bedel ödeliyen bu güçlerdir. AKP ve CHP ancak adaletsizliğin temsilcisi olabilirler.
“İktidar savaşında, proletaryanın, örgütten başka bir seçeneği yoktur!”*
"1980’li yıllara göre “sol muhalifler” olarak isimlendirilebilecek kesimler içerisinde örgüt ve örgütlenme meselelerine yaklaşımda çok ciddi değişimler yaşanmıştır. Aslında bu değişimler birden bire ortaya çıkmadı. Avrupa’da gelişen Batı Marksizm’inin yanısıra Latin Amerika’nın bilinen anarşist ve Troçkist etkilerinin ideolojik/politik alandan sonra doğal bir sonuç olarak örgütsel alana da yansımasıydı yaşanan. Türkiye özgülünde elbette ki hesaba katılması gereken etmenlerin sayısı az değildir.
15-16 Haziran'dan Gezi'ye
Her toplumsal olayları hazırlayan ekonomik ve siyasal koşular vardır. 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’nin hazırlayan da koşullar vardı. Her şeyden önce kapitalist sanayide önemli bir gelişme olmuştu. Ve bu alanda çalışan işçi sınıfı sayısı nicelik ve nitelik olarak bir gelişme göstermişti.
Devrimci'ler ölür ama devrimler sürer ;
İttihat ve Terakki Partisi'nin,'' Yeni Türkiye '' versiyonu olan AKP Erdoğan iktidarı,15 yıllık icraatları ile hem Türkiye,hem de ortadoğu coğrafyasında tehlikeli ve savaş kışkırtıcısı olarak tehlikeli olmaya devam ediyor.Osmanlı'nın son döneminde Talat,Enver,Cemal üçlüsünün çılgın politikaları ülkeyi savaşa sokmuş,Ermeni soykırımı'nı planlayarak yeni bir yüz yılın başlangıcında insanlığa karşı suçlar işlemişlerdir.İ ve T Partisi'nin yüz yıl önceki politikalarının bir ve aynısını bugün hayata geçirmeye çalışan Erdoğan kliğinin bölge ülkeleri ile barışık olmayıp savaş içinde olması kaygıland