Perşembe Ekim 8, 2026

"Türkiyelileşme" üzerinde dolaşan kirli eller! Sefa Ünal

28 Şubat 2015’de HDP heyeti ile Hükümetin ayrı ayrı metinleri ortak kürsüde açıklaması, Kürt meselesinin barış ve uzlaşma ile yol almasında önemli bir eşiğin aşıldığı iddiasına neden oldu. Bu açıklamanın muhtevasını egemen sınıflar ve onun medyası “silah bırakmada” tarihi adım olarak doldururken, Kürt hareketi silah bırakmanın müzakerenin gerçekleşmesi ve ilerletilmesine bağlandığı şeklinde doldurmaktadır. Şimdiden bu bakış açısı farkının uzun soluklu bir tartışmaya zemin sunduğu görülmektedir. Yapılan açıklamada silah bırakma eksenli PKK’nin kongresini toplama çağrısı söz konusu. Ancak bu TC’nin atacağı adımlar temelinde olacak vurgusu ve belli şartlara bağlanması da söz konusu. Nur topu gibi bir zaman öldürme tartışması bu vesileyle tetiklenmiş oldu. PKK kongre toplayacak mı toplamayacak mı, karar alacak mı almayacak mı gibi soluklu bir tartışma ve TC’nin psikolojik savaş argümanı şimdiden oluşmuştur.

Muhataplık: Kürt Meselesinin Oyalama Aygıtı!

Ancak bu eksende bir noktayı açıklığa kavuşturmak gerekir. Bu açıklamanın silah bırakma meselesinde 2013 Newroz’un da yapılan açıklamaya göre daha temkinli ve devlet açısından daha geri bir nokta olduğu açıktır. Çünkü o açıklamada geri çekilme meselesi TC’den herhangi bir adım beklemeksizin fiilen pratikleşmişti. Bu açıklamada ise bunun olmayacağına işaret etmektedir. TC 2 yıl önceki duruma göre kendisi açısından aslında daha geri bir mutabakatı daha güçlü bir muhataplık ilişkisiyle kabul etmek zorunda kalmıştır. TC’nin bu açıklama üzerinden psikolojik bir savaş eşliğinde zaman kazanmaya dönük kullanacağı görülmektedir.

Meselenin muhataplık açısından güçlü ve yeni bir eşik olduğu meselesi ise doğrudur. Bu yönüyle Kürt ulusal hareketi ciddi bir kazanım elde etmiştir. Ancak Kürt meselesinin gerek iç gerekse de dış politikadaki yeni pozisyonu ve özellikle Ortadoğu’da Kürtlerin elde ettiği kazanım ve yeni politik karakteri düşünülürse artık muhataplık meselesinin hem önemi hem değeri gelişmelerin çok gerisinde kalmıştır. Ancak TC’nin bu muhataplığı özellikle geçmişteki gerici konumu ile kıyaslayarak ustaca pazarladığı görülmektedir. Bu durum yer yer içinden geçilen sürecin üstüne atılan bir örtü işlevi de görmektedir. Adeta bir sihir yaratmakta ve görünürde etkileyici bir şov olarak algılanmaktadır. Oysa muhataplık tartışmasını gelişmeler yutmuş, bunun ciddi bir adım olması meselesini çoktan geriye atmıştır.

Liberallerin Açılan İştahı Ve Sınırsız Özgürlükleri!

Bunların yanında bu açıklamanın HDP’ye sunacağı katkı, seçim sürecine etkisi gibi daha farklı bir psikolojik savaş süreci de yürütülmektedir. Bu psikolojik savaşın muhatabı ise sadece HDP ya da Kürt ulusal hareketi değil genel olarak devrimci sürecin araç ve yöntemleri olmaktadır. Devrimci süreçlerin gerçekleşmesi ve halkın örgütlenerek egemenlik kurmasındaki zor ve silahlı mücadeleye yönelik bir ideolojik kuşatmada söz konusudur.

