Türkiyelileşme Siyasetinin Getirdiği Olanaklar ve Entegrasyon
Siyasi partiler sınıfların,kitlelerin,halkların,örgütlerin ve bazen de devletlerin genel gidişatı yönlendirmek,değiştirmek,kendi çıkarlarını savunmak için kullandıkları araçlardır.Her zaman iktidarı hedeflemeleri gerekmez.Siyasi partilerin hedefledikleri sonuçlara ulaşmaları, uygulanan taktiklerin stratejiyle uyumunu ve parti kadrolarının bunu içselleştirmelerini gerektirir.Karşıtı olunan güçlerin de partiyle ilgili fikirleri,politikaları ve yönlendirme güçleri olabileceği de hesaba katılmalıdır.Bu nedenle Türkiyeli bir siyasi parti olarak HDP sözkonusu olduğunda üzerinde yolalınan bıçaksırtının analizinin doğru yapılması gerekir.
İttihatçı entegrasyon projesinin sonuçlarını TBMM’de bulunan partilerin liderlerinden Erdoğan’ın Gürcü,Kılıçdaroğlu’nun Kürd ve Bahçeli’nin tartışmalı Ermeni veya Kürd orijinli olmasından,ancak hepsinin de fiiliyatta Türk milliyetçiliğine hizmet etmesinden izlemek mümkün.Türk milliyetçiliğine hizmet çizgisini HDP içine taşıma gayretlerine karşı dikkatli olmanın önemli olduğu bir dönemden geçiyoruz.HDP’lilerin kendi işlevlerinin ayırdına varmaları dönemin en önemli görevi.Barajı aşıp TBMM’ye girmek HDP’nin stratejik değil,taktik görevi olmalıdır.HDP’nin stratejik ve tarihsel görevi metropol Kürdlerinin konsolidasyonudur.Bu konsolidasyona ilişkin en önemli hamle de son zamanlara kadar AKP tabanında yeralan ve Kobane savunması sonrasında AKP’ nin Türk milliyetçisi stratejisi ile ayrı düşen ekseriyeti dindar Kürdistanlıları ulusal hareketin taban havuzuna eklemektir.
Bir diğer stratejik görev olan Türkiye’de Kürdistan dostu demokratik bir kitle hareketinin ete kemiğe büründürülmesinin de bir önceki çağa ait olan arkaik sol argümanların ekoloji ve LGBT argümanlarıyla eklektik harmanlanmasıyla başarılamayacağını öngörmek zor değil.Bu konuda ABD’de Vietnam savaşı döneminde oluşan savaş karşıtı hareketin veya Cezayir Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın Fransa’da bulduğu kitlesel desteğin tarihinden dersler çıkarmak gerekiyor.
Diyalektik zıtlıkların bilimidir,herşey kendi zıddını yaratır ve onu dönüştürür.Bu süreç HDP’nin Türkiyelileşme siyasetinde de kaçınılmaz olarak yaşanıyor.Türkiyelileşme siyaseti yaşamını Kürdistan dışında kurmuş ve yarı-entegre olmuş Kürdistanlı yığınlara zorunlu entegrasyon ve ikinci kuşakta asimilasyon dışında yeni bir varoluş alanı yaratıyor: Türkiyeli bir Kürd olarak tanımlanma ve köklerinden kopmama olanağı.
Kürdistan ulusal kurtuluş hareketinin silahlı ya da silahsız her bağımsızlık çıkışı Türkiye’de yaşayan Kürdlerde bir korku yaratagelmiştir:Kürdistan’ın bağımsızlık koşullarında tehcir edilme korkusu.Ulusal kurtuluş hareketinin Türkiye kentlerinde yerleşik Kürdistanlılar içinde en yoksullardan destek bulmasının,orta ve üst sınıflara mensup Kürdistanlılardan hatırı sayılır bir destek alamamasının ana nedeni budur.
1915 Ermeni soykırımının 100.yılını tamamladığımız bugünlerde tehcirin ne demek olduğuna dair bellek Kürdlerde hâlâ tazedir.Türkiye’de bir Kürd tehcirine/soykırımına çok meraklı,ganimetsever Türk milliyetçilerinden devlet katında da,millet katında da mebzul miktarda bulunurken bu korkunun rasyonel olmadığı da söylenemez.Kaldı ki Kürdlerin karşı karşıya kaldıkları Türk milliyetçiliği ırkçı/işgalci temelde diğer ulusların maddi ve kültürel varlıklarının talanı üzerinden varolan bir milliyetçiliktir ve Kürdistanlıların tepesinden Demokles’in kılıcını hiç eksik etmemiştir.Türkiyelileşme siyaseti işte bu entegrasyon çarkına düşmüş Kürdistanlılara zorunlu entegrasyon veya kendini gizleme dışında yeni bir soluk borusu açabilme potansiyeline sahip.Türkiye metropollerinde yerleşik Kürdlerin ikinci/üçüncü kuşaklarından mitingler dolusu zafer işareti yükselmesi bize bu sürecin zıddını yaratma potansiyelinde olduğuna dair veriler sunuyor.