Bu noktada özellikle Kürt ulusunun barış ve uzlaşmayla belli haklarının tanınmasını isteyen, devlete eleştirel bir noktada duran, yürüyen müzakerede devletin ayak diremesine karşı konumlanış içinde olan kesimlerin bu kılıcı çektiğini görmekteyiz. Liberal burjuvazinin temel karakteri bir elini özgürlük, barış, demokrasi için kaldırırken diğer elini arkadan sinsi şekilde devletin bekasına hizmet için kaldırır. Onun sınıfsal karakteri ve çıkarları bu niteliğini ortaya çıkarır.

Şimdilerde bir yandan AKP hükümetini demokrasi, özgürlük ve barış söylemiyle döverken diğer taraftan HDP güzellemeleri eşliğinde silahlı mücadeleye ve onun yarattığı kazanımlara saldırmaktadırlar. Bu sadece silahlı mücadeleye bir saldırıyı içermenin ötesinde Kürt ulusunun “Türkiyelileşme” projesi kullanılarak tam hak eşitliğine dayanan Özgürce Ayrılma Hakkının çanına kalıcı olarak ot tıkama hesabı yapmaktadırlar.

Bu saldırılarını bir yandan HDP güzellemeleri yaparak, diğer yandan HDP’yi yükseltecek koşulların ne olduğunu sıralayarak yapmaktadırlar. Peşpeşe bir kaç alıntı yaparak duruma açıklık getirmek gerekir. “HDP bütün anketlerde yüzde 10’luk baraj engelini aşmaya yakın görünüyor. Kuvveden fiile geçmesinden vazgeçtik, silahsızlanma etrafında olumlu, samimi ve ikna edici bir gündem yaratılması bile, bazı koşulların da yerine getirilmesiyle birlikte HDP’nin barajı geçmesini sağlayabilir.” (Kadri Gürsel, 1 Mart Milliyet)

“Bu açıklamayla(silah bırakma) HDP’nin baraj sorunu kalmamıştır” (Ruşen Çakır, 28 Şubat Habertürk TV)

“Silahlı mücadelenin sona ermesi, HDP’nin temsil ettiği Kürt siyasi hareketi açısından ciddi dönüşümün kapısını aralayarak, onu 1970’lerde içinden çıktığı Türkiye solunun temsilcisi yapmaya aday haline getirebilir. Bunun Türkiye’nin geleceği açısından çok hayırlı bir gelişme olduğuna şüphe yok. 

Kuşkusuz Türkiye’nin Batısından alacağı ciddi destekle HDP’nin yüzde 10 barajını geçmesi, hareketin Türkiyelileşmesi ve demokratik güçlerin bu partiyi şemsiye olarak değerlendirerek birleşmesi anlamına gelecek… Bu bağlamda silahlı mücadelenin sona ermesi, hem HDP üzerinde Damokles’in kılıcı işlevi gören silahlı güçlerin baskısının azalması, hem de gittikçe otoriterleşen siyasi iktidara karşı verilecek demokratik mücadelenin güçlenmesi açısından önemli.” (Behlül Özkan, T24, 28 Şubat).

Bu ve benzeri anlayışlar sadece bu kişilerle sınırlı değildir. Bu ortalama bütün liberaller ve yer yer koşulların boğuculuğu karşısında demokratik tutum alan diğer burjuva aydınların sahiplendiği ve etrafında kenetlendiği yaklaşımlardır. Bu vb içerikteki yazılar bu cenahta bir birine atıf yaparak dolaştırılmaktadır. Bu kesimler ezilen Kürt ulusunun sistem içinde “asgari demokratik” haklara kavuşmasını bölünmeme şartına (yani özgürce ayrılma hakkının gerçekleşmemesine) bağlayarak yaklaşmaktadır. Bunu da Kürt ulusal hareketinin Türkiyelileşme kavramıyla perdelemektedirler.