Kentli Kürdistan orijinli orta sınıfların katılımının artışını da pozitif bir değer olarak gözlemek mümkün.Bu süreçte oluşan kafa karışıklığının sömürgecinin bayrağını bayrak kabul etme tefritine varmasına rağmen,bu potansiyeli değerlendirip ulusal kurtuluşun aktifleri arasına katmak Kürdistanlı siyasetçilerin ve örgütlerin yeteneğine kalıyor.Birikmiş niceliğin niteliğe dönüşmesi bir doğa kanunudur.Türkiyelileşme süreci metropol Kürdlerini görünür hale getirmektedir.Metropol Kürdlerinin görünür hale gelmesi doğru politikalarla Kürdistan’ın görünür hale gelmesine katkı sunabilir.
Kendi adıma bağımsızlıkçı sloganlarla bu süreci eleştirmenin anlamlı olmadığını düşünüyorum.Özgürlük hareketinin an itibariyle kullanmış olduğu tüm devletsizlik söylemlerinin ötesinde fiili olarak iktidar odaklı bir devlet örgütlenmesi olduğunu farketmemek için kör olmak lazım.Ajitasyon-propoganda noktasını çoktan aşmış,ciddi alan kontrolüne sahip hareketin bugünkü sorunu her alanda kurumlaşma-iktidarlaşmadır.
Rojava kantonlarını yeniden inşa etme,kantonları birleştirip fiili bağımsızlık alanlarını G.Kürdistan örneğinde olduğu gibi büyütmedir.Daha ötesinde Kilis’te 60 Amerikan dolarına satılan bir ton çimentonun ikiyüz metrelik sınırı geçtikten sonra Afrin’de iki üç kat fiyata satılmasının zeminini paramparça etmedir.En yurtseverlerimiz ülkesi için kanını dökmeye hazır olanlardır.Ortak hayalimiz ışıklı yollarında Ala Rengin gölgesinde gece gündüz güvenle dolaşabildiğimiz müreffeh Kürdistan kentleri ve bu kentlerde kaygısızca yaşayacak olan her dinden,her dilden,her milliyetten Kürdistanlıların özgürlüğüdür.Ülkemizi bu noktaya getirecek ve bağımsızlaştıracak şey bağımsızlık ajitasyonları değildir.
Ülkemizi bağımsız ülkeler arasına katacak şey dünya ve bölge dengelerinin doğru hesaplanıp bağımsızlığın altyapısının bütün parçalarda örülmesidir.Taban emekçiliği,ülke topraklarının Kobane örneğinde olduğu gibi ulusal temelde savunulması ve işgalin aralıksız daraltılması Kürdistan’ın bağımsızlığını konuşulabilir,yapılabilir hale getirir.Kimse atı arabanın önüne koşmasın.Kürdistan,Kürdistani örgütler bağımsızlığı savunmadığı için bu halde değil.Bağımsızlığın askeri,ekonomik ve siyasal zemini hazır olmadığı için kitleselleşmiş Kürdistani örgütler bağımsızlığı açıktan savunabilme noktasına kolay kolay gelemiyorlar.Emeği burada yoğunlaştırmak lazım.
Son Haberler
“Sosyalizm Ve İslâm” Tartışmalarında Önemli Bir Kaynak: Bolşevik Devrimi Ve Din
Köktendinciliğin çeşitli versiyonlarının, bu arada Siyasal İslâm’ın 20. yüzyıl sonlarında yükselişe geçişi, tarihi tek yönlü ve durmaksızın ilerleyen bir devinim olarak algılamaya alışkın zihinlerde, kabul etmeli ki, derin bir kafa karışıklığı ve kavram kargaşasına yol açtı.
Azeri ve Ermeni emekçileri ve yoksulları dosttur!
"Pazar günü çatışmaların başlamasıyla birlikte Ermenistan sıkıyönetim ve seferberlik ilan etti. Azerbaycan'ın Ermeni halkına savaş ilan ettiğini belirterek Ermenistan ve Azerbaycan'ın büyük bir savaşın eşiğinde olduğunu ifade etti"
1917 yılında Rusya’da Lenin’in önderliğinde gerçekleştirilen Sosyalist Ekim Devrimi’yle Rusya bir halklar hapishanesinden halkların özgürce yaşadığı, ezilen bağımlı ulusların kölelik zincirlerini paramparça ederek kendi kaderini tayin etme haklarını elde ettikleri bir sisteme kavuştular.
TKP-ML MK SB Üyesiyle Röportaj:Mücadele etmekten başka çıkış yolumuz savaşmaktan başka kurtuluş yolumuz bulunmamaktadır ! (2)
– Kongrenizin en önemli kararlarından biri de KKB’nin oluşumu idi. KKB’ye kadar gelen süreci ve bugün kadın özgürlük mücadelesinde partinizin duruşunu özetler misiniz?
Hangi İhtiyacın Ürünüdür Komünistleri Etnik Kökenleri Üzerinden Tanıma Gayretleri!