Tutarlı demokratik tutum Kürt ulusuna tam hak eşitliğini savunmaktır. Bunun barışçıl yolla sağlanmasını savunmak sorun değildir. Bir arada yaşamanın yegane koşulunun, ulusal barışın sağlanmasının gerçek savunusu tam hak eşitliğini (özgürce ayrılma hakkının kabulü) savunmaktan geçmektedir. Türkiyelileşme meselesi önündeki engel silahlı mücadele değildir. Kürt ulusal hareketinin Türkiyelileşmesinin önündeki engel faşist devletin Kürt ulusunun tam hak eşitliğini kabul etmemesi ve ulusal hakları gasp etmesidir. Bunu kabul etmesi durumunda Kürtlerin ulusal hakları ekseninde savaşması, ölmesi-öldürmesi için nasıl bir sebep olabilir. Kürt ulusunun bunu gerçekleştirmesini, eksiksiz gerçekleştirmesini tartışmak, bunun savaşımını ve mücadelesini vermek yerine silahlı mücadeleyi tartıştırmak, Türkiyelileşme ve seçim barajını geçmesini buna bağlamak Kürtleri silahsız, örgütsüz bir şekilde faşist devletin parlamentosuna ve insafına bırakmaktır.

Kemalistlerin “Gecikmiş” Adımı!

Bu süreçte gerçekler gerici bir kuşatmayla çevrelenmiş durumdadır. Silahlı mücadelenin ve zorun Kürt meselesinin toplumsal gelişmesinde tarihsel ve güncel rolü adeta bir küfür korosuyla hücuma uğramaktadır. Ezilen geniş kitlelerin kafası silahın ve zorun geleceğini kurmasındaki tarihsel rolünü, devrimci işlevini kavramasında karartılmaya, karıştırılmaya çalışılmaktadır. Bu olabildiğince güçlü, yoğun bir dalga haline gelmiştir. Bu dalgada boğulmak istenen ezilenlerin geleceğidir.

Bunun yanında Kürt ulusal hareketini sistemin içine çekme, merkezine yaklaştırma noktasında verilen çaba sadece bu kesimlerle sınırlı değildir. Bu eksende kemikleşmiş gerici Kemalist kesimlerinde buna dahil olduğu görülmektedir. Faşist Türk aydınlanmacılığının kaşarlaşmış savunucusu Cumhuriyet başyazarı Cüneyt Arcayürek’e bakın ne diyor:“Bu nedenle bu seçimde HDP’nin barajı aşarak Meclis’e girmesinde olası sonuçlar dikkate alındığında, -biz- seçmenlerin geleceğimizi özenle düşünerek oy kullanmamızda sayısız ulusal yarar var. Bu seçimde demokrasimiz ve halkımız ya RTE’nin boyunduruğu altına girecek ya da seçmen olan bizlerin HDP’nin Türkiye partisi olarak seçimi kazanmasını destekleyen oylarıyla Meclis’e girmesi sağlanacak!(Cüneyt Arcayürek, 27 Şubat Cumhuriyet). HDP’ye gösterilen bu ilgi ve beklenmedik destek dikkat çekicidir. AKP’nin giderek güçlenen konumu bu desteğin bir yanıdır. Ancak destek yine HDP’nin Türkiye partisi olmasına atıf yapılarak şekillenmektedir. Bu Türk ulusalcılığının kalesi olan kesimlerinin “Türkiye partisi” anlayışını bir “ulusal yarar” ekseninde tanımlamasını tereddütte yer vermeyecek şekilde Türk ulusal egemenliğinin devam etmesi olarak algıladığı açıktır. Bu kesimlerin Türkiyelileşme adı altında Kürt ulusunun temel hakkı olan “Özgürce Ayrılma hakkı” yerine belli iyileştirmelerle Kürtlerin uykuya yatırılacağına dair ideolojik hesapları yanında Türkiyelileşme ile Kürt ulusal kimliğinin silikleşmesine yönelik siyasi hesaplarını içermektedir.

Dost postu giymiş gulyabaniler şimdilerde ulusal barış, Türkiyelileşme, Demokrasi, seçimler, AKP’ye tampon söylemleri ile Kürt hareketinin reformist yönelimini cesaretlendirmekte, Kürt ulusunun yegane çözümü olan tam hak eşitliğini boğmaya, zorun ezilenler için tarihsel önemini kuşatmaya çalışmaktadır. Bu ideolojik ve tarihsel gericiliğin önünde barikat olmak devrimci-komünistlerin en önemli siyasal görevidir. Reformizme destek ile Kürt ulusal haklarının reformlar yoluyla demokratik kazanımlara dönüşmesine destek arasında ki kalın çizgi en belirgin hatlarıyla çizilmek zorundadır. Bu eksende yaşanacak muğlaklık var olan reformizm ve sistemiçiliğin tüm zehirlerinin bünyeye sirayet etmesini getirecektir.

 

91859

Sefa Ünal

Sefa Ünal  sitemizin köşe yazarıdır. Teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır.

 

Son Haberler

Sefa Ünal

Çürüme ve Çökme… Çözüm birleşik devrimci mücadelede

Virüs salgınının etkisiyle daha da derinleşen ekonomik kriz, TC faşizmini zorlarken, kontr-gerilla unsuru bir çete başının videolar yoluyla açıklamalarda bulunması, burjuva feodal siyaseti daha da hareketlendirmiş durumda. Yayınlanan videolarda üstü kapalı olarak ifşa edilen kimi gelişmeler ve bunlara dönük yanıtlar, TC’nin niteliği hakkında geniş kamuoyunun bilgilenmesine hizmet etmekle birlikte devrimci, komünist ve yurtseverler açısından ortaya saçılanların bir sürpriz olmadığını kaydetmek gerekir.

Üç gerilla önderinin yanındayız! (Nubar OZANYAN)

TC devletinin soykırım aklı ve imha kılıcı yine devrede. Kürdistan’ın parça parça ilhak ve işgal hareketi sürerken gerilla direnişi de görkeminden bir şey kaybetmeden devam ediyor. Kağıttan kaplan olan ABD emperyalistlerinin PKK’nin üç öncü komutanı ve önderine karşı aldığı imha kararı asla kabul edilemez. Bu köhne kararın halklar nezdinde, özgürlük ve adalet karşısında hiçbir meşruluğu ve hükmü yoktur.

Sedat Peker‘in Ablaları, Abileri (Baran Cem)

Susurluk ta, Kamyonun altında kalan mercedes arabanın bagajından çıkanları, zamanın iktidarları hasıraltı etmeyi başardılar. Ortaya saçılanlar, sadece devlet‘in çekirdeğinin izin verdiği kadarıydı ve Süleyman Demirel‘in deyimiyle, „fırat‘ın öte yakası“ndaki suçlar, karanlıkta kalmıştı. Dönemin başbakanı Tansu Çiller ve muktedirlerinden Mehmet Ağar,“Bir tuğla çekersek duvar yıkılır, Bin operasyon yaptık, vatan için ölende kurşun atanda makbuldür“ sözleri ile, devletin bizzat bu şahısları görevlendirdiği ve bunun dar bir çıkar grubunun işi olmadığı, net olarak ortaya çıkmış oluyordu.

Harekete Geçiren Umut…

Her örgütlenme açısından olduğu gibi kolektifimiz açısından da “sorun”ların ilki görevlerimizin doğru saptanıp saptanmadığı, ikincisi buna uygun yol ve yöntemin doğru belirlenip belirlenmediği, üçüncüsü bu yönde ne kadar arzu ve gayret içinde olduğumuzdur.

Kaypakkaya’da Rejimin/Kemalizm’in Teşhiri (Sait Çetinoğlu)

Kaypakkaya,  sol yada sosyalist gelenek içinde Kemalizm ile arasında mesafe koyarak cepheden eleştirip  bir ilki gerçekleştirmiştir. Olağan üstü sınırlı koşullarda olmasına karşın eleştirilerinde son derece radikaldir. Bu güne göre oldukça sınırlı bir bilgi[1] dağarcığı ile yapıldığını söyleyebileceğimiz rejimin niteliğine dair bu eleştirileriyle Kemalizme büyük gedik açmıştır.