Nubar Ozanyan (mahlas), Serdar Can`ı anma vesilesiyle kaleme aldığı yazısında, sonderece çarpıcı ve karakteristik olan şu ifadeleri kullanıyor:
Siyasette Çocukluk, Gençlik ve Olgunlaşmak (1)
Her olgu ya da nesnenin bir doğuş, gelişme ve büyüyüp olgunlaşarak yok olup sönümlenme süreci vardır.
Bu yasa, doğa ve toplum hayatında olduğu gibi toplumsal hareketlerin de gelişim seyrinde işleyen bir yasadır. Bu yasayı görmezden gelenlerin, üstünden atlayanların, yaşamda var etmek istedikleri amaçlara ulaşma imkânı bulamadıklarına hep beraber onlarca kez tanıklık etmişizdir.
Coğrafyamızdaki sınıf mücadelesi tarihi de diğer coğrafyaların sınıf mücadeleleri tarihleri gibi bu doğal gelişme seyrini izleyerek bugünlere gelmiştir.
Devrimci mücadeleyi birlikte yükseltelim
AKP-MHP iktidarı, topluma yaşattığı ağır sorunların, içerde ve dışarda yaşadığı hezimetin iç politikada tartışılmasını istememektedir.
AB ülkeleri ve ABD’nin sıkıştırmaları sonucu Oruç Reis araştırma gemisi ve ona eşlik eden savaş gemileri Antalya açıklarında demirledi.
NATO’nun bastırmasıyla Doğu Akdeniz’deki sorunların müzakereler yoluyla çözülebilmesi için Türkiye’nin Yunanistan’la müzakere masasına oturacağı duyuruldu…
Aslolan Kitlelerin Devrimci Kalkışmasıdır
Faşist Türk devleti, ekonomik krizi derinleştikçe daha fazla saldırganlaşıyor. Son olarak HDP’e ve ilerici aydınlara karşı yapılan toplu tutuklamalar, saldırganlık sınırının burada bitmediğini ve bitmeyeceğini göstermektedir. Faşist iktidardan saldırganlıkta, duraklama beklemek ya da burjuva demokrasisinin olası “yumuşaklığını” beklemek, siyasi körlükten öte, burjuva muhalefetin kitleleri oyalama ve faşist devlet yönetimine payanda etme taktiğidir.
Güzel Ana, Serdar Can ve Nubar Ozanyan; Üç mücadele abidesi…
Güzel Ana’nın ölümsüzlüğünün 3. yılını geride bıraktık. Serdar Can’ı, Nubar Ozanyan’ı da uğurlayalı 3 yıl geçti.
Güzel Ana’yı bir tarafım daha dün gibi hatırlar, burada oluşunu, kapıdan bir tebessümle girişini…
Bir tarafım özlemden, hasretten olsa belki kabullenmez, bir tarafım yıllar geçmiş gibi hissetmekte…
Serdar Can için de geçerli bu duygum. Sanki uzun bir işi var da, halledince geri gelecekmiş gibi. Çok az tanıma fırsatı buldum ben Serdar Can’ı, keşke uzun uzun sohbet etme fırsatım olsaydı.
TKP-ML MK SB Üyesiyle Röportaj:Mücadele etmekten başka çıkış yolumuz savaşmaktan başka kurtuluş yolumuz bulunmamaktadır ! (1)
– Merhabalar, öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?
– Çevani Başe, TKP-ML Merkez Komite Siyasi Büro üyesiyim. Adım Özgür Aren.
– Geçtiğimiz yıl 1. Kongrenizi yaptığınızı açıkladınız. Kongrenize nasıl bir ortamda hazırlık yaptınız hem Parti gündemleriniz açısından hem de ülkenizdeki durum açısından?
Dünyada Artan Savaş Etmenleri Ve Bu Eksende Sürecin Ana Taktiği:
Emperyalist- kapitalist sitemin bir türlü aşamadığı, uzunca bir süreden beridir yaşaya geldiği ekonomik krizler dalgası , tırmanır bir ivmeyle , emperyalist savaş etmenlerini giderek yükseltmektedir.
Öyleki, adeta 3. bir dünya savaşının ön hazırlıkları ve alan tutma gayretleri ile, son bir kaç yıldan beridir "bölgesel savaşlar" biçiminde , fiili bir savaş durumu yaşanmaktadır.
Kendine Güven, Kolektife Güven; Geleceği Kazan!
“Güven” kavramı, sınıf mücadelesi yürüten politik özneler açısından her dönem tartışılan bir kavram olagelmiştir.
Sınıf mücadelesinin, inişli-çıkışlı, yenilgi ve yengilerle; atılım ve geri çekilmelerle dolu gerçekliği söz konusu kavramın politik özneler açısından yaşamda karşılığını doğrudan etkilemiştir/etkileyecektir. Devrimin kitlelerin eseri olacağına inananlar açısından “güven” kavramı aynı zamanda ideolojik-politik temelde, bilimsel bir zemin üzerinden beslenir ve şekil alır.