19 Mayıs’tan bir gün önce 18 Mayıs (Rakıp Zarakolu)

İbrahim Kaypakkaya 19 Mayıs’tan bir gün önce öldürüldü. 19 Mayıs bizim gençlik bayramımızdır. 24 Nisan’dan bir gün öncesi  23 Nisan bizim çocuk bayramımızdır.

11 Eylül Şili’de Allende’nin sosyalist hükümetinin Pinochet’nin faşizan darbesi ile devrildiği tarihtir. İnsanların stadyumlarda oluşturulan toplama kamplarına konulduğu, kitapların Nazi Almanya’sındaki gibi ateşe verildiği tarihtir.

İbrahim Kaypakkaya…(Nubar Ozanyan)

Ser verirken bile gösterişten uzak olan öndere…

Tarihsel-toplumsal gerçekliğin en ağır ve en ciddi sorunlarına düşünsel-pratik-önderlik düzeyinde çözüm bulmak için yaşamını feda eden İbrahim Kaypakkaya yoldaş, 23 yaşın bilimsel olgunluğunda işkenceciler tarafından katledilerek aramızdan ayrıldı. 18 Mayıs’ta devrimin kocaman yüreği katledilerek susturulmak istendi. Ne susturulmak istenen o yüreği ne de onu susturmak isteyenleri asla unutmayacağız.

Komünist önder İbrahim Kaypakkaya, direnmek ve özgürleşmek isteyenler için bir devrim feneridir! (Cemile Meryem)

İbrahim Kaypakkaya’nın Amed Zindanları’nda işkenceyle katledilmesinin 48. yıldönümündeyiz. Aradan yarım asra yakın bir zaman geçmiş ve bugün hala Kaypakkaya’nın ardılları tüm dışsal ve içsel zorluklara (ki sınıf mücadelesinin doğası da budur) rağmen mücadelede, komünizm davasında ısrar ediyorsa, bunun elbette Kaypakkaya’nın görüşleriyle doğrudan ilişkisi bulunmaktadır. Ama sadece bu değil.

Cemil Amed: Kaypakkaya’nın bilinci ve yüreği Kürt halkının özgürlüğü için çarpmıştır

Rojava’nın her konuda gerçek bir “devrim laboratuvarı” olduğunu vurgulayan Cemil Amed, Kaypakkaya’nın; Türk hakim sınıflarının Kürt milletine ve ezilen milliyetlere uyguladığı baskıya yönelik belirlemelerini alıntılayarak, “Yoldaşlarımız ve dostlarımızla omuz omuza, Rojava Devrimi’ni halkımızı ve özgürlüğümüzü korumak ve savunmak için bu topraklardayız.” diyor. 

 Vedat Yeler:

Nerede Mücadele Varsa Kaypakkaya Oradadır!

 

Bugün coğrafyamızda devrim ve demokrasiye dair bir söz söylemenin Ortadoğu topraklarının bütününden bağımsız olmadığını vurgulamak gerekiyor. Bu topraklar propaganda edildiğinin aksine Ortadoğu’ya aittir. Diğer bir ifadeyle Türkiye toplumu, bütün başlıca çelişmeleriyle bir Ortadoğu toplumudur. Kemalist faşizmin “Batılılaşma” hedefiyle yarattığı sanal gerçeklik beraberinde kendisine ilericiyim diyenlerde bile topluma yabancı bir şekilleniş yaratmış durumdadır.

Kapitalist Devlet: Burjuvazinin Tüm Pisliklerinin Biriktiği Lağım Çukurudur!

Kapitalist devlet, burjuvazinin işçi sınıfı ve emekçiler üzerinde egemenliğni kurduğu bir iktidar aracıdır. Toplum içinde azınlıkta olan burjuva sınıfı, bu devlet sayesinde, çoğunluk üzerinde kurduğu diktatörlüğüne bir yasal ve meşruti bir zemin hazırlar. Bir avuç haydutun çoğunluk üzerine kurduğu baskı ve sömürü sisteminin temiz olması bekelenebilir mi? Elbette ki hayır!

Sayfalar